Etiket: türkiye

  • Türk Düğünlerindeki İnanılmaz Mantıksızlıklar

    Türk Düğünlerindeki İnanılmaz Mantıksızlıklar

    Düğünlerden de, geleneklerden de nefret ederim. Eşimle düğün yapmadık, takı dilenciliği yapmadık, evlilik imza formalitesinden ibaret çünkü bizim için. Seven insanlar kına, nişan, düğün gibi saçmalıkları hayatına sokmadan evlenir zaten. Eşimle mecbur olmadığımız hiçbir düğüne gitmeyiz, mecburen gitmişsek de biraz görünür çıkarız. Ekşi Sözlük yazarlarından bizimle aynı fikirde olanlardan bir derleme paylaşmak istedim web sitemde. Araya kendi ekleyeceklerim de olacak elbet 😉

    ___________________________

    düğün yapmak başlı başına büyük bir mantık hatası bence.

    birbirinin aynı olan gelinlik modellerinden bir tanesini seçmek için bir hafta mağaza mağaza gezmek,

    ne kadar kabarık gelinlik seçersem o kadar masal piyemses olurum mantıksızlığındaki gelin kızımız. şöyle asil, kabarmayan, sade bi kıyafet giysen evlenemiyo musun? kabartacaksın yani illa ki? abartacaksın yani?

    yatak odası konusundaki lojistik desteğin kız tarafınca verilmesi şeklindeki sapıkça adet,
    davetiye dağıtımında mutlaka çok önemli birilerini unutmak, unutulanın anlayış göstermek yerine küsmesi,

    düğüne gelmeyen akrabalara küsülmesi,

    gelinliğin içine eden “dış çekim” aptallığı,

    düğünde zorla oynatılıp bir de üstüne dalga geçilmek,

    takı merasiminde “damadın amcasından çeyrek altın” şeklinde anons yapan gevşek,
    taktığı 20 liranın bütün salona duyurulmasından haz alan manyak,

    gelinin beline dolanan ve amacı aslında gelini aşağılamak olan kırmızı kuşak,

    düğün esnasında her bokta (salona giriş-çıkış, pasta kesimi vb.) bahşiş koparmaya çalışan maaşlı çalışanlar,

    düğünde oturma düzenini beğenmeyip, gelin ve damada trip atan akraba,

    her düğünde kız-erkek tarafları arasında küçük veya büyük mutlaka bir sürtüşme yaşanması,

    daha sonra kesinlikle eline geçmeyecek fotoğrafları gelin ve damat ile çekinmek için birbirlerini ezen davetliler

    şu ülkede gelenek göreneğe karşı son derece mesafeliyim. ama bu düğün illeti insanı ciddi manada tehdit ediyor.

    eğer tüm hayatımı bekar olarak geçirirsem bunun asıl ve yegane sebebi düğün istemeyen hatun bulamamak olur (DEMİŞ EKŞİ SÖZLÜKTEN BİR BEY. VAR KARDEŞİM VAR MERAK ETME 😉)

    yazık. gencecik insanlar aile kurmaya çalışırken 3-4 yıllık birikimlerini adam düdüklemeyi marifet sanan insanlara kaptırıyorlar.

    bir arkadaşımın düğünü vardı, damat ben ve bir arkadaşımız daha, yani 3 kişi traş olduk. berber 500 tl dedi. düğüne kalmış bir saat. adamla kavga da edemiyorsun, polis de çağıramıyorsun o an, anladın mı? (SİZ BEYLERDE SUÇ, KABUL ETMEYİN, TIRAŞINIZI KENDİNİZ OLUN YA DA BERBERE DÜĞÜN TIRAŞINDAN BAHSETMEYİN NE VAR Kİ SANKİ? AYRICA SAKALLI EVLENİLEMİYO MU???)

    işte böyle bir memlekette bırak düğünü cenazeler bile fırsata çevriliyor. bana kalsa cenaze de istemiyorum zaten. neyse.

    mantıklı tek bir iş yok ki memlekette düğünler mantıklı olsun.

    gelin ve damat dışındaki insanların aşırı mutlu olmaları buna karşın gelin ve damatın aşırı gergin olması.
    belli ki düğün gelin ile damat için değil. onlar dışındaki herkes için.

    sırf gösteriş olacak diye bir düğün organizasyonuna bilmemkaç bin lira gömüp önümüzdeki 5 sene, borç ödemek için açlıktan nefesinin kokmasından daha büyük bir mantık hatası olamaz.

    kocaman maket pastayı size verilen kılıçla kesmek. bildiğin kılıç yahu. arya stark’ın iğnesi gibi. sonra alttan normal pastayı birbirine yedirmek veya çoğunlukla yedirmeyi becerememek.

    batılı gece kıyafeti giyip, halay çekmektir.

    medeniyetler sentezi falan değil o tuvaletli hanımların halay çekmesi, resmen kimlik kargaşası.

    dugun yapmak zaten millete hava aticam diye gösteris yapmanin en belirgin mantik hatasi. digerlerinden bahsetmiyorum bile.

    iki kişi sevişecek diye anne baba dahil onlarca kişinin halay çekmesidir

    yahu şu düğünde oynamak şart mı? mesela bilardo turnuvası yapsak yada bowling turnuvası yapsak takımlara ayrılıp? sonra kazananlara derecelerine göre hediyeler versek falan? (NEFRET EDERİM OYNAMAKTAN)

    akşam güreş turnuvası yapacak olan gelinle damadın, öpülmekten, tebriklerden perişan olmaları. saatlerce para asma ve fotoğraf çekiminde ayakta kalmaları. yazık lan.o gençlerden gece ne hayır gelecek şimdi?

    kafa s.ken desibelde iğrenç müzikler.balonla koşuşturan veletler, bazen birbirlerine çarpıp zırlamaları. 10 cm mesafedeki elemanla bağıra bağıra konuşmak zorunda olmak.

    düğün pastası adı altında 3 yaşındaki bebenin kursağını doldurmayacak pasta ve tatsız kurabiyelere maruz kalmak.

    kim ne astı diye şerlok holmsçuluk oynayan teyzeler. bekar 25 yaş üstü gençleri dakika başı öğüt bombardımanına tutan insanlar.

    düğün formülü yaklaşık olarak şöyle: düğün =(işkence+çile)^mallık .

    asıl mantıksızlık, bir gün önce sevişseniz kızın babası çekip vuracak kişilikte ama evlendikten sonra sevişeceksiniz diye halay çekiyor.

    süper mini etekleri ile arz-ı endam eden tombul kızlarımız,

    bir sürü insan toplayıp deli gibi oynatıp üstüne bir de türkiye şartlarında en az 5 senelik işçi maaşı kadar para ödemek.

    git nikahta taksınlar takıları o parayı koy kenara ya git tatike stres at ya da geçimine katkısı olsun. ne anlıyorsun kanguru gibi tepinip para ödemekten?

    hayatında toplasan 10 cümle konuşmadığın insanların senin evleniyor oluşunu göbek atarak kutlaması.

    dugun filan neyse yapiliyor da gelin kaprisi diye bir sey var iste o herhangi bir mantikla aciklanamaz. evlenen kuzenlerimin karilari bile gelin odasi denilen yerde yanlarinda beni istedi. gelin giydirmekten, aglayan gelini susturmaktan, makyaji akan gelini toparlamaktan sulalede dugun olmasin diye dua eder oldum. hayir sanki bana evleniyorlar neyin kaprisi bu. gelinmis her istedigi olurmus, yok canim, sen evleniyorsun diye ben niye iskence cekiyorum. bak yine sinirlendim.

    şimdi efendim düğün dediğimiz organizasyon, aslında birden fazla sebebi olsa da temelde yeni evli çiftlere destek olmak için bir araç olarak görünür. evet, o çil çil altınlardan bahsediyorum. aynı zamanda ailelerin bir böbürlenme, birleşme kutlamasıdır. günümüzde geldiği şeklinde ise tamamen paramla (hatta çoğu zaman bankanın parasıyla) neler yapsam da çift olarak bu mutlu günümüzde bin bir türlü stres ve saçmalıkla ağzımıza sıçmaları için ödeme yapsam kıvamına gelmiştir. öyle temiz, saf bir durumu yoktur. o masraf kalemlerine ve onların aileler üzerinde yarattığı kan davası potansiyelli kin ve kavgalara hiç girmiyorum. elbette çok kaliteli ve gelenekçi insanlar için anlamlı olabilecek düğünler de olmuyor değil. ancak gözlemlediklerimin %99’u bir rezalet ve mantık hatası geçidi. hatta hata sayılması için en başında gereken mantığın söz konusu olmadığını iddia etsem eminim katılacaksınız. düğüne ilişikli kimse eğlenmediği gibi tamamen bir zarar tablosu. siz gelin vazgeçin bu işlerden. çok paranız varsa bir şey diyemem ama ülkenin durumunda artık çoğunlukla çifte yığılan borçlar şeklinde geri dönüyor o bilezik seslerini duymak için verdiğiniz çaba. aklınız altınlarda biliyorum. düğün yapmazsak kimse takı takmaz endişesini gidermek için elinizdeki denkleme bakmanız yeter. düğünde gelecek takıların büyük bir kısmının masraflara gideceğini biliyorsunuz. atıyorum ümraniye’nin kimsenin gitmediği bir sokağındaki en boktan düğün salonuna bir geceliğine vereceğin para en az 10 bin. on bin. 10.000. ki bu zaten havasız kalıp sonunda ölmezseniz şanslı sayılacağınız bir salonun gündüz fiyatı falan aslında. deli mi Mİkti lan sizi? git gönlüne göre balayı yap o parayla, bilmem kimin dayısının dünürünün koca götlü yürüyen hamurişi teyzesi halay çeksin diye verilir mi lan o para? ki sadece salon. şimdi bazıları diyecek ki “amaaan zaten babası ödeyecek.” aklına saygı duyduğum bir arkadaşım, kendi cebinden tek kuruş çıkmayacak ve tüm masrafları babası karşılayacak olmasına rağmen, ne yaptı etti adamı ikna etti. bu parayı bize ver biz 1 ay seyahat edelim dedi. canını yediğimin.  bunun yerine, nikaha davet edin gelen gelsin “mutlu gününüzde” yanınızda olsun. masrafsız olsun. biraz takı da gelir. diğer kalabalıkten gelecek takı zaten harcanıyor masraflarda. huzurunuzu bozmayın ne gerek var? şimdi yine bazıları diyecek ki, olmaz kardeşim, ele güne düğünü bile yapılmadı dedirtmem, benim neyim eksik? sen beter ol kuzum sana haktır.

    elit bir mekanda düğün yapıp “a be kaynana naptın bize” çalmak. hayır mantık da yok. napmış kaynana evleniyorsunuz işte. bir de bunun ” al kızını koy çuvala, salla salla vur duvara” versiyonu var. bunda oynayan insanları gördükçe ağlayasım geliyor.

    gelinle damadın salona teşrifi ve açılış dansı yapmaları şebekliği.

    düğünün kendisi mantık hatasıdır. 21.yy da kimseye bu insanlar evlendiklerini ,birlikte yaşadıklarını ispatlamak zorunda değildirler. iki insan evlenecek gerdeğe girecek diye dünyanın masrafı yapılır, borca girilir, hediyeler yapılır… hele ben bi kız babasının buna nası razı olduğunu hiç anlayamamışımdır. bi baba tabi ki kızının turşusunu kurmamalı da bi adam kızını becersin diye de göbek atmasın bi zahmet.

    sevenleri sevdiğine vermediler diye şarkı çalarken hoplaya zıplaya oynanmasıdır

    arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah diyerek göbek atılması.

    evlenme umudu tükenmiş her hafta pazartesi o siyah elbiseye girmek için diyete başlamış ve kemalpaşa tatlısıyla kendini şımartmış, netice olarak son atımlık kurşunuyla o düğüne gelmiş eltinin kız kardeşi aynur göbek atsın diye, küçük bi serveti bi salon dolusu tekrar görmeyeceğin insan için gömmek.. hem de 2-3 saat için..

