Kategori: Doğa

  • Kum Zambaklarını Koparmayın!

    Kum Zambaklarını Koparmayın!

    Her güzel gördüğümüz veya başka bir deyişle her sevdiğimiz şeyi kendimize isteme ediminin birçok yıkıcı sonucu da var. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu olmasına rağmen insan olarak bazen “Hep daha fazlası” demekten kendimizi alamadığımız oluyor. Ve ne yazık ki her fazlasını isteme edimimiz iklim krizinin yıkıcı etkilerini deneyimlerken, “hadi bir taş da sen at” tadında bir yaklaşım! Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber buna iyi bir örnek. Beğendiği bir bitki görünce onu koparıp, sahip olma dürtüsünün de tek örneği değil elbette. Sahilde görüp, çok beğendiği kum zambağını koparan ve evdeki saksısına ekmek istediğini iddia eden kadına kesilen cezanın miktarı da insanların duruma yaklaşımını değiştiriyor. Nesli tükenmekle karşı karşıya olan “kum zambağını” koparmanın cezası 109 bin 593 TL.

    Doğal yaşam alanı olan sahillerin birçoğunun plaj olarak kullanılması, sahillerdeki işletme sayılarının artması, artan kentleşme ve bitkinin koparılması nedeniyle kum zambakları tüm dünyada azalıyor! Her bir türün ekosistemin dengesi için vazgeçilmez olduğu bilgisiyle durumu değerlendirecek olursak, yok olmasına ramak kalan her bir canlı gezegenimize yeni bir yara açılması demek. İnsan faaliyetleri azalınca, “Dünya Limit Aşım Günü” bile ileri bir tarihe kendini atabiliyor. Elimizde böyle bir veri varken, tüketim alışkanlıklarımızdan taviz vermemekte ısrar etmek pek mantıklı görünmüyor. Bu nedenle ilk olarak yapmamız gereken şeylerin başında sadeleşmek ve sevdiğimiz/beğendiğimiz -illa ki sevmek zorunda değiliz- herhangi bir varlığın önce yaşam hakkına saygı duymak geliyor.

    Kum zambağının (Pancratium maritimum) biyolojik özelliklerine baktığımızda ise yaşama sıkıca tutunan ve barındırdığı şifayı paylaşan bir bitki olduğunu anlıyoruz. Temmuz-ekim ayları arasında çiçek açan kum zambakları, kendi kendine döllenen ve soğanlı bir bitkidir. Türkiye’de İstanbul, Bolu, Bartın, Sinop, Samsun, Giresun, Trabzon, Kırklareli, Antalya, Mersin ve Adana’nın kumlu sahillerinde görülür. İçindeki alkaloitler ve flavanoidler; gıda, tekstil ve farmakolojik endüstrilerde kullanılmaktadır. Akdeniz ülkelerinde ve Karadeniz’in güney kıyılarında sıklıkla rastlanan kum zambağı tuza, kuraklığa ve sıcağa karşı dayanaklı bir bitkidir.

    Minos uygarlığına başkentlik yapmış Knossos antik kentindeki fresklerde yer aldığını öğrendiğimde ise bitki sembolizmini bir kez daha hatırladım. Minik bir parantez; zambak kelimesi (lily) Sümerce’de nefes, hayat gibi anlamlar taşır. Zambağın Antik Mısır’dan Antik Yunan’a kadar birçok kültürde barındırdığı derin bir bilgisi vardır. Kum zambağına dönecek olursam; eşleştiği mitlerden biri yeraltıyla eşleşen Persephone’dur. Tarım ve bereketin tanrıçası Demeter’in kızı olan Persephone yaşamının bir kısmını eşi Hades’in yanında yeraltında, bir kısmını annesi Demeter ile yeryüzünde geçirir. Kızı her yeryüzüne çıkarken baharı getiren Demeter, kızının yer altına inmesiyle toprağı soğutup, kışın -ölümün- gelmesini sağlar. Kum zambağının çiçekleri de açmayı bıraktığında bu durum havanın soğuyacağının habercisidir.

    Kum zambağına rastlayacak olursanız, doya doya seyredin ve illa ki bir anı istiyorsanız fotoğrafı çekin. Yaşamın çeşitliliğine engel olmayın!

    Kaynak: Researchgate

    Yeşilist / Ayça Ceylan

  • Doğa Fotoğrafçılarının Ziyaret Etmesi Gereken 8 Muhteşem Yer

    Doğa Fotoğrafçılarının Ziyaret Etmesi Gereken 8 Muhteşem Yer

    Herkesin hayalidir günün birinde işi gücü bırakıp dünya turuna çıkmak. En çok da masa başı çalışanlar uzun uzun görülmesi gereken yerlerin listesine bakıp iç geçirir. En sonunda, ben buraları görmeden bu dünyadan gitmeyeceğim diyenler, her şeylerini toplar, başlarlar dünyayı keşfetmeye. Kimileri tarih merakıyla yanıp tutuşur, kimileri doğanın bize sunduğu göz kamaştıran güzellikleri görmek adına, dağları bayırları arşınlar. Bu merak duygusuna bir de fotoğraf tutkusu eklenince, işte o zaman hayran olunası muhteşem kareler ortaya çıkar.
    Eğer siz de bir fotoğraf tutkunuysanız ve seyahate çıkmanın size çok şey kattığına inanıyorsanız, yepyeni yerler keşfetme olanağı bulacağınız bu yazıya mutlaka bir göz atın.

    1 – Jasper Milli Parkı / Kanada

    10.878 kilometrekarelik yüz ölçümüyle Kanada’nın en büyük eko parkı niteliğinde olan Jasper Milli Parkı, Alberta eyaletinde yer alıyor. İçerisinde ren geyiği, boz ayısı, kunduz, puma gibi vahşi hayvanların yaşadığı park, cesareti olanlara kamp alanı sunuyor. Parkın, muhteşem güzellikte karlı dağları, bu dağlarda eriyen karların oluşturduğu buz gibi akarsuları ve insanı hayran bırakan gölleri görülmeye değer nitelikte. Trekking yapanlar için yol boyunca takip edebilecekleri bir harita sunan Jasper Milli Parkı, piknik alanı ve su sporları ile de ziyaretçilerin oldukça dikkatini çeken yerlerden biri.

    2 – Whitsunday Adası / Avustralya

    Queensland eyaletine bağlı takım adaların en büyüğü olma özelliğini taşıyan Whitsunday Adası’nın, en ünlü kumsalı Whitehaven Kumsalı’dır. Gezginler, merak uyandıran güzellikteki adaya eyalette bulunan Airlie Beach’ten tekne turlarıyla ulaşma imkanı buluyor. Whitsunday Adası, daha görür görmez bembeyaz kumlarına saatlerce uzanma isteği uyandıran sahiliyle cennet niteliğinde. Günün birinde bu muhteşem kumsalın uzun uzun fotoğrafını çekmek ve harika plajında vakit geçirmek isteyenler için küçük bir not düşmek gerekirse, ada Avustralya’da yer alıyor.

    3 – Kızıl Sahil / Çin

    Güzelliğiyle bizi büyüleyen rotalarda sıradaki durağımız ise Çin’de yer alan Kızıl Sahil. Klasik kumsal anlayışından çok farklı olan Kızıl Sahil’e göz kamaştırıcı rengini veren aslında bölgede yer alan bir çeşit yosun. Yaz aylarında yeşil olan yosunlar, sonbaharda kızıl rengini alıyor. Anlaşılacağı üzere Kızıl Sahil’i keşfetmek amacıyla yola koyulacaksanız, sonbaharı beklemeniz gerekiyor.

    4 – Berchtesgaden Milli Parkı / Almanya

    Berchtesgaden Milli Parkı, Almanya – Avusturya sınırında yer alıyor. Alpler’in ihtişamlı güzelliğinin yanı başında uzun doğa yürüyüşlerine olanak sağlayan park, benzersiz ormanları ve gölleriyle, tam bir doğa harikası. Fotoğraf meraklılarının günün birinde ziyaret etmelerini tavsiye ettiğimiz parkta gezinirken, dağ keçilerine, tavşanlara ve onlarca farklı çeşitte bitki türüne rastlamak mümkün.

    5 – Fingal Mağarası / İskoçya

    Ünlü Alman müzisyen Felix Mendelssohn Bartholdy’nin piyanoya benzettiği ve uğruna beste yaptığı mağara, düzgün geometrik yapısı ve ihtişamlı görünümüyle görenleri hayrete düşürüyor. Sıra sıra dizilmiş sütunlardan oluşan Fingal Mağarası, volkanik patlamalardan çıkan lavların soğuması ve kayaların sıkışması sonucu oluşmuş. Sanat eseri niteliğindeki mağara İskoçya’nın Staffa Adası’nda yer alıyor.

    6 – Thingvellir Ulusal Parkı / İzlanda

    Gökyüzünde muhteşem bir görsel şölen oluşturan Kuzey Işıkları’nı izleme imkanı sunan Thingvellir Ulusal Parkı, günümüzde festivallere ve önemli kutlamalara ev sahipliği yapıyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan park, yerli ve yabancı turistlerin dikkatini çeken yerlerden biri. Büyüleyici güzellikteki parkta doğayla iç içe olacağınız uzun yürüyüşler yapma olanağı bulurken, fotoğraf makinenizi elinizden düşürmeyeceksiniz.

    7 – Morskie Oko Gölü / Polonya

    Polonya’nın Tatra Ulusal Park’ı sınırları içerisinde yer alan ve yılın her dönemi kendine has güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeyi başaran gölün, doğa fotoğrafçıları için hazine değerinde olduğunu söyleyebiliriz. Gölü çevreleyen Tatra Dağları’nın gölün berrak sularına yansımasıyla ortaya, usta bir ressamın elinden çıkmış tabloyu andıran bir manzara çıkıyor. Ulaşımın kolay olması açısında burayı yaz aylarında ziyaret etmek daha doğru bir zamanlama gibi görünse de, karlar altında bambaşka bir güzelliğe bürüneceğini bilmek belki yoldan dönmenize engel olabilir.

