Kategori: DENİZ GÜNDÜZ YAZIYOR

  • Korku Sineması, Alt Türleri Ve Kısa Tarihi

    Korku Sineması, Alt Türleri Ve Kısa Tarihi

    Korku nedir ve Filmlerde nasıl işlenmiştir?

    Korku türü neden insanlara cazip gelir? Kitaplardan filmlere, bizi en çok korkutan her ne ise onlara karşı büyük bir ilgi duyuyoruz. Bu yazıda korkunun tanımına ve bu türün bizlere neden bu kadar keyif verdiğine bakacağız. Ayrıca birçoğumuza korku filmi kültürünü kazandıran Amerikan korku sineması tarihine ve korkunun yıllar içinde nasıl geliştiğine değinmeye çalışacağız. Bu makale korku türünün genel bir tanımını sağlayacak olsa da pek tabii ki tür yoruma açık. Sizin için nedir bilmem ama benim için korku filmi “Child’s Play”.

    KORKUNUN TANIMI

    Korku Türünün tanımı

    Korku türü, hikaye anlatımındaki en popüler türlerden birisidir. Geçmişi edebiyata dayanan bu tür artık filmlerde, televizyonda, tiyatroda ve video oyunlarında hayat bulmaktadır. Korku türü, kendi tanımları ve kriterleri ile birçok alt türe ayrılmıştır. Bunlara geçmeden önce, korkuyu temel düzeyde tanımlayalım:

    Korku, izleyiciyi korkutmayı, şok etmeyi ve heyecanlandırmayı amaçlayan bir hikaye anlatma türüdür. Korku pek çok farklı şekilde yorumlanabilir, ancak genellikle o dönemde toplumun yaşadığı korkuların bir yansıması olan merkezi bir kötü adam, canavar veya tehdit vardır. Bu kişi veya yaratığa “öteki” denir, farklı olduğu veya yanlış anlaşıldığı için korkulan birine atıfta bulunan bir terimdir. Yıllar içinde korku türünün bu kadar değişmesinin nedeni de budur. Kültür ve korkular değiştikçe korku da değişir.

    Korku türünün bazı tanımlayıcı unsurları nelerdir?

    Temalar: Korku türü genellikle kültürün ve o sırada korktuklarının bir yansımasıdır (istila, hastalık, nükleer test vb.)

    Karakter Türleri: Katil, canavar veya tehdidin yanı sıra, çeşitli alt türler belirli kahraman prototiplerini içerir (örneğin, slasher filmlerinde son kız).

    Ortam: Korku, gotik bir kale, küçük bir kasaba, uzay veya perili ev gibi birçok ortama sahip olabilir. Geçmişte, şimdi veya gelecekte yer alabilir.

    Müzik: Bu, korku türünün önemli bir yönüdür. Atmosfer ve gerilim oluşturmak için büyük bir etkiyle kullanılabilir.

    KORKU FİLMİ ALT TÜRLERİ
    Farklı korku filmi türleri

    Korku türü, bu çeşitli türlerin birçok alt türünü ve melezini doğurmuştur. Her birinin kendine özgü temaları vardır, ancak hepsinin ortak bir amacı vardır: KORKU.

    Buluntu Film

    Bakış açısı, bir kamera perspektifinden gerçekleşir. Türün en bilinenleri arasında Blair Witch Project ve Rec yer alır.

    Lovecraftian

    Kozmik dehşete odaklanır. Canavarlar, anlayışımızın ötesinde varlıklardır. Alien ve The Thing gibi korku klasikleri dahil olmak üzere genellikle bilim kurgu içerir.

    Psikolojik

    Bu alt tür, zihnin dehşetine odaklanır. Gerçek nedir? Delilik nedir? İki büyük psikolojik korku filmi Kuzuların Sessizliği ve Türkçeye “Dehşetin Nefesi” olarak çevrilen 1990 yapımı Jacob’s Ladder’dır.

    Bilimkurgu

    Teknolojinin yarattığı korku ve sonuçlara odaklanır. Canavarlar genellikle uzaylılar veya makinelerdir. İki büyük bilim kurgu korku filmi The Blob ve Dünyalar Savaşı’dır (War of the Worlds).

    Slasher

    Canavar, kanlı cinayete meraklı bir psikopattır. Çoğunlukla gençlerden oluşan bir grubun cezalandırılmasına odaklanır. Popüler filmler arasında Halloween ve A Nightmare on Elm Street de sayılabilir. İşin içinde vahşet vardır.

    Doğaüstü

    Öbür dünyaya odaklanır. Birincil yaratıklar hayaletleri ve iblisleri içerir. Harika örnekleri arasında Poltergeist ve The Exorcist bulunur.

    İşkence

    Slasher türüne benzer; insanların cezalandırılmasına odaklanır. Kötü adam, kurbanların gördüğü fiziksel ve psikolojik eziyetten zevk alır. Türün ünlü filmleri arasında Hostel ve Saw bulunmaktadır.

    Vampir

    Drakula gibi ikonların insan kanıyla beslendiği en eski korku alt türlerinden biridir. En iyi vampir filmlerinden bazıları Nosferatu ve Interview with the Vampire’dır.

    Kurtadam

    Dolunay çıktığında, bu canavarca şekil değiştiricilere dikkat edin. En iyi kurt adam filmleri arasında An American Werewolf in London ve The Wolf Man sayılabilir.

    Zombi

    İlk felaketten kurtulan ve birbirini başlangıçta tanımayan bir grup insan genellikle et yiyen bir ölümsüz sürüsünün saldırısına uğrarlar. Night of the Living Dead, 28 Days Later … ve Shaun of the Dead en iyi zombi filmlerinden birkaç tanesi olarak kabul edilirler.

    KORKU FİLMLERİNİN KISA BİR TARİHİ 1896 – 2020

    Korku ve Gerilim Türleri arasındaki ilişki

    İki tür genellikle karıştırılırken, korku ve gerilim filmleri arasında açık bir fark vardır.  Korku filmi kuralları, şiddet, erken ve nispeten sık görülen bir canavar gerektirir. Zirve, son bir dövüş veya canavardan bir kaçış etrafında döner. Korku türündeki “canavar” tipik olarak “doğal olmayan” ve hatta “doğaüstü” iken gerilim filmleri, insani tehditlere dayanma eğilimindedir.

    Bir gerilim filminde çok daha fazla gizem ve keşif vardır. Kahraman şeytani tehdidi keşfetmeye yaklaştıkça gerilim yükselir. Filmin zirve noktası, kötü adamın gerçek niyetleri gibi büyük bir ifşanın etrafında döner.

    Elbette, modern korku / gerilim filmi Get Out’taki (2017) gibi iki türün birbiriyle beraber kullanıldığı örnekler de vardır. Katilin insan olduğu için Hallowen da bir geçiş olarak kabul edilebilir, zira katil öldürüldüğünde hiç ölmemiş gibi görünmesi ile doğaüstü yetenekler sergiliyor.

    Artık korku filmi tanımımızı ele aldığımıza göre, korku filmleri tarihine bir göz atalım.

    Korku Türü ve Kültürel Korkular

    1930’LAR KORKU SİNEMASI

    Korku ve Depresyon

    1930’lar Amerika için zor bir dönemdi. Büyük Buhranın ortasındaydı ve Amerikalılar her zamankinden daha çaresiz hissediyorlardı. Ekonomik çalkantıya rağmen, insanlar sahip oldukları kısıtlı imkanları filmler gibi eğlencelere harcıyorlardı. Çok popüler olan ilk büyük Amerikan korku filmlerinden biri Bram Stoker’ın romanından uyarlanan Dracula‘dır (1931). Ve daha sonrasında En İyi Vampir Filmleri için standardı belirlemiştir.

    Ama Drakula neden bu kadar korkutucuydu? Amerikalılar Avrupa etkisinden korkuyorlardı. Birinci Dünya Savaşı sadece 13 yıl önce sona ermişti. Amerikan zihniyeti, meydana gelen vahşetten hâlâ ağır biçimde etkileniyordu. Avrupalı ​​göçmenlerin akınıyla birleşince, insanlar Amerikan kültürünü bozan yabancılardan korkuyorlardı. Birinin günah keçisi olması gerekiyordu.

    Dönemin korkularının bir yansıması olan bir başka film, Mary Shelly’nin romanından uyarlanan Frankenstein (1931) idi. Bu film daha sempatik bir canavar yarattı; yaratıcısının zulmünden kaçan biri.

    Amerikalılar, hükümetlerinin kendilerini yüzüstü bıraktığını düşündüler. Tıpkı Dr. Frankenstein’ın kendi yarattığı yaratığı koruyamadığı gibi, talihsizliklerinden liderlerini suçladılar.

    Korku sinemasında yinelenen bir tema, canavarın genellikle insanlığın kendisi olmasıdır. Köylüler anlamadıkları bir şeye saldırdılar ve kendileri canavar haline geldiler.

    1950’LERİN KORKU SİNEMASI

    1.Dünya Savaşı 1945’te sona erdi, ancak hem kelimenin tam anlamıyla hem de mecazi olarak dünyada büyük bir iz bıraktı. Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer silahların kullanılması, nükleer çağın yeni bir korku çağı olmasına yol açtı.

    Çoğu zaman korku olarak düşünülmeyen Godzilla (1954), Amerika’ya gelen bir Japon filmidir. ABD’nin kullandığı bombalara bir cevap niteliği taşır. Bu hikayede, bir hayvan nükleer radyasyonla dev bir canavara dönüştürülerek ülkeyi terörize etmektedir. Nükleer çağın gelişiyle birlikte, bu güçlü ama tehlikeli enerji kaynağı ile birçok soru ve korku gündeme geldi.

    Canavar filmi, korku türü içinde ilk filmlere kadar uzanan zengin bir geleneğe sahiptir.

    50’ler korku sineması ayrıca Kızıl Korkuya ve komünizm korkusuna da yer verdi. İstila teması birçok canavar filminde yaygınlaştı. Bilim kurgu, korku türüyle harmanlanarak War of the Worlds (1953) ve Invasion of the Body Snatchers (1956) gibi filmlerin doğmasına neden oldu.

    İlk filmde, uzaylılar küçük bir kasabada bir komünist saldırının göstergesi olarak dünyayı işgal etmeye başlar. İkinci filmde, komünizmin demokrasiyi geride bırakma korkusunu temsil eden uzaylı kopyaları insanların yerini alıyordu.

    1960-1970’LER KORKU SİNEMASI

    Canavar insan olduğunda

    1960’lar ve 70’ler Amerika için bir belirsizlik ve şiddet dönemiydi. ABD pek çok tartışmaya neden olan Vietnam Savaşı’nın ortasındaydı. İlk defa, ABD artık küresel bir çatışmanın ahlaki anlamda doğru tarafında değildi. Sebep olduğumuz şiddet, türümüzün neler yapabileceğinden korkmamıza yol açtı. Yaşayan Ölülerin Gecesi (1968) bu korku ve belirsizliğin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Oldukça insan gibi görünen canavarlar, insanlara acımasızca saldırıyor, öldürüyor ve yiyip bitiriyordu. Zombileri en korkutucu yapan şey, sevdiklerimizin görüntüsünü alabilmeleriydi. İnsan kardeşlerimize güvenemezsek, kime güvenebilirdik ki?

    70’ler, seri katil cinayetleriyle ilgili haberlerin artmasıyla da biliniyordu. Medya kuruluşları bu manyaklar hakkında ünlülermiş gibi haberler yaptılar. İnsanlar yan evde yaşayan canavarın gelip onları evlerinde öldürmesinden korkuyorlardı.

    Bu, ilk “slasher” Halloween’a (1978) yol açtı. İnsan gibi görünmesine rağmen, Michael Myers, kurbanlarını ölümcül bir niyetle takip eden durdurulamaz bir katildi. Slasher alt türü, slasher olmayan filmleri bile etkileyerek, popülaritesini büyük ölçüde artırdı.

    Slasher alt türü aynı zamanda ahlak konusunu da ele alır. Ahlaki son kız acı sona kadar hayatta kalırken, cinsel açıdan karışık olanlar cezalandırılır ve şiddetle öldürülürdü.

    Bu insan canavarlarının insanları korkudan uzaklaştıracağı düşünülebilir. Ancak kana bulanmış filmler türü her zamankinden daha popüler hale getirecekti.

    1980-1990’LAR KORKU SİNEMASI

    Bilinçli Korku nedir?

    70’lerin seri katil döneminden çıkan 80’ler, bu filmlerin büyük bir akışı ile slasher trendini sürdürecekti. Friday the 13th, A Nightmare on Elm Street ve hatta Halloween, her biri bir öncekinden daha saçma olan çok sayıda devam filmi doğururdu.

    Bir kırılma noktasına ulaşan korku türü, Scream (1996) biçiminde kendisinin daha “farkında” bir hale geldi. Hala bir slasher olmasına rağmen, bu film, sona kalan kız gibi seleflerinin oluşturduğu klişeleşmiş mecazları kabul ediyordu.

    Buffy the Vampire Slayer (1997-2003 arası süren dizi), zayıf liseli kızın kinayesini alır ve onu bir canavar katile dönüştürür. Kahraman Buffy vampirleri ve diğer canavarları öldürürken, o ve arkadaşları hala genç olmanın sıkıntılarını yaşayacaktı.