    üç kuruş maaşla çalışan adamların sırf adet yerini bulsun diye dünya kadar borca girip düğün yapmaları…

    küçücük kız çocuklarına gelinlik giydirip, makyaj yapan ve memleketin yüzde sekseni sapık olan insanların arasına atabilecek kadar düşük seviyede ebeveynler.

    gelin’in kardeşinin, durmadan pistin ortasında kırmızı tuborg gibi dolaşması.

    a’dan z’ye herkesin damat ve gelini yolma şenlikleridir.  “hamama giren terler” kafasıyla herkes her fırsatta para ister. kuaför iki fön çeker hemen on katı para. kapıyı tutarlar para. arabayı tutarlar para. sokakta davulcu gelir kafana kafana vurur tokmağı para. zurnacı eksik kalır mı ona da para. salona girersin pastacı gelir bıçak kesmez ee para. fotoğrafçı videocu önceden işi bağlamıştır salonda gık demezler ama bahşişe de hayır demezler. servis eksiktir garsonlar gelir gider abi para. otoparkçısı gelir çiçekçisi gelir nerdeyse bütün çalışanlar ufaktan dürterler para para para para. mantık bunun neresinde.

    dugunlerin hala var olabiliyor olmasi mantik hatasidir insanlarin baska insanlara kendi caplarinda gosteris yapmak icin kullandiklari geleneksel bir yontemdir ”hey iste size eglence ama giris en az bir ceyrek altin !”. düğünler tuzaktır orda olmak istemeyen insanlar sirf ayip olmasin ya da annesi bizim dugune gelmisti gibi sacma sapan bahanelerle genelde berbat muziklerin aşırı yuksek sesle calindigi insana var olus nedenini sorgulatan sexi legallestirmek icin uydurulan seremonilerdir. oh oh düğünler genelde tamamen ve yalnizca gelinlere aittir yani yalnizca onlar icin onemliymis gibi hayatimda bir kez evlenecegim (ki kesinlikle emin olmak imkansiz) bahanesiyle her sey gelinlerin istedigi gibi olmak zorundadir ve gelinler cidden sadeligin guzelligini henuz kesfedemediler cidden her sey pırıltılı olmamali abartili makyaj ov ov berbaat cem yilmazin bahsettigi gelinin kiz kardesi de olmamali ya da alkol olmayan bir dugunde masa altindan gizliden gizliye sarhos olup ortaligi dagitan kayinbiraderler de olmamali. ayrica anneler babalar kiziniz ya da oglunuz o gece sevisecek diye o kadar heycanlanmaniza gerek yok buyuk ihtimalle (istisnalar olmaz demiyorum) ilk kez sevismeyecekler ve kizin beline bagladiginiz o kirmizi kusak hani bekareti simgeleyen anlamsiz ve cok cirkin. ah ah kucuk gelinlikler nefret ediyorum asiri sevimsizler dünyanın en sirin cocuguna da giydirilseler gunu mahvedecek kadar cirkinler asla asla cocuklariniza onlardan giydirmeyin aslaaa. sesi asiri kotu olan ama dugunlerde ”muzisyenlik” yapan adamlar ciddiyim berbatlar ve hala para kazanabiliyorlar eskiden olsa asilmalarini isterdim zihinsel özürlü gibi davranarak ve ayrica herkese ne zaman ne yapacaklarini soyleyerek islerine geldigi sekilde davraniyorlar o adamlar senin parani oduyor dostum oylece ”cocuklarinizi pistten alin”dememelisin ya da ”gelinin arkadaslari dans edecekler ” yani ve millet bunlar ne derse yapiyor igrencler sozleri geciyor ve para kazaniyorlar dugunden en kazancli cikan insanlar bunlar inanilmaz bir mantik hatasi daha neyse guzel dugunler de yok degil ama ben genelde bu tur dugunlere zorla suruklendim ve hic eglenmedim asla onlarin mutluluklarini paylasmadim bu baslik sanki yillardir bekliyormusum gibi atladigim bir baslik devamini okuduysaniz tesekkur ederim

    gelin başı diye birşey var mesela. iğrenç ötesi saç ve makyaja çuvalla para ödeniyor.

    bayanların düğün gününü hayatlarının en önemli günü sanması ve bu günü hayal edip yıllarca buna hazırlanmaları

    herkesin damadı yolunacak tavuk olarak görmesi. (bkz: bıçak kesmiyo, kapı açılmıyooo).

    bütçesi düşük ailelerin bile yıllarca yaptıkları birikimleri bir merasim için harcamaları.

    ailenin herkesi memnun etmeye çalısması ama yine de insanların dedikodusuna ve memnuniyetsizliğine maruz kalmaları.

    kimin ne taktığının dedikodusunun en alakasız kişiler tarafından dahi yapılması.

    sabahtan beri oradan oraya koşturan gelin ve damadın akşam düğün zamanı deli gibi oynamak zorunda olması, bunu yaparken hep gülümsemek ve fotoğraflara da poz vermek zorunda olması.

    düğün öncesi gayrimeşru olmasına rağmen, baştan aşağıya bir gariplik silsilesi olan düğün merasiminden sonra kız ve erkeğin sevişmesinin toplumsal olarak meşru kabul edilmesi.

    önce zengin damat bulup sonra damadın bütün parasını düğün dernek için harcatıp, finalde adamı borçlu çıkaran gelin ve gelinin annesi olabilecek en büyük mantık hatasıdır.

    gece düğün bittiğinde kız tarafının kızlarını düğün yerinde yeni ailesiyle bırakıp düğünü misafirlermiş gibi terk etmeleri. ve ağlayarak. epey saçma.

    muhafazakar geçinen ailelerin çocuklarının düğününde, gelin ve damatın gezip tozma görüntülerinin yayınlanması. geçen gün bi düğüne gittim salon dolunca sinevizyonunda şöyle bi geçmişe gittik. öpmeler, sarılmalar, arabayla giderken çekilmiş videolar, aklınıza gelecek her yerde çekmişler. 15 dakika filan bunları izledik. sanırım sadece yiyişmeleri kesmişler. bence bu çok büyük bi mantık hatası. kızın babası iyi ki kalp krizi filan geçirmedi.  hayır biz sizin nerde ne bok yediğinizi çok mu merak ediyoruz geri zekalılar.

    gelinin en güzel olması beklenen günde onca saç, makyaj vesaire masrafına rağmen normalde olduğundan daha çirkin hale gelmesi. ayrıca bizim ülkemizde düğün; gelin&damat bu anlamlı günlerinde mutlu olsun, eğlensin, onlara hoş bir anı kalsın diye değil, el alem, eş, dost akraba görsün ve altın taksın diye yapılır. sonra da o takılan altınlar yine düğün masraflarına gider.

    en büyük mantık hatası gelinliktir hiç şüphesiz. bir daha ömür boyu giyilmeyecek olan bir bez parçasına dünyanın parası veriliyor.

    sırf bu masrafları karşılayamayacak veya karşılamayı kendıne, ınandıgı seylere yedıremıcek olduğundan dolayı evlenmeyen; evlenmeyı gec bu stres yüzünden gunun bırınde karsısındakını kırmaktan ve onun tarafından kırılmaktan korkutugundan duzenlı ılıskı yasamaktan ımtına eden ınsanlar var. kapıtalızmınızın de, aaa adettendırınızın de, gosterısınızın de buzzugunu buzeyım sızın…  not: ben evleniyorum dıye aılem nıye zibilyon lıra masrafa gırsın amk.

    bu mantıksızlık tamamen ailelerin tanışmasından itibaren başlıyor. öncelikle adet adı altında bohça hazırlıyorsun.senelerce annelerin el emeği ördüğü lifler,yazmalar, patikler sergilenecek sanırken birden olay götünüzde patlayıp duş jeli,tırnak makası ve daha nicesini almaya kadar gidiyor.olsun be zaten lazım bir daha bir daha uğraşmayız derken söz,nişan çıkageliyor.iyi diyorsun gönlünüz olsun lanet olasılar.ama yok nişanlık al ama böyle gelinlik cüssesinde olsun.yok ya ben sade bi nişanlık alırım diyosun aa olur mu karşı komşunun *r*spu kızı bilmem nereden almış. tamam deyip bir düğün masrafı da nişana yapıyorsun. amaç tamamen çocuklar mutlu olsun. ömründe belki bir daha görmeyeceğin akrabaların mutluluğuna şahit olsun.daha doğrusu adet adı altında nasıl becerildiğini görüp rahat etsin.zaten en önemlisi bu değil mi senin takını,saçını,nişanlığını görecek gıpta edecek tüm bunlar onlar mutlu olsun diye. ulan hadi yiyoruz bi bok istediğim olsun deme şansın yok.illa en gösterişli en pahalısı olacak sen damatla veya gelinle kavga edeceksin bir günlük bir şey abartma istersen diye ama bunlar kimsenin umurunda olmayacak.
    sonra tam bu kakafoni bitti derken düğün günü gelecek.(bu arada ,nişandan önce tanışma,isteme,söz faslıdan bahsetmiyorum ki daha fazla midemiz bulanmasın.)evet tüm her şey bitti düğünüm bari istediğim gibi olsun şööyle güzel bir kır düğünü en fazla 200 kişilik aile arasında bir eğlence düzenleriz diye aklının köşesinden geçirirken,bir süper kahraman çıkar ve bunca zaman takılan takıların geri alınması için büyük bir organizasyon yapılmalı genede siz bilirsiniz der ve ortadan kaybolur.anne telaş içinde daha da misafir daha da insan davet etmeliyiz diye diretir.tutulmak istenen düğün salonu beğenilmez.uzaksa otobüs kaldırılmalı diyerek sitem edilir.damat veya gelin birbirlerinin başının etini yer.artık bağlar iyice gerilmiştir.ama kimsenin umurunda değildir.önemli olan çiftlerin huzurlu olmaları değil telaşeyi en mükemmel ve gösterişli şekilde atlatabilmeleridir. bu arada ilerleyen her dakika mantık çerçevesi dışındadır.yapılan tek iyi ve işe yarar şey ev düzmektir.onun haricinde 4 saatlik bir organizasyon için kilolarca ağırlıkta bir gelinlik,kocaman bir baş ve yüzlerce tel toka skandalı için tomarla para harcarsın.sadece bu olsa iyi 3 tane bayat kuru pasta,maket yaş pasta ve kıçı kırık bir salon için küçük bir servet bırakırsın.bitti gibi gelir ama bitmez.tel kopar para alırlar,bıçak kesmez para alırlar,gelin çiçeğini kaçırırlar para alırlar alırlar alırlar .en önemlisi o komşunun kızı hiç bir yerde yakanızı bırakmaz onun gittiği balayı oteli en iyisidir sizinde olmalıdır.o pahalı bir davetiye bastırmıştır,kınada 1 değil 5 elbise giymiştir,nikaha giderken araba süsletmiştir,manikürünü 100 liraya yaptırmıştır ama tüm bunlara rağmen damat güler yüzlüdür.o damadında allah belasını versindir bu arada.yani işin özeti düğün aşaması ,öncesi ve sonrası başlı başına mantıksızlıklar silsilesi.amaç,bir çiftin evlendiğini resmi olarak bilmek ama sonuç,kavgalı ve borçlu bir çift.

    sırf, hiç yüzünü dahi görmediğiniz yengenin abisinin hanımı “gelin de çiroz gibiymiş, oğlan neresini beğenmiş?” diyerek kuru pasta, limonata eşliğinde sizi çekiştirmesi için ortaya saçılan mil yar lar!!! ve yapılan tüm masrafın altında “elalem ne der” çekincesinin yatması.

    bize ne ulan! hamiyet abla memnun olsun diye onca kazığın üstüne mi oturacağım?
    ayrıca ekoseli sofra bezinin üzerinde annenin çeyizinden kalma yemek tabaklarında kuru fasulye pilav yiyen insanlarız biz. sırf “düğün” gerekçesiyle saçma sapan düğün salonunda, kuzenler göbek atacak diye onca parayı iç edip adına niye “gelenek” diyoruz?
    ayrıca teyzegilin kayınlarının ne işi var benim mutlu günümde?

    ne kadar kalabalık olunursa o kadar güzel ve şaşaalı düğün olur algısı bu sktiğimin algısı yüzünden salonlar mülteci kampı gibi dolup taşıyor bilmem kaç yüz kişilik pasta servis malzemesi , davetiye ve adın sayamadığım bir dünya gereksiz masraf.

    takıdan gelecek x lira için x lira para ödeyip yorgunluk ve rezillik satın almak.

    bi akrabam var. çok hasta, çalışamıyor. hanımı zaten çalışmıyor. evde 3 genç var, 3’ü de çalışıp hem eve bakıyorlar, hem kendi ihtiyaçlarını karşılıyorlar.
    bu 3 çocuktan büyüğü, çok aşık oldu. evlenmek istiyor ama bi büfede çalışıyor ve sırf evlenme olayına yetişmek için bir sürü işe girdi çıktı. kimisi hakkını vermiyor, kimisi aşağılıyor derken şimdi yine bir işte ve kazandığı para ayda 1800 lira.
    aşık olduğu kadın kır düğünü istiyor. koltuk alacak paraları yok ve bu adam gerçekten bunalıma girdi. kadının ailesi “biz yapalım bari bi şeyler” diyor, adamın annesi “kendini mi ezdireceksin, bir daha seni tanımam, yüzüne bakmam” diyor. elde avuçta yok ve kadın kır düğünü istiyor.
    belki hevesli bekarlar okur diye yazıyorum, bunu yapmayın ya. düğün yapanlara sorun, çoğunluğunun cevabı “ne olduğunu hiç hatırlamıyorum, videolara bakıp anlıyorum”. bir uğultu şeklinde geçecek ve hatta geçmeyecek, imkansız bir düğün için, size aşık insanı kırmaya değmez.
    beş parasız, büfede çalışan bir insandan kır düğünü istemek, onu bilerek tüketmek demek. filmlere kapılmak, bugünü ıskalamak demek. iki genç maaşlarıyla bi ufak eve geçip, zamanla bi şeyler almak varken bu aşırı manyakça işlere kalkışmanın manasını hiç anlamıyorum. biz evlendiğimizde de hiç paramız yoktu ve nikahı kıyıp eve döndük, kiralık gelinliği teslim ettik. ne oluyor dolapta o gelinlik durunca ya da yüksek seste bin kişiyi öpünce, mantık ne acaba?
    evleneceğin insan, hayallerini üzerinde gerçekleştireceğin insan değildir, birlikte yeni hayaller kuracağın ve kustuğu zaman üstünü değişip nane limon kaynatacağın insandır. yapmayın bunu ya.
    adama diyemiyorum, keşke “bırak onu, seni sevmiyor” diyebilsem ve rahatlasam ama ne haddime? yavaş yavaş çöküşünü izliyorum. yazık.