    8 – Büyük Kanyon – ABD

    Bir diğer durağımız ise UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Büyük Kanyon. Arizona eyaletinde bulunan kanyon, 466 kilometre uzunluğunda ve 1.6 kilometre derinliğinde. Bugün, yüzlerce kuş ve bitki türünü barındıran Büyük Kanyon, Amerikan yerlileri olan Kızılderililer’e de ev sahipliği yapıyor. ABD’nin en ilgi çekici doğal oluşumlarından biri olması nedeniyle, bu etkileyici manzarayı görmek için her yıl dünyanın dört bir yanından pek çok turist bölgeyi ziyarete geliyor.

    Bonus: Ayder Yaylası / Rize

    Göz kamaştıran doğa fotoğraflarından bahsederken şifalı suları ve yeşilin her tonunu barındıran muhteşem doğasıyla Ayder Yaylası’nı unutmak olmaz. Yöre halkının kendine yakışır bir şekilde misafirlerini karşıladığı bölgeye adımınızı attığınız an fotoğraf makinenizi hazırlasanız iyi olur çünkü buradaki manzara sizi başka diyarlara götürecek güzellikte. Üstelik rafting ve trekking gibi sporlara ilginiz varsa Ayder Yaylası aradığınız durak olabilir.

     

    Kaynak: NeredeKal / Bengi Alkaya

  • Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye, tüm güzelliklerinden faydalanabileceğimiz bir coğrafyaya sahip. Havası, denizi, güneşi, doğası, ne kadar özel bir noktada yaşadığımızın kanıtı. Sizin için tatil deniz-kum-güneş üçlüsünden ibaret değilse, herkes gibi sıradan değil de farklı tabir edilen kesimdenseniz, doğa ile iç içe olmak yani kamp yapmak eminim en sevdiğiniz şeylerden biridir.

    Bu yazımda belki daha önce gittiğiniz belki de sadece duyup hiç görmediğiniz kamp alanlarından bahsedeceğim. Siz de çadırınızı yanınıza alıp veya karavanınıza atlayıp doğanın sesini dinlemek için kamp hayalleri kuruyorsanız eğer, yazıyı okuduktan sonra (bir maniniz yoksa tabi) hemen harekete geçebilirsiniz. 🥰

    1- Çubucak Orman Kampı / Marmaris

    Hayatımın yarısının geçtiği Marmaris bu ülkede en iyi bildiğim yer olduğu için Marmaris’ten başlamak istedim. Bu bölgede kamp yapabileceğiniz pek çok alternatif var. Bunlardan en çok tercih edileni Çubucak Tabiat Parkı’ndaki çadır ve karavan kamp yeri. Marmaris’ten Datça’ya giderken 23. km’de Hisarönü Körfezi kıyısında Çubucak Orman içi kamp ve karavan alanını göreceksiniz. Orman örtüsünün çeşitlilik gösterdiği alanda 1000 metrelik kıyı şeridi var. Aynı zamanda günübürlük girişlere de müsait. Su, elektrik, telefon, internet ve kanalizasyon alt yapısı var. Günlük ihtiyaçlarınızın pek çoğunu karşılayabilir, spor, eğlence aktivitelerine yönelik etkinliklere katılabilir, ormanda yürüyüşler yapabilirsiniz. Marmaris’te ne yazık ki yanıp küle dönen büyük bir alanın dışında kalabilen cennet köşelerden biri Çubucak. Masmavi koylarıyla gözlerinizi güzelliğiyle kamaştıran Hisarönü Körfezi’ne nazır kamp yapabilmek harika hissettirecek. Çadır ve karavanlarınız için 24 saat iç rahatlığı ile konaklayabileceğiniz güvenliği olan bir alandır. Zaten dibinde jandarma karakolu var, rahat olun yani. 😊 Doğasıyla ve mis gibi çam ormanıyla insana yaşama sevinci veren Çubucak 12 ay açık ve sizleri bekliyor. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın ve gittiğinizde çevreyi lütfen kirletmeyin.

    2- Kelebekler Vadisi / Ölüdeniz

    Muğla benim için gözbebeği olduğundan yine Muğla’dan devam ediyorum. Sırada Fethiye var. Ölüdeniz’deki meşhur Kelebekler Vadisi’nde kamp yapmaya ne dersiniz? 😊Öncelikle uyarayım; ulaşımı zor bir nokta. 350 metreyi bulan sarp kayalıklarla çevrili bir bölge. E peki nasıl gideceksiniz? Helikopterden atlayarak tabi ki. Heyecanın dibi! Şaka şaka 😁 Ölüdeniz’den vadi servis teknesiyle deniz yolundan ulaşabilirsiniz. Servis saatleri dışında ulaşım için vadiyi arayarak zodyak bot ile özel servis isteyebilirler. Hayır maalesef karadan ulaşım yok, tabi dağcı değilseniz. 🤭 Elektrik, su, duş ve wc hitmeti bulunmakta ve belli saatlerde ücretsiz. Çadırda rahat edemeyecek olanlar için bungalov ve taş ev seçenekleri de mevcut. 80 civarı kelebek türüne sahip vadiye dökülen şelaleye ve denize dökülen dereye de bayılacaksınız. Vadi, Dünya Mirasını Koruma Vakfı tarafından, dünya üzerinde korunması gerekli 100 dağdan biri olarak ilan edilen Babadağ eteklerindeki koylardan biri bu arada. Kamp alanında restoran ve bar da bulunuyor. Aşağıdaki koyda kamp yaparken yukarıdaki zirvede paraşüt heyecanını da yaşayabilirsiniz. Kaya tırmanışı, water zipline, şelale tırmanışı, kano subpadlle, scuba diving, snorkeling, yoga, canyoning abseling, team works, sea ferrata, dağcılık eğitimi, survival atölye ve çocuk atölyesi gibi oldukça fazla etkinliğe sahip vadide asla sıkılacağınızı sanmıyorum. 4 mevsim kamp yapabiliyorsunuz. Rezervasyonsuz gitmeyin ve gittiğinizde dünya mirasımızı koruyun lütfen.

    3- Akyaka Orman Kampı / Gökova

    Cağğğnım Muğla cennetten bir köşesidir Türkiye’nin. Kamp yapacak yerler sıralamasında da asla es geçilemeyecek noktalara sahip. Bunlardan biri de güzeller güzeli Akyaka Orman Kampı. Serin mi serin bir ormanda çadır, karavan, taş ev ve bungalov seçeneklerinden birini değerlendirebilirsiniz. Diğer kamp alanlarına göre daha fazla hizmet mevcut bu kamp alanında. Elektrik, sıcak-soğuk su, bulaşıkhane, çamaşırhane, wc, duş, market, kafe, restoran, bar, alışveriş ne ararsanız var. Su sporlarına ulaşım için 10 dk yürümeniz yeterli, az ötedeki Gökova Körfezi kite-board vesarie pek çok su sporunun yapıldığı bir bölge, rüzgarı da oldukça fazladır körfezin. Kamp bölgesinin hemen önünde küçük küçük koylar ve muhteşem ötesi bir deniz var. Kayaların altından gelen azmak nehrinin buz gibi suyu denize karıştığından deniz suyu da serin oluyor. Suyun bazı yerlerdeki bulanıklığı sizi tedirgin etmesin çünkü bunun sebebi azmağın tatlı suyunun denizin tuzlu suyuna karışması. Peki ben nasıl gidicem bu kampa? Muğla’dan Marmaris’e giderken Sakar Geçidi’ni iniyorsunuz ve sağda Akyaka tabelasını görüyorsunuz. Kıvrılın ordan dümdüz Akyaka’ya getirecek yol sizi. Yine tabelaları takip ederek ya da oradan herhangi birine sorarak kampa ulaşabilirsiniz çünkü zaten Akyaka dediğiniz yer küçük şirin bir belde, bir yerden bir yere yürüme mesafesi 15-20 dakikayı aşmaz. Bu arada Akyaka cittaslow yani sakin şehir ilan edilen nadir yerlerden biri, buna da dikkatinizi çekeyim. Merkezdeki balıkçılarda ekmek arası okyanus mezgiti yemeyi ihmal etmeyin (tavsiyem Gülbeyaz’dır), azmak turu yapın, envayi çeşit restoran, kafe ve barın tadını çıkarın, sokak hayvanlarına iyi davranın, azmaktaki ördek ve kazlara ekmek atın, azmak suyuna ayaklarınızı bi sokup buz kesmeden de ”Akyaka’ya gittim” demeyin. 😁

    4- Bafa Gölü / Milas

    Tabi ki Muğla ile devam. İki bin yıl öncesine dayanan geçmişiyle Ege Bölgesi’nin en büyük gölü olan Bafa antik çağ şehirlerinden Herakleia’ya kıyısı olan, yemyeşil zeytin ağaçlarıyla çevrili muhteşem bir doğaya sahip, aynı zamanda bir kuş cenneti. Gölde Bizans manastırları ve savunma yapılarının da bulunduğu birkaç ada da mevcut. Kamp için ideal bir bölge ve trekking için de çok uygun rotaları var. Bu arada Bafa Gölünün bir tarafı Milas diğer tarafı da Didim’de bulunuyor. Burada yapacağınız kamp ile kendinizi bir kültür turizminin ortasında da bulursunuz çünkü Milas tarafı manastırlar, freskler, kaya resimleri, nekropoller, agoralar, tapınaklarla dolu. Yeme içme için güzel salaş balık lokantaları ve restoranlar mevcut. İstediğiniz yere çadırı kurup ya da karavanı park edip kampınızı yapabilirsiniz. Çevreyi temiz bırakmayı unutmayın. 🙂

    5- Kabak Koyu / Fethiye

    Muğla tabi ki bitmedi. 😎 Fethiye’nin meşhur Kabak Koyu’nu listeye almasam haksızlık olurdu. Bu koy sanki kampçılar için doğal olarak dizayn edilmiş gibi. Yakın çevrede büyük tesisler yok, çadır ve bungalov işletmeleri ve doğayla uyumlu butik otelcikler var. Koy yeni keşfedilmiş sayılır, 1987 yılından beri tanınmaya başlanmış. Doğa ile ilgili aktivitelerden hoşlananların tercih etmesi gereken bir bölge. 800 metreyi bulan yamaçlar, çeşitli şelale ve göletler, çam ormanları ve 200 metre kadar plajıyla rüya gibi bir koy Kabak Koyu. Plaj sit alanı olduğu için tesis ve giriş ücreti vesaire yok. Duş var, tesis olmadığı için o da ücretsiz. Şezlong ve şemsiye de yok haliyle. Kamp için Kabak Koyu’na gidecekseniz aklınızda bulunsun. Yaz sezonunda gitmeyi tercih ederseniz kalabalıktan deniz bulanıklaşıyor bu canınızı sıkabilir. Su da bir anda derinleşiyor, yüzme bilmeyenler veya çocuklar için tehlikeli olabilir. Koya Fethiye’den Ölüdeniz istikametinde devam ederek gidiliyor. Ölüdeniz’den güneye dik ve virajlı yolu takip ederek Faralya’ya varana kadar gitmeniz gerekiyor. Faralya Köyü’nden ulaşım için ise 2 seçeneğiniz var; yürüyerek kırmızı beyaz tabelaları takip edebilirsiniz ya da traktöre benzeyen araçlarla köylü sizi koya getirecek. Keyifli kamplar 🙂 Eve dönerken kamp yerini temiz bırakın lütfen.