    90’lar aynı zamanda yeni bir alt türe de yol açacaktı: Buluntu film. Blair Witch Project (1999), izleyicilere kameranın bakış açısını sunarak onları kurbanların yerine koydu. Bu, korku filmini izleyiciler için daha kişisel hale getirerek türü bir bütün olarak yeniden canlandırdı.

    2000’LER KORKU SİNEMASI

    Korku Sineması karanlık bir dönemece girdiğinde

    11 Eylül’den sonra teröre karşı savaş, dehşetin ne olduğunu yeniden tanımlayacak bir film nesli doğuracak: işkence. Psikopatların kurbanlarını hem fiziksel hem de psikolojik olarak ele geçirme ve işkence etme olasılığı gişe başarısı haline geldi.

    Belki de bunların en ünlüsü Saw’dur (2004). Bu filmde bir sosyopat birkaç kişiyi yakalar ve hayatta kalmak istiyorlarsa onları sadist oyunlarını oynamaya zorlar. Bu dehşet verici konsept çok sayıda devam filmi ve taklidi doğuracak, piyasayı dolduracak ve aşırı şiddet için yeni bir terim ortaya çıkaracaktı: işkence pornosu.

    Küresel korkular ve uluslararası terör saldırıları dünyanın sonunu daha makul gösterdi. İnsanlar zombi kıyameti gibi bir felaket ihtimaline her zamankinden daha fazla hayran kaldılar.

    Bu nedenle korku türü bunu The Walking Dead (2010-günümüz) gibi şovlarla yansıtacaktır. Herhangi birimiz nasıl hayatta kalabiliriz? Bu kadar ezici bir şey nasıl durdurulabilir? Zombi filmlerinin popülaritesi arttıkça bu filmlerin sayısı da bir çığ gibi arttı.

    KORKU SİNEMASININ GELECEĞİ

    Günümüzde Korku Filmi nedir?

    Yeni bir dünyada yaşadığımızı söylemek yetersiz kalır. COVID-19 salgını hareket etme, düşünme ve hissetme şeklimizi değiştirdi. Küresel kültür bir bütün olarak değişti ve bir süre daha değişmeye devam edecek. Bu nedenle korku türünün bu korku evrimini yansıtmasını bekleyin. İzolasyon ve küresel salgınlar etrafında dönen bir film akışı sinemaları vurduğunda şaşırmayın.

    Son on yılda izlemesi oldukça heyecanlandıran bir tür korku filmi rönesansı yaşandı. The Witch, It Follows ve Hereditary gibi filmler “yüksek korku” olarak adlandırıldı. Onlara ne isim verirsek verelim, hepsi hala gerçekten güçlü ve etkili korku filmleri.

    Deniz Gündüz

  • Fransa’nın İlk Michelin Yıldızlı Vegan Restaurantı

    Fransa’nın İlk Michelin Yıldızlı Vegan Restaurantı

    Michelin, Fransa’da ilk kez bir vegan restorana yıldız verdi.

    Ares şehrinde bulunan Restaurant ONA, başlangıçta kapılarını açmak için finansman bulmaya çalışırken şimdi ödülleri toplamaya başladı.

    Fransa’nın güneybatısındaki bir vegan restoran, Fransa’da yalnızca hayvansız ürünler sunan bir kuruluş için bir ilk olan Michelin yıldızı kazandı.

    Bordeaux şehri yakınlarındaki Ares kasabasında 2016 yılında açılan ONA Restorant’ın (Origine Non Animale) işletmecisi Claire Vallée destekçilerin sağladığı yardımlar ve çevre dostu bir bankadan aldığı kredinin bu projeyi mümkün kıldığını dile getiriyor.

    Vallée, AFP’ye, Michelin Rehberi’nin kararını kendisine bildiren bir telefon aldığı anda “bir tren çarpmış gibi hissettiğini’’ dile getiriyor.

    Vallée, klasik yıldız ödülüne ek olarak, Michelin’in 2020 yılında etik uygulamalar konusunda güçlü bir sicile sahip kuruluşları ödüllendirmek için tanıttığı yeşil bir yıldız da kazandı.

    Michelin Rehberi sözcüsü AFP’ye verdiği demeçte, ONA’nın “Fransa’da yıldız kazanan ilk vegan restoranı” olduğunu söyledi.

    Vallée, Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle ONA’yı kapatmak zorunda kalmadan önce gurme menüsünde yedi yemek sunuyordu. En sevdiği kombinasyonlar arasında çam, çörek mantarı ve sake ya da kereviz, tonka ve amber ale bulunuyor.

    Genç aşçı başlangıç yapmak için bir kredi aramaya geldiğinde geleneksel Fransız bankaları gönülsüz davrandılar. Vallée “Veganizm ve bitki bazlı yiyeceklere olan bakışın çok belirsiz olduğunu söylediklerini” dile getirdi. Restoranı için seçilen yer olan Atlantik kıyısındaki Arcachon havzası da yeterince ümit verici görülmemişti.

    Vallée o dönem yaşananlar için kin beslemediğini dile getirerek “Herkes kendi işini yapıyordu” ifadesini kullandı.

    Vallée, teminata ihtiyaç duymadan kitle fonlaması yoluyla ve etik olarak gördüğü projelere kredi verme konusunda uzmanlaşmış bir banka olan La Nef aracılığıyla finansman sağlamaya devam etti ve “Bu hiçbir şeyin imkansız olmadığını gösteriyordu” diyerek sözlerini sürdürdü. “Yeterince iyi olup olmadığımızı biz de merak ediyorduk zira sebze bazlı yemek pişirmek zor ve yenilikçi olmayı gerektiren bir disiplin” diyen Vallée sözlerine şöyle devam etti “En önemlisi yaptığınız şeyden zevk almamızdı”.

    Şimdi Fransa’da vegan mutfağının öncüsü olarak kabul edilmesine rağmen Vallée, Berlin’deki Mano Verde restoranını işleten merhum Jean-Christian Jury’nin izinden gittiğini dile getirdi.

    Kaynak: CNN

    Çeviri: Deniz Gündüz

     

  • Hint Kültürünün Yemek Yoluyla Keşfi

    Hint Kültürünün Yemek Yoluyla Keşfi

    Yemek ve Kimlik

    Yemek, (Sanskritçe; bhojana, zevk alınacak şey, Hintçe; khana, Tamilce; şekil verilmiş) gündelik Hint kültürünün yanı sıra kimliğin karmaşıklığını ve dünyanın hem örtülü hem de görünür olan diğer bölgeleriyle etkileşimin karmaşıklığını anlamanın bir yolunu sunar. Bugün Hindistan’da liberalleşme ve orta sınıf yaşamında her zamankinden daha fazla tüketime bağlı olarak büyüyen bir ekonomiyle, Hint kültürünün bir parçası ve zevk alınacak bir şey olarak yemek popüler bir konudur. 1960’ların gıda ekonomisinden kıtlığa yaklaşan Hindistan, artık yiyeceklerin bol miktarda görüldüğü ve estetik olasılıkların şaşırtıcı olduğu bir toplum. Televizyonda genellikle bir yarışmayı kazanmış olabilecek ünlü şefler veya bilinmeyen yerel ev kadınlarıyla yemek pişirme becerilerini gösteren yemek programları, gündüz reytinglerini domine ediyor. Yöresel spesiyaliteler ve yemek pişirme biçimleri, iç ve dış turizm broşürlerinin konularını oluşturmakta. Uluslararası mutfaklardan örnekler sunan büyükşehir restoranları müşterilerle dolu. Paketlenmiş Hint yemekleri ve yabancı yiyecekler süpermarketlerde hızla satılıyor, yerel sokak yemekleri ve dış cephesinde açılan bir pencere vasıtası ile sipariş verebildiğiniz kafeler hiç bu kadar popüler olmamıştı. Yine de yaşam tarzı dergileri sağlıklı yiyecekler, besleyici diyetler, yerel kaynaklı malzemeler ile sürdürülebilir yeşil alternatifler sunuyor. Hindistan’ın kendi kültürel anlayışı ve yabancı kültürlerle karmaşık tarihsel ve çağdaş ilişkileri, yiyeceklerin kamusal kavramsallaştırmalarında ve ayrıca mutfak ve gastronomik seçimlerle yaşam tarzlarında derinden belirgindir.

    Harvard antropoloğu Theodore Bestor’un bize hatırlattığı gibi; mutfağın hayal gücü, bir kültürün yemeği kavramsallaştırma ve hayal etme biçimidir. Genel olarak, “Hint” yemeği yoktur, bunun yerine muazzam sayıda yerel, bölgesel, kasta dayalı içerikler ve hazırlama yöntemleri vardır. Bu yiyecek çeşitleri ve bunların hazırlanması, 1947’deki Hindistan’ın bağımsızlığından bu yana yalnızca “bölgesel” ve “yerel” mutfaklar olarak sınıflandırılmış, ancak Hindistan tarihinin çoğu boyunca yerli ve yabancı himayeye sahip olmuştur. Bu çeşitlilik ve çeşitliliğin sebep olduğu zenginlik nedeniyle, çoğu Hintliler çok çeşitli lezzet ve dokuların tadına varıyor ve geleneksel olarak mevsimsel, yerel ve büyük ölçüde sürdürülebilir şekilde yemek yiyen tüketicileri ayırt ediyor. Bununla birlikte, son yıllardaki gösterilen birtakım dirence rağmen, çokuluslu gıda şirketlerinin girişi ve Hint gıda devleri tarafından taklit edilmesi, tarımın sanayileşmesi, standartlaştırılmış gıda mahsullerinin her yerde bulunması ve kentsel alanlarda gıda ve tatların standartlaşması, yemek alanında tekdüzeleşmeyi tetikledi.

    Küreselleşmenin teşvik ettiği görülen yinelenen kimlik krizlerinde, gıdanın milliyetçilik ve Hint kimlikleri hakkındaki diyaloglarda önemli bir rol oynaması beklenir. Ancak Hindistan’da yemek, gastronomik manzaranın çeşitliliği ve yayılması nedeniyle akademik söylemde neredeyse yer almaz.

    İnternette ise işler farklı. Küreselleşmenin güçlerine bir karşılık olarak hem aşçılık öğreten hem de yemek üzerine yorum yapan Hint yemekleri blogları siber uzayda mantar gibi çoğalıyor.

    Hindistan’da birkaç bin kast ve kabile, on altı resmi dil ve birkaç yüz lehçe, altı büyük dünya dini ve birçok etnik ve dilsel grup vardır. Hindistan’da yemek; kast, sınıf, aile, akrabalık, kabile ilişkisi, soy, dindarlık, etnisite ve giderek artan seküler grup kimliğinin kimlik belirtecidir. İnsanın nasıl yediği, ne yediği, kiminle, ne zaman ve neden yediği, Hindistan’ın sosyal manzarasının yanı sıra içindeki insanların ilişkilerini, duygularını, durumlarını ve işlemlerini anlamanın anahtarıdır.

    Yiyecekleri bilmenin estetik yolları, bir gurme olma ve ondan zevk alma, aynı zamanda ona verilen çileci tepkiler, Kamasutra ve Dharmaśāstras gibi eski kutsal metinlerde övülür. Ancak tarihsel olarak Hindistan’da gıda tüketimi paradoksal bir şekilde, çileciliğe ve kendi kendini kontrol etmeye meyilli anlayışlar tarafından yönetildi. Geleneksel Ayurvedik (Hindu) ve Unani (Müslüman) tıbbi sistemleri, vücudun gıdalara tepkisi konusunda üçlü bir kategoriye sahiptir. Ayurveda’da vücut, kapha (soğuk ve balgamlı), vaata (hareketli ve şişkin) veya pitta (sıcak ve karaciğerimsi) olarak sınıflandırılır ve bu nedenle, yiyecek tüketimi yalnızca genel sağlık ve denge duygularıyla değil, aynı zamanda kişilik bozukluklarıyla da bağlantılıdır. Reçeteli yiyecekler yemek (duyuları soğutan sattvik yiyecekler ve tutkuları alevlendiren rajasik yiyecekler) ve beden, ruh ve zihni dengelemek için yoga ve nefes egzersizleri yapmak, çok temel kişisel bakım ve kendi kendine şekillendirme olarak görülür.

    Gastronomik zevkin bu takdiri ve yadsınması, kast ve din temelli saflığın yanı sıra kirlilik tabuları tarafından daha karmaşık hale getirilmiştir. Bazı istisnalar dışında, on ikinci yüzyılın başlarından beri, üst kast Hindular, Jainler ve bazı bölgesel gruplar büyük ölçüde vejetaryendir ve ahimsa’yı (şiddetsizlik) benimser. Genellikle üst kastlar, saflık ilkelerini ihlal ettiğine inanarak soğan, sarımsak veya işlenmiş yiyecekler yemezler. Bazı alt sınıf Hindular et yiyicilerdir, ancak inek kutsal kabul edildiği için sığır eti yasaktır ve bu saflık engeli tüm kastı ve dini sistemi kapsar.

    Önde gelen öncü antropolog Claude Levi-Strauss’un belirttiği gibi, pişirilmiş ve pişmemiş yiyecekler arasında, pişmemiş yiyeceklerden daha kolay kirlenebilen pişmiş veya işlenmiş yiyecekler arasında keskin bir ayrım vardır. Üst kast Hindular için, çiğ pirinç, alt kasttan bir kişi tarafından sunulsa bile saf olarak kabul edilir, ancak pişmiş pirinç, düşük kastlı hizmetçiler de dahil olmak üzere kirletici herhangi bir şeyle temas ettiğinde kirlilik taşıyabilir.