    görmemişlikten kaynaklanan mantık hatalarıdır. hayallerini gerçekleştirmek için sponsor arayan hanım kızlarımız ve onların görgüsüz ebeveynleri, üç-beş saatlik bir merasim için onbinlerce liralık bir harcamanın altına girdirirler damadı. sebebi ise basittir, “bizim kızımız en iyilerine layık”. “çünkü prenses o. filmlerde gördüğümüz kadarıyla prensesler böyle bir hayat sürüyor. aile olarak biz veremedik, damat olarak bunları senin yapman gerekiyor. böyle yaparsan mutlu olacak çünkü bizim kızımız ve s.kik arkadaşlarına bu günü anlata anlata bitiremeyecek.” anlatılmak istenen bu tam olarak.

    düğün videosu: herkesin düğün videosu vardır ama hiçbiri izlenmez. saatlerce oyun havası izlemek kimsenin sabrettiği bir şey değil fakat o video çekilir. halbuki maldivlere balayına gitsen feyste bi sürü like alırsın.

    gelinle damadin memleketi farkli diye 2 yerde 2 ayri dugun yapmak

    arkadasimin (erkek) kufur ede ede surdurdugu her gun gelip harap bitap dusmus halini seyrettigim hadisedir dugun ve dugun hazirligi… eleman kiza, kizin ailesine vs sove sove evleniyor… boyle baslayan evlilik boyle gider amk

    nikah şahitlerinin nüfuzlu ve/veya ünlü kişilerden seçilmesi.

    uyuz tanıdıklar ve akrabalar görsün diye dünya kadar borcun altına girmek,

    anlamsız gelin evi tripleri , ben kızıma telli duvaklı düğün yapmadan ölmem,

    anlamsız gelin tripleri, ben başkasının gelinliğini giymem diyip sıfır kilometre gelinlik alıp aylarca borcunu ödemek,

    düğün evi alışverişlerinde kaynanaların iktidar savaşları,

    konvoy yapıp dat-dut kornaya basmak,

    birbiriyle daha düğün konusunda anlaşamayan insanların birbiriyle bir ömür geçirebileceğini sanmasıdır bence. bu eziyete “her gün bedava” mantığıyla katlanan ezik de çok değil 6 ay sonra anca rüyasında görmeye başlar.

    kızının öpüşmesi, sevişmesi, erkek arkadaşlarının olmasını yadırgayan yasaklayan muhafazakar aile yapısının kızı gerdeğe girecek diye hunharca sevinmesi ve göbek atması.

    şahsen türk toplumunun normlarına gitgide aykırılaşan biriyim ve “yok olan gelenek-görenekler” arasında bu düğün, bilmem ne töreni, “x’e gelin gitme” gibi kalıplaşmış kavramlarla anlatılan eylemler, ıvır zıvırlar olsa zerre kadar çükümde olmaz.
    artık toplumumuzda “adet” adı altında, “gelenek – görenek” adı altına yapılan şu saçmalıkların son bulmasını diliyorum.

    farklı düşünen, kendini bilen, mutluluğun düğün merasiminin şaşaası ve gösterişiyle değil de, kişilerin birbirlerini anlamaları ve sevmeleriyle alakalı olduğunun bilincinde olan insanlar yakalıyor asıl mutluluğu.

    KAYNAK: Ekşi Sözlük

  • Kum Zambaklarını Koparmayın!

    Kum Zambaklarını Koparmayın!

    Her güzel gördüğümüz veya başka bir deyişle her sevdiğimiz şeyi kendimize isteme ediminin birçok yıkıcı sonucu da var. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu olmasına rağmen insan olarak bazen “Hep daha fazlası” demekten kendimizi alamadığımız oluyor. Ve ne yazık ki her fazlasını isteme edimimiz iklim krizinin yıkıcı etkilerini deneyimlerken, “hadi bir taş da sen at” tadında bir yaklaşım! Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber buna iyi bir örnek. Beğendiği bir bitki görünce onu koparıp, sahip olma dürtüsünün de tek örneği değil elbette. Sahilde görüp, çok beğendiği kum zambağını koparan ve evdeki saksısına ekmek istediğini iddia eden kadına kesilen cezanın miktarı da insanların duruma yaklaşımını değiştiriyor. Nesli tükenmekle karşı karşıya olan “kum zambağını” koparmanın cezası 109 bin 593 TL.

    Doğal yaşam alanı olan sahillerin birçoğunun plaj olarak kullanılması, sahillerdeki işletme sayılarının artması, artan kentleşme ve bitkinin koparılması nedeniyle kum zambakları tüm dünyada azalıyor! Her bir türün ekosistemin dengesi için vazgeçilmez olduğu bilgisiyle durumu değerlendirecek olursak, yok olmasına ramak kalan her bir canlı gezegenimize yeni bir yara açılması demek. İnsan faaliyetleri azalınca, “Dünya Limit Aşım Günü” bile ileri bir tarihe kendini atabiliyor. Elimizde böyle bir veri varken, tüketim alışkanlıklarımızdan taviz vermemekte ısrar etmek pek mantıklı görünmüyor. Bu nedenle ilk olarak yapmamız gereken şeylerin başında sadeleşmek ve sevdiğimiz/beğendiğimiz -illa ki sevmek zorunda değiliz- herhangi bir varlığın önce yaşam hakkına saygı duymak geliyor.

    Kum zambağının (Pancratium maritimum) biyolojik özelliklerine baktığımızda ise yaşama sıkıca tutunan ve barındırdığı şifayı paylaşan bir bitki olduğunu anlıyoruz. Temmuz-ekim ayları arasında çiçek açan kum zambakları, kendi kendine döllenen ve soğanlı bir bitkidir. Türkiye’de İstanbul, Bolu, Bartın, Sinop, Samsun, Giresun, Trabzon, Kırklareli, Antalya, Mersin ve Adana’nın kumlu sahillerinde görülür. İçindeki alkaloitler ve flavanoidler; gıda, tekstil ve farmakolojik endüstrilerde kullanılmaktadır. Akdeniz ülkelerinde ve Karadeniz’in güney kıyılarında sıklıkla rastlanan kum zambağı tuza, kuraklığa ve sıcağa karşı dayanaklı bir bitkidir.

    Minos uygarlığına başkentlik yapmış Knossos antik kentindeki fresklerde yer aldığını öğrendiğimde ise bitki sembolizmini bir kez daha hatırladım. Minik bir parantez; zambak kelimesi (lily) Sümerce’de nefes, hayat gibi anlamlar taşır. Zambağın Antik Mısır’dan Antik Yunan’a kadar birçok kültürde barındırdığı derin bir bilgisi vardır. Kum zambağına dönecek olursam; eşleştiği mitlerden biri yeraltıyla eşleşen Persephone’dur. Tarım ve bereketin tanrıçası Demeter’in kızı olan Persephone yaşamının bir kısmını eşi Hades’in yanında yeraltında, bir kısmını annesi Demeter ile yeryüzünde geçirir. Kızı her yeryüzüne çıkarken baharı getiren Demeter, kızının yer altına inmesiyle toprağı soğutup, kışın -ölümün- gelmesini sağlar. Kum zambağının çiçekleri de açmayı bıraktığında bu durum havanın soğuyacağının habercisidir.

    Kum zambağına rastlayacak olursanız, doya doya seyredin ve illa ki bir anı istiyorsanız fotoğrafı çekin. Yaşamın çeşitliliğine engel olmayın!

    Kaynak: Researchgate

    Yeşilist / Ayça Ceylan

  • İstanbul Boğazı’ndaki Yalıların Hikayeleri

    İstanbul Boğazı’ndaki Yalıların Hikayeleri

    İstanbul Boğazı’nı süsleyen birbirinden güzel tarihi yalıların hikayelerini merak etmemek mümkün değil. Boğaz’ın iki yakasını birden süsleyen 600 yalıdan günümüze kadar yalnızca 150 tanesi aslını koruyabildi. Hayatta kalanların ise birbirinden ilginç hikayesi var.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ Yayınlarından çıkan, Mahmut Sami Şimşek’in yazdığı “İstanbul’un 100 Yalısı” adlı kitabından derlenen bilgilere göre İstanbul Boğazı’ndaki bazı yalıların merak uyandıran hikayeleri var.

    Esma Sultan Yalısı

    1788 yılında Esma Sultan’a hediye edilen yalı, Mimar Sarkis Balyan tarafından yapıldı. Sultan I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan, Osmanlı tarihinde yönetime kazan kaldıran yeniçeriler tarafından saltanata aday gösterilmiş tek kadın olma özelliğini taşıyordu. Şık giyinmesiyle ünlü olan Esma Sultan, sosyete dünyasının gözdesi, İstanbul modasının bir numaralı ismiydi. 1915 yılında Osmanlı saray hanedanının mülkiyetinden çıktı. 1918’de Rum okulu, 1922’den itibaren ise tütün deposu olarak kullanıldı. 1950’li yıllarda marangozhane ve depo gibi işlevler gören Esma Sultan Yalısı, 1975 yılında büyük bir yangın geçirdi ve harap oldu. Uzun yıllar metruk halde kalan yalının iç mekanı 2001 yılında cam ve çelik kullanılarak yeniden yapılmıştır  Şu anda turistik olarak işletilen yalı, önemli davet, düğün ve kutlamalara ev sahipliği yapıyor. Yalı Ortaköy Camii’nin yanında yer alıyor.

    Hatice Sultan Yalısı

    Ortaköy sahilindeki yalı, Ali Saib Paşa’ya aitti. Paşanın vefatından sonra Sultan II. Abdülhamid tarafından satın alınan yalı, V. Murad’ın en büyük kızı Hatice Sultan’a düğün hediyesi olarak verildi. Hanedanın yurt dışına sürülmesinden sonra bir süre yetimhane ve ilkokul binası olarak kullanılan yalı, 1972 yılından beri Yüzme İhtisas Kulübü’ne ait. Boğaziçi Köprüsü’nün ayakları çakılırken Hatice Sultan Yalısı’nın temelleri büyük zarar gördü ve yalı, denize doğru kaymaya başladı. Yalının ikiye bölünmek üzere olduğu ve kuzey yarısının denize yöneldiği fark edilince dört köşesine beton istinatlar yapılarak yalı yıkılmaktan ve yok olmaktan kurtarıldı. Şu anda 25 yıllığına otel olmak üzere kiraya verilen yalı, restore edilmeyi bekliyor. Hatice Sultan Yalısı, günümüze kadar sağlam olarak gelebilen tek hanımsultan yalısı olma özelliğini taşıyor.

    Muhsinzade Mehmed Paşa Yalısı

    Sultan III. Mustafa ve I. Abdülhamid dönemlerinde sadrazam olan Muhsinzade Mehmed Paşa tarafından yaptırılan yalı, İstanbul Boğazı’nın en büyük yalılarından birisiydi. Yalı bir süre kömür deposu, bir vakit de kum deposu olarak kullanıldı. Tam karşısında yer alan, bir zamanlar kömür deposu olan Kuru Çeşme Adası gibi yalı da bugün turistik tesis olarak kullanılıyor. Muhsinzade’nin Kuruçeşme’deki yaklaşık dört asırlık yalısı, 1940 yılına kadar ayakta kalabildi. 1980 yılında 22 varis, yalının arsasını sattı. 2006 yılında otel olan yalı, en küçüğü 80 metrekarelik 12 suit oda, açık ve kapalı yüzme havuzu ve kulüplerden oluşuyor.

    Emine Valide Paşa Yalısı

    Boğaziçi’nin en büyük yalılarından biri olan Emine Valide Paşa Yalısı, bir sahil sarayı olma özelliği taşıyor. Şu anda Mısır Konsolososluğu olarak kullanılan sahil sarayın yerinde önceleri Sultan 1. Abdülhamid devri şeyhülislamı Dürrizade Mehmed Ataullah Efendi’nin yalısı bulunuyordu. 1781’de inşa edilen yalı, ikinci defa Sultan II. Mahmud’un sadrazamlarından Rauf Paşa tarafından yaptırıldı. Daha sonra Sultan Abdülaziz’in sadrazamlarından Ali Paşa tarafından da yenilendi. Ali Paşa’nın ölümüyle Sultan II. Abdülhamid Han yalıyı satın alarak Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Hıdiva Emine Valide Paşa’ya hediye etti. Prenses Emine Hanım, İstanbul’da “Valide Paşa” olarak bilinirdi ve paşa unvanını alan tek kadındı. Bu unvanı kendisine veren Sultan II. Abdülhamid Han’dır. Yalı üçüncü defa Emine Valide Paşa tarafından mimar Raimondo D’Aronco’ya yaptırıldı. 48 odalı yalının rıhtımı 76 metre uzunluğunda.