    6- Adrasan / Antalya

    E yeter bu kadar Muğla dediniz di mi? 🙂 Piki! O zaman ver elini Antalya! Olimpos’un arka bahçesi Adrasan da kampçılar için en iyi seçeneklerden biri. Çok sayıda tesis var bölgede. Sabah dalga sesleriyle çadırınızda uyandığınızı, gece de dalga sesleriyle uykuya daldığınızı bir düşünün şimdi. Müthiş! Merak etmeyin sahilde hepinize yetecek kadar yer var. 🙂 2 km sahilin hepsi sizin! Ayrıca Likya Yürüyüş Yolu üzerinde bulunan Adrasan, yolun diğer önemli duraklarından Olimpos ve Çıralı’ya da çok yakın. Burada kamp yaparken tekne turlarına da katılabilir ve diğer koyları gezebilirsiniz. Elinizin altında her türlü imkanı bulabileceğiniz kamp yerlerinden biridir Adrasan. Köy halkının sizi oldukça sıcak karşılayacağından emin olun. 🙂

    7- Köprülü Kanyon / Antalya

    Geldik madem Antalya’ya bir başka kamp alanından daha bahsedelim. Köprülü Kanyon milli park olarak koruma altında. Çadır ve karavan turizmi için de en ideal noktalardan biri. Kanyonda kamp için uygun pek çok bölge seçeneğiniz var. Köprülü Kanyon, Isparta’nın Sütçüler ilçesinde başlayan ve Antalya’da denize dökülen, rafting yapmaya uygun Köprüçay’ın vadisi. Rafting yapılabilen bölgenin başlangıcında iki adet de tarihi köprü bulunmakta, küçüğü asıl usta tarafından, kemerli büyük köprü ise ustanın kalfası tarafından inşa edilmiştir. Boynuz kulağı geçmiş midir gidince kendiniz karar verin. 🙂 Nehrin iki yanında da kamp için alanlar, bungalovlar ve yeme içme tesisleri bolca var. Bölgede rafting, kano ve kanyoning (kanyon geçişi) sporları olmak üzere; yüzme, doğa yürüyüşü, kaya tırmanışı, oryantiring, bisiklet, olta balıkçılığı vb. sportif etkinlikler ile botanik-yaban hayatı gözlemciliği, jeolojik yapı gözlemciliği, kampçılık, fotoğrafçılık, piknik, cip safari, yayla gezileri vesaire gibi pek çok etkinliğe katılma olanağı mevcut. Sıkılmak yok yola devam diyorsanız Aziz Paul Yolu’nun 45 km’lk kısmı bu bölgede kalıyor, bilginiz olsun. 😁

    8- Kaş / Antalya

    Ve Antalya’nın gözbebeği Kaş! Kaş’ta tavsiye edebileceğim kamp yapabileceğiniz 3 yer; Kaş Camping, Olympos Camping ve Can Mocamp. En çok tercih edileni Can Mocamp’ta bungalov hizmeti de var. Konaklama imkanlarınız eksiksiz, 5 yıldızlı otel konforunda. Yerleşim yerlerine uzak olduğu için doğayla daha bir başbaşa ve sessiz. Kaş Camping Kaş’a yakın olma avantajına sahip. Yürüyerek 10 dakikada aradaki mesafeyi katedebilirsiniz. Fakat bu kadar yakın olsa da trafik vesaire gürültüsü olmadığı için izole bir kamp alanıdır. Olympos Camping kampseverlere çadır, karavan, bungalov ve apart seçeneklerini sunuyor. Tüm temel gereksinimler ortak kullanımlı. Bungalov ve apart odalarda özel wc, duş, tv, buzdolabı, fırın, klima gibi imkanlar da var. Bu 3 kamp alanının üçünde de denizden de faydalanma şansınız var. Çimmeden duramayanlara duyurulur. 🙂 Kaş’ta çok fazla kamp alanı var, ben 3 tanesini seçtim, tamamını belki başka bir yazıda irdeleriz. 😉

    9- Yedigöller Milli Parkı / Abant

    Yedigöller Milli Parkı en bilindik kamp alanlarından biri. Kimi gidip görmüştür kimi de meşhur fotoğraflarından tanır. 4 mevsim kampa elverişli olan bölge çok özel bir coğrafyaya sahip. Kamp alanında elektrik yok, dikkatli olmak şartıyla ateş yakabilirsiniz. Kampçılığa yeni başlayanlar için uygun bir bölge. Burada olta balıkçılığı ve yürüyüş yapabilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Ayrıca park içindeki Köyyeri mevkiinde Bizans döneminden kalıntılar bulunmakta. Bölgede Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olmak üzere 7 adet göl var. Ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, sincap, geyik, karaca ve tavşan ile kuşlardan yabani ördek, yabani güvercin ve keklik yanısıra 100’ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapan milli park bu özellikleriyle tam bir doğa cenneti durumunda. Kamp yaparken lütfen yaban hayatına zarar vermeyin. Kapankaya Seyir Terası’na çıkarsanız yemyeşil doğa içerisindeki gölleri görebilirsiniz. Parkta bir anıt ağaç bir de geyik üretme istasyonu var, ziyaret etmeniz tavsiye edilir. Çadır ve karavan kampı için eşsiz bir doğaya sahip olan bölgede bungalov, büfe ve restoran hizmeti de bulabilirsiniz. Bölgeye toplu taşıma yok. Özel aracınızla ya da acentalar vasıtasıyla gidebiliyorsunuz fakat kışın çok karlı bir bölge olduğu için yolların kapanmasıyla da karşılaşabilirsiniz.

    10- Torkul Gölü / Düzce

    Şehre yaklaşık 30 km uzaklıktaki Torkul Yaylası’nda bulunan gölde özellikle bahar aylarında kamp yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü doğanın muhteşem renklerine en çok bahar aylarında tanık olabiliyorsunuz. Tesis filan yok, aramayın. Bu yazıdan sonra açılır mı bilemem ama şu an yok yani. 🙂 Doğayla tamamen başbaşasınız, gece çadırınıza ayı dayanmadan önce bir kere daha düşünün derim. :))) Şaka bi yana tabi ki yaban ortamında her şeyle karşılaşmaya hazırlıklı olmanız gerektiğini siz kampseverler benden iyi biliyorsunuzdur zaten eminim ki. Çevrede kayın, köknar, gürgen, kestane, akçaağaç, karaçam gibi çok çeşitli bitki örtüsü bulunmakta. Piknik, olta balıkçılığı, foto-safari, çadır kampı gibi etkinliklere ev sahipliği yapan bölge 1251 metre yükseklikte ve göl de volkanik bir çöküntüden oluşmakta. Bol oksijenden başınız azıcık dönebilir, uyarmış olayım.

    11- Yazılı Kanyon / Isparta

    Kamp sözkonusu olunca Yazılı Kanyon’a değinmeden geçmemeli. Diğer pek çok kamp alanına göre daha rahat bir kamp olanağı var burada. Yiyecek işini kanyondaki balık çiftlikleri ve küçük işletmelerden halledebilirsiniz. Küçük işletmeler genelde ‘kendin pişir kendin ye’ hizmeti sağlıyor. Küçük gezintiler yapıp köprülere ve tarihi yazıtlara şahit olabilirsiniz. Aynı zamanda yüzmek için muhteşem yerler de keşfedebilirsiniz. Peki adı neden Yazılı Kanyon? Öncelikle aşağı şunu ekleyeyim:

    Kaya Yazıtı (Hür insan üzerine şiir)
    “Hayırlı Uğurlu Olsun”

    Ey yolcu, yol hazırlığı yap ve koyul yola; şunu bilerek:
    Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir.
    Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
    Ve kararında içtenlikliyse hür kişi;
    Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
    Ve bununla yücelir kişi, hatalarla değil.
    Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tat almaz o;
    Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran,
    Zeus’tur herkese ara olan ve de tek kök insanoğluna.
    Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden
    güzelliğini,
    Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
    Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle
    de olsa
    Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır.
    Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama
    Yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire
    şayandı ruhu.
    Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu.
    Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
    Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan,
    Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya
    geldi.

    Bu şiir kanyona girdikten 300 metre kadar sonra bir duvarda karşınıza çıkar ve şairi de Epiktetos’tur. En az iki bin yıllık olan bu şiirin orijinalinin hemen karşısında bu Türkçe çevirisini görebilirsiniz. Muhteşem ötesi bir doğa çeşitliliğine ve yaban hayatına sahip bölgede kamp yapmak oldukça keyifli olacaktır inanın bana. 🙂 Burasıyla ilgili anlatılacak şeyler bu yazıda bitmez, kendiniz gidip keşfedin, pişman olmayacaksınız.