     

    Tarih ve Gastronomik Hayal Gücü

    Hindistan, 12. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme karşısında kendini gastronomik olarak tanımlamaya çalıştı. İlk olarak Orta Asya işgalcileri on ikinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla kadar Sultanlıklar olarak bilinen birkaç hanedanı kurdu. Sonra büyük Babür hanedanı on altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar hüküm sürdü.

    İngilizler, Doğu Hindistan Şirketi olarak ticaret yapmaya başladılar, on sekizinci yüzyıldan 1847’ye kadar Kraliyet olarak kaldılar ve ardından 1857’den 1947’ye kadar İngiliz Raj’ı olarak en parlak dönemlerini yaşadılar. Babürler, Orta Asya’dan kuru meyveler, pilavlar, mayalı buğday ekmekleri, doldurulmuş etler, kümes hayvanları ve meyveler dahil olmak üzere yeni yiyecekler getirdi. Babürler ayrıca tandırda (kil fırında) ekmek pişirme ve şiş üzerinde et pişirme, etleri ve kümes hayvanlarını kızartma, etleri yumuşatmak ve yoğurt proteini kullanarak av eti yapmak ve yerli peynir yapmak gibi yeni pişirme süreçleri de getirdi. Yemeklerini pişirmek için baharatlar (kakule, biber ve karanfil) ve sebzeler (Hindistan’dan patlıcan ve Afganistan’dan havuç) gibi yerli malzemeleri ödünç aldılar ve eşsiz bir Babür haute coutre mutfağı yarattılar.

    Hint mutfağı yüzyıllar içinde ilkel mutfaklardan, büyük şehirlerdeki restoranlara doğru yol aldı. Yemek yazarı Chitrita Banerji bize Babürlerin Hindistan’ının başkenti Delhi’de, Moti Mahal Restaurant’ın tandır tavuğu icat ettiğini iddia ediyor. Metropol merkezlerindeki Pencap ve Mughlai semtindeki restoranlarda menü genellikle baharatlarla yoğun bir şekilde marine edilmiş, ardından kalın domates veya krema bazlı soslarda ızgara ve kızartılmış, naan ve pirinç gibi yerli mayalı ekmeklerle servis edilen et ve kümes hayvanları yemeklerinden oluşur. Pilav ve biryani gibi sebze ve etli yemekler. Özelleştirilmiş versiyonlarıyla bu yiyecekler, genel olarak Hindistan’ın her yerinde dhabhas’ın (otoyol restoranları) temel ürünleridir.

    Başta Portekiz gelmek üzere İngiliz ve diğer Batılı güçler etleri koruyabilecekleri baharatlar aramak için Hindistan’a geldiler, ancak imparatorluklar çağı yemek alışverişlerini belirledi. Hindistan, Yeni Dünya’dan patates, domates ve biber aldı ve hepsi mutfağın ayrılmaz bir parçası oldu. İngilizler yaptıkları baharat ticareti ile teknoloji ve bitki materyalini sağladılar ve hatta Batı Hint Adaları’nda şeker üretmek için buraya işgücü taşıdılar. Önde gelen Hint yemek tarihçisi Madhur Jaffrey, İngiliz Raj’ı alt kıtada kök saldıkça, İngiliz eğitimli Hintli aşçıların (Hintçe — khansama) ekmeklerden füzyon yemeklerine, mulligatawny çorbasından (Tamil mulahathani’den — biber suyu), kıymalı turtalar, rostolar, pudingler ve pandispanyalara kadar ürünleri yapmaya başladıklarını dile getirir.

    Bu yemekler daha sonra Hint ordusu subayları için büyükşehirlerdeki Hintlilerin yemek masalarına ve İngiliz-Hint kulüp menülerine uyarlandı. Et ve kümes hayvanlarının öncelikli olarak birlik üyelerine sunulduğu ve genellikle Parsiler veya Müslümanlar tarafından işletilen “Askeri otel restaurantları”, 1860 ile 1900 yılları arasında Hindistan’ın kentlerinde yeni halka açık yemek konseptinin popülerlik kazanmasıyla ün saldılar. Bu dönemden bilinen en eski kafe, askeri otel kültürünün ilk kez kök saldığı güney Bombay’daki (şimdiki Mumbai) Leopold’s Cafe’dir. Diğer oteller veya lokantalar, hâlâ yaptıkları gibi kamuya açık bir ortamda vejetaryen ev yemekleri servis ediyorlardı. Bangalore’da, Darshinis adlı mahalle fast food restoranları, idli (buharda pişirilmiş pirinç mantısı), dosa (pirinç ve mercimek krepleri) ve puri (kızarmış ekmek) gibi popüler favorilerden oluşan hızlı bir menü sunarken, adı “okyanus” anlamına gelen ve sagars olarak adlandırılan mahalle restoranlarında ki bunlar adlarını Sukh Sagar veya “zevk okyanusu” adlı ticari bir restoran zincirinden almışlardır ve pek çok çeşidi olan bir restoran türünü ifade ederler – hem kuzey hem de güney Hindistan’ın yanı sıra Hint, Çin ve kıta mutfağından çok çeşitli yemekler servis  edilir.

    Çağdaş Hindistan’daki “kıta yemeği kavramı” Hint damak zevkine uygun hale getirmek için bolca baharatlanmış, omlet ve kızarmış ekmek gibi İngiliz kahvaltısı öğelerini, ekmek, tereyağı, reçel; patates ve et pirzolarını; pizza, makarna ve domates çorbası gibi Batı yemeklerinin krutonlu eklektik bir kombinasyonu; peynir ve krema soslarıyla pişmiş sebzeli ograten Fransız mutfağını ve karamelli muhallebi, şekerleme, meyve ve jöle; ve tatlı olarak kremalı kekleri ifade eder. Batı mutfağı artık sadece bu eklemelerle İngiliz sömürge mutfağı değil, İtalyan ve son zamanlarda Meksika yemeklerinin hakim olduğu belirli ulusal mutfakların bir mozaiğidir çünkü bu mutfaklar Hint damak zevklerini canlandırmak için gereken baharatları kolayca bünyesine kabul eder. Başka bir etnik varyant olan Hint-Çin yemekleri, popülerliğini Kalküta’daki Çin yemeklerini Hintleştiren ve aile tarafından işletilen bir dizi restoran aracılığıyla Hindistan’ın her yerine dağıtan önemli bir Çin nüfusuna borçludur, bu nedenle artık “yerel” olarak kabul edilmektedir. Sokak satıcıları, baharatlı hakka eriştesi, baharatlı mısır ve kızarmış baharatlı karnabahardan oluşan benzersiz bir Hint-Çin yemeği olan Gobi Mançurya’nın yerel versiyonlarını sunar.

    Bu çeşitliliğe rağmen bölgesel farklılıklar vardır. Bazı gözlemciler, kuzey Hindistan’ın Hint-Gangetik ovasının Batı bölgesi olan Pencap’ın ülkenin ekmek sepeti olduğunu kabul ediyor. Bölgede öğütülen ve yetiştirilen buğdaylar; naan gibi mayalı ve fırında pişmiş ekmekler; chapattis, phulkas ve rumali rotis gibi mayasız ve ızgarada pişmiş ekmekler; ve kulcha ve paratha gibi doldurulmuş ve ızgarada kızarmış ekmekler haline getirilmektedir. Bu ekmekler genellikle sebze veya et yemekleriyle yenir. Güneyde ise pirinç temel tahıldır. Kavuzundan arındırılır, buharda pişirilir ve genellikle baharat bazlı sebzelerle ve bazen de et bazlı sos yemekleriyle yenir. Alt kıtada yaygın görülen bir pişirme işlemi, “tavlama” veya hızlı kızartmadır, pişmiş yiyeceklere lezzet katmak içinse baharatlar kullanılır.

    Çağdaş Hindistan, yerel alanlardan ve yemek pişirme süreçlerinden gelen zenginliğin tadını çıkarmaktadır. Hindistan’ın tarihi; büyüklüğü, nüfusu ve yeterli ulaşım konusundaki eksikliği ile birleştiğinde, çok yakın zamana kadar onu büyük ölçüde bilinçsiz bir şekilde oldukça gelişmiş yerel lezzetlerden oluşan bir miras ve farklılık, mevsimsellik, hazırlama yöntemleri, tat, bölgesellik, iklim, çeşitlilik ve tarih gibi konularda eğitilmiş uzman bir nüfusla bıraktı. Gujarat’ın methi masala (çemen chutney) veya Rajasthan’ın ince, gauze benzeri tatlı suther pheni (kuş yuvasına benzeyen bir şekerleme) gibi pek çok bölgesel lezzet, ulusal olarak takdir edilmekle birlikte, Baharatlı öğütülmüş hardalla marine edilmiş ve güçlü kokulu hardal yağında pişirilmiş Bengal Nehri sazanı gibi bölgesel lezzetler genellikle egzotik ve bazen yabancılar için garip görünür. Hindistan’da tren yolculuğu, yerel lezzetleri stoklayan istasyonların bulunduğu bir mutfak tadım yolculuğudur ve bu, efsanevi spesiyaliteleri “stoklamak” yolcunun sorumluluğundadır. İç yemek turizmi hem Hindistan’ın içinde hem de dışında canlı bir hayal gücü ve gastronomik bir manzara yaratır.

     

    Hint Yemeği

    Hint yemeği karmaşık ve çok az anlaşılan bir fenomendir. “Tipik” öğünler genellikle pirinç, sorgum veya buğday gibi ana nişastayı içerir. (Kuru kavrulmuş sebze veya et körileri ya da derin tavada kızartılmış; sosla kurutulmuş ve kurutulmuş sebze yemekleri; ve farklı malzemelerle kalınlaştırılmış mercimek çorbaları.) Çeşniler arasında masalalar (ince öğütülmüş baharat ve otlardan oluşan kuru veya ıslak toz) sade yoğurt veya sebze raita (yoğurt sosu, güney Hindistan’da pachchadi olarak da adlandırılır), tuzlu turşu, taze bitkisel ve pişmiş Hint turşusu, kurutulmuş ve kızartılmış gofretler ve tuzlu papadumlar (kızarmış mercimek cipsi) ve ara sıra da tatlılar.

    Hint yemekleri, kıta boyunca büyük farklılıklar gösterebilir ve bu bileşenlerden herhangi biri farklı sıralarda ve farklı malzemelerle bir Hint yemeği oluşturabilir.

    Kuzey Hindistan’da büyük bir tabakta birbirinden farklı yemekler servis edildiğinde, servis malzemesi genellikle saflık için gümüşten yapılır. Muz yaprağı ise, bir güney Hindistan festivalinin ana tabağı olabilir. Her iki durumda da her tabak içinde çeşitli küçük kaseler vardır. Bu tür yemeğe thali denir ve ismini servis edildiği tabaktan alır. Yemek önce tatlı ile yenir, ardından aynı anda servis edilen tüm yemekler yiyenin takdirine göre pirinçle karıştırılır. Yemek, vücudu serinlettiği düşünülen yoğurtla bitirilir ve ardından tatlılar ve / veya meyvelere sıra gelir. Festival yemekleri genellikle, yine bölgesel stil ve tat çeşitliliğine sahip olan sindirime yardımcı bir paan (aret yaprağı ve ceviz birlikte katlanmış) ile sona erer.

    Pirinç hem açlığın hem de arzunun yanı sıra doyum ve doğurganlığın güçlü bir sembolüdür. Ancak on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar sadece zenginler pirinci yerdi ve çoğu Hintli darı ve süpürge darısı tüketiyordu. Bununla birlikte, birçok kast için doğurganlığın bir işareti olarak pirincin güçlü sembolizmi, onu evlilik törenlerinin bir parçası haline getirir.

    Yeni bir gelini aile evinde karşılamak, onun eve refah getirdiğini belirtmek için üzerine bir ölçek pirinç atılmasını içerir. Bir gelini değerlendirmenin geleneksel yolu onun pirinci düzgün bir şekilde “yıkama” ve pişirme sırasında çektiği doğru su miktarını ölçme becerisidir. Pirinç hala zenginliğin bir sembolü ve pirinç tarlalarının yetiştiği “sulak alana” erişimi olan ailelerin hala zengin ve iyi donanımlı olduğu düşünülüyor. Uzun taneli kokulu basmati pirinci Hindistan’ın en popüler çeşididir ve dış pazarlarda da değerlidir. Hint hükümetinin Hint basmati pirincini koruma çabaları başarısız oldu ve şimdi iki tür Amerikan basmati var, bu birçok Hintlinin utanç verici bulduğu bir durum.

     

    Gastronomik Takvimler, Ritüeller ve Mevsimsellik

    Her yerde olduğu gibi Hindistan’da da yemek kültürü iklim, toprak ve doğal kaynaklara erişim ile şekilleniyor. Gıda sistemi, yaz aylarında mango ve yerel yeşillikler, yağmurlu muson aylarında balkabağı ve kış aylarında kök sebzeler gibi tarımsal ve doğal ürünleri “mevsiminde” yemeyi vurgular. Bu vurgu, mevsimlik yiyeceklerin daha güçlü, daha lezzetli ve daha büyük besin değerine sahip olduğu inancına dayanıyor, ancak teknoloji nedeniyle birçok yiyeceğin yıl boyunca bulunabilirliği yeme alışkanlıklarını değiştirmeye başlıyor.