    Yılanlı Yalı

    Sultan 3. Selim zamanında inşa edilen yalının ilk sahibi Tavukçu Reis lakaplı Reisülküttab Mustafa Efendi’ydi. Bir boğaz gezisi sırasında bu yalıyı çok beğenip satın almak isteyen Sultan 2. Mahmud, Musahip Said Efendi’ye yalının kime ait olduğunu sorar, yalıda gözü olan Musahip Said Efendi, “Sultanım o yalı yılan kayalıklarının üzerine yapılmış, bu yüzden sürekli yılan çıkmakta.” diye söyleyip padişahı vazgeçirmiş. Bu yalandan sonra Musahip Said Efendi’nin de alamadığı yalının adı Yılanlı Yalı olarak kalır. 1964 yılı mayıs ayında çıkan yangında harem bölümü yanan yalının şu anda sadece selamlık kısmı ayakta. Yapının selamlık kısmının en üst katında bir de sakal-ı şerif odası bulunuyor. Yalı, 2001 yılında bir holding tarafından satın alındı.

    Mısırlı Yusuf Ziya Paşa Yalısı

    “Perili köşk” olarak da bilinen yalının sahibi, gemileriyle İtalya’dan Osmanlı’ya ticaret yapan, dönemin önemli tüccarlarından Yusuf Ziya Paşa’ydı. Paşa yalıyı Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa ile aralarındaki rekabete yorulabilecek bir nedenle Hıdiv Kasrı’ndan büyük olmasını istediği için 7 katlı kulesiyle birlikte 10 katlı yaptırmıştı. Rumeli Hisarı’ndaki köşkün inşasına 1910 yılında başlandı. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla inşaatı yapan ustalar askere alındı, çalışmalar yarım kaldı. O esnada paşanın ticaret gemilerinden ikisi batınca Paşa maddi sıkıntıya düştü, hatta iflasın eşiğine geldi. Bu sebeple tamamlanamayan ve boş kalan ikinci ve üçüncü katlar yüzünden bina, çevrede “perili köşk” diye anılmaya başlandı. Hakkında öyle hikayeler uyduruldu ki tadilat ve tamirat esnasında dahi işçiler çok defa Paşa’nın karısının hayaletini gördüklerini iddia ettiler. 1926 yılında Mısır’da vefat eden Yusuf Ziya Paşa’nın vasiyeti gereği köşkün kulesindeki en üst katının taşları sökülerek Mısır’a götürüldü ve bu taşlardan Yusuf Ziya Paşa’nın mezarı yapıldı. Paşa’nın vefatından sonra ailesi 1993 yılına kadar köşkte oturdu. Bu tarihte köşkü Basri Erdoğan satın alarak restorasyon çalışmalarına başladı. Ancak köşkün kullanılamaz durumda olduğu görülünce Anıtlar Kurulu’nun kararıyla ilk hali göz önüne alınarak yeniden yapıldı. 2002 yılında bir holding tarafından 25 yıllığına kiralanan köşkün dış görünüşü aynen muhafaza edildi, ancak içi tamamen değiştirilip modern bir şekilde dekore edildi.

    Recaizade Mahmud Ekrem Yalısı

    Recaizade Mahmud Ekrem Yalısı, üç kahverengi binadan oluşan çok hoş bir yalı. Recaizade Mahmud Ekrem, bu yalıyı Servet-i Fünun ekolünün karargahı haline getirdiğinden, yalı yirminci asrın başlarında “Yazarlar Yalısı” olarak bilinirdi. Yalıyı Şişe Cam Fabrikası’nın ustabaşılarından Pigeon’un yaptığı, Recaizade’nin de yalıyı Pigeon’dan satın aldığı belirtiliyor. Devrin en meşhur ve kıymetli edipleri onun yalısında toplanır, edebiyat meclisleri kurar, edebi sohbetler yaparlardı.

    Afif Paşa Yalısı

    Yeniköy sahiline Boğaz’dan bakıldığında soldan 6. sırada bulunan Afif Paşa Yalısı, İstanbul Boğazı’nın en pahalı ikinci yalısı olma özelliğini taşıyor. Ahmed Afif Paşa Yalısı, Muhayyeş Yalısı ya da Kemal Uzan Yalısı, Boğaziçi’nin Avrupa Yakasında İstinye-Yeniköy arasında bulunan ve tahminen 1900-1910 yılları arasında inşa edilmiş yalıdır. Klasik boğaz yalıları tipinden farklı, eklektik beyaz, 4 katlı ve simetrik bir yapıdır. Her katının farklı stili, dört kulesi olan yalı ismini, ikinci sahibi Ahmet Afif Paşa’dan alır. Mimarı, Alexandre Vallaury’dir. Yalının arkasında korusu ve koru içinde yalının bir parçası olarak inşa edilmiş olan Afif Paşa Mehtabiye Köşkü adlı yalı köşkü bulunur. Başrolünde Müjde Ar’ın oynadığı, TRT yapımı Aşk-ı Memnu dizisi Afif Ahmed Paşa Yalısı’nda çekildi. Yalı, Bin Bir Gece dizisinin son sezonunda da kullanıldı. Yalının şimdiki sahibi Suzan Sabancı Dinçer.

    Doktor Hulusi Behçet Yalısı

    Doktor Hulusi Behçet Yalısı, yalıdan ziyade daha mütevazi köşk modellerine benziyor. Çaycı İstapan Yalısı olarak da bilinen yalı, Behçet hastalığını bulan Doktor Hulusi Behçet’e aitti. Hulusi Behçet’in 1948’de vefatının ardından yalı 1991 yılında sanayici Necati Aslan’a satıldı.

    Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı

    Sultan II. Abdülhamid’in en sevdiği oğlu Şehzade Burhaneddin Efendi’ye ait olan yalı, dünyanın dördüncü, İstanbul Boğazı’nın ise en pahalı yalısı olma özelliğini taşıyor. Yalı, Kıbrıslı Yalısı’ndan sonra 60 metre ile Boğaz’ın en uzun rıhtıma sahip ikinci yalısı. 2015 yılında Katar Emiri Şeyh Temim tarafından satın alınan yalı, ikinci eşi Kraliçe Anoud’a hediye edildi. Yalının rıhtımı, 29 Mayıs 2009’da 10 bin grostonluk kereste yüklü geminin çarpmasıyla hasar gördü.

    Said Halim Paşa Yalısı

    Said Halim Paşa Yalısı, bahçesindeki iki aslan heykeli sebebiyle “Aslanlı Yalı” olarak da biliniyor. Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın da kiracı olarak kaldığı yalı, bir dönem sadece yabancıların girebildiği bir kumarhane olarak da kullanıldı. Tarihi yapı daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınarak tadilattan geçirildi. Ancak tadilat sırasında çıkan bir yangın, tarihi yapıya zarar verdi. Yalı, 1998 yılında tamamen yenilendi. Bir dönem Başbakanlık yazlık konutu olarak da kullanılan yalının şu anda bahçesi, restoran ve odalarının bir bölümü müze olarak kullanılıyor.

    Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı

    Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ayaklarının dibinde, Otağtepe’nin eteklerindeki kırmızı yalı, Boğaziçi’nin en gözde yalılarından birisiydi. Osmanlı’nın son hekimbaşısı Salih Efendi’nin ilk sahibi olduğu yalı, Boğaz’da ilk sahibinden beri aynı ailenin elinde kalan az sayıda yalıdan birisiydi. İçindeki eşyaların da Salih Efendi’den kaldığı yalı, 7 Nisan 2018’de Malta bayraklı “Vitaspirit” isimli yük gemisinin çarpması sonucu ağır hasar gördü.

     

    Kaynak: Anadolu Ajansı

  • Doğa Fotoğrafçılarının Ziyaret Etmesi Gereken 8 Muhteşem Yer

    Doğa Fotoğrafçılarının Ziyaret Etmesi Gereken 8 Muhteşem Yer

    Herkesin hayalidir günün birinde işi gücü bırakıp dünya turuna çıkmak. En çok da masa başı çalışanlar uzun uzun görülmesi gereken yerlerin listesine bakıp iç geçirir. En sonunda, ben buraları görmeden bu dünyadan gitmeyeceğim diyenler, her şeylerini toplar, başlarlar dünyayı keşfetmeye. Kimileri tarih merakıyla yanıp tutuşur, kimileri doğanın bize sunduğu göz kamaştıran güzellikleri görmek adına, dağları bayırları arşınlar. Bu merak duygusuna bir de fotoğraf tutkusu eklenince, işte o zaman hayran olunası muhteşem kareler ortaya çıkar.
    Eğer siz de bir fotoğraf tutkunuysanız ve seyahate çıkmanın size çok şey kattığına inanıyorsanız, yepyeni yerler keşfetme olanağı bulacağınız bu yazıya mutlaka bir göz atın.

    1 – Jasper Milli Parkı / Kanada

    10.878 kilometrekarelik yüz ölçümüyle Kanada’nın en büyük eko parkı niteliğinde olan Jasper Milli Parkı, Alberta eyaletinde yer alıyor. İçerisinde ren geyiği, boz ayısı, kunduz, puma gibi vahşi hayvanların yaşadığı park, cesareti olanlara kamp alanı sunuyor. Parkın, muhteşem güzellikte karlı dağları, bu dağlarda eriyen karların oluşturduğu buz gibi akarsuları ve insanı hayran bırakan gölleri görülmeye değer nitelikte. Trekking yapanlar için yol boyunca takip edebilecekleri bir harita sunan Jasper Milli Parkı, piknik alanı ve su sporları ile de ziyaretçilerin oldukça dikkatini çeken yerlerden biri.

    2 – Whitsunday Adası / Avustralya

    Queensland eyaletine bağlı takım adaların en büyüğü olma özelliğini taşıyan Whitsunday Adası’nın, en ünlü kumsalı Whitehaven Kumsalı’dır. Gezginler, merak uyandıran güzellikteki adaya eyalette bulunan Airlie Beach’ten tekne turlarıyla ulaşma imkanı buluyor. Whitsunday Adası, daha görür görmez bembeyaz kumlarına saatlerce uzanma isteği uyandıran sahiliyle cennet niteliğinde. Günün birinde bu muhteşem kumsalın uzun uzun fotoğrafını çekmek ve harika plajında vakit geçirmek isteyenler için küçük bir not düşmek gerekirse, ada Avustralya’da yer alıyor.

    3 – Kızıl Sahil / Çin

    Güzelliğiyle bizi büyüleyen rotalarda sıradaki durağımız ise Çin’de yer alan Kızıl Sahil. Klasik kumsal anlayışından çok farklı olan Kızıl Sahil’e göz kamaştırıcı rengini veren aslında bölgede yer alan bir çeşit yosun. Yaz aylarında yeşil olan yosunlar, sonbaharda kızıl rengini alıyor. Anlaşılacağı üzere Kızıl Sahil’i keşfetmek amacıyla yola koyulacaksanız, sonbaharı beklemeniz gerekiyor.

    4 – Berchtesgaden Milli Parkı / Almanya

    Berchtesgaden Milli Parkı, Almanya – Avusturya sınırında yer alıyor. Alpler’in ihtişamlı güzelliğinin yanı başında uzun doğa yürüyüşlerine olanak sağlayan park, benzersiz ormanları ve gölleriyle, tam bir doğa harikası. Fotoğraf meraklılarının günün birinde ziyaret etmelerini tavsiye ettiğimiz parkta gezinirken, dağ keçilerine, tavşanlara ve onlarca farklı çeşitte bitki türüne rastlamak mümkün.

    5 – Fingal Mağarası / İskoçya

    Ünlü Alman müzisyen Felix Mendelssohn Bartholdy’nin piyanoya benzettiği ve uğruna beste yaptığı mağara, düzgün geometrik yapısı ve ihtişamlı görünümüyle görenleri hayrete düşürüyor. Sıra sıra dizilmiş sütunlardan oluşan Fingal Mağarası, volkanik patlamalardan çıkan lavların soğuması ve kayaların sıkışması sonucu oluşmuş. Sanat eseri niteliğindeki mağara İskoçya’nın Staffa Adası’nda yer alıyor.

    6 – Thingvellir Ulusal Parkı / İzlanda

    Gökyüzünde muhteşem bir görsel şölen oluşturan Kuzey Işıkları’nı izleme imkanı sunan Thingvellir Ulusal Parkı, günümüzde festivallere ve önemli kutlamalara ev sahipliği yapıyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan park, yerli ve yabancı turistlerin dikkatini çeken yerlerden biri. Büyüleyici güzellikteki parkta doğayla iç içe olacağınız uzun yürüyüşler yapma olanağı bulurken, fotoğraf makinenizi elinizden düşürmeyeceksiniz.