    12- Ada Camping / Kuşadası

    Ve gelelim yaşadığımız cennetteki kamp önerime! Tatlıyı sona sakladım. 🙂 Kuşadası Sevgi Plajı’ndaki 25 dönümlük koruluktaki Ada Camping 2021 yılında kamp alanına döndürüldü. Daha öncesinde kıymeti bilinmeyen ve hor kullanılan bir alandı burası. Aydın Büyükşehir ve Kuşadası Belesiyesi işbirliği ile muhteşem bir kamp alanına dönüştürüldü. 24 adet karavan alıyor. Standart çadırları kiralayabileceğiniz gibi 15 adet VIP çadırdan da kiralayabiliyorsunuz. VIP çadırları bir otel odası gibi düşünebilirsiniz, yatağı, gardrobu vesaire her ihtiyacınız için tasarlanıp dekore edilmişler. Ayrıca kendi çadırınızla da gelebiliyorsunuz. Etrafı çitle çevrili, güvenlik kameraları ve güvenlik ekipleri ile son derece güvenli bir kamp alanı. İçerisinde Kayıtlı Giriş Sistemi, Snack Bar, Beach Club, Araç Formunda Yiyecek & İçecek Standları, “Ege Et Mangal” Satış Alanı, “AdaMarket Bahçem” Satış Alanı, Bakkal, Otopark, Ortak Mutfak Alanları (Pişirme ve Bulaşık Ünitesi), Ortak WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Özel WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Kiralık Kasa, Kiralık Mini Buzdolabı, Kiralık Çamaşır Makinaları, Standart Çadır için Elektrik Ünitesi, Karavanlar için Elektrik, Tatlı Su ve Kanalizasyon Bağlantı Noktaları (uluslararası standartlarda), Karavan Bölgesi için WC/Duş İstasyonları, Bulaşık Yıkama İstasyonları, Kamp Alanı Aydınlatması, Ayrıştırılmış Çöp Konteyneri, Tüp, Mangal, Sünger Yatak ve Yastık Kiralama, Bulaşık ve Çamaşır Yıkama İstasyonları, Yoga ve Spor Alanı, Çocuk Oyun Alanı, Okuma-Dinlenme-Eğlence Alanı ve Kamp Ateşi Etkinliği, Resepsiyon Binası, Çay/Kahve Servis Alanı, Ücretli; Tabldot Yemek ve Fast Food Servisi, Gözleme Yeri,  Pide Fırını gibi hizmetleri mevcut. Yok yok yani. 🙂 Tuvalet ve duşların temizliği sürekli yapılıyor. Okaliptüs ağaçlarının gölgesinde, denize sıfır bir kamp alanı. Fiyatlar oldukça uygun hatta Türkiye’deki kamp alanlarının en çeşitli hizmet vereni ve en uygun fiyatlısı diyebilirim. Kuşadası’nı listenizin ilk sırasına gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmadan yola çıkmayın.

    Bildiğim kamp alanlarını dilim döndüğünce derleyip sizlere anlatmaya çalıştım, umuyorum ki kamp konusunda ihtiyacı olanlara gerekli bilgileri sağlayabilmişimdir. Önereceğiniz kamp alanları varsa yoruma bırakabilirsiniz.

    Okuduğunuz için teşekkürler. 😘

    Nilay Gündüz

  • Uzmanların Bile Yemeyeceği 8 Yiyecek

    Uzmanların Bile Yemeyeceği 8 Yiyecek

    Gıda uzmanları toksinlerle ve kimyasallarla dolu malzemeleri gün ışığına çıkarıyorlar. Buna ek olarak, daha sağlıklı bir beslenme ve yaşam için küçük değişiklikler öne sürüyorlar. Farklı alanlardan uzmanlar bu sekiz yemeği neden yemediklerini açıklıyor.

    Temiz beslenme demek, meyveleri, sebzeleri ve etleri seçerken onların yetiştirilirken ve satım aşamasına gelene kadar en az işlemden geçmiş olanlarını seçmek demektir. Az işlemden geçmiş olanlar genellikle organiktir ve eser miktarda katkı maddesi içerir—eğer ki konmuşsa tabi. Ama ne yazık ki günümüz gıda sektöründe kullanılan metotlar ne temiz ne de sürdürülebilir nitelikte.

    Bu durum hem bize hem de çevreye zararlı olmaktan öteye gidemiyor. İşte bu nedenle biz de yemeğe, hayatlarını neyin yararlı neyin zararlı olduğunu keşfederek geçiren insanların temiz pencerelerinden bir göz atalım dedik. Onlara çok basit bir soru sorduk: “Hangi yemeklerden uzak durmalı?” Her ne kadar verdikleri cevaplar bir “yasak yemekler” listesi oluşturmuyor olsa da öne sürülen alternatifler bizlerin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.

    Bir Endokrinoloğun Yemeyeceği:

    Domates konservesi.

    Bisfenol-A üzerine çalışmalar yapan Fredrick Vom Saal, Missouri Üniversitesinde bir endokrinolog.

    Sorun: Teneke kutuların içine atılan reçine astar, bisfenol-A içermektedir. Bu sentetik östrojen, üreme bozukluklarından tutun da kalp hastalıkları, diyabet ve aşırı şişmanlığa kadar birçok hastalıkla bağlantılıdır. Ne yazık ki asitlik (ki domateslerin öne çıkan bir özelliğidir) BPA (Bisfenol-A)’nın yemeğinize bulaşmasına sebep olur. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok insanın vücudundaki BPA oranı sperm üretimini engelleyecek ya da hayvan yumurtalarında kromozomal hasar yaratacak seviyeleri aşmış durumda. Vom Saal “Domates konservesi başına 50 mikrogram BPA tüketiriz ve bu miktar da insanları özellikle gençleri etkilemeye yetiyor.” dedi. “Domates konservelerine elimi bile sürmem.”

    Çözüm: Reçine astarı istemeyen cam kavanozlardaki domatesleri tercih edin.

    Bir Çiftçinin Yemeyeceği:

    Mısırla beslenmiş besili sığır eti.

    Joel Salatin, Polyface Çifliğinin eş sahibi ve sürdürülebilir çiftçilik üzerine yarım düzine kitabın yazarıdır.

    Sorun: Evrimsel gelişimlerine göre sığırlar ot yemelilerdir, tahıl değil. Ama günümüz çiftçileri sığırlarını mısır ve soya fasulyesiyle besliyor ki bu da sığırların kesime uygun kiloya normalden daha çabuk erişmesini sağlıyor. Fakat sığır çiftçilerinin cebine daha çok para girmesi (ve tabi marketlerde daha ucuz fiyatlar görmek) demek bizim için çok daha az besleyici et demektir. USDA (Amerika Tarım Bakanlığı) ve Clemson Üniversitesi’nden katılımcılar tarafından yeni yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucunda, beta-karoten, E vitamini, omega-3ler, kökteş linoleik asit (CLA), kalsiyum, magnezyum ve potasyum oranının otla beslenmiş sığır etinde mısırla beslenmiş besili sığır etinde olduğundan daha yüksek çıktığı bulunmuş; enflamatuar omega-6lar ve kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen doymuş yağın otla beslenen sığır etinde daha az olduğu keşfedilmiştir.

    Çözüm: “İneklerin otçul olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz, onları mısır ve tavuk gübresiyle beslememiz gerekir.” diyor Salatin.

    Bir Toksikoloğun Yemeyeceği:

    Mikrodalgada patlamış mısır.

    Olga Naidenko, Environmental Working Group’un üst düzey bilim insanıdır.

    Sorun: UCLA (Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre perflorooktanoik asit (PFOA) de dâhil olmak üzere, mikrodalga patlamış mısırların paketlerinin astarı için kullanılan kimyasalların insanlardaki kısırlıkla bağlantısı olabilirmiş.

    Hayvan deneylerinde, kimyasalların laboratuvar hayvanlarında karaciğer, testis ve pankreas kanserine sebep olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar gösteriyor ki mikrodalgalar kimyasalların buharlaşmasına ve patlamış mısıra karışmasına neden oluyor. “Vücutta yıllarca kalıp, kanla birlikte hareket ediyorlar” diyor Naidenko. Araştırmacıları endişelendiren, insanlardaki kimyasal seviyesinin kansere yol açan düzeye gelmesi.

    Çözüm: Eski usul mısır patlatın. Tencerede! Aromalar için, hakiki tereyağı ya da dereotu, kurutulmuş sebze taneleri ya da çorbalık malzeme kullanabilirsiniz.

    Bir Çiftlik Müdürünün Yemeyeceği:

    Organik olmayan patates.

    Jeffrey Moyer Ulusal Organik Standartların başkanı.

    Sorun: Kök sebzeler toprakta olan otkıran, böcek ilaçlarını ve mantarkıranları emerler. Patateslere gelirsek –ki Amerika’nın en çok tüketilen sebzesidir– onlar büyüme mevsimlerinde mantarkıranlarla aşılanıp hasat mevsiminden önce lifli filizleri öldürmek için otkıranlarla ilaçlanırlar. Hasat edildikten sonra, patatesler tomurcuklanmasın diye yine aşılanırlar. Bunu bir deneyin: Herhangi bir marketten sıradan bir patates alın ve onu tomurcuklandırmaya çalışın. Tomurcuklanmayacaktır.” diyor, Rodale Enstitüsünde (Prevention’ın yayıncısı olan Rodale A.Ş.nin sahip olduğu enstitü) çiftlik müdürü, Moyer. “Ne olursa olsun kendi sattığı patatesleri yemeyeceklerini söyleyen patates yetiştiricileriyle konuştum. Öğrendiğime göre, kendileri için yetiştirdikleri patatesler için bütün o kimyasallardan uzak bir arsaları varmış.”

    Çözüm: Doğal patatesler alın. Zaten patatesin içine işlemiş kimyasalları ne kadar yıkarsanız yıkayın, boşa çabalamış olursunuz.

    Bir Su Ürünleri Uzmanının Yemeyeceği:

    Çiftlik somonu.

    Dr. David Carpenter, Albany Üniversitesindeki Sağlık ve Çevre Enstitüsünün başkanı, Science dergisinde balık kirlenmesi üzerine yaptığı geniş çaplı bir araştırma yayınladı.

    Sorun: ‘’Doğa ananın, somonların çitler arasına hapsedilip soya, kümes pisliği ve hidrolize edilmiş tavuk tüyleriyle beslenmesini istemediğinden eminim. Sonuç olarak, çiftlik somonu D vitamini açısından fakir ve kanserojendir, birincil biliyer siroz, bromlu flam geciktiriciler ve dioksin, DDT gibi böcek ilaçları içeren kirleticiler bakımından zengin hâle geliyor.’’