    Hindistan’ın yerlisi olan aşçılar, kast gruplarında ve ailelerde bazıları “favoriler” olarak kabul edilen, mevsime ait meyve ve sebzeleri kullanan yemek pişirme döngüleri ve çoklu yemek tariflerinden haberdardır. Örneğin, Mayıs ve Haziran aylarındaki olgunlaşmış mango hasadından önce, küçük olgunlaşmamış mango hasat edilir ve salamura için toplanır. Olgun mango ve turşu mango aynı türdür, ancak bazen tat, renk ve kombinasyona dayalı olarak güçlendiricilik, iyileştiricilik, lezzet ve kullanım değerleriyle ilişkilendirilen farklı özelliklere sahip açıkça farklı mutfak malzemeleridir. Uzmanlar, yerel bölgelerde arzu edilen yiyeceklerin farkındadır ve bazen mevsimin ilk veya en iyi ürününü elde etmek için uzun mesafeler kat ederler. Mevsimsellik ve bölgesellik de evlilik kutlamalarının, cenaze törenlerinin ve yerel festivallerin bir parçasıdır. Punjab sarson ka saag’ın, vücudu “ısıttığına” inanılan baharatlı hardal yeşilliklerinden oluşan kışlık köylü menüsü ve makki ki roti (ızgara mısır ekmeği), Delhi restoranlarında “rustik” yemek olarak haute masalarına servis ediliyor. Dini festivaller ayrıca, genellikle tanrılara adaklarla ve belirli yiyeceklerde ziyafetle ilişkilendirilen yemek döngüleri, festivaller veya yılın kutsal dönemleriyle uyumludur. Şubat ayındaki Güney Hindistan Hasat festivalinde mercimekle üç farklı şekilde pişirilmiş pirinç hasadı ziyafeti eşlik ediyor: shakkarai pongal (Tamil tatlı), ven pongal (Tamil-tuzlu) ve akkara vadashal (Tamil-süt), dokuz farklı kış sebzeleri ve fasulyeden oluşan bir güveç eşliğinde, önce vesayet tanrılarına ikram edilir ve sonra kutsanmış yiyecek olarak tüketilir.

    Tapınaklar, özellikle Hindu Tanrısı Vişnu’ya adanmış olanlar, tarihi oldukça eskiye dayanan gelişmiş mutfak gelenekleri ve estetik yemek sunumu geçmişine sahiptirler. Hindistan’ın güneyindeki tapınak kasabası Udupi’deki Krishna Tapınağı, binlerce düşküne ücretsiz mevsimlik yemek dağıtmasıyla Hindistan’ın her yerinde bilinir. Diğer tapınaklar, o bölgenin belirli tatlılarının veya lezzetlerinin ya da oldukları bölgenin yerel tatlarını içeren menülerin sunumu ile tanınırlar.

    Hint Yemeğinin Küreselleşmesi

    Hiçbir zaman standart bir diyete sahip olmamasına rağmen Hindistan, geleneksel olarak mutfağını “yabancı” etkilerin dahil edilmesi ve evcilleştirilmesi açısından “hayal etmiştir”. Geçtiğimiz yirmi yılda, Hindistan’ın ekonomik bir güç merkezi haline gelmesiyle birlikte, çeşitli çok uluslu fast food şirketleri, daha önce korunan Hint mutfak dünyasına girdi. Bunlar arasında Pizza Hut, Mc- Donald’s, KFC, Pepsico ve en son olarak Taco Bell var. Bu şirketler, herkesin bildiği gibi memnun edilmesi zor olan Hint damak zevkini fethetmek için “Hintlileştiler” ve kendi kendilerini evcilleştirmek zorunda kaldılar. Bugün, Hindistan’daki kentsel fast food zincirleri yaygınlaştı ve orta sınıf diyetini dönüştürüyorlar.

    Aynı zamanda, yerel gıda tedarikçileri karmaşık bölgesel tarifleri alıp endüstriyel üretim kolaylığı için değiştirerek Hindistan’da paketlenmiş gıda patlamasına yol açtı. 182 milyar dolarlık Hint gıda pazarının yüzde 13 gibi normalin üstünde bir hızla büyüdüğüne inanılıyor. MTR, SWAD, Haldiramlar ve Pataks gibi Hint önceden pişirilmiş paketlenmiş gıda imparatorlukları küreselleşti, Hintlilerin şu anda yaşadıkları her yerde mevcut ve yeme alışkanlıklarında şimdilik sessiz ve pek de farkına varılmayan bir devrime öncülük etti. Eskiden odak noktası kırsal, doğal, taze ve yerinde hazırlanmış yiyeceklerdi. Şimdi sanayileşmiş, işlenmiş gıdalar lehine gelişen vurgusal bir değişiklik var. Bu gelişmeler seri üretim, dağıtım ve tüketim için yerel ve kasta dayalı uzmanlıkları kısmen yeniden yapılandırıyor, neyin geleneksel ya da değerli olduğuna yeni bir anlam katıyor.

    Küreselleşmenin bir başka yönü, büyük ölçüde Birleşik Krallık’taki köri evlerinin ürünü olan bir Hint mutfağını markalaştırma olgusudur. Köri bir yemek değil, belirli masalalar (baharat ve bitki karışımları) ile çeşitli şekillerde baharatlanmış kuru ve et suyu sebze yemeklerinden oluşan bir kategoridir ve adını bir narenciye yaprağı olan güney Hindistan köri yaprağının kullanımından aldığı söylenir ve tatlandırıcı olarak kullanılır.

    Hindistan dışında faturalandırılan Hint yemekleri, yerel damak tadına uyacak şekilde değiştirilmiş Punjabi ve Mughlai mutfağının bir karışımı olan kuzey Hint restoranlarının yeniden tasarlanmış ikinci kademe yemekleridir. ABD’de Hint restoran menüleri çoğunlukla aynı olma eğilimindedir ve ülkenin mutfağının çeşitliliği büyük ölçüde yetersiz temsil edilmektedir.

    Lizzie Collingham’ın anımsatıcı köri tarihinin gösterdiği gibi, Birleşik Krallık’taki Hint restoranlarının yayılması, bazı yorumcular tarafından Hint diasporasının yüzyıllardır süren sömürgeleştirme ve Hindistan’daki İngiliz yemeklerinin birleşmesine siyasi bir tepki olarak görüldü. Ana motivasyon ve sebepler ne olursa olsun, Birleşik Krallık’ta Güney Asya restoranlarının ve köri evlerinin yaygınlaşmasının İngiliz diyetinde hoş bir değişiklik getirdiği açıktır.

    Bazı bilim adamları, Hint yemeklerinin Büyük Britanya aracılığıyla dünyaya yayıldığını öne sürdüler ancak diasporik Hint grupları da katkıda bulundu. Kuzey Amerika lokantalarında köriler ve pilav, tandır tavuk, naan ve tavuk tikka masala (Glasgow’da icat edildiği söylenir) servis edilirken, Japonlar karai ve pilav yaparak “egzotik” Hindistan’ın kültürel gücünün ve erişiminin çekiciliğini gösterir.

    Çağdaş Hint mutfağının kültürü, politika ve yemek süreçlerini, üretim ve tüketim de dahil olmak üzere aynı anda değiştiriyor ve canlandırıyor. Hint mutfağına artan ilgi ile birlikte daha fazla yenilik kesinlikle gerçekleşecek ve gelecekte bu alan heyecan verici kritik bir araştırma alanı olmayı vaat ediyor.

    Çeviri: Deniz Gündüz

    Kaynak: https://www.asianstudies.org/publications/eaa/archives/exploring-indian-culture-through-food/

  • Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Yeni Sıfır Kalorili Tatlandırıcı Gıda Atıklarından Üretildi

    Gıda bilimcileri, gıda israfına karşı mücadelenin yeni kahramanlarıdır. Bu alandaki gelişmelerden sonuncusu, elma ve armuttan arta kalanları kullanarak % 100 doğal, sıfır kalorili bir tatlandırıcı yaratan gıda bilimci Moayad Abushokhedim tarafından kurulan Hollandalı Fooditive şirketinden geliyor.

    Piyasada bulunan sukraloz, aspartam gibi mevcut şeker ikameleri çevreleri için yarattıkları tehlike ile bilinirler (sindirilmezler, atık su arıtma tesisleri tarafından tamamen ortadan kaldırılmazlar). Pancar ve şeker kamışından elde edilen doğal şekerler ise daha büyük küresel sağlık sorunları yaratsalar da bunların ekim ve üretimlerinde önemli çevresel etkileri yoktur.

    Fooditive’in şeker ikamesi, elma ve armuttan fruktoz ekstraksiyonu yoluyla bir fermantasyon işlemiyle endüstriyel olarak üretiliyor. Yerel Hollandalı çiftçilerle çalışan güvenilir şirketlerden meyve temin eden süpermarketlerin reddettiği artıkları, şekli bozuk olanları veya deformasyona uğrayan ürünleri kullanarak israfı sıfıra indiriyorlar. Şirket ayrıca ortaya çıkan atıkları toprağa çevirerek üretim hattının tamamı ile döngüsel bir ekonomi amacına uygun hale gelmesini sağlıyor.

    Doğal tatlandırıcı sıfır kaloriye, temiz bir tada (örneğin stevia’nın aksine) sahip ve pişirildiğinde şekere benzer şekilde işlev görüyor, bu da onu hem fırıncılar hem de şefler için uygun bir ürün haline getiriyor.

    Yeni şeker ikamesi ürünü, muz kabuğundan yapılan bir koyulaştırıcı madde, patates özleri kullanan bir emülgatör ve havuç atığından oluşan doğal bir koruyucu da dahil olmak üzere şirketin atıktan yaratılan ürün portföyünün bir parçasını oluşturuyor.

    DIANE LEE, JOURNALIST

    Çeviri; Deniz Gündüz

     

     

  • Mükemmel Ebeveyn Olma Yolları Ve İpuçları

    Mükemmel Ebeveyn Olma Yolları Ve İpuçları

    Mükemmel bir ebeveyn olmanın yolları, iyi ebeveynlik özellikleri ve ipuçları

    Çocuğunuzun bebeklik ve okul öncesi döneminden bir okul öğrencisi ve genç olduğu süreçte pek çok şey değişse de temel prensipler hep aynı kalacaktır. Mükemmel bir ebeveyn olarak onun olgunluk seviyesiyle ona uygulayacağınız kuralları, sorumlulukları ve izinleri dengelemeniz gerekir.

    Çocuk küçükken daha kendine odaklı ve başkalarının beklentileri konusunda daha umursamazken biraz daha büyüdüğünde uzlaşmaya ve müzakereye daha uyumlu ve kendi bağımsızlığını ve kimliğini keşfeder bir hale gelecektir.

    Nasıl iyi bir ebeveyn olacağını bilmek sezgiseldir.  Güvenin ve içgüdülerinizi takip edin. Çocuğunuzun olgunluk seviyesini ölçün ve onunla olan ilişkilerinizi ona göre geliştirin.

    Bir yapı yaratın

    Onunla daha yakın ve açık bir ilişki kurun. Deneyim ve duygularını sizinle paylaşması konusunda cesaretlendirin.

    Empati kurun ve ona güvendiğinizi gösterin

    Her şeyden önemlisi çocuğunuzun olduğu yaşın tadını çıkarın. Öğrenme, paylaşma ve yeni zirvelere birlikte ulaşma zamanı. Büyürken yanlarında olun.

    İşte size çocuklarınızın tam potansiyellerine ulaşmaları için onlarla iyi olmanızı sağlayacak ebeveynlik tavsiyelerimiz.

    Etkili ebeveynlik nedir?

    Özetle etkili ebeveynlik, çocuklarla mutlu ve üretken yetişkinler olmak ve iyi adapte edilmiş davranışlara sahip olmak için bilgi ve duygusal beceriler geliştirecek şekilde etkileşim kurmak anlamına gelir.

    Rekabetçi bir dünyada başarılı olmak için çocuklar dürüst olmayı öğrenmeli ve kendi kendini kontrol etmelidirler. Karar verebilmeli ve bağımsız olarak işlev görebilmeli, ancak başkalarına karşı nazik ve empatik olmalıdırlar. Başkalarıyla sağlıklı ahlaki ilkelere dayalı olarak iş birliği yapmalı, zor koşullarda bile uygun davranmalıdırlar.

    Çocuklarına bu yetenekleri ve değerleri aşılayabilen ebeveynler, onları gerçek dünyaya hazırlamak için olağanüstü bir iş çıkarırlar. Çocukların, gelişmek ve mutlu olmak için en iyi şansa sahip olmalarını sağlamak için iyi bir ebeveynin sağladığı sekiz temel ihtiyacı vardır.

    Güvenlik. Güvende, sıcak ve tok olmak bir çocuğun en temel ihtiyaçlarıdır. Tutarlı güvenlik, istikrar ve büyümenin temelidir.

    İstikrar. İstikrarlı bir aile ve toplum ortamı çocuğa rolleri ve değerleri hakkında bir fikir verir. Gelenek ve kültür, aidiyeti ve sağlıklı bir kimliği teşvik eder.

