Etiket: teknoloji

  • Kitlesel Yok Oluşun Yeni Var Olma Mekanı; Sosyal Medya

    Kitlesel Yok Oluşun Yeni Var Olma Mekanı; Sosyal Medya

    Sosyal medyanın insanlarda bir özgüven patlaması yarattığı ya da var olan özgüveni zirvelere taşıdığı söylenebilir. Bu özgüvenin içi bilhassa cehaletin sağladığı bir egoizmle dolu olduğu için sağlam bir kaynağa dayanması da gerekmeyebilir.

    Yavuz Çobanoğlu – Munzur Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
    Yaşı 50 ve üzeri civarı olanlar hemen anımsayacaklardır. Çok da uzak olmayan zamanlarda, konuşma dışında kendimizi bir başkasına/başkalarına ifade etmemizin tek yolu, mektup yazmaktı. Arkadaşlarımıza, ailemize, tanımadığımız kişilere, sevdiklerimize (hatta nefret ettiklerimize bile) mektup yazarak ulaşılırdı. Mektup, sevinçlerden hüzünlere, olaylardan başarılara, nefretlerden acılara, havadislerden kişisel yorumlara kadar geniş bir yelpazede uzanan biricik anlatım yoluydu. Sayfalar dolusu yazılır, ne düşünülüyorsa samimiyetle anlatılır ve karşı tarafın (yine bir mektupla gelecek) tepkileri merak ve sabırla beklenirdi. Bir üslubu, seviyesi, nezaketi vardı. Herhangi bir konuya merakı, kolaycılık şubesi Google bitirdi; sabrı da “hız toplumu” aldı götürdü; üslup ve seviyeden ise hiç bahsetmeyelim. Geriye sadece hüzün kaldı. Yani bir postacının getireceği mektubu beklemenin o kendine has güzelliğine dair özlemler…
    Zira o vakitler postacılar da muteber insanlardı, saygı görürlerdi, karşılaşılınca ufacık da olsa ayaküstü sohbet edilirdi. Bugün postacılar da hayalet gibi görünmez oldular. Posta kutusuna birtakım zarflar bırakılıyor ama kimin bıraktığını bilmiyoruz. Kültürün, geleneğin, yerli ve milli olmanın peşindeyiz ama mahallemizdeki postacıyı tanımıyoruz.

    Hasbelkader karşılasak bile bizi ilgilendiren bir şey olmadığı düşüncesiyle yüzüne bile bakmıyoruz. Zaten artık fatura, icra ya da mahkeme kâğıdı dışında getirdikleri pek “hayırlı” bir şey de kalmadı. Dahası yüzyıllardan gelen kadim bir alışkanlık olan mektubun itibarı da çok çabuk yıkıldı. Önce internet, sonra da mail, mektubu o ihtişamlı tahtından indirdiler. Kolaylık ve hız tüm alışkanlıkları bir çırpıda değiştirdi. Ve en nihayetinde “sosyal medya” adıyla bir şey icat oldu. Mertlik ise bozulmak bir yana, buralar her saniye yeni bir “mertlik” destanının yazıldığı; güvenli evlerinde oturup “açlık sınırı” altında kazanan milyonların, hiç de böyle bir beklentisi bulunmayan dünyanın geri kalanına, nizam ve adalet getirme sevdasıyla somutlaştıkları mekânlar biçimini aldı.