    Carpenter’a göre, Amerikan mönülerinde bulunabilecek olan kirlenmiş somonlar Kuzey Avrupa’dan geliyor. “Bu tarz somonları kanser riskini yükseltmemek için 5 ayda bir yiyebilirsiniz.” diyor 2004 balık kirlenmesi çalışması medyanın yoğun ilgisiyle karşılanmış olan Carpenter. Başlangıç niteliğindeki bilimsel çalışmalar aynı zamanda DDT’yi diyabetle ve obeziteyle ilişkilendirdi fakat bazı beslenme uzmanları omega-3’lerin riskleri göz ardı etmeye yeteceğine inanıyor. Bu balıkları yetiştirirken kullanılan yüksek dozlardaki antibiyotik ve böcek ilaçları da endişelendirici nitelikte. Çiftlik somonlarını yediğinizde, midenizi aynı ilaçlar ve kimyasallarla dolduruyorsunuz.

    Çözüm: Doğal olarak avlanmış Alaska somununu tercih edin. Eğer paketin üzerinde taze Atlantik diyorsa, çiftlik balığıdır.

    Bir Kanser Araştırmacısının İçmeyeceği:

    Yapay hormonlarla üretilmiş süt.

    Rick North Oregon Sosyal Sorumluluk İçin Tabiplerin Güvenli Yemek Kampanyası’nın proje müdürü ve Amerikan Kanser Topluluğu’nu Oregon ayağı CEO’su.

    Sorun: Süt üreticileri süt ineklerini rekombinant büyükbaş büyüme hormonuyla (rBGH ya da rBST olarak da bilinirler) aşılayarak süt üretimini hızlandırıyorlar. Ama rBGH inek memesinde iltihap oluşumuna yol açmanın yanı sıra iltihabın süte de karışmasına neden oluyor. İnsülin benzeri diye adlandırılan bir büyüme faktörünün de sütte yüksek dozlarda bulunmasına sebep oluyor. İnsanlarda, yüksek dozda IGF-1 meme, prostat ve kolon kanserine yol açabiliyor. “Hükümet rBGH’yi onayladığında, sütten gelen IGF-1’in sindirim kanallarından geçmesine olanak sağlayacağını düşündüler.” diyor North. “Gelgelelim, birçok endüstrileşmiş ülkede yasak.”

    Çözüm: Pastörize edilmemiş süt veya rBGHsiz, rBSTsiz, yapay hormonlarla üretilmemiş süt alın ya da organik süt tüketin.

    Marketlerde Satılan Soyayı Yemeyen Biyo-teknoloji Uzmanı:

    GDO’lu Fermantasyon Geçirmemiş Soya.

    Michael Harris genetiğiyle oynanmış yemekleri içeren biyo-teknoloji sektöründe birçok proje yürütmüş bir uzman. Xenon Eczacılık ve Genon Şirketi gibi şirketlerde danışmanlık ve yönetim kadrosunda görev almıştır.

    Sorun: Genetiği değiştirilmiş yemekler DNA üzerinde yapılan oynamaları ve bir türden başka bir türe genetik kodların aktarılmasını içerdiği için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Fermantasyon geçirmiş soya insanların tüketimi için uygun olan tek soyadır ve dünyadaki soyanın %90’ının genetiği değiştirildiğinden, eğer tükettiğiniz soyanın organik olduğundan emin değilseniz, uzun süreli sağlık sorunları sizin için kaçınılmaz. Hele de soyanın hormonal dengeleri etkilediğini ve kansere bile yol açtığını göz önüne aldığımızda, tehlikenin asıl boyutu ortaya çıkıyor.

    Çözüm: Soyanın üzerindeki ibareleri incelerken GDO’lu olmamasına ya da doğal olmasına dikkat edin. Asla ama asla, fermantasyon geçirmemiş soyayı tüketmeyin. Eğer mümkünse şirketle iletişime geçerek GDO’suz soyanın tam olarak nereden geldiğini öğrenin.

    Organik Yiyecek Uzmanlarının Yemeyeceği:

    Marketlerde satılan elmalar.

    Tarım endüstrisinin eski başkanı, organik yiyecekleri destekleyen bir tarım politikası güden araştırma grubu Cornucopia Enstitüsü’nün müdür yardımcısı.

    Sorun: Eğer sonbahar mevsiminin meyveleri “en çok böcek ilacına maruz kalan meyve” yarışması düzenleseydi, elma kazanırdı. Neden mi? Çünkü ağaçta yetiştikleri için sürekli aşılanıyorlar ki elmanın her çeşidi tadını korusun. Hâl böyle olunca da, elmalar böceklere karşı direnç geliştiremiyor ve sürekli ilaçlanmaları gerekiyor. Meyve endüstrisi bu işlemlerin zararlı olmadığını öne sürüyor. Ama Kastel kimyasallara en az maruz kalmış ürünü tercih edersek biz de zararlarından o kadar korunmuş oluruz diyerek karşılık veriyor. “Çiftlik çalışanlarının birçok kanser türüne yakalanma olasılıkları daha yüksek.” diyor. Ve sayıca artan bilimsel araştırmalar Parkinson hastalığıyla vücutta biriken her tür böcek ilacıyla alakalı olduğunu göstermeye başlıyor.

    Çözüm: Organik elma alın.

     

    Kaynak: www.trueactivist.com/8-foods-even-the-experts-wont-eat

    Nilay Gündüz

     

  • Dört Koldan Tarım İlacı, Dört Koldan Zehir

    Dört Koldan Tarım İlacı, Dört Koldan Zehir

    Pınar Kaftancıoğlu yazısıdır;

    “Geçtiğimiz yaz… Çiftlikte köy tipi bir ofisim var benim. Orada çay – kahve içeriz ziyaretçilerimizle, gelenler bilir… Manisa – Alaşehir’den genç bir kız geldi oraya. İşte sohbet etmek, haddime değil ama benden biraz akıl almak, şu bu… Şu anda da okuyordur eminim bu satırları, darılmaca, gücenmece yok… Yanlışı görmezden gelmek hiçbir işe yaramıyor. Görmek ve düzeltmek gerek…

    Genç kızın babası, Alaşehir’de çekirdeksiz üzüm üreticisi. O bölgedeki tarımdan konuştuk. Çekirdeksiz üzümde dehşet verici ölçülerde kullanılan tarım ilaçlarından, damla sulama ile verilen glikozdan filan. Babası da aynı şekilde yetiştiriyormuş. Attığı ilaçlardan baba da hasta olmuş bu arada.

    Dedim ki, “Neden böyle yapıyorsunuz bu tarımı?”

    “Bölgenin gerçeği bu…” gibi bir şey söyledi. Tam hatırlamıyorum sözcükleri, yalan olmasın ama ağırlığı maksimize etmek, üzümün üzerinde böcek lekesi vesaire bırakmamak zorunda olduklarını anlattı. Halci jargonu ile yazacak olursam, turfanda, yani sentetik olarak glikoz ile tat verilmiş birinci sınıf üzüm hasat etmeleri gerekliliği… Ürün turfanda girdiğinde fiyat bir misli artar. Olay sadece paraya bağlanıyor sizin anlayacağınız…

    Bilmediğim gerçekler değil kızın anlattıkları. Şaşırmadım yani, ama bozuldum hafiften. Bilen de bilir beni, dan dun konuşurum pek çekinmeden. Dedim ki, “Peki bu işin vicdani yönü ne olacak? Neticede çekirdeksiz kuru üzümleri en çok sevenler, tüketenler de ufacık çocuklar… Ben babanı iyi ve iyiyi hak eden biri olarak göremiyorum.”.

    Bu kez de genç kız bozuldu haliyle… Bana söylediği şu oldu, noktasına virgülüne dokunmadan: “Benim babam, evet, sağlıksız tarım yapıyor. Bunun nelere sebep olacağını da biliyor ama babam esasında çok iyi bir insandır. Çünkü bunları beni İstanbul’da okutmak için yapıyor.”

    Dedim ki, “Pes!”. “Muhakeme bu, izan bu, netice bu.”

    Aklı başında bir ülkede, ancak kamera şakası olarak sunulabilecek her şeyin bizde tamamen gerçek olması, dahası kanıksanmış olması bir bana mı tuhaf geliyor?

    Geçtiğimiz hafta içinde de Eğridir Gölü’ne dair bir belgesel izledim. Dalgıçlar göle dalıyor, çekiyorlar, sümüksü bir madde dibi kaplamış, göldeki yaşamın %80’i yok olmuş, kalan %20 balık ise tutuluyor. Satılıyor. Yeniliyor. Şuursuzluğun çok ötesinde, adeta bir delilik hali… Temel sebep gölün çevresinde yapılan elma yetiştiriciliği. Daha doğrusu elma ağaçlarını senede 30 kere ilaçlayan vicdan yoksunu üreticiler, toprağa sızan ve gölü besleyen yeraltı sularına karışan zehir… İzlerken vallahi beynim zonkladı. Pamuk yığınlarında uyuyan çocukların zirai ilaçtan ölmesi mi dersiniz, Fethiye’de portakal ilaçlıyorum derken onkoloji servislerine yığılan çiftçileri mi… Antalya seralarında domates tarımı yapıyorum derken tünelin sonundaki ışığı görenleri mi ya da?

    Çiftçi masum değil. Çiftçi ne yaptığını biliyor. Çiftçi bunu zoraki yapmadı – yapmıyor ve hiç kimse bunu çiftçiye zorla dayatmıyor. Çiftçinin önüne “Vicdan mı yoksa daha çok para mı?” diye bir soru geliyor ve çiftçi gayet ne yaptığının farkında olarak, sonuçlarının gayet farkında olarak seçimini yapıyor. Yeni de değil. 1950’lerden beri…

    DDT’yi hatırlarsınız. En yoğun uygulanan bölge Adana idi. DDT – BHS karışımının binlerce tonu uçaklardan atıldı. Arılar, böcekler, fareler, kuşlar… Her şey bu tozlama altında can verdi. Oysa kurdu yiyen böcekler, böcekleri yiyen kuşlar, böcek yumurtalarını yiyen fareler, fareleri yiyen yılanlar derken muhteşem bir ekolojik denge sürüyordu. Toprak bereketli idi ve ilaca ihtiyaç olduğuna dair hiçbir emare de yoktu. Aç gözlülük ile daha çok ve daha çok para hırsı ile hepsi alt üst oldu.