    Tutarlılık. Tutarlı değerler, beklentiler, duygular ve davranışlarla uğraşmak, çocuğun kendine güven ve denge geliştirmesine yardımcı olur. Güvenilir ve tek tip ebeveynlik anahtardır.

    Duygusal destek. Kabul edilmek ve tanınmak, çocukların güven, saygı ve öz saygı geliştirmeleri için önemli unsurlardır. Bu nitelikler, dengeli ve bağımsız bir zihniyetin temelidir.

    Sevgi. Birinin ait olduğu ve kabul edildiği bir yerde olma duygusu en derin armağandır. Koşulsuz sevgi göstermek, nihai onaydır.

    İstikrar. Toplumun üretken bir üyesi olmaya hazırlamak için önemlidir, ancak yaşam dersleri birçok yönden daha da değerlidir. Bir çocuğa yeni deneyimler deneyebileceği güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratmak, onu bağımsızlığa hazırlar.

    Olumlu rol modeller. Olumlu niteliklere sahip birini örnek alma ve taklit etme fırsatına sahip olmak, çocuğa gelişme ve daha iyi olma isteği verir.

    Yapı. Rutin ve yapı, tutarlı gelişimin temelidir. Kurallara ve sınırlara sahip olmak, çocuğa rolü ve onlardan ne beklendiği konusunda netlik sağlar.

    Çocuğunuzu, çocukluk gelişim aşamalarında başarılı bir şekilde herhangi bir zorlukla yüzleşmeye ve geçişe hazırlamak için koruyun, eğitin, açık beklentiler ve tutarlı bir rutin sağlayın.

    Etkin ebeveynlik becerileri

    Bir anne veya baba olarak, hangi becerilere sahip olacağınızı ve bunu nasıl uygulayacağınızı bilmek, etkili ebeveynlik için iyi bir başlangıç ​​noktasıdır. En merkezi faktör zamandır. Ebeveyn becerilerinin her birinin ortak bir yönü vardır; zaman. Çocuğunuzla birlikte olabildiğince fazla zaman geçirmek, onun tüm temel ihtiyaçlarına yatırım yapmak için bir fırsattır. Etkili ebeveynler bu nitelikleri aşağıdaki şekillerde aktarırlar;

    Dinlemek. Dikkat ve anlayışla gözlemlemek ve dinlemek, çocuğunuzun neye ve ne zaman bir şeye ihtiyacı olduğunu veya çözmesi gereken bir problemi olduğunu bilmenizi sağlar. Çocuğunuzu, duygularını ve düşüncelerini ifade etmesi için cesaretlendirin. Fikri farklı kelimelerle tekrarlayarak çocuğunuzun ne söylediğini açıklığa kavuşturmak için yansıtıcı bir iletişim tarzı öğrenin.

    Dürüstlük ve şeffaflık. Çocuğunuza duygularınızı ve beklentilerinizi söyleyin ve onu aynısını yapması için cesaretlendirin. Bu alışkanlık, çatışmaların gelişmesini önlemek için uzun bir yol kat edecek.

    Problem çözme. Çocuğunuzla kazan-kazan esasına göre ilişki kurun ve her zaman adil ve objektif olun. Duyguların sizi yenmesine izin vermemeye dikkat edin. Çocuğunuza sorunlarını mümkün olduğunca çözmesi için rehberlik edin. Fikirlerinizi takip etmek yerine çözüm önermesini isteyin.

    Saygı. Kendine, başkalarına ve mülkiyete saygı, sağlıklı ilişkilerin ayırt edici özelliğidir. Değerlerinizi çocuğunuzla paylaşın ve bundaki amacın ne olduğunu açıklayın. Buna göre davranan kişi başkalarının güvenini kazanır.

    Çocuğunuzu yönetmek yerine olabildiğince rehberlik edin. Beklentilerinizi bilmesini sağlayın. Saygı ve anlayış gösterin. Duyguları ve deneyimleri hakkında konuşmayı teşvik edin. Karşılıklı olmasını istediğiniz şekilde ona davranın. Çocuklar kötü davrandığında, bu bazen ebeveyn örneğinin yansımasıdır.

    İyi bir ebeveyn olmanın yolları

    Aşağıdakiler, iyi bir ebeveynin ne olduğuna dair ek ipuçlarıdır.

    İyi bir örnek olun. Çocuğunuzdan tutarlılık, pozitiflik ve saygı bekliyorsanız, aynı değerleri göstermelisiniz. Çocuklar, iyi rol modelleri taklit ederek öğrenirler. Bir hata yaptıysanız, sorumluluk alın ve bunu kabul edin.

    Tanıyın, övün ve olumlu geribildirim verin. Çocuklar övgü ile gelişir ve olumlu davranışları pekiştirir. Olumsuzluk ve eleştiri yerine yapıcı geri bildirimi seçin. Çoğu insan ve özellikle çocuklar eleştirilmeyi, sürekli bir korku ve güven eksikliğine dönüşebilen bir reddedilme biçimi olarak görür.

    Kendinize özen gösterin, saygı duyun. Kendine saygı ve bakım, yalnızca başkaları için aynı şeyi yapma yeteneğinizi belirleyen değil, aynı zamanda sağlıklı, yakın ilişkilerin temelini oluşturan iki niteliktir. Kendinize bakmak ve değerinizi takdir etmek, daha az stresiniz olduğu ve daha olumlu olduğunuz anlamına gelir. Aileniz eşit iyimserlik ve zevkle karşılık verecektir.

    Sosyal becerileri gösterin ve öğretin. Empati, saygı, nezaket, davranışsal ve duygusal kontrol gibi sosyal becerilerin, hakkında konuşulmasındansa bunların gösterilmesi daha etkili olacaktır. Açıkça ve sık iletişim kurun. Çocuklarınıza günü ve deneyimleri hakkında sorular sormaya özen gösterin. Duygularını kabul edin ve onları bunun hakkında konuşmaya teşvik edin.

    Minnettarlığı gösterin ve öğretin. Çocuklarınıza her gün neye minnettar olduklarını sorun. Bunu yapmak için mükemmel zaman ve yer, ailenin bir arada olduğu günlük yemek masalarıdır. Dürüst ve saygılı davranmanın, kibar ve cömert davranmanın diğer insanlara yardımcı olduğunu ve kendilerini iyi hissetmelerini sağladığını anladıklarından emin olun. Daha da önemlisi, verici kişinin aynı zamanda gurur ve minnettarlık hissettiğini öğretin.

    Sağlığı ve beraberliği teşvik edin. Çocukları zevk aldıkları fiziksel aktiviteler yapmaya teşvik edin. Onlarla dışarıda zaman geçirin. Sağlıklı yemekleri eğlenceli hale getirin. Haftada bir kez çocuğunuzun tercih ettiği bir yemek hazırlayın. Günde en az bir kez birlikte yemek yiyin. Akşam yemeği, herkesin günü hakkında konuşmak için harika bir fırsattır.

    İyi ebeveynlik becerileri, çocukları için her şeyi yapan ebeveynleri ifade etmek zorunda değildir, bunun yerine çocukları için güvenli ve özenli bir alan sağlamak ve gelişimleri boyunca onlara rehberlik etmek için etkili ebeveynliği kullananlara atıfta bulunur. İyi ebeveynler her zaman her şeyi doğru yapmayabilirler ama onlar her zaman oradadır.

    Unutmayın ki, bu birlikte çıktığınız bir yolculuk. İyi ebeveynlik önemli bir yaşam görevidir ancak çocukluklarından zevk almak ikiniz için daha da önemlidir.

    Zor zamanlarda nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    Nasıl daha iyi bir ebeveyn olunacağını öğrenmek sadece iyi zamanlarda önemli değildir. Tüm aileler zor dönemlerden geçer. Bu zorlu zamanlarda, iyi bir ebeveyni neyin iyi yaptığını gerçekten öğreneceksiniz.

    Çocuğunuzun zihinsel veya duygusal sorunları olduğunda

    CDC’ye (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) göre 2-17 yaş arasındaki çocukların yaklaşık yüzde 10’una Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konuyor. Yüzde 7’den fazlasında teşhis edilmiş bir davranış problemi veya anksiyete varken, aynı yaş grubundaki yüzde 3’ten fazlası bir depresyon teşhisi almıştır.

    Bu durumlardan bazıları genellikle birlikte meydana gelir, bu da etkileri yoğunlaştırır ve tedaviyi zorlaştırır. Ruh sağlığı sorunları olan çocukların daha da fazla teşhis edilmemiş ve tedavi edilmemiş olması sağlık ve gelişimleri üzerinde olumsuz sonuçları olduğu gerçeğiyle birlikte bakıldığında, duruma dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Bir çocuğun ruh sağlığının ilk aşaması ve en önemli temeli evdedir. Çocuğunuz sürekli olarak üzgün olduğunda veya içine kapandığında, tehdit ettiğinde veya kendisini incitmeye çalıştığında, ani, ezici korkulara sahip olduğunda, kontrol edilemez olduğunda veya risk aldığında veya şiddetli ruh hali değişimleri yaşadığında, bir ruh hali veya davranış bozukluğundan mustarip olması mümkündür.

    Davranışları aniden değişirse ya da alkol veya uyuşturucu kullanımına dair belirtiler varsa, bir ebeveyn uyanık olmalıdır. Okuldaki işleyişine veya günlük işlerine müdahale edecek kadar konsantre olma veya hareketsiz kalma güçlüğü çeken bir çocuk muhtemelen DEHB’ye sahiptir.

    Bu kalıplardan herhangi birini gözlemlerseniz, çocuğunuzla konuşarak neyle zorluk yaşadığını veya onu rahatsız eden herhangi bir şey olup olmadığını öğrenin. Gerekirse profesyonel bir görüş alın.

    Bir akıl sağlığı sorunundan mustarip olmanın bir damgalama olmadığını unutmayın. Bu bir hastalıktır ve kişisel bir başarısızlık değildir. Bununla birlikte, etkili ebeveynlik, çocuğunuzun dayanıklılığı ve sorunları yönetmede çok büyük bir fark yaratabilir. Evde şefkatli ve yapılandırılmış bir ortama sahip olmak, çocuğa mutlu ve üretken bir yetişkin olması için en iyi fırsatı verir.

    Boşanma sürecinde nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    İstikrarlı ve sevgi dolu iki ebeveynli bir ev, bir çocuğun büyümesi için en iyi koşullar olarak kabul edilse de maalesef bu her zaman gerçek değildir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm evliliklerin neredeyse yarısı, ortalama sekiz yılın biraz altında bir sürenin ardından boşanma veya ayrılıkla sonuçlanıyor. Bu, çoğu durumda küçük çocukların etkilendiği anlamına gelir.

    Boşanmadan önceki dönem tipik olarak çalkantılıdır, tartışmalar ve çatışmalarla doludur. Ortaklar arasında itham ve suçlamalar yaygındır. Ebeveynlerin öfkesi, hayal kırıklığı ve duygusallığı çocuklara yansıtılır.

    Çocuklar ebeveynlerinden biri lehine veya velayet için bir çekişmeye çekildiklerinde de kaçamak cevapların kaynağı olabilirler. Boşanma sürecinden geçen ebeveynler için hatırlanması gereken en önemli şey, çocukların eşinizle kavgada kullanılacak nesneler olmadığıdır.

    Partnerinize karşı olumsuz duygularınızı çocuklarınıza nasıl davrandığınızdan ayırmanız gerekir. Önlerinde kavga etmekten kaçının. Hiçbir şekilde suçlanmayacaklarını ve mutsuzluk ve çatışmadan sorumlu olmadıklarını anlamalarını sağlayın.

    İncinmelerinizi ve kızgınlığınızı çocukların yararına bir kenara bırakmaya çalışın ve onlara sevildiklerini, kabul edildiklerini, değerli olduklarını ve hem sizin hem de eşinizin hayatına ait olduklarını hissettirmeye özen gösterin.

    Mümkün olduğunca tutarlı olun.

    Her zaman sorumluluk ve saygıya iyi bir örnek olmaya çalışın.

    Duygularınızı davranıştan ayırın. Başka bir deyişle, acınızı çocuğa yansıtmayın.

    Çocuğunuzun duygusal anlamda veya performans odaklı olarak yaşayabileceği zorluklarla alakalı ipuçları için ekstra tetikte olun.

    Çocuğunuzla düzenli olarak konuşun. Partnerinizle iletişiminizi geliştirin ve çocuğunuz için neyin en iyisi olduğu konusundaki tartışmalarla anlaşmazlıklarınızı birbirinden ayırın.

    Boşandıktan sonra nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    Zaten ayrılmış veya boşanmışsanız, muhtemelen bir tür ortak ebeveynlik anlaşmanız vardır. Bu düzenlemeye her zaman saygı gösterin.

    Fiziksel veya duygusal istismar, alkol veya uyuşturucu kullanımı gibi ciddi sorunlar yaşamış olmanız dışında, çocuklarınızın hayatına katılımı iki ebeveyn arasında paylaşmak, boşandıktan sonra en iyi çözümdür.

    Şu anda ayrı bir yaşamınız olsa bile, çocuğunuzu eski eşinizle zaman geçirmeye ve onunla yakın bir ilişki sürdürmeye teşvik edin. Paylaşılan sorumluluklar, koordinasyon ve karar verme zor ve yorucu olsa da her iki ebeveynin de arkadaşlığından ve rehberliğinden zevk alan çocuklar, mutluluk ve başarı için en iyi şansa sahiptir.