    7 – Morskie Oko Gölü / Polonya

    Polonya’nın Tatra Ulusal Park’ı sınırları içerisinde yer alan ve yılın her dönemi kendine has güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeyi başaran gölün, doğa fotoğrafçıları için hazine değerinde olduğunu söyleyebiliriz. Gölü çevreleyen Tatra Dağları’nın gölün berrak sularına yansımasıyla ortaya, usta bir ressamın elinden çıkmış tabloyu andıran bir manzara çıkıyor. Ulaşımın kolay olması açısında burayı yaz aylarında ziyaret etmek daha doğru bir zamanlama gibi görünse de, karlar altında bambaşka bir güzelliğe bürüneceğini bilmek belki yoldan dönmenize engel olabilir.

    8 – Büyük Kanyon – ABD

    Bir diğer durağımız ise UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Büyük Kanyon. Arizona eyaletinde bulunan kanyon, 466 kilometre uzunluğunda ve 1.6 kilometre derinliğinde. Bugün, yüzlerce kuş ve bitki türünü barındıran Büyük Kanyon, Amerikan yerlileri olan Kızılderililer’e de ev sahipliği yapıyor. ABD’nin en ilgi çekici doğal oluşumlarından biri olması nedeniyle, bu etkileyici manzarayı görmek için her yıl dünyanın dört bir yanından pek çok turist bölgeyi ziyarete geliyor.

    Bonus: Ayder Yaylası / Rize

    Göz kamaştıran doğa fotoğraflarından bahsederken şifalı suları ve yeşilin her tonunu barındıran muhteşem doğasıyla Ayder Yaylası’nı unutmak olmaz. Yöre halkının kendine yakışır bir şekilde misafirlerini karşıladığı bölgeye adımınızı attığınız an fotoğraf makinenizi hazırlasanız iyi olur çünkü buradaki manzara sizi başka diyarlara götürecek güzellikte. Üstelik rafting ve trekking gibi sporlara ilginiz varsa Ayder Yaylası aradığınız durak olabilir.

     

    Kaynak: NeredeKal / Bengi Alkaya

  • Seyahat Etmenin Bir Çocuğa Kazandıracağı 11 Şey

    Seyahat Etmenin Bir Çocuğa Kazandıracağı 11 Şey

    Seyahat etmenin sadece bir çocuğa değil, biz yetişkinlere de kazandırdığı şeyler saymakla bitmez. Ancak bazı şeyleri erken yaşta görmek, bir çocuğun elde edebileceği en büyük hazinelerden biri. Ne yazık ki çocuklar şimdilik bu durumdan bir haber, bilgisayar ve tabletlerine gömülü bir şekilde yaşıyorlar. Burada biz büyüklere çok iş düşüyor. Dünya, onların ufkunu genişletecek pek çok sırla doluyken, onların evde oturmasına izin vermemeli. Elimize geçen ilk fırsatı çok iyi değerlendirmeli ve yakın-uzak fark etmeksizin bir seyahat planı yapmalı. İşte seyahat etmenin bir çocuğa kazandıracağı 11 şey.

    1 – Öğrendiklerini Asla Unutmazlar

    Kültürel ve ilgi çekici bir rota, okul sırasında öğreneceklerinden çok daha fazlasını öğretebilir onlara. Sonuçta onların beyinleri şu an her şeyi almaya hazır, taptaze. Gereksiz hiçbir bilgiyle dolmadılar henüz. Çocuğunuzun ilgi alanlarına göre harika bir rota oluşturabilirsiniz. Eğer imkanınız varsa, en azından 1 haftalık kültürel bir seyahat ile değerlendirebilirsiniz bu fırsatı.

    2 – Sosyalleşirler

    Çocuklu ailelerin tercih ettikleri turlardan birine katılarak, çocuğunuzun sosyalleşmesini sağlayabilirsiniz. Hiç belli olmaz, bakarsınız bu tur çocuğunuz için kalıcı bir arkadaşlığın başlangıcı olabilir. Hem bu sayede çocuğunuzun içe dönük bir birey olarak yetişme riskini de en aza indirgemiş olursunuz.

    3 – Özgüvenleri Gelişir

    Şimdilerde çocukların özgüvenleri sınıfın en iyi telefonuna sahip olmaktan ibaret olsa da seyahat etmenin kazandıracağı özgüvenle kıyaslanamaz bile. Bunun farkına varmaları birkaç seneyi bulacak elbette ki ama ileride bunun çok ekmeğini yiyeceklerinden emin olabilirsiniz.

    4 – Sorumluluk Sahibi Olurlar

    Burada ebeveynlere çok iş düşüyor. Sonuçta bir çocuğun sorumluluk sahibi olabilmesi için ona bir takım sorumluluklar yüklemek gerekiyor. Mesela valizini sizin hazırlamanızdansa birlikte hazırlamayı teklif etmek, tatilde her istediğini almaktansa, ona bir tatil harçlığı verip nasıl değerlendireceğine kendisinin karar vermesini sağlamak, çocuğun yavaş yavaş sorumluluk bilincine varmasına neden olacaktır.

    5 – Tecrübe Kazanırlar

    Unutmayın ki ilk defa uçağa binecek olmak bile bir tecrübedir. Dolayısıyla küçük yaşta seyahate çıkmak da çocuğun erken yaşta bilinçlenmesine ve dolayısıyla tecrübe kazanmasına neden olur.

    6 – Doğa ve Hayvan Sevgisi Aşılanmış Olur

    Bizim için belki de en önemlisi bu. Ne demişler, hayvanları sevmeyen, insanları sevemez. Hayvan sevgisi ve doğa bilinci, çocuğun ileride dünyaya faydalı bir birey olarak yetişmesine neden olur. Bu nedenle çocuğunuzu israfla tanıştıran 5 yıldızlı bir otele götürmek yerine, doğayla iç içe olacağı bir kamp alanına götürebilir ve ona bu bilinci yerinde aşılayabilirsiniz.

    7 – Hızlı Karar Verme Becerileri Yükselir

    Tatil demek, ani plan değişiklikleri demek. Elbette ki çocuklu aileler daha programlı tatiller planlıyorlar ancak bırakın çocuğunuz da sizinle birlikte anı yaşasın. O an ne yapılması gerektiği ile ilgili onun da fikrini alın. Ya da bir sonraki adımı bırakın çocuğunuz planlasın.

    8 – Erken Yaşta Hedef Koymaya Başlarlar

    Eğlenceli bir seyahat programı çocuğunuzun yeni yerler keşfetme isteğini de beraberinde getirecektir. Ona bir harita ve birkaç raptiye verin. Gidip görmek istediği yerleri ya da gidip gördüğü yerleri işaretlesin. Bu onun hayatta her zaman bir hedefi olacağının da işareti olacaktır aynı zamanda.

    9 – Zorluklarla Baş Etmeyi Öğrenirler

    Dedik ya, seyahat etmenin bir insana öğrettiklerinin sınırı yok diye. Zorluklarla başa çıkma meziyeti de onlardan biri. Bu sadece çocuklar için değil, biz yetişkinler için de geçerli. Ancak şu bir gerçek ki, onların da biraz teknolojiden kopmaya ihtiyacı var. Mesela birlikte kampa gidin. Doğal hayatın içinde, sınırlı imkanlarla yaşamayı öğretin ona.

    10 – Cesaretleri Artar

    Bir çocuğu ilk kez uçağa bindirmek, daha önce hiç görmediği bir ülkeye götürmek ve onu sürekli yeni şeylerle tanıştırmak, onların cesaretine cesaret katacaktır. Hatta onu doğa sporlarıyla tanıştırabilirsiniz. Mesela çocuklara özel bir rafting turuna katılabilirsiniz beraber. Bu sayede hem eğlenceli hem de adrenalin dozajı yüksek bir aktiviteye katılmış olmanın cesareti ile kendisiyle gurur duyacaktır.

    11 – Ailesiyle Olan Bağlarını Güçlendirir

    Bu son derece önemli bir madde. Evet, evde de hep berabersiniz ama ne kadar kaliteli zaman geçirdiğiniz tartışılır. Seyahatler, aile bağlarının kuvvetlendiği yegane zamanlardandır çocuklara göre. Eğer imkanlarınız da el veriyorsa, her fırsatı bu anlamda değerlendirmelisiniz.

    Bonus: Coğrafya Dersinden 100 Alma Garantisi!

    Bu kesinlikle birinci maddeyle doğrudan ilintili. O kadar gezip gördükten sonra, tüm yaşanmışlıklarını yazılı kağıdına aktarmak zor olmasa gerek.

     

    Kaynak: NeredeKal / Diley Kuru

  • Evcil Hayvanla Seyahat Etmenin 10 Püf Noktası

    Evcil Hayvanla Seyahat Etmenin 10 Püf Noktası

    Evimizi paylaştığımız, evlattan farkı olmayan evcil hayvanlarımızı, uzun bir seyahate çıktığımızda yanımızda götürmek isteriz. Eğer ilgilenmeleri için rica edeceğimiz birileri yoksa onları evde tek başlarına bırakmaya gönlümüz pek el vermez. Tatilimizde de onlarla vakit geçirmek isteriz.

    Peki, evcil hayvanlarla seyahatlerimizi nasıl planlamak gerekiyor? Bir firma ile yola çıkacaksak tüm bu süreç bir sorun yumağına dönüşebiliyor. Kendi aracımız ya da bir ulaşım firması olması fark etmiyor. Evcil hayvanlarla seyahat süreci iyi planlamalı.

    Evcil Hayvan ile Tatile Hazırlık, Yolculuk Öncesinde Neler Yapmak Gerekiyor?

    1 – Ufak Ufak Onu Alıştırın

    Hayvan dostlarımız ile yola çıkma fikri heyecanlı olduğu kadar biraz stresli de olabilir. Eğer ilk defa birlikte yola çıkacaksınız nasıl tepki vereceğini bilmemek biraz sizi endişelendirebilir. Uzun bir yola çıkmadan önce kısa süreli mesafelere birlikte çıkarak, sürece alıştırmaya çalışabilirsiniz. Kendisini huzursuz hissediyorsa araca bindiğinizde kucağınıza alıp, rahatlatabilirsiniz. Kendi aracınızla yola çıkacaksanız kutusundan çıkartıp kollarınız arasına almak kolay ama bir firma ile yolculuk edecekseniz kutudan çıkartmak ne yazık ki yasak olabilir.

    2 – Sağlık Kontrollerini Yaptırın, Öneriler Alın

    Ayrıca yola çıkmadan önce veteriner hekime götürüp, bebişin sağlık kontrollerini yaptırın. Yolculuğu en rahat ve korkusuz atlatabilmesi için hekimden tavsiyeler alın. Hekiminiz önerecekse yatıştırıcı iğneler ya da ilaçlardan yararlanabilirsiniz. Bunun dışında, yol evcil hayvanınızın midesini de tutabilir. Bu ihtimale karşı veteriner hekime ne yapabileceğinizi sorun. Yola çıkmadan önce daha az yemek vermek midesinin tutmasını önleyebilir.

    3 – İhtiyaç Listesini Kontrol Edin

    Evcil hayvanınızın yolculuk sırasında ihtiyacı olabileceği eşyaların listesini yapın ve yola çıkmadan önce son kontrolleri gerçekleştirin. Bunlar neler olabilir?

    • Mama ve su kabı
    • Maması ve suyu
    • Taşıma kutusu
    • Sağlık belgeleri
    • Hayvanın kimliği
    • Çöp poşetleri
    • Tasması ve kayışı
    • Soğuk havaya karşı bir battaniye

    4 – Evcil Hayvan Dostu Otelleri Tercih Edin

    Nereye gidiyorsunuz ve nerede kalacaksınız? Konaklayacağınız tesis, otel her neresi ise evcil hayvan kabul ediyor mu? Varacağınız yer dahil duracağınız noktaları öncesinde araştırın. Tüm bu noktalar evcil hayvanları kabul ediyor mu doğrudan arayıp öğrenin.

    Seyahat sırasındaki bu noktalar çok sıcak veya çok soğuk olabilir. Evcil hayvanınızın sağlığı için önceden gerekli önlemleri alın. Tercihinizi mutlaka evcil hayvan kabul eden otellerden yana kullanın.

    5 – Evcil Hayvan ile Şehri Keşfetmek

    Ayrıca tatilinizi geçirirken gezmek istediğiniz yerlerin bir listesini çıkartın. Bu yerlerin evcil hayvanınızı kabul edip etmeyeceğini araştırın. Kilise gibi kutsal yerler büyük ihtimalle ne yazık ki kabul etmeyecektir. Eğer çok görmek istediğiniz bir yapı ise ve tatile iki kişi gitmişseniz dışarıda onlar beklerken siz belki hızlıca görmek isteyebilirsiniz.

    Evcil hayvanınızın yeni arkadaşlarla tanışabileceği ve enerjisini atabileceği doğal alanlar, parklar, sahiller de vakit geçirmek için güzel noktalardır. Gezi planlarınıza buraları da ekleyin.

    6 – Hangi Yolla Gitmeyi Planlıyorsunuz?

    Yola kendi aracınızla mı çıkacaksınız yoksa bir otobüs, tren, gemi veya havayolu firması ile mi? Eğer bir firma ile yolculuk etmeyi planlıyorsanız prosedürler firmaya göre değişebilir. Firmalar ağırlıklara ve boyutlara göre farklı ücretlendirmeye tabii tutabiliyorlar, farklı kurallar koyabiliyorlar. Önceden firmayı arayıp detaylı bir bilgi alın. Hangi şartları var, neler talep ediyorlar, ekstra ne kadar ücret ödemeniz gerekiyor soruşturun.