    Aynısı Karadeniz’de oldu. Karadeniz halkı önceleri devletin sübvanse ettiği fındık kurdu ilacına itiraz etti. Zirai mücadele memurlarını tarlaya sokmadı. İlaç atılınca arılar, böcekler, sonra böceği yiyen her şey ölüyor dediler. Korkmuşlardı. Sonra desteklemeler, bir yandan Türk fındığına ilgi, bir yandan artan fındık talebi, yükselen fiyatlar filan derken ne olduysa oldu, üreticiler vicdan ve cüzdan arasındaki seçimi kolayca yaptı. Fındık kurdu ilacına, hem de hamuduyla geçiş yapıldı. 1986’da Çernobil de buna mum dikti ve benim Karadeniz fındığı ile işim o gün bitti. O günden bugüne de ilaç kullanımı Karadeniz’de hiç azalmadı. İsmi değişti, formülü değişti ama ilaçlama aşkı hiç değişmedi. Şimdilerde ağaç altlarında round-up kullanılıyor. Toprağı kızartan da odur. Bu paragrafa Karadeniz üreticilerinden birkaç kınama gelecektir, gelsin. Tepkiyi doğru yere yöneltmelerini tavsiye ederim. Zehirlenmeyi reddediyor olduğum için suçlu ben olamam sanıyorum.

    İlaçlama her yerde, her bölgede devam etti. Ege’de önce tütün ilacı başladı. Tütün bitti. Sonra ovasında pamuk ile start verildi. Şimdilerde de pamuk yerine tamamen GDO’lu mısır kaynıyor bu bölgeler. Yoğurttan süte, bisküviden baklavaya her şeye zerk olup sizi – bizi hasta ediyor. Fethiye’de, Antalya’da, Mersin’de, Gümüldür ve Seferihisar’da zırıl zırıl narenciye ilaçlaması en vahşi hali ile ilerliyor. Yavuz Dizdar ve arkadaşlarını zehirleyen portakalın hikayesini okumuşsunuzdur… İşte o durum…

    “E ne var? Tarım ilacı her yerde kullanılıyor.” diyorlar. Kısmen doğrudur. Örneğin çok verdikleri “Avrupa’da da kullanılıyor” örneği gerçektir. Ama çok önemli farklar vardır. Tarım ilacı, Avrupa’da reçete ile verilir. Adam o sene kaç adet marul diktiğini ilgili devlet kurumuna bildirir ve bu devletçe denetlenir. Sonra devlet bir hesaplama yapar, dikilen marula göre tam gelecek ölçüde tarım ilacı reçetesi yazar ve çiftçiye verir. Çiftçi bu reçete ile ilacı temin eder ve reçeteye uygun biçimde kullanır. Üzerine fikir yürütmez. Kural ne ise kurala uyar.

    Bizde tarım ilaçlarının ölçüsü Türk çiftçisine emanettir. 100 litre suya 10 gram atılacak diyelim. 10 gram bizim çiftçinin gözüne elbette az görünüyor. Bakıyor ilacın bidonu da üç para bir şey… Yallah boca… Hasattan belirli bir süre önce ilacın kesilmesi kuralı imiş bilmem ne imiş… Onlar Avrupa işi…

    DDT, böcekler üzerindeki güçlü toksik etkisi ile 1948’de Nobel ödülü aldı. Hayvanlar için son derece tehlikeli olduğu ve doğadaki besin zincirini bozduğu anlaşılınca da 1970’lerde yasaklandı. Yasaklanışından 10 sene kadar sonra nihayet bizim de aklımız başımıza geldi ve bizde de yasaklandı. Ancak kasabalarda DDT’nin yasaklandığı anonsu geçince zirai ilaççılarda ne kadar DDT varsa çiftçi tamamını topladı. Üçer senelik daha stok yaptılar. Hala da merdiven altı, benzer formüller ile devam ediyor. Topraktan derelere, denizlere karışıyor. Denizde tutulmuş balıkta dahi çıkıyor.

    Dört koldan ilaçlanıyoruz. Dört koldan zehirleniyoruz.

    Pamuğa zehir giriyor; atlet, tulum, iç çamaşırı, gömlek giyiyoruz zehirleniyoruz. Tahıla atılıyor, ekmek olarak sofraya geliyor, zehirleniyoruz. Meyveye atılıyor, sebzeye atılıyor, o kadarı da yetmiyor, toplanıyor, parafinleniyor, azotlanıyor, klimalardan mantar ilacı atılıyor… Şaka gibi… Zehirleniyoruz. İşler çığırından fazlası ile çıktı ki artık herkesçe bilinsin, yüksek sesle konuşulsun isterim. Devletin regülasyonlarını, üreticinin vicdan kıstaslarını filan beklemekle bu iş olmuyor. Bir şeyin pazarda talebi varsa, buna ne devlet ne de vicdan engel oluyor. Çünkü bu işin temelinde tüketicinin, yani “parayı verenin” talebi yatıyor.

    Böceğin hasar vermediği pırıl pırıl yeşillikler, bir koca torbanın bir tanesine bile kurt girmemiş elmalar, sineksiz marullar, asla böceklenmeyen pirinçler, unlar, bakliyatlar tercih etmenin anlamı böcek ilacı yemeyi tercih etmektir. Kural aslında bu kadar basittir.

    Marulun arasından çıkan salyangozu bahçeye bırakır, sineklenmiş brokoliyi sadece akan suyun altında kolayca temizlersiniz ama tarım ilacını asla temizleyemezsiniz. Bedeninize girer, birikir, birikir, bir sınırı aşar ve bedeniniz artık kaldırmaz hale gelir. Kolon kanseri ve özellikle löseminin etkin sebebi tarım ilacı kalıntısıdır.

    Düşünerek, ama gerçekten çok düşünerek atın adımlarınızı. Her şeyi sorun, sorgulayın, araştırın, anlatılanlar ile yetinmeyip kendi doğrunuzu bulun ve bunu paylaşmaktan hiç korkmayın. Acı ve iç karartıcı olsa da, gerçeği duymaktan da öyle… ”

    Pınar Kaftancıoğlu yazısıdır.

  • Mucizevi Bitki Aloe Vera

    Mucizevi Bitki Aloe Vera

    Çin’de binlerce yıldır uygulanan bitkisel tıp kültürünün en çok kullanılan bitkilerinden biridir Aloe Vera. Bununla birlikte Kızılderililerin “cennetin sihirli değneği”, Mısırlıların “ölümsüzlük bitkisi”, Sümerlerin “gençlik çeşmesi” olarak tanımladığı, Hintililerin Ayruveda’sında ise 16 kutsal bitkiden biri olarak kabul edilen Aloe Veranın 200’den fazla cinsi olsa da şifalı olan sadece birkaç çeşididir. Bunlar; Aloe Barbadensis, Aloe arborescens, Aloe dichotoma ve Aloe nyeriensis’tir. Ayrıca Aloe nyeriensis türü neslinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya olup, IUCN kırmızı listesindedir.

    Görüntü olarak kaktüsü andırsa da zambakgillerden bir bitkidir ve ülkemizde Tıbbi Sarısabır olarak bilinir. Ana vatanı tam bilinmese de Afrika, Yemen veya Mezopotamya kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanmış bu bitki pek çok konuda bizlere şifa dağıtıyor.

    Aloe Verayı tohumdan ziyade fideden ekmeniz ondan daha kısa zamanda faydalanmanızı sağlar. Dip kısmından sürekli çıkan kökleri toprağa batırdığınızda orada büyümesini sürdürecektir. Çoğaltması çok kolay bitkilerdendir. Saksısını senede bir ve Nisan ayında değiştirmeniz yeterli olur. Saksıda suyun birikmesini engellemesi için saksının dibi delikli olmalıdır.

    Sert olmayan rüzgarı ve direkt üzerine gelmeyen güneşi sever. 10 derecenin altındaki sıcaklıklarda iç ortamda tutulması gerekir. Aksi halde yaprakları ve kökleri çürür. Fazla sulanırsa çabuk çürüme yapar. Toprak nemini kaybettikçe az miktarda sulanması gerekir, düzenli sulama gerektirmez. Toprak yüzeyine minik çakıl taşları yerleştirirseniz toprağın nem dengesini korumuş olursunuz.

    Jel yapısıyla mantar, egzama, sedef ve iltihaplı yaraların tedavisinde oldukça etkilidir. Jel kısmı yenilirse müshil etkisi yaparak kolon ve mide temizliğine yardımcı olur, kabızlık gidericidir, mide ekşimesi ve yanmasını alır.  Hücre yenileyici etkisi vardır, Omega 3 ile desteklenirse kemik erimesini yavaşlatmada etkilidir. Beyaz kan hücrelerini yeniler, ciltteki kırışıklıkları giderir, astıma faydalıdır, kalp damar performansını artırır. Antibakteriyeldir, sinek ve böcek ısırığı kaynaklı kaşıntıları geçirir, bakteri üremesine engel olur. Güneş yanıklarına iyi gelir, yaraları hızla iyileştirir, kuru ciltler için doğal nemlendiricidir. Diş plaklarına, çürüklere, kanayan diş etlerine iyi gelir. Ev içerisindeki havayı temizler. Bir bitki daha ne yapsın ki?

    Kullanmak için bitkinin dışında kalan, alt kısımları toprağa daha yakın olan yaprakları seçmelisiniz. Yaprağı alt kısmından kesmek için keskin bir bıçak kullanın. Aloe Vera jel kolay bozulacağı için tek seferde çok fazla miktarda yapmamak en iyisidir. Sağlıklı bir bitkiden 6 ila 8 haftada bir 3 ya da 4 yaprak kopararak Aloe Vera jeli toplayabilirsin. Daha kısa aralıklarla daha az yaprak da tercih edilebilir.

    Cilde uygulamada ekstra kalın bir katman herhangi bir ek fayda sağlamaz. İnce bir katman halinde jeli yüzünüzde yaklaşık 10 dakika bırakın, daha sonra yüzünüzü soğuk suyla yıkayın ve kendiliğinden kurumaya bırakın.

    Doktorunuza danışarak kullanmanızı ilave etmeden de geçmeyeceğim. Her ne kadar faydaları olsa da bilinçsizce kullanılmaması gerekir.