    ‘Kişilik’ meselesi
    Nitekim bugün içinden geçtiğimiz makûs zamanlarda, bünyeyi yokluktan varlığa taşıyan sosyal medya ismiyle müsemma bir heyula ile karşı karşıyayız. Öyle ki sosyal medya, en çok da onun içerisinde doğup büyüyenler için, bir varlık ifadesine, yani soyuttan somuta geçmek için mecburi bir istikamete dönüştü. Üstelik bu mekânlar, sanal olmasına ve profildeki kişinin gerçekliğine dair derin şüphelerimiz bulunmasına rağmen, ironik biçimde insan varlığının somutlaşmış halinin yegâne göstergesi hâline de geldi. Kişinin bir sosyal medya hesabı yoksa sanki kendisi de kocaman bir hiçlik içerisindeymiş, ne bir geçmişi var ne de varoluşuna değer katacak bir anlama sahip değilmiş gibi zorba bir algı ortaya çıktı. Dolayısıyla buralardaki mevcudiyet, yapılan herhangi bir paylaşım ya da paylaşılanları izleme, teknoloji bağımlısı günümüz insanlarına kendilerinin yaşadığını, var olduğunu anımsatıyor. Herhangi bir paylaşımın altına yazılan ufacık bir yorum, kalpli bir beğeni hayatta olduğunun, orada bulunduğunun hissedilmesi için de yeterli. Hatta tuhaftır, bazen yüz binlerce takipçisi olan sahte hesaplar bile, kim olduğunu bilemediğimiz bu hesap sahiplerine de aynı hazzı verebiliyor. Üstelik artık kişiler birbirlerini sosyal medya hesapları üzerinden tanıyor, değerlendiriyor, eleştirip yargılıyorlar. Yine merak edilen birisiyle ilgili bilgi sahibi olabilmenin en basit yolu, varsa sosyal medya hesabına bakmaktan geçiyor.

    Tabi meselenin çok farklı yönleri de var. Mektup devirlerinde ulaşılmaz görülen (belki çevremizdeki ulaşamadıklarımız da dahil) pek çok ünlü ünsüz siyasetçi, şair, yazar, gazeteci, aydın, şarkıcı, oyuncu vb. artık bir tweet kadar yakınımızda.

    Çünkü vahimdir ki, tam da Yeni Türkiye’ye denk gelen bu dönemde, bu sosyal aniden duvarlar yıkıldı. Sevgiler, övgüler, eleştiriler ama özellikle de öfkelerin arzuyla döküleceği biricik yer de belli oldu. Böylece o duvarların yıkılması, sayısı on milyonları bulan koca bir kitlenin ruhsal problemlerini apaçık görmemizi de sağladı. Zira ülkenin senelerdir içerisinde tuttuğu (belki de için için beslediği) o yıkıntıların ardından çıkan hadsiz bir canavar, ipten kazıktan kurtulup kötücül bir virüs şeklinde aramıza karıştı. Kötülük buralarda normalleşti, “akılcı”, “mantıklı” ve “zorunlu” görüldü, hatta karizmatik bir aura’ya sahip olduğu düşüncesiyle destek buldu ve yaygınlaştı. Kısacası bu sosyal mekânlar, sahte vicdan gösterilerinin, en ucuz demagojilerin, riyakâr bir sembolizmin, her türlü sömürünün, cinsiyetçiliğin, sahtekârlığın, şiddet övücülüğün, gerçekliğine inanılmış akıl almaz paranoyaların, yalanın dolanın yeri haline geldi. Böyle olunca da güzellik, doğruluk, iyilik, insaniyet, bir yandan vitrin dindarlığı üzerinden ucuzlarken (örneğin Facebook hesabında ayet, hadis, Cuma mesajları paylaşan Özgecan Aslan’ın katilini anımsayın), diğer taraftan da iyice pahalı bir lükse dönüştü. Hani bir “iyilik” görüldüğünde buğulu gözler eşliğinde yoğun biçimde beğenilip, paylaşılıyor ya, işte bizlerin asıl trajedisi artık burada yatıyor. Zira kaybetmiş olduğumuzla yüzleşiyor, bir türlü olamadığımıza içten içe ağlıyoruz.

    Öte yandan çoğu kez sosyal medyanın aslında “diyalog mekânları” olduğuna dair romantik iddialar da ileri sürüldü.
    Hâlbuki buraların gerçekte kimsenin kimseyi dinlemediği yerler olduğunu öğrenmemiz de fazla zamanımızı almadı.