    Ayrıca yola çıkacağınız araç evcil hayvanınız için uygun mu, aynı tarihte başka bir evcil hayvan da seyahat edecek mi gibi soruları da iletmeyi unutmayın. Hayvanlar birbirinin kokusunu alıp, huzursuz olabilirler.

    Uçak firmaları, 6 kilogram ve üzeri evcil hayvanları genellikle havalandırmalı kargo bölümlerine kabul ediyor. Diğer bebişleri de evcil hayvan taşıma kutuları ile kabinde yanınızda taşıyabiliyorsunuz.

    Otobüsler bu konuda daha dengesiz bir yol izliyor. Geçmişte birçok insan çeşitli problemler yaşadı ama güzel bir gelişme oldu. Resmî Gazete’de, Ulaştırma Bakanlığı, Kara Yolu Taşıma Yönetmeliği’nde değişikliğe gittiklerini yayınlanmıştı. Yeni karara göre; aşı karnesi bulunan kedi, köpek, kuş gibi evcil hayvanlar, özel kafeslerde kilitli bulunmak koşulu ile hayvan sahiplerinin kucağında ya da oturduğu koltuğun önünde taşınabilecek. Otobüs firmaları evcil hayvanların araç içinde taşınabileceği özel seferler de düzenleyebilecek. Tabii bu durum pitbull, doberman gibi büyük hayvanlarda biraz değişiklik gösterebilir. Bu tarz büyük hayvanları yine taşıma kutularında ama bagaj bölümünde taşınması gerekebilir.

    7 – Yolculuk Sırasında Neler Yapmak Gerekiyor?

    Tüm hazırlıklarımızı ve kontrollerimizi yaptıktan sonra artık yola çıkmaya hazırız.

    Kendi aracınız ile yola çıktıysanız istediğiniz vakit mola verme avantajına sahipsiniz. Birkaç saatte bir mola vermek faydalı olacaktır. Mola verdiğiniz noktada evcil hayvanınızı dolaştırmayı ihmal etmeyin. Çok fazla olmamak kaydı ile ufak parçalar halinde karnını doyurun. Tam tıka basa doyurmak midesini bulandırabilir. Hayvanınız ihtiyaçlarınız mola gidersin, temiz hava alsın. Tüm bunlar onu biraz daha rahatlatacaktır.

    Eğer uzun süreli bir mola vereceksiniz evcil hayvanınızı yanınıza alın. Bazen yine de uygun bir ortam olmayabiliyor ve içeride bırakmak zorunda kalabilirsiniz. Bu noktada aracı gölge, serin bir yere bırakın. Camları hafif aralayın. Köşeye biraz da su bırakın. Döndüğünüzde sizi uslu bir bebiş bekliyorsa onu bir de ödül maması ile sevindirmeyi ihmal etmeyin. Yine mümkün olduğunca çok çok uzun vakit bırakmamaya çalışın. Veyahut bir kişi işini halledip, bir kişi onunla vakit geçirip; işlerinizi dönüşümlü çözümleyebilirsiniz.

    8 – Yolculuğu Kolaylaştıran Eşyalar

    Seyahatiniz sırasında evcil hayvanla ilgilenmeyi kolaylaştıran birtakım eşyalar piyasada bulunabiliyor. Çok gerekli mi bilemiyorum ama belki tercih etmek isteyenler olabilir. Nedir bunlar? Mesela, katlanır mama kapları araç içinde su ve mamanın dökülmeden daha iyi muhafaza edilmesini sağlayabilir. Köpekler için koltuk kılıfları yapıyorlar. Daha sonra tüy temizleme derdinden sizi kurtaracaktır. Özel bir koltuk kılıfı almak yerine eski bir çarşafı da bu amaçla kullanabilirsiniz. Özel araç ile gidiyorsanız hayvanınız arka koltukta büyük ihtimalle oturuyor olacaktır. Nasıl ki can güvenliğimiz için bizler emniyet kemeri takıyorsak, arka koltukta oturan köpekler için de emniyet kemerleri tasarlanmış.

    9 – En Sevdiği Oyuncağı Unutmayın

    Bizim için çok değerli olan ve bize iyi hissettiren eşyaları yanımızda taşımayı severiz. Nedense bu eşyalar yanımızdayken her işin yolunda gideceğini düşünürüz. Aynı durum hayvanlar için de geçerli olabilir. Evde sürekli oynadığı bir oyuncak varsa, onu da yanınıza almak iyi fikir olabilir. Evcil hayvanınızın etrafta tanıdık bir şeyler görmesi, bunu panik yapmaya gerek yok işareti olarak algılamasını sağlayabilir.

    Belki yurt dışına tatile gideceksiniz veya yurt dışına taşınacaksınız. Elbette prosedürler sizin için biraz daha farklı ve detaylı olacak.

    10 – Evcil Hayvanınızla Yurt Dışına Nasıl Çıkabilirsiniz?

    Türkiye’den çıkış esnasında gerekli olan belgeler:

    • Tarım ve Köy İşleri Müdürlüklerinden seyahate çıkmadan 2-3 gün önce ihracat/çıkış belgesi alınmalı.
    • Bakanlıkta çalışan bir veteriner hekim imzası ile sağlık belgesi alınmalı. Bu belge aynı zamanda kendi veteriner hekiminize de imzalatılmalı.
    • Aşı karnesi veya pasaport.
    • Mikro çip.
    • Gideceğiniz ülkenin evcil hayvan kabul etme prosedürünü ilgili yerlere sorun çünkü ekstra belge isteyebilirler.
    • Eğer bir Avrupa ülkesine gidecekseniz, ekstra olarak titrasyon testi (kuduz aşısının tutup tutmadığını inceleyen bir kan testi) de istiyorlar.

    Türkiye’ye giriş esnasında gerekli olan belgeler:

    • Aşı karnesi veya pasaportu.
    • Aşıların düzenli olarak yaptırılmış olması gerekiyor.
    • Veterinerden seyahat edebileceğine dair ayrıca bir sağlık belgesi alınması lazım.
    • Kuduz aşısı da üç ayı doldurmuş olması gerekiyor.

    Kaynak: NeredeKal / Yeşim Özbirinci

  • Çocukla Seyahat Hakkında Yıkılması Gereken Tabular

    Çocukla Seyahat Hakkında Yıkılması Gereken Tabular

    Herkes tatile çıkma hayalleri kurarken, çocukla seyahate çıkmanın zorlukları sohbetlere meze olmuş durumda. Çocukla seyahat etmenin bazı kalıplaşmış rutinleri vardır ve bu rutinler kişiden kişiye değişir. Mesela bazı ailelerde yemek saatleri oldukça stresli geçerken, kimi ailenin ise uçak ya da araba yolculukları hem kendileri hem de diğer yolcular için işkenceye dönüşür. Bu da bir zaman sonra çocuk büyüyene -en azından söz dinleyene- kadar uzak seyahatleri rafa kaldırmaya neden olur.

    Ebeveynler için çocukla seyahat belli kalıplardan dışarı taşmamalıdır, aksi korku filminden farksızdır. Tam bir azıcık aşım kaygısız başım durumu yani. Evet, çocuklarla -özellikle bebek ve küçük çocuklarla- seyahat etmek kesinlikle zorluklar taşıyor. Ancak siz hazır olduğunuz sürece, bebeğinizle ya da çocuğunuzla unutulmaz maceralara yelken açmamanız için hiçbir neden yok. Gelin, çocukla seyahate dair bu kalıplaşmış tabuları birlikte yıkalım.

    “Uzun Uçak Yolculukları Bize Göre Değil”

    Uykusuzluk, hem çocuklar hem de ebeveynler için en iyi işkence yöntemlerinden biridir. Bebeğinizi veya küçük çocuğunuzu bu uğurda sakinleştirmeye çalışmak ise daha büyük bir işkencedir. Hele de henüz yürümeye başlamış bir çocuğunuz varsa, üstüne bir de ekstra hareketli bir çocuksa işiniz gerçekten de çok zor, haklısınız. Ancak bu bir savaşsa eğer, burada ebeveynlerin kazanan taraf olmaması için hiçbir neden göremiyoruz.

    Yapılması gereken; Gece uçuşlarını tercih etmek. Uçağa binmeden önce havalimanında çocuğunuzun enerjisini atmasını sağlayın. Mağaza dolaşın, oyun makinelerinde zaman geçirin, taşıyabileceği ölçüde sorumluluklar verin. Kabin ışıkları azalana kadar da uyumasına izin vermeyin. İlgisini çekebilecek bir video seyrettirebilir, resimli bir dergi ile vakit geçirmesini sağlayabilir ya da kısık ses tonuyla onunla sohbet edebilirsiniz. Kabin ışıkları azalınca yavaş yavaş uyku moduna geçiş yapabilirsiniz.

    “Ay Bizimki Orada Çok Üşür-Çok Terler”

    Tabi ki de hiç kimse çocuğunun soğuktan tir tir titremesini veya kızgın güneşin altında sıcaktan bunalmasını istemiyor. Fakat bu demek değil ki gideceğiniz lokasyonu buna göre belirleyin. Aslında çocukların vücutları bizim düşündüğümüzden çok daha esnektir. “Girince alışıyorsun” bir şehir efsanesi değil, gerçek. Bununla birlikte, belli saatlerde güneş ışınları sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de sağlıklı değil.

    Yapılması gereken; Böyle zamanlarda deniz kenarından ayrılıp, daha gölge bölgelerde zaman geçirebilirsiniz. Gittiğiniz beldenin çarşısını gezebilir, bir kafede oturup serinletici bir şeyler içebilirsiniz. Soğuk iklimli bir yere gitmeyi planlıyorsanız da gerçekten kaliteli kumaşa sahip termal kıyafetler ve içlikler bir hayli işinize yarayacaktır. Portatif el ve ayak ısıtıcıları da içinizi bu konuda büyük ölçüde rahatlatacaktır.

    “Plajın Kum Olması Şart”

    Kumla oynamayı hangi çocuk sevmez? Hayal gücünün sınırlarını genişleten kumdan kaleler her tatilin olmazsa olmazı değil mi? Üstelik bir de kumlu sığ sularda yüzmeleri onlar için daha güvenli. Varsın kulaklara, buruna, mayonun ya da şortun (hatta bebek bezinin) içine kum dolsun. Yeter ki plaj kum olsun. Ama güneşin alnında kumdan kale yapmaya daha ne kadar dayanabilir ki bir çocuk? Birinci gün, ikinci gün derken ondan da sıkılacak. Gelin, vazgeçin artık bu kum plaj sevdasından.

    Yapılması gereken; Ne demişler? Çeşitlilik hayatın baharatıdır. Bir kere gittiğiniz yerdeki tüm plajları keşfedin. Sizinle birlikte çocuğunuz da keşfetmeyi öğrensin. Ayrıca her gün plaja gideceksiniz diye de bir kural yol. Günübirlik geziler yapmayı da ihmal etmemelisiniz. Sonuçta tatil deniz-kum-plaj üçlüsünden ibaret değil. Çakıl plajlarda da çocuğunuz pekala eğlenebilir. Taş toplarsınız, taşlardan kule yaparsınız, taş sektirirsiniz… Ayrıca çakıl plajlara kıyısı olan denizde şnorkelle yüzmek çok daha zevklidir, çünkü sualtı daha bir çeşitli görünür. Sağlam bir deniz ayakkabısı işinizi çözecektir.

    “Bizimki Çok Yemek Seçiyor”

    Genelde çocuklar farklı lezzetler denemeye pek yanaşmazlar. Çocuğunuzu sizden daha iyi kimse tanıyamaz elbette ama bu algıdan bir an olsun uzaklaşmayı hiç denediniz mi? Deneyip olumsuz sonuç aldıysanız da hemen vazgeçmiş olamazsınız. Çocukların da kendi rutinlerinden çıkmaları gerekiyor neticede. İlla ki çocuğunuzun seveceği farklı bir lezzet vardır. Memleketteki büyükannesinin yaptığı köy yemeklerini yemiyor olması, Kayseri mantısını da yemeyecek anlamına gelmiyor. Belki gittiğiniz yerin meşhur bir meyvesiyle güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. Mesela meyve suları müthiş birer kandırma yöntemidir.

    Yapılması gereken; Yurt içi ya da yurt dışı fark etmez, yerel pazarları mutlaka birlikte gezin. Stantlarda ilgisini çeken şeyi tatmasına müsaade edin. Seyahate çıkmadan önce, bazı ülkelerin ünlü yemeklerine yakın lezzetlerinden bir seçki hazırlayın ve kendisine sunun. Her gün farklı bir atıştırmalık çantası hazırlayın. Böylece seyahatlerinizde yemek sorununuz ortadan kalkacaktır. He, onun canı hala daha pilav ve patatesten başka bir şey istemiyorsa, yapacak bir şek yok. Zaten ortada bir sorun da yok, zira nereye giderseniz gidin pilav ve patates bulmakta zorlanacağınızı düşünmüyoruz.