    Nilay Gündüz

  • Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Gıda bilimcileri, gıda israfına karşı mücadelenin yeni kahramanlarıdır. Bu alandaki gelişmelerden sonuncusu, elma ve armuttan arta kalanları kullanarak % 100 doğal, sıfır kalorili bir tatlandırıcı yaratan gıda bilimci Moayad Abushokhedim tarafından kurulan Hollandalı Fooditive şirketinden geliyor.

    Piyasada bulunan sukraloz, aspartam gibi mevcut şeker ikameleri çevreleri için yarattıkları tehlike ile bilinirler (sindirilmezler, atık su arıtma tesisleri tarafından tamamen ortadan kaldırılmazlar). Pancar ve şeker kamışından elde edilen doğal şekerler ise daha büyük küresel sağlık sorunları yaratsalar da bunların ekim ve üretimlerinde önemli çevresel etkileri yoktur.

    Fooditive’in şeker ikamesi, elma ve armuttan fruktoz ekstraksiyonu yoluyla bir fermantasyon işlemiyle endüstriyel olarak üretiliyor. Yerel Hollandalı çiftçilerle çalışan güvenilir şirketlerden meyve temin eden süpermarketlerin reddettiği artıkları, şekli bozuk olanları veya deformasyona uğrayan ürünleri kullanarak israfı sıfıra indiriyorlar. Şirket ayrıca ortaya çıkan atıkları toprağa çevirerek üretim hattının tamamı ile döngüsel bir ekonomi amacına uygun hale gelmesini sağlıyor.

    Doğal tatlandırıcı sıfır kaloriye, temiz bir tada (örneğin stevia’nın aksine) sahip ve pişirildiğinde şekere benzer şekilde işlev görüyor, bu da onu hem fırıncılar hem de şefler için uygun bir ürün haline getiriyor.

    Yeni şeker ikamesi ürünü, muz kabuğundan yapılan bir koyulaştırıcı madde, patates özleri kullanan bir emülgatör ve havuç atığından oluşan doğal bir koruyucu da dahil olmak üzere şirketin atıktan yaratılan ürün portföyünün bir parçasını oluşturuyor.

    DIANE LEE, JOURNALIST

    Çeviri; Deniz Gündüz

     

     

  • Eğlenirken Öğreten YouTube Kanalları

    Eğlenirken Öğreten YouTube Kanalları

    Özellikle pandemi döneminde evde zamanını boşa harcamak yerine bir şeyler öğrenmeyi, kültürel birikim edinmeyi, kendini geliştirmeyi tercih edenler için uzunca bir liste belirledim ve bu listeye belli aralıklarla eklemeler de yapmaya devam edeceğim.

    İnternet sonsuz ve sınırsız bir dünya ve doğru kullanıldığında birçok güzel yer, fikir ve teori parmaklarınızın ucunda. Örneğin YouTube’da milyonlarca kanal var, bunların büyük kısmı oldukça değersiz saçmalıklarla dolu olsa da oldukça yaratıcı, yetenekli ve meraklı kişilerce oluşturulmuş çok değerli kanallar da var.

     

    Bilimle ilgilenenler için:

    Steve Spangler – The Spangler Effect

    Her hafta birkaç farklı kanalda ilginç bilimsel deneyler ve tartışmalar yapılıyor.

    Minute Earth

    Çeşitli hayat bilgisi ve ekoloji konuları hakkında eğlenceli videolar yayınlanıyor.

    Minute Physics

    Fizik konularını, elle çizilmiş görsellerle anlaşılır biçimde ders şeklinde açıklıyor.

    Doctor MadScience

    Otizmli 15 yaşındaki Jordan’la eğlenceli ve ilgi çekici bilimsel deneyler yapılıyor

    d’Arte of Science

    d’Arte of Science, eğlenceli bilimsel gösterileri, icat yapma uygulamalarıyla birleştiriyor.

    NatGeo Kids

    Hayat bilgisinden biyolojiye; kimyadan fiziğe ve mühendisliğe kadar birçok konuda eğitici ve ilgi çekici videolar sunuyor.

    Crash Course

    Çeşitli konularda eğitici videolar yayınlıyor. Yalnızca bilime adadığı ayrıca üç kanala sahip:

    Crash Course Physics (ortaokul ve üzeri için fizik)

    Crash Course Chemistry (ortaokul ve üzeri için kimya)

    Crash Course Kids (tüm yaş grupları için)

    HooplaKidz Lab

    Temel bilim konularında çeşitli videolar sunuyor. Evde de yapabileceğiniz deneyleri tüm aşamalarıyla gösteriyor.

     

    Tiyatroya ve sahne sanatlarına ilgi duyanlar için:

    Crash Course Theater and Drama

    Tiyatro ve dramanın tarihini, her konuda uzmanlaşmış Crash Course ekibiyle öğrenin.

    Acting is My Life

    Seçkin ve yetenekli oyunculardan oyunculuğa ve oyuncu seçmelerine dair öneriler alabileceğiniz bir kanal.

    Acting Out Studios

    Çocuklar, ergenler ve yetişkinler için oyunculuk tavsiyeleri paylaşılıyor.

    Royal Shakespeare Company

    Royal Shakespeare Company’de perdelerin arkasına bir yolculuk yapmanıza ve prodüksiyonla iligli videolar izlemenize olanak sağlıyor.

    Broadwaycom

    Broadway’i sever misiniz? Oyuncularla yapılan röportajları, sahne arkası görüntülerini ve gösterilerden sahneleri bu kanaldan izleyebilirsiniz.

    Hamilton

    Hamilton müzikalini seviyorsanız, bu kanal tam size göre.

    Joffrey Ballet School

    Öğrenci profilleri, dersler ve dans teorisi videoları, dünyaca ünlü Joffrey Ballet’den ekranlarınıza taşınıyor.

    Royal Opera House

    Dünyanın en önemli opera binalarından biri olan Royal Opera House performanslarından, dansçılarla röportajlardan ve sahne arkası görüntülerden oluşan videoları izleyebilirsiniz.

    Boston Symphony Orchestra

    Boston Senfoni Orkestrası’nın resmi YouTube hesabı. Performanslar, röportajlar ve çok daha fazlası bu kanalda.

    Hoffman Academy

    Piyano çalmayı ve müzikal tiyatroyu Bay Hoffman ile öğrenebilirsiniz.

     

    Matematikle ilgilenenler için:

    patrickJMT

    patrickJMT, YouTube’da yıllardır matematik videoları üretiyor. Zor kavramların kolayca anlaşılabilecek şekilde anlatıldığı videolar için bu kanal doğru adres.

    StandUpMaths

    Bu kanalda, mizah ve matematik bir arada.

    Nancy Pi

    Matematik uzmanı Nancy Pi, kız çocuklarımız için müthiş bir rol model. Kendisi MIT (Massachusetts Institute of Technology) University mezunu ve zor kavramları açıklıyor.

    Duane Habecker

    Matematik öğretmeni Duane Habecker seviyelere göre değişen eğitici videolar paylaşıyor.

    PBS Infinite Series

    Matematik her yerdedir – sağlam ve kesin bir dile sahiptir – ve her bir videoda, şaşırtıcı ve büyüleyici evrenimizde her şeyin temelinde yatan matematiği keşfetmeye başlayacaksınız.

    MathMammoth

    Hem çocuklar hem de ebeveynler için harika bir matematik kanalı.

    Eddie Woo

    Avusturalyalı matematik öğretmeni Eddie Woo, çeşitli konularda ve başlıklarda matematik videoları paylaşıyor.

    Khan Academy

    Ücretsiz, kapsamlı ve eğitim dünyasına hediye niteliği taşıyan içeriklere sahip bir kanal.

    Mind Research Institute

    Mind Research Institute, dünyadaki sorunları matematik aracılığıyla çözmeyi amaçlayan bir sinirbilim ve eğitim sosyal yardım kuruluşu.

    CodingMath

    Kodlama ve programlamada uzmanlaşmak için ihtiyaç duyacağınız tüm matematik bilgileri bu kanalda.

     

    Görsel sanatlara ilgi duyanlar için:

    Art for Kids Hub

    Sanatla uğraşmayı seven çocuklara yönelik içerikler hazırlayan bir aile kanalı. Temel çizim derslerinden daha zor konulara kadar çeşitli videolar paylaşan kanal, küçük sanatçılar için harika.

    SprayPaint Art Secrets

    Fırça olmadan, sprey boya kullanarak resim yapmayı bu kanalda öğrenebilirsiniz.

    The ArtChik

    Sanatçı Andrea Kirk, tüm seviyelere ve yaşlara hitap eden resim dersleri veriyor.

    Christina Sherrod Art

    Akrilik boya dersleri videoları yayınlanıyor.

    National Gallery of Art

    Ulusal Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek istiyor ancak Washington’a gidemiyorsanız, kapsamlı koleksiyonuna göz atmak için bu YouTube kanalını kullanabilirsiniz.

    The Musee du Louvre

    Louvre Müzesi’nin resmi YouTube hesabını ziyaret ederek büyüleyici koleksiyonuna göz atabilir; sanatçılarla ve müze ekibiyle yapılan röportajları izleyebilirsiniz.

    Graffiti Tutorials

    İngiltere’de yaşayan grafiti sanatçısı bir baba, videolarında bu işin nasıl yapıldığını anlatıyor.

    You are An Artist! Chalk Pastels

    Çocukları evde eğitim gören bir anne olan Tricia Hodges, her yaştan çocuğa pastel boyayla nasıl resim yapılacağını öğretiyor.

    Colouricious

    Dokuma sanatına odaklanan ve dünyanın her tarafından sanatçılarla tanışmamızı sağlayan Colouricious; renk uyumu, kumaş boyama, iplik dokuma ve benzeri birçok şey hakkında bilgi veriyor.

    Knitting & Creation

    Dokuma sanatlarıyla ilgili içerikler paylaşan bu kanalda örgü örmeyi, dikiş dikmeyi ve tığ işi yapmayı öğrenebilirsiniz.

     

    Okumayı ve yazmayı sevenler için:

    Kids BookBuzz

    Çocuk kitapları incelemeleri yazan ve iki ayda bir yayınlanan Kids Book Review adlı derginin resmi YouTube kanalı.