    Tersine bu alanların, arsız bir keyif eşliğinde birbirlerinin olası utancını, ayıbını yüzlere sınırsızca vurma yeri vazifesi gördüğü; o “diyalog” denilen durumda aynı siyasal görüşü paylaşıyorsanız pek bir problemin çıkmadığı, oysa karşıt noktalardaysanız birkaç cümle sonra küçümseme, hakaret, küfür ya da tehdidin başladığı; buraların esasen sosyal diyalog mekânlarından çok bir “mahkeme salonu” yerine geçtiği de böylelikle çabucak anlaşıldı. Dahası hak, adalet, ahlâk silikleşince herkes, kimin “suçlu” kimin “masum”, kimlerin “hain/terörist” kimlerin “vatansever” olduğuna, kimlerin aslında “neye hizmet ettiklerine” de, savunma makamının olmadığı bu “mahkemede” ve birkaç cümleyle karar verir oldu. Çünkü ne konuşulursa konuşulsun insanların bir tek kendi anladıklarını esas aldığı bu mekânlarda temel amaç asla “dinlemek” değildi; aksine konuyla ilgili ne hissediliyor ya da düşünülüyorsa bir an önce söyleyip rahatlamaktı. Bu yönüyle sosyal medya, modern insanın içerisindeki şiddet yüklü otoriter bir kişiliğin de gösteri alanı şekline büründü.

    Doğal olarak böylesi bir şiddetin olduğu yerde ne diyalogdan ne de kamusallıktan bahsetmek ihtimali de kalmadı.

    Lâkin sosyal medya kullanıcılarının genelinin bu yönde bir talebinin olduğu da daima şüpheliydi. Keza buralarda akıldan geçen, akla gelen, hissedilen, kulaktan duyulan her düşüncenin büyülü birer bilgi/gerçeklik sanılmaya başlandığına da şahit oluyoruz. Seviyesiz ve alabildiğine ahlâksız bir dilin hâkim olduğu sanal ortamlarda takılan pek çok kişi kendisini, özellikle her konuda birer küçük uzman, birer bilgi deposu, bir kamu iradesi şeklinde görüyor. Bilgiye götüren yol (kendisi esasen bir bilgi çöplüğü olan) Google ile kısalınca, öğrenmek adına gerekli çaba, zahmet ve emek de peşi sıra anlamsızlaştığı için bilme ve öğrenme de değersizleşti. Dolayısıyla her taşın altında gizli bir komplo, sinsi bir plan, her yanımızın hain ya da düşmanlarla çevrildiği ve başkalarının sürekli biçimde “büyük oyun”u göremeyen tarafta olduğuna dair yargılar da tavan yaptı. Yalan yanlış fotoğraflar ve haberlerle feci biçimde ikna edilip, diğerlerini alt etme yarışında geceli gündüzlü birbirine giren milyonların tek derdi, “laf sokma” çabası oldu. Böylelikle bir “Kurtuluş Savaşı” veriliyormuş gibi motive olunan bu cenk mekânları, oraları tüketen koca bir kitlenin içerisindeki öfkeyi, kini, zorbalığı, küfrü, cinsiyetçiliği, faşizmi hadsizce döktüğü bir foseptik çukuruna dönüştü. Son yaşadığımız meselede de görüleceği üzere, kitlenin aklının fallus ile vajinadan öteye geçemediğine de şahitlik ettik. Ağaca, yeşile karşı düşmanca tavırları biliyorduk da, bitmez tükenmez bir “duhûl” merakının eşliğindeki masum bir zeytin dalı, hiç bu kadar kirletilmemişti.

    Diğer taraftan, sosyal medyanın insanlarda bir özgüven patlaması yarattığı ya da var olan özgüveni zirvelere taşıdığı da söylenebilir. Bu özgüvenin içi bilhassa cehaletin sağladığı bir egoizmle dolu olduğu için sağlam bir kaynağa dayanması da gerekmeyebilir. Örneğin profilinden “17 yaşında” notu olan ideolojilerden arınmış Furkan kardeşimiz, boyu kadar kitap yazmış bir profesöre seslenirken rahatlıkla “ne kadar aptalsın, ideolojik bakma olaylara” diyebiliyor. Yine Sevinç Hanım, meşhur bir yazarımızın attığı tweet’in altına “Sen kitap yaz kitap oku, savaşma asker işidir, bilmediğin işlere karışma” uyarısını bırakabiliyor. Önüne gelene “yerli ve millilik” ayarı veren bir hesabın adı Clark Kent… Dahası bazı hesapların isimleri Bourdieu, Foucault, Nietzsche, Spinoza olsa da paylaşılan içerikler Recep İvedik kıvamında. Attığı tweet’te “tekbir getirenler” mi, profilinde silah fotoğrafı olmasına rağmen sevgi mesajları verenler mi arasınız ya da sanal bir boşluk üzerinden lisans okumanın da verdiği kof heyecanla bir akademisyene karşı çıkarken “Bunların kafalarına vura vura öğreteceğiz” hadsizliğini ne yapalım, bilemiyorum. Kısacası bugün, kitlesel akıl sağlığımızın önündeki en büyük engel, sosyal medyaymış gibi duruyor. Dahası bunlar gibi milyonlarca örnek aynı sosyal ortamlardayken, buralarda akıl, tutarlılık, ahlâk ve mantık aramanın da çok az karşılığı bulunuyor. Böylece iki haber okumak, birkaç ilginç makale ya da yorum görmek veya edebî, sanatsal, kültürel vb. paylaşımlar yapmak adına yeni insanlar tanımak için nasıl bir cehennemin içerisine düştüğümüze de asla inanamıyoruz.