    “Biz Hep Her Şey Dahil Otele Gideriz”

    Ne yazık ki bu konuda ebeveynleri ikna etmek gerçekten çok zor. İşin gerçeği şu ki her şey dahil oteller çocuklu ailelere büyük bir konfor sağlıyor. Bebek bakım hizmeti, animasyonlar, mini kulüpler, çocuk oyun alanları, çocuk dostu menüler ve çocuk havuzları derken ailelere de başka bir seçenek kalmıyor gibi görünüyor. Üstelik tüm bu olanaklar, kimi otellerde oldukça ekonomik fiyatlarla sunuluyor. Haliyle ailece unutulmaz bir macera ya da farklı bir deneyim yaşamaya da gerek kalmıyor. Ama işin aslı maalesef öyle değil.

    Yapılması gereken; Tatil anlayışınızı yeniden gözden geçirmeli, sırf küçük çocuğunuz var diye her şey dahil otellere kendinizi zorunlu hissetmemelisiniz. Bu bir süre sonra size de müthiş bir rahatlık sağladığından, konfor alanınızdan çıkmak istemeyecek ve ufuk açıcı seyahatlere daha mesafeli durmanızı sağlayacak. Bize kalırsa butik oteller veya pansiyonlar gibi küçük işletmelere de şans tanımalısınız. Mesela aile işletmelerine yönelebilirsiniz. Böylece her gün farklı bir deneyim yaşayacak ve çocuğunuzun seyahat anlayışı da sizinle birlikte gelişmeye başlayacaktır.

    “Uzun Araba Yolcukları Bizim İçin İşkence”

    “Anne daha gelmedik mi?” İşte bu düşüncenin temelini oluşturan kilit cümle tam olarak bu. Çoğu ebeveyn bu noktada çocuğuna tatmin edici cevaplar vermediğinden kaçınılmaz bir son olarak mızmızlanmalar başlıyor ve yol boyu giderek artıyor. Uzun araba yolculukları çoğu yetişkin için oldukça eğlenceli bir aktivite olmasına rağmen, aynı durum ne yazık ki çocuklar için geçerli değil. İşin mahareti, çocuğun ilgisini çekecek bir şeyler bulabilmekte.

    Yapılması gereken; Eğer böyle bir yolculuğa ilk kez çıkıyorsanız, nispeten daha kısa mesafede olan bir yeri tercih edebilirsiniz. Bir de şaşırtıcı manzaraların olduğu bir rota izler ve ilgi çekici noktalarda mola verirseniz, çocuğunuz için bu durum eğlenceli bir hal alabilir. Yolda belli aralıklarla eğlenceli bir oyun bulabilirsiniz. Mesela kırmızı arabaları saymak gibi. En büyük problem ise uyku saati. Bununla baş etmenin yolu da çocuğun enerjisini harcatmaktan geçiyor. Abur cubur, çoğu zaman çocukların mızmızlanmasını büyük ölçüde engelliyor. Lakin, çikolata, şeker gibi enerji verici şeylerden uzak durmakta fayda var.

    “Tatilde Gece Hayatı mı? O da Ne?”

    Küçük çocuğunuzla veya bebeğinizle seyahate çıktıysanız club/bar modunda elbette ki takılamazsınız. Ancak otel odasına tıkılıp kalmanızı da gerektirecek bir durum yok. Eşinizle baş başa bir akşam yemeği yiyebilmeli, kahve içebilmeli ya da ufak bir yürüyüşe çıkabilmelisiniz. Çocuğunuzu odasında tek başına bırakmayı içiniz el vermeyebilir, çok doğal. Ancak öğleden sonra 1 saatlik bir şekerleme ile çocuğunuz da akşamları size eşlik edebilir.

    Yapılması gereken; Konaklayacağınız oteli seçerken bir takım noktalara dikkat edin. Mesela çocuğunuzu hiçbir şekilde odada bırakma şansınız yoksa ve öğle uykusu da kurtarmıyorsa, en azından manzaralı balkona sahip bir oda tercih edin ki akşamları biraz rahatlama şansınız olsun. Güzel bir bahçesi veya şirin bir restoranı olan küçük bir otel de tercih edebilirsiniz. Odanızdan çok fazla uzaklaşmadan kendinize biraz zaman ayırabilirsiniz. Portatif bir bebek kamerası, bu anlamda içinizi bir hayli rahatlatacaktır. Odaya çıkmadan çocuğunuzu kontrol edebilirsiniz böylelikle.

     

    Kaynak: NeredeKal / Seyhan Ahen

  • Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye, tüm güzelliklerinden faydalanabileceğimiz bir coğrafyaya sahip. Havası, denizi, güneşi, doğası, ne kadar özel bir noktada yaşadığımızın kanıtı. Sizin için tatil deniz-kum-güneş üçlüsünden ibaret değilse, herkes gibi sıradan değil de farklı tabir edilen kesimdenseniz, doğa ile iç içe olmak yani kamp yapmak eminim en sevdiğiniz şeylerden biridir.

    Bu yazımda belki daha önce gittiğiniz belki de sadece duyup hiç görmediğiniz kamp alanlarından bahsedeceğim. Siz de çadırınızı yanınıza alıp veya karavanınıza atlayıp doğanın sesini dinlemek için kamp hayalleri kuruyorsanız eğer, yazıyı okuduktan sonra (bir maniniz yoksa tabi) hemen harekete geçebilirsiniz. 🥰

    1- Çubucak Orman Kampı / Marmaris

    Hayatımın yarısının geçtiği Marmaris bu ülkede en iyi bildiğim yer olduğu için Marmaris’ten başlamak istedim. Bu bölgede kamp yapabileceğiniz pek çok alternatif var. Bunlardan en çok tercih edileni Çubucak Tabiat Parkı’ndaki çadır ve karavan kamp yeri. Marmaris’ten Datça’ya giderken 23. km’de Hisarönü Körfezi kıyısında Çubucak Orman içi kamp ve karavan alanını göreceksiniz. Orman örtüsünün çeşitlilik gösterdiği alanda 1000 metrelik kıyı şeridi var. Aynı zamanda günübürlük girişlere de müsait. Su, elektrik, telefon, internet ve kanalizasyon alt yapısı var. Günlük ihtiyaçlarınızın pek çoğunu karşılayabilir, spor, eğlence aktivitelerine yönelik etkinliklere katılabilir, ormanda yürüyüşler yapabilirsiniz. Marmaris’te ne yazık ki yanıp küle dönen büyük bir alanın dışında kalabilen cennet köşelerden biri Çubucak. Masmavi koylarıyla gözlerinizi güzelliğiyle kamaştıran Hisarönü Körfezi’ne nazır kamp yapabilmek harika hissettirecek. Çadır ve karavanlarınız için 24 saat iç rahatlığı ile konaklayabileceğiniz güvenliği olan bir alandır. Zaten dibinde jandarma karakolu var, rahat olun yani. 😊 Doğasıyla ve mis gibi çam ormanıyla insana yaşama sevinci veren Çubucak 12 ay açık ve sizleri bekliyor. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın ve gittiğinizde çevreyi lütfen kirletmeyin.

    2- Kelebekler Vadisi / Ölüdeniz

    Muğla benim için gözbebeği olduğundan yine Muğla’dan devam ediyorum. Sırada Fethiye var. Ölüdeniz’deki meşhur Kelebekler Vadisi’nde kamp yapmaya ne dersiniz? 😊Öncelikle uyarayım; ulaşımı zor bir nokta. 350 metreyi bulan sarp kayalıklarla çevrili bir bölge. E peki nasıl gideceksiniz? Helikopterden atlayarak tabi ki. Heyecanın dibi! Şaka şaka 😁 Ölüdeniz’den vadi servis teknesiyle deniz yolundan ulaşabilirsiniz. Servis saatleri dışında ulaşım için vadiyi arayarak zodyak bot ile özel servis isteyebilirler. Hayır maalesef karadan ulaşım yok, tabi dağcı değilseniz. 🤭 Elektrik, su, duş ve wc hitmeti bulunmakta ve belli saatlerde ücretsiz. Çadırda rahat edemeyecek olanlar için bungalov ve taş ev seçenekleri de mevcut. 80 civarı kelebek türüne sahip vadiye dökülen şelaleye ve denize dökülen dereye de bayılacaksınız. Vadi, Dünya Mirasını Koruma Vakfı tarafından, dünya üzerinde korunması gerekli 100 dağdan biri olarak ilan edilen Babadağ eteklerindeki koylardan biri bu arada. Kamp alanında restoran ve bar da bulunuyor. Aşağıdaki koyda kamp yaparken yukarıdaki zirvede paraşüt heyecanını da yaşayabilirsiniz. Kaya tırmanışı, water zipline, şelale tırmanışı, kano subpadlle, scuba diving, snorkeling, yoga, canyoning abseling, team works, sea ferrata, dağcılık eğitimi, survival atölye ve çocuk atölyesi gibi oldukça fazla etkinliğe sahip vadide asla sıkılacağınızı sanmıyorum. 4 mevsim kamp yapabiliyorsunuz. Rezervasyonsuz gitmeyin ve gittiğinizde dünya mirasımızı koruyun lütfen.

    3- Akyaka Orman Kampı / Gökova

    Cağğğnım Muğla cennetten bir köşesidir Türkiye’nin. Kamp yapacak yerler sıralamasında da asla es geçilemeyecek noktalara sahip. Bunlardan biri de güzeller güzeli Akyaka Orman Kampı. Serin mi serin bir ormanda çadır, karavan, taş ev ve bungalov seçeneklerinden birini değerlendirebilirsiniz. Diğer kamp alanlarına göre daha fazla hizmet mevcut bu kamp alanında. Elektrik, sıcak-soğuk su, bulaşıkhane, çamaşırhane, wc, duş, market, kafe, restoran, bar, alışveriş ne ararsanız var. Su sporlarına ulaşım için 10 dk yürümeniz yeterli, az ötedeki Gökova Körfezi kite-board vesarie pek çok su sporunun yapıldığı bir bölge, rüzgarı da oldukça fazladır körfezin. Kamp bölgesinin hemen önünde küçük küçük koylar ve muhteşem ötesi bir deniz var. Kayaların altından gelen azmak nehrinin buz gibi suyu denize karıştığından deniz suyu da serin oluyor. Suyun bazı yerlerdeki bulanıklığı sizi tedirgin etmesin çünkü bunun sebebi azmağın tatlı suyunun denizin tuzlu suyuna karışması. Peki ben nasıl gidicem bu kampa? Muğla’dan Marmaris’e giderken Sakar Geçidi’ni iniyorsunuz ve sağda Akyaka tabelasını görüyorsunuz. Kıvrılın ordan dümdüz Akyaka’ya getirecek yol sizi. Yine tabelaları takip ederek ya da oradan herhangi birine sorarak kampa ulaşabilirsiniz çünkü zaten Akyaka dediğiniz yer küçük şirin bir belde, bir yerden bir yere yürüme mesafesi 15-20 dakikayı aşmaz. Bu arada Akyaka cittaslow yani sakin şehir ilan edilen nadir yerlerden biri, buna da dikkatinizi çekeyim. Merkezdeki balıkçılarda ekmek arası okyanus mezgiti yemeyi ihmal etmeyin (tavsiyem Gülbeyaz’dır), azmak turu yapın, envayi çeşit restoran, kafe ve barın tadını çıkarın, sokak hayvanlarına iyi davranın, azmaktaki ördek ve kazlara ekmek atın, azmak suyuna ayaklarınızı bi sokup buz kesmeden de ”Akyaka’ya gittim” demeyin. 😁

    4- Bafa Gölü / Milas

    Tabi ki Muğla ile devam. İki bin yıl öncesine dayanan geçmişiyle Ege Bölgesi’nin en büyük gölü olan Bafa antik çağ şehirlerinden Herakleia’ya kıyısı olan, yemyeşil zeytin ağaçlarıyla çevrili muhteşem bir doğaya sahip, aynı zamanda bir kuş cenneti. Gölde Bizans manastırları ve savunma yapılarının da bulunduğu birkaç ada da mevcut. Kamp için ideal bir bölge ve trekking için de çok uygun rotaları var. Bu arada Bafa Gölünün bir tarafı Milas diğer tarafı da Didim’de bulunuyor. Burada yapacağınız kamp ile kendinizi bir kültür turizminin ortasında da bulursunuz çünkü Milas tarafı manastırlar, freskler, kaya resimleri, nekropoller, agoralar, tapınaklarla dolu. Yeme içme için güzel salaş balık lokantaları ve restoranlar mevcut. İstediğiniz yere çadırı kurup ya da karavanı park edip kampınızı yapabilirsiniz. Çevreyi temiz bırakmayı unutmayın. 🙂

    5- Kabak Koyu / Fethiye

    Muğla tabi ki bitmedi. 😎 Fethiye’nin meşhur Kabak Koyu’nu listeye almasam haksızlık olurdu. Bu koy sanki kampçılar için doğal olarak dizayn edilmiş gibi. Yakın çevrede büyük tesisler yok, çadır ve bungalov işletmeleri ve doğayla uyumlu butik otelcikler var. Koy yeni keşfedilmiş sayılır, 1987 yılından beri tanınmaya başlanmış. Doğa ile ilgili aktivitelerden hoşlananların tercih etmesi gereken bir bölge. 800 metreyi bulan yamaçlar, çeşitli şelale ve göletler, çam ormanları ve 200 metre kadar plajıyla rüya gibi bir koy Kabak Koyu. Plaj sit alanı olduğu için tesis ve giriş ücreti vesaire yok. Duş var, tesis olmadığı için o da ücretsiz. Şezlong ve şemsiye de yok haliyle. Kamp için Kabak Koyu’na gidecekseniz aklınızda bulunsun. Yaz sezonunda gitmeyi tercih ederseniz kalabalıktan deniz bulanıklaşıyor bu canınızı sıkabilir. Su da bir anda derinleşiyor, yüzme bilmeyenler veya çocuklar için tehlikeli olabilir. Koya Fethiye’den Ölüdeniz istikametinde devam ederek gidiliyor. Ölüdeniz’den güneye dik ve virajlı yolu takip ederek Faralya’ya varana kadar gitmeniz gerekiyor. Faralya Köyü’nden ulaşım için ise 2 seçeneğiniz var; yürüyerek kırmızı beyaz tabelaları takip edebilirsiniz ya da traktöre benzeyen araçlarla köylü sizi koya getirecek. Keyifli kamplar 🙂 Eve dönerken kamp yerini temiz bırakın lütfen.