    Düzenlemelerinizin tutarlı olduğundan ve beklenmedik şeylerin minimumda tutulduğundan emin olun. Bu, çocuğunuzun kendisiyle ilgilenildiğini ve kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır

    Eski partnerinizle barışçıl bir iş birliği, çocuğunuza uzlaşmanın ve ortak problem çözmenin değerini öğretecektir

    Sahip olabileceğiniz incinme ve öfke duygularını çocuğunuzun önündeki davranışınızdan ayırmanız önemlidir. Çocuğunuzu herhangi bir anlaşmazlığa veya çatışmaya dahil etmeyin.

    Eski partnerinizle düzenli ve iyi iletişime odaklanın. Çocuğunuzu etkileyen ortak kararlar verin. Bir ekip olarak çalışın ve konu çocukların iyiliği olduğunda birbirinizi destekleyin.

    Sorunları hızlı bir şekilde çözün. Uzlaşın. Küçük şeylerin araya girip kızışmasına izin vermeyin. Her zaman çocuğunuz için en iyisini yapın.

    Yaşa göre ebeveynlik ipuçları

    Ebeveynlik tarzı ve kararları çocuğun gelişimiyle birlikte değişir. Bebeğinizin ve yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun ihtiyaçları ve beklentileri, okul çağındaki çocuğunuzdan ve ergenliğinden farklıdır. Dünya ile etkileşimleri genişledikçe olgunluk seviyeleri de artmaktadır. Sahip olmalarına izin verdiğiniz özerklik ve özgürlükle her zaman olgunluk seviyelerini ve sorumlulukları yerine getirme yeteneklerini ölçmeli ve dengelemelisiniz.

    Bebekler için ebeveynlik ipuçları

    Bebeklerin çok temel ihtiyaçları vardır ve henüz kendileri ve çevreleri arasındaki ayrımı geliştirmemişlerdir. Birincil bakıcılarıyla bir bağ kurmak için sıcaklığa, dinlenmeye, güvenliğe, beslenmeye ve zamana ihtiyaçları vardır. Ana gelişim görevleri yemek yemeyi, uyumayı öğrenmek, vücutlarına alışmak ve başkalarıyla etkileşim kurmaktır. Güven geliştirmeye başlarlar. Bu nedenle, bir ebeveyn olarak yapmanız gerekenler;

    Bir beslenme, uyku ve temas rutini oluşturun.

    En iyi sonuçlar için bebeğinizi nasıl rahatlatacağınızı öğrenin.

    Kendinize iyi bakın ve yapabildiğiniz zaman uyuyun ve dinlenin.

    Küçük konulara odaklanmayarak rahatlayın ve bebeğinizin tadını çıkarın.

    Çok yakında bebeğiniz yürümeye başlayan bir çocuk olacak ve daha fazla hareket etmeye, keşfetmeye ve etkileşime girmeye başlayacak.

    Yeni yürümeye başlayan çocuklar için ebeveynlik ipuçları

    Bir ile iki yaşları arasında küçük çocuklar yürümeyi ve konuşmayı öğrenmeye başlar. Çevreyi ve çevrelerindeki insanları daha fazla keşfederek, yürümeye başlayan çocuklar daha özerk hale gelir ve bağımsızlıklarını dikkatli bir şekilde test eder. Ancak yine de benmerkezcilerdir ve oldukça inatçı olabilirler. Bu yaşta dilleri ve fiziksel becerileri hızla gelişir. Kendi dünyalarının kurallarında gezinmeyi öğrenirler.

    Çocuğunuzun daha bağımsız olma girişimlerini destekleyin.

    Bir ustalık duygusu geliştirmesine izin verin.

    Onların güvenliğini ve refahını sağlamak için sınırlar koyun.

    Öfkesine ve diğer duygularına tahammül ettiğinizi gösterin.

    Olayları çocuğunuzun bakış açısından görmeye çalışın.

    Çocuğunuzu keşifleri sırasında güvende tutun.

    Merakını teşvik edin.

    Okul öncesi çocuklar için ebeveynlik ipuçları

    Yaklaşık üç ila beş yaşları arasında, okul öncesi çocuğunuz biraz daha az ben merkezli olur, dünyadaki yerinin daha fazla farkına varır, duygularını ve davranışlarını yönetmeyi öğrenmeye başlar. Sosyal becerileri hızla gelişir ve bu da dünyaya katılıp okula gittiklerinde temel oluşturur. Deneyimsel öğrenenlerdir, bedenlerinin ve zihinlerinin sınırlarını test ederler.

    Okul öncesi çağındaki çocuğunuzu doğru yola koymak için yapmanız gerekenler …

    Empati göstererek öğretin ve duygular hakkında konuşun.

    Günlük yaşamında rutin oluşturmaya devam edin; bu, okul öncesi çocuğunuz kendileri için korkutucu olabilecek yeni şeyleri keşfederken rahatlatıcıdır.

    Yeterli dinlenmesini ve uyumasını sağlayın.

    Hangi yiyeceğin mevcut olduğunu gösterin, ancak okul öncesi çocuğunuzun ne kadar yiyeceğine karar vermesine izin verin – tutarlı ve sağlıksız yemeyi önlemek için daha küçük, düzenli öğünler veya atıştırmalıklar sağlayın.

    Düzenli olarak çocuğunuzu derinlemesine dinleyin. Ondan deneyimlerini ve duygularını tarif etmesini isteyin.

    Sınırlar koyun ama hayal kırıklığına uğradıklarında empati kurun, zorla cezalandırma yerine öz disiplini öğretin.

    Çocuğunuzla düzenli olarak etkileşim kurun ve sosyal zaman yaratın.

    Okul çocukları için ebeveynlik ipuçları

    Çocuklarınız okullarında ve ergenliğe kadar olan dönemde, daha az benmerkezci, başkalarına daha uyumlu ve (genellikle) daha şefkatli ve işbirlikçi hale gelirler. Okul öğrencisi, gelişim yıllarında duygusal zeka ve öz düzenleme becerilerini her zamankinden daha fazla geliştirmek için rehberliğe ihtiyaç duyar.

    İlişkinizi güçlendirmek için bu tipik makul yılları kullanın ve çocuğunuzun benzersiz kimliğini geliştirmesine izin verin.

    Çocuğunuzun kendi kendine yeterliliği, akranlarıyla etkileşimi ve çocuğunuzla kaliteli anlar geçirmeniz için zaman ayırma ihtiyacını dengeleyin.

    Güçlü bağlantılar kurmak için düzenli aile gezileri veya etkinlikler planlayın.

    Çocuğunuzun olgunluğunu ve bağımsızlık ihtiyacını ölçün, kuralları ve düzenlemeleri buna göre dengeleyin.

    Çocuğunuzu dikkatlice dinleyin ve sorunlarını paylaşması için onu teşvik edin.

    Olası çözümler bulmalarına, müzakere etmeyi ve uzlaşmayı öğrenmelerine izin verin.

    Onların güçlü yönlerini ve başarılarını tanıyın ve övün.

    Elektronik cihazların kullanımını ve güvenilirliğini günde belirli saatlerle sınırlayın.

    Çocuğunuzun arkadaşlarını, ilişkilerini ve değerlerini bilin.

    Güç mücadelelerine dahil olmayın ve cezalandırmak yerine kararlı davranın.

    Gençler için ebeveynlik ipuçları

    Çocuğunuzun 13-15 yaş arasındaki erken yaştaki gençliğinde, bağımsızlığa alışmaya çalışırken değişken davranışlar ve duygular bekleyin. Bu noktada, bir kişilik geliştirmiştir ancak yine de istikrarlı kimliğini bulmaya çalışıyor olabilir.

    Dış dünya, akranlarıyla olan ilişkilerinde, rol modellere bakarken ve sosyal medya, okul, spor ve diğer etkinlikler aracılığıyla maruziyetlerini genişletirken genç çocuğunuz üzerinde artan bir etkiye sahiptir.

    Bu aşamada ebeveynin odak noktası saygı ve pozitif değerler sergilemek, kendi duygularınızı yönetmek, özgürlüğü sorumlulukla dengelemek ve düzenli olarak iletişim kurmaktır.

    Her gün kontrol etmek için düzenli görüşmeler planlamaya devam edin.

    Özgürlüğe uygun şekilde izin verin, ancak çocuğunuzun ne yaptığını, nerede ve kiminle olduğunu bilin.

    Birlikte mümkün olduğunca çok öğün yemek yiyin, özellikle akşam yemeği vakti.

    Yemekler, uyku ve rahatlama dahil olmak üzere sağlıklı kişisel bakımı gösterin ve teşvik edin.

    Ergenlik çağındaki çocuğunuzun hedeflerine ulaşması için gösterdiği çabayı ve onlara ulaşmasını elinizden geldiğince destekleyin.

    Bir arkadaştan çok, bir ebeveynden daha fazlasını yapın; rehberlik edin, kararlı olun ve destek sunun.

    Bilgisayarları bir aile alanında tutun.

    Düzenli aile toplantıları ve gezileri yapmaya devam edin.

    Sonuç

    Çocuğunuzla – yaşı ne olursa olsun – ilişki kurmanın, gelişimindeki kritik bileşen olduğunu unutmayın. Bebek veya yürümeye başlayan çocuk olarak bu, fiziksel temas ve bakım anlamına gelir. Çocuğunuz büyüdüğünde, deneyimleri ve duyguları hakkındaki iletişim, onlara güvene rehberlik edecek bir ışık haline gelir.

    Yansıtarak dinlemek, duygular hakkında konuşmak, sınırlar ve yapı oluşturmak, bağımsızlığı sorumlulukla dengelemek de çok önemlidir. Çocuğunuzun davranışındaki değişiklikleri fark edin. Faaliyetlerini sanal ve gerçek dünyada izleyin.

    Sosyal medyada uygun önlemleri ayarlayın. Çocuğunuz akıllı telefon alacak yaşa geldiğinde, “Çocuklarımı Bul” gibi bir uygulama yükleyin, böylece endişelendiğinizde nerede olduklarını bilirsiniz.

    Güvenli ve korunaklı kalarak bağımsızlıklarını keşfetmeleri daha fazla alan bırakabilmeniz için size değerli bir gönül rahatlığı sağlayacaktır.

     

    Çeviri: Deniz Gündüz

    Kaynak: findmykids.org/blog/en/good-parenting-skills-and-tips

  • İslami Örgütlerde Kadınlar ve Üstlendikleri Roller

    İslami Örgütlerde Kadınlar ve Üstlendikleri Roller

    İslami Örgütlere Kadınların Katılma Sebepleri ve Üstlendikleri Roller

    By Audrey Cleaver-Bartholomew

    2016, VOL. 8 NO. 05 | PG. 1/1

    İslami gruplarla ilgili en yaygın yanlış görüşlerden biri de bunların sadece erkeklere ait gruplar olduğudur. Hatta bazıları “Müslüman Kardeşler” (Muslim Brotherhood) gibi spesifik olarak cinsiyet isimlerine sahiptirler ya da “erkek kardeşliği” veya “erkekler” gibi referanslara sahiptirler. Özel bir dilin ötesinde İslami organizasyonlar sıklıkla tamamen erkek liderliğinde çoğunlukla genç erkeklerden oluşur ve cinsiyete göre ayrılmış alanlar içerir. Batıda İslamcılar ağırlıklı olarak kadın düşmanı kabul edilirler ve “Müslüman Kardeşler” gibi ana akım organizasyonlarla “Taliban” gibi şiddetle baskıcı gruplar arasında çok az bir ayırım yapılır.

    Diğer yandan İslamcı kadınlar da batı dünyası için görünmez olsalar da İslami organizasyonlar içinde kuruluşlarından bu yana var olmuşlardır. Örneğin Zaynab al-Ghazzali 1933’te Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurmuş ve 1949’daki ölümüne kadar Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hassan al-Banna’yla birlikte çalışmıştır. Bugün İslam organizasyonlarındaki kadınlar sadece bu organizasyonlardaki adamların eşleri ve kızları değil kendi parlamentolarının İslamcı partilerinde temsili olan, organizasyonlarda liderlik pozisyonlarında olan ve toplumun marjinal gruplarına sosyal hizmetler sağlayan orta sınıf eğitimli kadınlardır.

    Araştırmamda İslami gruplardaki kadınların temel motivasyon kaynağının her zaman önemli olan İslami referans çerçevesinde bir kolektif haklar anlayışı (marjaiyya islamiyya) olduğunu ve bir kadın ve birey olarak statülerinin İslam tarafından korunduğunu kabul ettiklerini fark ettim. Batının feminizm anlayışını reddederler ve gerçekleştirmek istedikleri haliyle kadın haklarının İslam düzeninin (Nizam İslami) bir parçası olarak ele alınmasını savunurlar.

    Bunu toplumda gerçekleştirmek için birtakım roller üstlenirler ve genellikle organizasyon bu konuyla ilgili olarak resmi bir konum almadan önce bu rolleri gerçekleştirirler. Bu özel yöntem ile bir yandan kendilerine politik olarak bir alan açarlar ve İslami organizasyonun sınırlarını pragmatizm prensibi doğrultusunda zorlarlar diğer yandan da marjaiyya islamiyya çerçevesinde rollerini haklı çıkarırlar.