    Boğucu atmosfer
    Netice itibarıyla, basitçe bile olsa herhangi bir şeye ikna olunduğu zaman insan güven dolu olur. Güvenin sıcaklığı, inandığınız mevzu hakkında artık hiçbir kuşkuya düşmemenizi sağlar. Böylece kafa karıştırıcı tüm çelişkilerden de uzaklaşılır. Fakat aksine bu durumun toplumsal olarak makbul olduğu söylenemez. Çünkü ölümüne ikna edilmiş kitleler, asla dinlemez. Onlar sadece haykırır. Kitlelerin ülke menfaatine dair tek ve net biçimde bir “doğru”ya inandığı bir yerde yaşamak, eğer düşünceniz ve doğrularınız farklıysa, boğucudur. Bugün Türkiye, tam da böylesine boğucu bir toplumsal atmosferin içerisinde bulunuyor. Üstelik konuşmayı kısıtlayan, diyalogu boğan, kamusal alanda da monologu güçlendiren, çoğu kereler toplumsal linç mekânı olan sosyal medya da bu ölümcül ortamı alabildiğine körüklüyor.
    Sokaktaki en basit tartışmalardan siyasetin en tepesindeki politik kavgalara, eğitim sorunlarından çevresel problemlere kadar sosyal medyaya yansıyan pek çok mevzuda, ülkedeki farklı kesimlerin bir arada yaşama, aynı ortamlarda bulunma vb. kararlılıklarının artık kalmadığını da görüyoruz. İşte sosyal medya bunları da açığa çıkaran, toplumsal yarıkları iyice açan, kanatan, düşmanlıkları coşturan işlevlere de sahip bulunuyor. Kısacası bu alanlara analitik bir pencereden bakınca, milyonlarca insanın, şu an örtük biçimde ama bir süre sonra daha yüksek sesle “bir arada yaşamak istemediklerini” haykıracaklarını söylemek tuhaf olmayacak. Ve o gün net biçimde geldiğinde, sosyal medya yine bunun kuvvetli biçimde dillendirildiği yer olacak.
    Bitirirken, ABD’nin kendi kirli çamaşırlarını yine ABD’yi överek anlatan Homeland isimli bir dizinin, son sezonundaki bir sahneden bahsedelim. Bir biçimde CIA’den ayrılmış ama o çevreden de bir türlü kopamamış eski bir ajan, şüphe üzerine kimliğini gizleyerek bir bilişim şirketine uzman olarak girer. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra da bu şirketin aslında, hükümet adına on binlerce sahte sosyal medya hesabı üzerinden kamuoyu yönlendirmesi yaptığını ve bu sahte hesapların yine itinayla takip edilen binlerce seçilmiş profile taciz için yollandığını fark eder. Politik duruma göre, hedefteki muhalif profilin sosyal medya hesabındaki bir yorumun altına gönderilen “bot hesaplar”, peşine taktığı kitleyi bir kuş sürüsü gibi o yorum altına toplamakta, kamuoyu da birkaç saat içerisinde o kişiyi linç ederek sistemin meşruiyetini sarsacak olası tehditleri yok etmektedir.