    6- Adrasan / Antalya

    E yeter bu kadar Muğla dediniz di mi? 🙂 Piki! O zaman ver elini Antalya! Olimpos’un arka bahçesi Adrasan da kampçılar için en iyi seçeneklerden biri. Çok sayıda tesis var bölgede. Sabah dalga sesleriyle çadırınızda uyandığınızı, gece de dalga sesleriyle uykuya daldığınızı bir düşünün şimdi. Müthiş! Merak etmeyin sahilde hepinize yetecek kadar yer var. 🙂 2 km sahilin hepsi sizin! Ayrıca Likya Yürüyüş Yolu üzerinde bulunan Adrasan, yolun diğer önemli duraklarından Olimpos ve Çıralı’ya da çok yakın. Burada kamp yaparken tekne turlarına da katılabilir ve diğer koyları gezebilirsiniz. Elinizin altında her türlü imkanı bulabileceğiniz kamp yerlerinden biridir Adrasan. Köy halkının sizi oldukça sıcak karşılayacağından emin olun. 🙂

    7- Köprülü Kanyon / Antalya

    Geldik madem Antalya’ya bir başka kamp alanından daha bahsedelim. Köprülü Kanyon milli park olarak koruma altında. Çadır ve karavan turizmi için de en ideal noktalardan biri. Kanyonda kamp için uygun pek çok bölge seçeneğiniz var. Köprülü Kanyon, Isparta’nın Sütçüler ilçesinde başlayan ve Antalya’da denize dökülen, rafting yapmaya uygun Köprüçay’ın vadisi. Rafting yapılabilen bölgenin başlangıcında iki adet de tarihi köprü bulunmakta, küçüğü asıl usta tarafından, kemerli büyük köprü ise ustanın kalfası tarafından inşa edilmiştir. Boynuz kulağı geçmiş midir gidince kendiniz karar verin. 🙂 Nehrin iki yanında da kamp için alanlar, bungalovlar ve yeme içme tesisleri bolca var. Bölgede rafting, kano ve kanyoning (kanyon geçişi) sporları olmak üzere; yüzme, doğa yürüyüşü, kaya tırmanışı, oryantiring, bisiklet, olta balıkçılığı vb. sportif etkinlikler ile botanik-yaban hayatı gözlemciliği, jeolojik yapı gözlemciliği, kampçılık, fotoğrafçılık, piknik, cip safari, yayla gezileri vesaire gibi pek çok etkinliğe katılma olanağı mevcut. Sıkılmak yok yola devam diyorsanız Aziz Paul Yolu’nun 45 km’lk kısmı bu bölgede kalıyor, bilginiz olsun. 😁

    8- Kaş / Antalya

    Ve Antalya’nın gözbebeği Kaş! Kaş’ta tavsiye edebileceğim kamp yapabileceğiniz 3 yer; Kaş Camping, Olympos Camping ve Can Mocamp. En çok tercih edileni Can Mocamp’ta bungalov hizmeti de var. Konaklama imkanlarınız eksiksiz, 5 yıldızlı otel konforunda. Yerleşim yerlerine uzak olduğu için doğayla daha bir başbaşa ve sessiz. Kaş Camping Kaş’a yakın olma avantajına sahip. Yürüyerek 10 dakikada aradaki mesafeyi katedebilirsiniz. Fakat bu kadar yakın olsa da trafik vesaire gürültüsü olmadığı için izole bir kamp alanıdır. Olympos Camping kampseverlere çadır, karavan, bungalov ve apart seçeneklerini sunuyor. Tüm temel gereksinimler ortak kullanımlı. Bungalov ve apart odalarda özel wc, duş, tv, buzdolabı, fırın, klima gibi imkanlar da var. Bu 3 kamp alanının üçünde de denizden de faydalanma şansınız var. Çimmeden duramayanlara duyurulur. 🙂 Kaş’ta çok fazla kamp alanı var, ben 3 tanesini seçtim, tamamını belki başka bir yazıda irdeleriz. 😉

    9- Yedigöller Milli Parkı / Abant

    Yedigöller Milli Parkı en bilindik kamp alanlarından biri. Kimi gidip görmüştür kimi de meşhur fotoğraflarından tanır. 4 mevsim kampa elverişli olan bölge çok özel bir coğrafyaya sahip. Kamp alanında elektrik yok, dikkatli olmak şartıyla ateş yakabilirsiniz. Kampçılığa yeni başlayanlar için uygun bir bölge. Burada olta balıkçılığı ve yürüyüş yapabilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Ayrıca park içindeki Köyyeri mevkiinde Bizans döneminden kalıntılar bulunmakta. Bölgede Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olmak üzere 7 adet göl var. Ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, sincap, geyik, karaca ve tavşan ile kuşlardan yabani ördek, yabani güvercin ve keklik yanısıra 100’ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapan milli park bu özellikleriyle tam bir doğa cenneti durumunda. Kamp yaparken lütfen yaban hayatına zarar vermeyin. Kapankaya Seyir Terası’na çıkarsanız yemyeşil doğa içerisindeki gölleri görebilirsiniz. Parkta bir anıt ağaç bir de geyik üretme istasyonu var, ziyaret etmeniz tavsiye edilir. Çadır ve karavan kampı için eşsiz bir doğaya sahip olan bölgede bungalov, büfe ve restoran hizmeti de bulabilirsiniz. Bölgeye toplu taşıma yok. Özel aracınızla ya da acentalar vasıtasıyla gidebiliyorsunuz fakat kışın çok karlı bir bölge olduğu için yolların kapanmasıyla da karşılaşabilirsiniz.

    10- Torkul Gölü / Düzce

    Şehre yaklaşık 30 km uzaklıktaki Torkul Yaylası’nda bulunan gölde özellikle bahar aylarında kamp yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü doğanın muhteşem renklerine en çok bahar aylarında tanık olabiliyorsunuz. Tesis filan yok, aramayın. Bu yazıdan sonra açılır mı bilemem ama şu an yok yani. 🙂 Doğayla tamamen başbaşasınız, gece çadırınıza ayı dayanmadan önce bir kere daha düşünün derim. :))) Şaka bi yana tabi ki yaban ortamında her şeyle karşılaşmaya hazırlıklı olmanız gerektiğini siz kampseverler benden iyi biliyorsunuzdur zaten eminim ki. Çevrede kayın, köknar, gürgen, kestane, akçaağaç, karaçam gibi çok çeşitli bitki örtüsü bulunmakta. Piknik, olta balıkçılığı, foto-safari, çadır kampı gibi etkinliklere ev sahipliği yapan bölge 1251 metre yükseklikte ve göl de volkanik bir çöküntüden oluşmakta. Bol oksijenden başınız azıcık dönebilir, uyarmış olayım.

    11- Yazılı Kanyon / Isparta

    Kamp sözkonusu olunca Yazılı Kanyon’a değinmeden geçmemeli. Diğer pek çok kamp alanına göre daha rahat bir kamp olanağı var burada. Yiyecek işini kanyondaki balık çiftlikleri ve küçük işletmelerden halledebilirsiniz. Küçük işletmeler genelde ‘kendin pişir kendin ye’ hizmeti sağlıyor. Küçük gezintiler yapıp köprülere ve tarihi yazıtlara şahit olabilirsiniz. Aynı zamanda yüzmek için muhteşem yerler de keşfedebilirsiniz. Peki adı neden Yazılı Kanyon? Öncelikle aşağı şunu ekleyeyim:

    Kaya Yazıtı (Hür insan üzerine şiir)
    “Hayırlı Uğurlu Olsun”

    Ey yolcu, yol hazırlığı yap ve koyul yola; şunu bilerek:
    Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir.
    Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
    Ve kararında içtenlikliyse hür kişi;
    Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
    Ve bununla yücelir kişi, hatalarla değil.
    Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tat almaz o;
    Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran,
    Zeus’tur herkese ara olan ve de tek kök insanoğluna.
    Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden
    güzelliğini,
    Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
    Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle
    de olsa
    Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır.
    Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama
    Yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire
    şayandı ruhu.
    Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu.
    Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
    Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan,
    Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya
    geldi.

    Bu şiir kanyona girdikten 300 metre kadar sonra bir duvarda karşınıza çıkar ve şairi de Epiktetos’tur. En az iki bin yıllık olan bu şiirin orijinalinin hemen karşısında bu Türkçe çevirisini görebilirsiniz. Muhteşem ötesi bir doğa çeşitliliğine ve yaban hayatına sahip bölgede kamp yapmak oldukça keyifli olacaktır inanın bana. 🙂 Burasıyla ilgili anlatılacak şeyler bu yazıda bitmez, kendiniz gidip keşfedin, pişman olmayacaksınız.

    12- Ada Camping / Kuşadası

    Ve gelelim yaşadığımız cennetteki kamp önerime! Tatlıyı sona sakladım. 🙂 Kuşadası Sevgi Plajı’ndaki 25 dönümlük koruluktaki Ada Camping 2021 yılında kamp alanına döndürüldü. Daha öncesinde kıymeti bilinmeyen ve hor kullanılan bir alandı burası. Aydın Büyükşehir ve Kuşadası Belesiyesi işbirliği ile muhteşem bir kamp alanına dönüştürüldü. 24 adet karavan alıyor. Standart çadırları kiralayabileceğiniz gibi 15 adet VIP çadırdan da kiralayabiliyorsunuz. VIP çadırları bir otel odası gibi düşünebilirsiniz, yatağı, gardrobu vesaire her ihtiyacınız için tasarlanıp dekore edilmişler. Ayrıca kendi çadırınızla da gelebiliyorsunuz. Etrafı çitle çevrili, güvenlik kameraları ve güvenlik ekipleri ile son derece güvenli bir kamp alanı. İçerisinde Kayıtlı Giriş Sistemi, Snack Bar, Beach Club, Araç Formunda Yiyecek & İçecek Standları, “Ege Et Mangal” Satış Alanı, “AdaMarket Bahçem” Satış Alanı, Bakkal, Otopark, Ortak Mutfak Alanları (Pişirme ve Bulaşık Ünitesi), Ortak WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Özel WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Kiralık Kasa, Kiralık Mini Buzdolabı, Kiralık Çamaşır Makinaları, Standart Çadır için Elektrik Ünitesi, Karavanlar için Elektrik, Tatlı Su ve Kanalizasyon Bağlantı Noktaları (uluslararası standartlarda), Karavan Bölgesi için WC/Duş İstasyonları, Bulaşık Yıkama İstasyonları, Kamp Alanı Aydınlatması, Ayrıştırılmış Çöp Konteyneri, Tüp, Mangal, Sünger Yatak ve Yastık Kiralama, Bulaşık ve Çamaşır Yıkama İstasyonları, Yoga ve Spor Alanı, Çocuk Oyun Alanı, Okuma-Dinlenme-Eğlence Alanı ve Kamp Ateşi Etkinliği, Resepsiyon Binası, Çay/Kahve Servis Alanı, Ücretli; Tabldot Yemek ve Fast Food Servisi, Gözleme Yeri,  Pide Fırını gibi hizmetleri mevcut. Yok yok yani. 🙂 Tuvalet ve duşların temizliği sürekli yapılıyor. Okaliptüs ağaçlarının gölgesinde, denize sıfır bir kamp alanı. Fiyatlar oldukça uygun hatta Türkiye’deki kamp alanlarının en çeşitli hizmet vereni ve en uygun fiyatlısı diyebilirim. Kuşadası’nı listenizin ilk sırasına gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmadan yola çıkmayın.

    Bildiğim kamp alanlarını dilim döndüğünce derleyip sizlere anlatmaya çalıştım, umuyorum ki kamp konusunda ihtiyacı olanlara gerekli bilgileri sağlayabilmişimdir. Önereceğiniz kamp alanları varsa yoruma bırakabilirsiniz.

    Okuduğunuz için teşekkürler. 😘

    Nilay Gündüz