    PolandBananasBooks

    Coşkulu bir okuyucu ve vlogger olan Christine Riccio, kitaplara dair her şeyi paylaşıyor: Komedi skeçleri, tartışmalar, röportajlar ve daha fazlası.

    Jesse the Reader

    Jesse the Reader kendisine Kitap Savaşçısı diyor, okumayı çok seviyor ve bu sevgiyi takipçileriyle paylaşmak istiyor. Kitap incelemeleri, tartışmalar, söyleşiler ve kendi yazılarınız için öneriler.

    Padfoot and Prongs 07

    Bu vlogger Harry Potter ile ilgili her şeye bayılıyor. Yazarlar ile soru-cevaplar, kurgu arkadaşlıkları, kitap incelemeleri ve daha fazlası.

    Jellafy

    Kitaplar ve okuma ile ilgili komedi skeçleri.

    KM Weiland

    KM Weiland artık kanalını güncellemiyor ama eski videolarında nasıl daha iyi bir yazar olunacağına dair tonla bilgi bulunuyor.

    Ellen Brock

    En iyi romanı yazmayı (ve yayımlatmayı) Ellen’ın Youtube kanalından öğrenin.

    Penguin Random House Writers Academy

    Piyasanın önde gelen, işinin ehli isimlerinden tavsiyeler alın. Harika yazım teknikleri bedavaya sunuluyor.

    Vivian Reis

    Genç yetişkin yazarı Vivian Reis kanalında yazma üzerine çok değerli bilgiler veriyor.

    Terrible Writing Advice

    Eğlenceli, alaycı ve saygısız JP Beaubien yazarlara berbat tavsiyeler vererek yapmaları gerekenleri söylüyor. Biliyorum, kulağa acayip geliyor ama işe de yarıyor. =)

     

    Doğayı ve hayvanları sevenler için:

    Brave Wilderness

    Coyote Peterson hayvanları çok seviyor ve onların doğal ortamlarındaki hallerini sizlerle paylaşıyor.

    Coyote’s Backyard

    Coyote Peterson’ın kızı ve kızının arkadaşlarıyla başından geçen maceraları paylaştığı, ev ortamındaki kanalı.

    Australia ZooTube

    “Timsah adam” Steve Irwin’i hatırlıyor musunuz? Çocukları Robert ve Bindi onun efsanesini devam ettiriyor.

    BBC Earth

    Dünya ile ilgili bilmek istediğiniz her şey tek bir yerde.

    National Geographic

    Dergi gibi, ama daha iyisi. =)

    Smithsonian Channel

    Gezegenimize ait insan profilleri, yerler ve doğa harikaları.

    Travel Thirsty

    Dünyayı gezen blogger’lar gördükleri muhteşem yerleri ve harika yemeklerini anlatıyor.

    Epic Wildlife

    Garip ve harika şeyleri mi seviyorsunuz? Epic Wildlife tam size göre. Doğal yaşamın egzotik ve sıra dışı yönlerini anlatan haftalık videolar.

    River and Wilder Show

    River, Wilder ve Archer kardeşler size dünyanın değişik yerlerinde harika maceralara çıkartıyor.

    Monterrey Bay Aquarium

    Su altı yaşama yakından bir bakış.

     

    Üretmeyi seven, icatlar yapanlar için:

    April Wilkerson

    April mobilyaları dışarıdan almak yerine kendisi yaparsa daha az para harcayacağını anlayıp bir şeyler üretmeye 2013’te başladı. Marangozluğu kendi kendine öğrenen April, kendi ismini taşıyan kanalında sırlarını paylaşıyor.

    Laura Kampf

    Alman mucit Laura Kampf’tan eğlenceli, yaratıcı icatlar. Ev yapımı oyuncaklar, bisikletler için bardak tutacakları ve fazlası.

    Make Something

    Her yaş ve beceri seviyesine göre yaratıcı ahşap projeleri.

    Rulof Maker

    Bu Avrupalı mucidin İngilizcesi çok iyi değil ama el becerisi inanılmaz.

    How to Make Everything

    Etrafınızdaki her şeyi – gerçekten her şeyi – en baştan yapmanız gerekseydi hayat nasıl olurdu hiç düşündünüz mü? How to Make Everything’den Andy gündelik eşyaları kendi başına üretiyor.

    Mini Gear

    Ufak arabalar, ATM makineleri ve daha fazlası – hepsi kartondan yapılıyor.

    I Like to Make Stuff

    Bob, kanalını eğitime ve gelişim odaklı zihniyete adamış. Gerçekten harika ve yaratıcı bir insan – çocuklar için mükemmel bir öğretmen.

    Colin Furze

    Bu adam jet ile çalışan bir scooter yaptı. Bütün söyleyeceğim bu kadar.

    Make:

    Make dergisinin YouTube sayfası, tüm yaş ve seviye gruplarından yaratıcı ve üretken beyinlere ilham vermeyi hedefliyor.

    The King of Random

    Nate ve Grant her türlü malzemeden her türlü şeyi üretiyor. Arada da oldukça havalı bilim deneyleri yapıyorlar.

     

    Uzay ve astronomiyi sevenler için:

    Vintage Space

    Uzay tarihçisi ve yazar Amy Shira Teitel uzay yolculukları hakkında merak ettiğiniz her türlü konuyu araştırıyor.

    PBS Space Time

    Astrofizikçi Matt O’Dowd uzayın sınırlarını ve içeriğini araştırıyor.

    Amazing Space

    Uzayı seven insanlardan uzay hakkında canlı yayınlar.

    Video from Space

    Kanal, sıfır yerçekimindeki yaşama yakından bakıyor ve yıldızlararası çalışmalar hakkında eğitici videolar yayınlıyor.

    Real Space

    Uzay hakkında internetten derlenmiş belgeseller.

    Space with Sarah

    Dr. Sarah Pearson, galaksi dinamikleri alanında uzmanlaşmış Danimarkalı bir astrofizikçi. Youtube kanalında çok merak edilen soruları yanıtlıyor.

    Space and Astronomy

    Evreni oluşturan yıldızlara yakından bir bakış. Alman ZDF televizyon kanalı tarafından finanse edilen uzun metraj belgeseller.

    NASA

    ABD hukümeti uzay ajansından roket fırlatma videoları, uzay keşfi üzerine belgeseller ve uzaydan canlı yayınlar.

    SpaceX

    Girişimci Elon Musk’tan roket fırlatma videoları ve uzay yolculuğu araştırmaları.

    SpaceRip

    Kara delikler, bipolar nebulalar, kızıl şimşekler ve nicesi.

     

    Kod yazmayı sevenler için:

    The Coding Train

    Kaçırmak istemeyeceğiniz bir sürü yaratıcı kod yazma yöntemleri var.

    FreeCodeCamp

    Eğitim videoları ve konuşmalar paylaşılan, açık kaynaklı bir programcı topluluğu.

    Coding Blonde

    STEM (Fen Bilimleri, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) alanındaki kadınlarla ilgili toplumsal kalıpları yıkmanın yanı sıra, Coding Blonde kod yazma ve teknoloji kavramlarını sade bir dille açıklıyor.

    Learn Coding Tutorials

    Kodlamada hangi konuyu öğrenmek istediğinizi biliyor musunuz? Onu bu sayfada bulabilirsiniz.

    Coding is for Girls

    Django ve Python öğrenmek için harika bir yer.

    Coding Garden with CJ

    CJ çok sempatik birisi. Videoları genellikle kod yazarken çekilen canlı yayınlardan oluşuyor.

    Coding in Flow

    Florian kendisini başlangıç seviyesinde bir kod yazarı olarak tanımlıyor ve öğrendikçe öğretiyor.

    Simplified Coding

    Android cihazlar için uygulama geliştirme.

    Philosophy Behind Coding

    Bu kanal yalnızca kod yazma becerilerini öğretmiyor. Aynı zamanda ismi gibi kod yazmanın felsefesine de odaklanıyor. Algoritmik olarak düşünmeyi ve problem çözme becerilerinizi geliştirmeyi burada öğrenin.

    Dapper Dino

    Eğitici videoları izleyin ve aynı ilgiyi paylaşan diğer insanlar ile becerilerinizi denemek için onlara katılın.

     

    Tarihle ilgilenenler için:

    Simple History

    Animasyon videolar yayınlayan bir araştırma kanalı. Tarihteki büyük askeri çatışmaları ve tuhaf tarihsel olayları derinlemesine inceliyor.

    Extra History

    Oyun tasarımları yapan bir ekip tarafından yönetilen kanal, antik dönem ve modern tarihteki büyük olayları açıklıyor.

    Historia Civilis

    Antik döneme merak duyanlar için mükemmel bir kanal. Antik Yunan ve Roma dönemlerine odaklanıyor.

    Alternate History Hub

    Tarihteki büyük çaplı olayların gerçekleşmemesi durumunda nelerin değişebileceğini irdeleyen History Hub, “Ya böyle olsaydı?” sorularınıza cevap veriyor.

    The School Of Life – Curriculum

    Bu kanal, tarihsel olaylardan ziyade fikirler tarihine odaklanıyor. Davranışlar nasıl gelişti? Peki ya kültürel gelenekler? Bu ve buna benzer içerikler için bu kanala göz atabilirsiniz.

    Crash Course World History

    Crash Course kanalının yapımcılarından, antik dönemden günümüze kadar gelen bir araştırma serisi yayınlanıyor.

    Epic History TV

    Napolyon Savaşları. Süveyş Krizi. Büyük İskender. İlk Haçlı Seferi. Tarihteki belirli bir olayı mı inceliyorsunuz? Bu kanal tam size göre.

    Feature History

    Emu Savaşı gibi tarihte daha az bilinen olayları mı merak ediyorsunuz? Bu kanala göz atın.

    History

    History Channel adlı televizyon kanalının ayrıntılı içeriklerinı yayınlayan YouTube kanalı. Belgesellerden hatırlatıcı kısa videolara ve tarihi olayların önemli noktalarına kadar her şeyi bu kanalda bulabilirsiniz.

     

    Bu arada tüm kanallar İngilizce. Türkçe olan örnekleri yorum kısmına bırakabilirsiniz. =)

    Nilay Gündüz