     

    Kadınların İslami Organizasyonlara Katılmak İstemelerinin Temel Sebepleri

    Kadınların İslami örgütlere katılmak istemelerinin temel sebepleri şaşırtıcı bir biçimde erkeklerinkiyle aynıdır. Pek çok durumda ana akım İslami örgütler baskıcı hükümetlere karşı yapılacak en iyi muhalefet alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Orta sınıf eğitimli bir kadın için, Hamas örneğinde olduğu gibi İslami bir örgüte üye olmak İsrail işgalindeki bölgede rejimi protesto etme anlamı taşır. İslami örgütlere katılan kadınlar kendi haklarını bireysel ya da uluslarının kültürel ve politik bütünlüğünden farklı olarak değil bir bütünün (nizam islami’nin yaratılması) parçası olarak görürler.

    Ana akım İslami örgütlere ve onları destekleyenlere katılan erkekler gibi kadınlar da genellikle orta sınıftandır ve politikaları hakkında “ideolojik” olmaya güçleri yetmektedir. Bu organizasyonlarda temsil edilen kadınlar eğitimlidir ancak bu daha düşük gelir seviyesindeki kadınların İslami örgütlere bağlanamayacağı anlamına gelmemektedir. Onların bu örgütler içinde yer alma şekli cinsiyetle değil daha çok içinde bulundukları ekonomik sınıfla alakalıdır ve örgütlerle direkt bağ kurmaktan ziyade sosyal hizmet alan taraftadırlar.

    Tarek Masoud da Mısır seçimlerinde fakir bölgelerde yaptığı gözlemlerde bu desteğin cinsiyetle değil içinde bulunulan ekonomik sınıfla alakalı olduğunu onaylarken maddi durumu kötü olanların sosyal yardımlardan faydalandıklarını ve ideolojik olarak Müslüman Kardeşler’i desteklediklerini ancak politik desteklerini gösterme ve siyasi hareketlerde bulunma anlamında bir etkileri olmadığını dile getiriyor. Masoud yoksul seçmenler ve zengin adaylar arasındaki himaye bağlarının yaygınlığının yoksul seçmenlerin değerlerini paylaşabilecek İslamcılara oy vermesini engellediğini dile getiriyor.

    Ben bu yazımda İslami örgütlere zor kullanılarak yapılan katılımlardan bahsetmedim, İslami örgütlere katılan ya da bu örgütlerde yer alan kadınlardan bahsettiğimde, kastettiğim şey bunu kendi istekleriyle yapanlardır. Bunun istisnası Filistin’de (kısmen Gazze’de) Hamas’ın 1987’de birinci intifada boyunca İslami prensiplere olan uygunluğun kadınlara empoze edilmesidir.

    ‘’Ahlaklı uluslar ahlaklı kadınlara ihtiyaç duyar” iddiasıyla Hamas, İsrail istihbaratının ahlaksız kadınları kullanarak Filistin’i ve Hamas’ı güçsüzleştirmeye çalıştığını iddia etmiş, İsrail karşısında Filistin direnişini güçlendirme amacına yönelik olarak 1988 – 1993 arasında 107 kadın İslami örgütler tarafından öldürülmüştür.

    İslam düzeninin kurulma anlayışı İslami gruplarda öncelikli olarak kadın ahlakının öne çıkması ve kolektif hakların bireysel hakları baskılama mantığına dayansa da bu uç bir örnektir. Hamas’ta yer alan kadınlardan bahsederken zor kullanılarak katılımı sağlananları değil kendi isteğiyle ve aktif olarak bu grupta yer alanlardan bahsetmeye çalışacağım. İslam örgütlerinde yer alan kadınların birçoğu bir seçim yapmak zorundadır ve katılımlarının bir sonucu olarak baskıcı hükümetlerin yönetimi altında işkence, hapse girme ve öldürülme riskiyle karşı karşıyadırlar. (Bu özellikle Mısır’da Nasser Bölgesinde  şu an Müslüman Kardeşler örgütüne bağlı olan kadınlar için doğrudur)

    Bu incelikli bir konudur ve seçim her zaman dışardan belirlenmez. Örneğin, örtünme seçimi batılılar tarafından baskı sonucu olarak kabul edilir. Hamas’ın silahlı zorlaması sonucunda olduğunda aynı fikirdeyim. Ancak 1979 İslam Devrimi öncesi İranlı kadınlar arasında örtünmenin yaygınlaşması batılılaşmaya karşı bir tepki olarak yaygınlaşamaya başladı ve eğitimli kadınlar tarafından özgürce yapılan bir seçimin sonucuydu. Ben genelde kadınların tercihlerinin mecbur olduklarına göre daha çok olduğuna inanırım fakat bunun aksi durumlar da tabii ki vardır.

     

    Ana Akım İslami Örgütlerde Kadınların Görevleri

    Erkek egemen İslam örgütlerinin yanı sıra kadın örgütleri de uzun zamandır varlar. İslami hareketlerdeki en eski ve yerleşik kadın alanları arasında kadınların katılımı ve hatta kadın gruplarındaki liderlikleri son yıllarda oynadıkları rollerle kıyaslandığında çok daha az aykırıdır. Yemen’deki Islah Partisi ve Ürdün’deki İslami Eylem Cephesi ile daha önce bahsi geçen Müslüman Kadın Birliği en uzun süreli kadın örgütleridir.

    Bu organizasyonların oynadığı roller dinamiktir. Geleneksel olarak izole edildikleri kadınsal konulardan parti doktrini ve politikalarında daha fazla rol oynamak için giderek daha fazla ajite oldular. Daha önce de değinildiği gibi partide liderlik pozisyonları için mücadele eden kadınların varlığı daha öncesinde organizasyonlarda kadınlarla alakalı bölümlerde oynadıkları liderlik rollerinde kazandıkları büyük tecrübe ve popülarite sonucunda ortaya çıktı. Orta doğuda demokratikleşmenin geçici yayılımına eşlik eden İslamcı politik partilerin yükselişi kadınların daha önce hiç olmadıkları şekilde İslami organizasyonların politik kollarında yer almalarına izin verdi. Başka bir deyişle İslami hareketler politik açılımlarına göre daha eskidirler ve bu açılımlar kadınları da ilgilendirecek şekilde belirsiz güç ilişkilerine yol açarlar.

    İslami organizasyonlar arasında cinsiyet odaklı ve en uzun soluklu ikinci oluşum ise öğrenci grubu İslam Cemaati’dir. Örneğin Mısır’da Müslüman Kardeşler aktif öğrenci kollarını davalarının bir parçası olarak genç insanların işe alındığı bir alt yapı olarak görürler ve daha hoşgörülü zamanlarda öğrenci birlikleri için adaylar gösterirlerdi. Kadın katılımı konusunda geleneksel olarak en muhalif grup olan Hamas bile mezuniyet sonrası her türlü katılımı yasaklasa da üniversiteli kadınların öğrenci organizasyonlarında yer almalarına izin verirdi.

    “İslam Cemaati” İslamcı “dava” mesajının yayılmasında kilit bir rol oynadı; İslami değerleri, alkollü partileri engelleyerek, kız öğrenciler için mini otobüsler sağlamak yoluyla İslami değerlere uyulmasını mümkün kılarak, Kuran-ı Kerim sınıfları ve özel dersleri açarak ve alkol tüketimi ve evlilik öncesi romantik ilişkiler gibi gayri İslami durumların üniversite bünyesinde gerçekleşmesini protesto ederek desteklediler. İslam Cemaati’ndeki kadınların aktivizmleri daha uzun süreli ve göreceli olarak tartışmaya kapalıydı.

    Kadınların katılımı daha çok iki alanda öne çıkmaktaydı; parlamenter katılım ve parti liderliği. Arap Baharı’ndan sonra ortaya çıkan daha demokratik ortamda Müslümanların ağırlıklı olduğu pek çok ülkede Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD), Tunus’ta Ennahda, Ürdün’de IAF ve Yemen’de Islah Partisi İslami grupların politik açılımlarında kadınların rolünün ne olması gerektiği sorusuyla uğraşmaları gerekti.

    Kadınların kamusal hayatta İslamcı grupları temsil etmesine karşı sert muhalefet öngörülebilirken, gerçek daha karmaşıktır. Hem Ennahda’nın hem de PJD’nin parlamentoda kadın temsilcileri vardır ancak bu temsilciler kadın erkek eşitliği adına batı dünyasının beklediği anlamda bir “feminist” yaklaşımı benimsemez. Örneğin Ennahda üyesi Souad Abderrahim toplumun beklentileri ve kolektif ahlak adına evlilik dışı doğan çocukların korunmalarının kaldırılması ile alakalı bir yasa önerisinde bulunmuştur.

    Bir bütünün parçası olarak kadın hakları vurgusu, bu bütün İslam düzeni olarak kabul edildiğinde İslamcı parlamenterler arasında cinsiyetten bağımsız olarak yaygındır. İslamcılara göre kadın olgusu kendilerini cinsiyete göre değil İslami kimliğe göre alakadar etmektedir. Ayrıca parlamentodaki kadın temsili İslami organizasyonların kadınların rolleri üzerinde bir uzlaşmaya vardığı anlamına da gelmemektedir. Daha çok organizasyonlarda gelenekselcilerin mi yoksa yenilikçilerin mi daha baskın olduğu anlamına gelmektedir; İslami organizasyonlarda da her türlü grup mevcuttur.

    Son olarak İslami organizasyonlarda kadınların üstlendiği rollerdeki en büyük değişiklik grup liderliği düzeyinde olmuştur. IAF’ye paralel olarak kadın organizasyonlarında başlayan IAF’den Nawal Faouri gibi kadınlar giderek artan bir şekilde grup liderliğinde karar alma mekanizmalarında yer almaya başlamışlardır. Benzer bir olgu kadınların statüsüyle alakalı tarihsel olarak daha muhafazakar olan Filistin’den Hamas ve Yemen’den Islah Partisi’nde de meydana gelmiştir. Kadınların liderlik pozisyonlarına gelmesi ideolojik anlamda hızlı bir kayma anlamına gelmediği gibi genelde derinlemesine dini tartışmaların konusu da olmaz.

    Bunun yerine boşalan liderlik pozisyonları için kadınların mücadelesi ve bunları elde etmeleri sonrası başarı ya da başarısızlık tartışmaları yapılır. Bu nedenle pragmatizm daha sonra doldurulacak olan doktrini öteler. Basit bir şekilde kadınlar bu rollere getiriliş sebeplerinin hakkını vermezler. Hiç anlaşılamayan marjaiyya islamiyya kadınların statüleri üzerine tartışmalarda tüm taraflar tarafından çağrılır. Örneğin Hamas’ta kadınlar Filistinlilerin sayısal anlamda bir dezavantajı yaşadıklarını ve İsrail işgaliyle mücadele edebilmek için olabildiğince çok katılıma ihtiyaç duyduğunu dile getirirler. Söylemleri kadınların ulusun bir kurumu olduğu ve batı destekli bir düşmanla yüzleşecek kadar güçlü bir İslami ulus için İslami kadınların gerekli olduğu yönündedir.

    Liderlik pozisyonlarında dul ve bekar kadınların yaygınlığı argümanları güçlendiriyor çünkü bu kadınların liderleri tarafından ihmal edilebilecek bir aileleri yok. Bununla birlikte, pek dile getirilmeyen argüman bu kadınların önde gelen Hamas liderlerinin eşleri, kız kardeşleri veya kızları olduğudur. Bu da gruplar arasındaki farklılığı ortaya koyar. Müslüman kardeşlerde liderlik pozisyonlarındaki kadınlar genelde organizasyonun önde gelenlerinin eşleri ve dullarıdır.

    Yine de tutarlı bir şekilde benzer argümanlar öne sürülmektedir: Kadınlar aile görevlerini ihmal etmedikleri veya şeriatı ihlal etmedikleri sürece, bir İslam düzeni gerçekleştirirken Hz. Muhammed’in kendi aile üyelerinin ortaya koydukları örnekleri takip etme hakları vardır. Bir kadının tam olarak ne yaparak şeriatı ihlal ettiği farklı tartışmaların konusudur. “Metin yasaklamaz” ifadesi, kadınların İslamcı grupların daha üst düzey organlarına katılımlarına ilişkin argümanlarının anahtarı haline gelmiştir.

     

     Marjaiyya Islamiyya’da Kadın Hakları

    Marjaiyya islamiyyesi, İslami örgütlerde kadın haklarıyla ilgili her türlü tartışmanın merkezinde yer alır. İslamcı kadınlar, batı tarzı feminizmi tehlikeli derecede bireyselci ve yetersiz odaklanmış olarak tamamen reddediyorlar. Diğer İslamcılar gibi, İslamcı kadınlarda öncelikle kadın, Mısırlı veya Ürdünlü olarak veya belirli bir sınıfın üyeleri olarak değil, her şeyden önce kendini adamış Müslüman kadınlar (moltazemaah) olarak tanımlanır. Haklarının İslam tarafından tanımlandığını ve kutsandığını düşünürler ve bu nedenle İslamcı bir toplumun gerçekleştirilmesinin doğal olarak yaşamlarını ve haklarını iyileştireceğini savunurlar.

    İslamcı kadınları anlamada çok önemli bir faktör, yalnızca İslam’a değil aynı zamanda aileye de odaklanmalarını anlamaktır. İslamcılara göre, herhangi bir ülkenin veya toplumun merkezi birimi birey değil ailedir. Hem erkek hem de kadın İslamcılar, her zaman bir bütün olarak batı toplumunu ve özellikle de batılı kadın hakları nosyonunu fazlasıyla bireyci olarak kınıyorlar. İslamcı Filistinli yazar Nehad al-Sheikh Khalil şöyle ifade eder:

    Feministlerin bireysel haklar kavramına dayalı kadın hakları çağrılarını eleştirirken, “bireysel benlik, kalkınmanın ölçüsü olamaz, çünkü bu kamu yararına aykırı olabilir.’’ Buna örnek olarak bir İsrail yerleşiminde ya da işyerinde çalışan bir Filistinliyi örnek verir.

    Ancak aynı yazar, kadınların sağlık bakımı, aile planlaması, evlenmeyi geciktirme ve aile içinde haysiyet hakkına sahip olduğu konusunda ısrar ediyor. El-Şeyh, kadınların basitçe dava için boyun eğdirilmeleri veya feda edilmeleri gerekmediğini, ancak onların rollerinin Filistin’in kurtuluşundan ayrı bir mesele olarak kabul edilemeyeceğini savunuyor

    Hamas’ınkinden daha az milliyetçi bir bağlamda, argüman benzer kalır. Mısır’da, Wasat Partisi’nden bir İslamcı olan Aboul ‘Ela Madi, toplumun dini ve ahlaki değerleri pahasına mutlak özgürlük fikrini eleştirir ve partisinin, toplumun değerlerini hiç kimse onları aşmayacak veya onlara bir şey eklemeyecek şekilde tanımlamasında ısrar eder. Toplumun kolektif olarak İslamlaşması ile bu öncelik tam da marjaiyya islamiyyedir. Kadın hakları özellikle bir kadın sorunu olarak değil, bütünün bir parçası olarak görüldüğü sürece kabul edilebilir. Bu şekilde, kadın hakları bir tür kamu yararı haline gelir. İslami bir toplumdaki herkes, ahlaklı kadınların kendilerine Kur’an ve Sünnet tarafından emredilen rolleri yerine getirmesinden fayda sağlar, çünkü bu erkekler ve çocuklar için olduğu kadar kadınların da kendileri için daha İslami bir toplum yaratır.

     

    Sonuç

    Kadınların tüm İslam toplumundan ayrılması ve özellikle aileden ayrı özerk etkenler olarak görülmeleri, kadın hakları girişimlerine desteği önemli ölçüde azaltmaktadır. İslamcı kadınlar genellikle seküler feministlerle aynı girişimlerin çoğunu desteklese de – örneğin üreme bakımına daha fazla erişim – girişimlerin motivasyonu çok önemlidir. İslamcı kadınlar sık ​​sık kendileriyle aynı inisiyatifi savunan laik feministlerle bu kişilerin kadın haklarını İslami metin veya gelenek yerine insan hakları hukukundan kaynaklanan bireysel bir yaklaşımla ele alacakları ve bunun onları Müslüman toplumu aşağılama arayışıyla hedef alacağı korkusuyla savaşacaklar. İsimleri her ne olursa olsun, genellikle daha geniş kamusal alan ve kadınların sesi için ajitasyonun ön saflarında yer alacaklar ve kendilerini gelişen İslam toplumunun hayati bir parçası olarak görecekler. Onlar ahlaki bir ulusun temelinin güçlü, ahlaki bir yapıda yattığını savunuyorlar.

    By Audrey Cleaver-Bartholomew

    2016, VOL. 8 NO. 05 | PG. 1/1

    Inquiries Journal sitesinden alınarak çevirilmiş bir Audrey Cleaver-Bartholomew makalesidir.

    Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

    Çeviri: Deniz Gündüz

  • Beşamel Soslu Tavuk Sote

    Beşamel Soslu Tavuk Sote

    Son anda haber veren ya da haber vermeden çat kapı gelen misafirler, misafirperverliğiyle bilinen biz Türkler için bazen sıkıntı veren bir durum oluşturabilir.

    Sizleri bu durumdan kurtarmak için hepimizin evinde her daim bulunan ya da mevsimine göre bakkalımızdan, marketimizden bile kolayca temin edebileceğimiz malzemelerle hızlı bir şekilde hazırlanabilen yemek tariflerinden oluşan bir tarif serisi hazırladım.

    Bugün de bunun ilk adımı olarak bir tavuk yemeğiyle başlıyorum.

    Bu yemeği, yanında tamamlayıcı bir yemeğe ihtiyaç duymadan basit bir mevsim salatasıyla ikram edebilirsiniz.

    Malzemeler (2 kişilik)

    Tavuk sote için:

    250 gr tavuk göğüs ya da kemiksiz but

    3 – 4 adet sivri biber

    Ufak boy kuru soğan

    Silme çorba kaşığı domates salçası

    Tatlı kaşığı biber salçası

    Tatlandırmak için tuz karabiber ve istenilen baharatlar

    2 çorba kaşığı sıvıyağ (damak tadınıza göre seçebilirsiniz)

    Beşamel sos için:

    125 gr tereyağı

    2 silme çorba kaşığı çok amaçlı beyaz un

    Bir tutam tuz ve karabiber

    2 su bardağı süt

    125 gr rende kaşar peyniri

    Tarif:

    Tavuklarımızı kuşbaşından biraz daha ufak doğruyoruz. Sıvı yağda beyaz renk alana kadar kavurduktan sonra, önce yemeklik doğradığımız soğanlarımızı, biraz öldürdükten sonra da halka doğradığımız sivribiberlerimizi ekleyerek soteliyoruz. Sebzeleri fazla öldürmeden domates salçasını ve biber salçasını ekleyip tatların özdeşleşmesi için yarım su bardağı kadar su ekliyoruz ve baharatlarımızı da ekleyip bir dakika sonra kenara alıyoruz.

    Beşamel sosumuz için tavamıza tereyağımızı koyarak eritiyoruz ve unu ekliyoruz. Rengi hafif sarıya dönene kadar kavuruyoruz ve sütümüzü yavaşça ekliyoruz. Tuz ve biberimizi de ilave ederek ocaktan alıyoruz.

    Önce tavuk sotemizi küçük bir fırın tepsisine koyuyoruz ve üstünü kaplayacak şekilde  beşamel sosumuzu yayıyoruz. Tepsinin üstünü kaplayacak şekilde rende kaşarımızı da yaydıktan sonra 180 derecede ısıttığımız fırınımızda pişirmeye alıyoruz, üstündeki kaşarlar eriyip hafif kızarınca da fırından çıkarıyoruz. Yemeğimiz tüm lezzeti ve görselliğiyle hazır.

    Afiyet olsun! 🙂

    Yemek: Deniz Gündüz

    Fotoğraf: Nilay Gündüz

  • Zencefilli, Tarçınlı Kurabiye

    Zencefilli, Tarçınlı Kurabiye

    Avrupa’daysanız bisküvi, Amerika’daysanız ise kurabiye denilen bir Noel klasiği tarifim var bugün.

    Bizim de damak tadımıza çok uyan bu klasiğin internette çeşit çeşit tariflerini bulabiliyoruz.

    Bu da benden olsun. 🙂

    Malzemeler

    140 gram tereyağı

    3/4 (bir yarım+bir çeyrek) su bardağı toz şeker

    1 adet yumurta sarısı

    3,5 su bardağı un

    1 paket kabartma tozu

    yarım su bardağı pekmez

    1 tatlı kaşığı toz zencefil

    1 yemek kaşığı tarçın

    Yapılışı

    Şekeri ve tereyağını krema kıvamına gelinceye kadar önce düşük sonra yüksek ayarda çırpın.

    Krema kıvamına gelen karışıma 1 adet yumurta sarısı ve yarım su bardağı pekmezi ekleyerek çırpmaya devam edin.

    Karışım hazırlanınca spatula yardımıyla biraz toparlayın.

    Unu, kabartma tozunu, tarçın ve zencefili karışıma eleyerek yoğurun.

    Hamur toplandığında  ikiye bölün ve strece sararak buzdolabınızın dondurucusunda 15-20 dakika kadar bekletin.

    Burada verilen ölçülerle hazırladığınız hamurunuzu 26 eşit parçaya bölerek (mutfak tartınız varsa 30 gr’lık parçalar olacak) kullanmak istediğiniz kalıplarla şekil verin.

    Hazırladığınız kurabiyeleri yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklarla dizin.

    Önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında 8-10 dakika pişirin.

    Fırından çıkan  kurabiyeleri tercihen altı delikli bir fırın ızgarasının üstüne teker teker çıkartarak soğutun ki alt tarafları hamurlaşmasın ve her tarafı aynı kıvamda olsun.

    Üstlerine pudra şekeri serperek servis yapın.  (Eğer çok tatlı olsun istemiyorsanız dökmeyebilirsiniz)

    Afiyet olsun.

    Kurabiye: Deniz Gündüz

    Fotoğraf: Nilay Gündüz

     

  • Sosisli Sıcak Kanepeler

    Sosisli Sıcak Kanepeler

    Sabahları klasik kahvaltı yerine insan bazen değişik lezzetler arayabiliyor. Ya da misafiriniz gelecek ve evlerde genelde bulunan malzemelerle şipşak bir atıştırmalık hazırlamanız gerekiyor. Bu gibi durumlarda çabucak hazırlayabileceğiniz ve sıcak sıcak tüketilebilecek bir kanepe tarifiyle bugün sizlerleyim.
    Gelelim kanepelerimizin malzemesine ve yapımına.

    Malzeme

    8 adet mini hamburger ekmeği (8’li ya da 10’lu paketler halinde marketlerin ekmek reyonlarında bulabilirsiniz. Ben iç malzemeyi 8 adet üzerinden veriyorum.)

    100 gr tereyağı

    8 adet mini ya da 4 adet normal boy sosis

    1 kaşık domates salçası ya da 100 gr domates püresi

    50 gr çedar peyniri

    50 gr taze kaşar peyniri

    Çeyrek demet maydanoz

    Toz kırmızıbiber

    Kuru kekik

    Tuz

    1 kaşık zeytinyağı

    2 diş sarımsak

    Yapılışı

    Fırını önceden 160 derecede ısıtın.

    Ekmeklerin üst tarafında kare şeklinde oyuklar açalım ve üstüne hafifçe bastırarak çukurlar oluşturun.

    Küçük bir kapta tereyağını ocakta eritin ve 2 diş sarımsağı ezip ilave edin.

    Doğranmış maydanozu, tuzu ve baharatları damak tadınıza göre ayarlayıp tereyağına ekleyin.

    Bu karışımı bir fırça ile ekmeklerin üstüne ve oluşturduğunuz oyukların içine sürün ve tepsiye dizerek fırına verin.

    160 derecede 3 dk tutup çıkarın.

    Bir tavada mini halkalar şeklinde doğradığınız sosisleri zeytinyağıyla kavurun ve domates salçası veya püresini ekleyerek 1 dk kadar daha kavurmaya devam edin.

    Tavanın altını kapatın ve sosisleri istediğiniz baharatlarla çeşnilendirin.

    Hazırladığınız sosisli karışımı fırından çıkardığınız ekmeklerdeki oyuklara doldurun.

    Üzerlerine rendelediğiniz ya da küçük küçük doğradığınız çedar ve kaşar peynirlerini ilave ederek 2 dk daha fırınlayın.

    Fırından çıkarıp sıcak sıcak servis yapın.

    Afiyet olsun.

    Kanepeler: Deniz Gündüz

    Fotoğraf: Nilay Gündüz

     

  • Tatlı Krizinize Birebir Gelecek Diyet Muhallebi

    Tatlı Krizinize Birebir Gelecek Diyet Muhallebi

    Son yıllarda diyet tatlı tariflerine pek çok yerde rastlıyoruz. Refika’nın Mutfağı’nı izlerken bu tariflerden biri çıktı karşıma ve tarifte minik bir değişiklik yapıp malzemelere muz da ekleyerek evde yaptım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

    Bu tarif belki de en yaygın diyet tatlı tariflerinden biridir, çünkü şeker içermeyişi ve ana madde olarak yulaf kullanılması eminim ki hepinize de tanıdık gelecektir.

    Evet, tarifimizin adı Yulaflı Muhallebi 😉

     

    Malzemeler

    3 çorba kaşığı yulaf ezmesi

    2 su bardağı süt

    2 çorba kaşığı bal

    2 kuru incir

    1 avuç fındık

    Yarım muz

     

    Yapılışı

    Yulaf ezmesini mutfak robotunda un haline getirin.

    Un haline gelen yulaf ezmesini ve sütü küçük bir tencerede orta ateşte ocağa koyun.

    Sürekli karıştırarak muhallebi haline gelene dek pişirin.

    Altını kapadıktan sonra içerisine balı koyarak karıştırın.

    Kuru incir, fındık ve muzu mutfak robotunda püre haline getirin.

    Servis yapacağınız kaselere paylaştırın.

    Üzerine muhallebiyi dökün ve soğumasını bekledikten sonra en az 2 saat buzdolabında soğutun.

    İstediğiniz malzemelerle süsleyerek servis yapın.

     

    Afiyet olsun 😊

     

    Muhallebi: Deniz Gündüz

    Fotoğraflar: Nilay Gündüz