    İşte bugün sosyal medya, böylesi itibarsızlaştırma oyunlarının; bilincin yerini uyumun aldığı sanal kamuoyu gösterilerinin; “özgürlük alanı” sanılırken muktedirlerin istediği zaman şalteri indirebildiği; herkesin kolaylıkla kendini ele verdiği, karakter, zihniyet ve düşünce imalatının; putperestçe bir aldatının ikna mekânlarıdır. Yine de sıkı bir sosyal medya takipçisiysek ve bir türlü vazgeçemiyorsak, zamanımız, akıl sağlığımız ve insanlığımız adına daha az vakit geçirmemiz, şeklindeki bir reçete tavsiyesi belki yararlı olabilir.

    Yavuz Çobanoğlu – Munzur Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
  • Biri Sizi Gözetliyor; Beacon Teknolojisi

    Biri Sizi Gözetliyor; Beacon Teknolojisi

    Büyük ihtimalle adını duymadığınız Beacon Teknolojisi, davranışlarınızı, konumunuzu, alışkanlıklarınızı, hareketlerinizi ve ilgi alanlarınız toplayan, müşteri memnuniyeti yalanı arkasına gizlenmiş ve çoğunuzun bilmeden kullandığı sizi izleyen bir teknoloji.

    Mağaza ve marketlerde bulunan beacon cihazları yada beacon özellikli pos ve yazarkasalar sürekli bir sinyal yayınlar. Cep Telefonu, akıllı saat, kablosuz kulaklık gibi cihazlarınız bu sinyali aldığında ID numaranızı bu sistemler aracılığı ile bulut sistemlere gönderir.

    Birçok banka, mobil uygulamasında ve pos cihazlarında beacon kullandığını açıklamış, mağaza ve marketlerde bulunan pos cihazları, kulaklığınızdan bile uzaktan bilgi toplayan ajanlara dönüşmüş durumda. Bu sistemin asıl amacını, risklerini ve nasıl engelleneceğini anlatayım..

    Beacon sisteminin süslü tanımı şöyle: müşteri mağazanıza girip gezdiğinde, mağaza içindeki konumunu ve hangi ürünlerin başında zaman geçirdiğini öğrenebilir, ilgi alanını tespit edip, ilgilendiği ürün ile ilgili reklam ve kampanya mesajları gönderebilirsiniz. Gerçek ise şu;

    Bu sistemin amacı anlatılan şey olsaydı, pos cihazları ve kulaklık gibi mesaj verme yeteneği olmayan cihazlara konulmazdı. Düşünün sokakta geziyor, market ve mağazaları ziyaret ediyorsunuz. Bir kuyumcunun önünde durdunuz, içerideki pos uzaktan sizi görüp buluta bildirdi.

    Bu en masum örnek, bu sistemler sayesinde bir kişinin gün boyunca gezdiği tüm yerler tespit ediliyor. Küresel güçler mağazalara bir kaşık bal verip, telefonlarımıza tonlarca reklam mesajı gelmesini sağlamış olurken, bulut sistemleri için devasa istihbari bilgi topluyorlar.

    Bluetooth alt yapısını kullanan bu teknolojiyi, bluetooth bağlantısını kapalı tutarak engelleyebilir; kablosuz kulaklık ve akıllı saat alırken beacon özelliği olmayan ürünleri tercih edebilirsiniz.

    Not: Bazı telefonlar bu özelliğini kapatmaya izin vermiyor.

    NFC ile aynı şey mi peki bu?

    NFC çok yakın mesafede yani RFID teknolojisi sadece cm seviyelerinde okuma yapabilir. Beacon ise 40 metre ve daha üstü mesafeden okuma yapabiliyor.

     

    Kaynak: Armoya Yüksek Teknoloji CEO & Kurucu Ortağı Tuncay Uludağ

     

  • 20. Yüzyılı Yaratan Adam Tesla’nın Öyküsü

    20. Yüzyılı Yaratan Adam Tesla’nın Öyküsü

    Twitter’ın yüksek takipçili profillerinden @altiparmakli hesabının sahibi Görkem’in twitleri Tesla’yı çok daha kolay aklımızda kalacak şekilde anlatmış. Hepsini derleyip bu başlık altında topladım. Tesla hayranları için muhteşem bilgiler.

    Keyifli okumalar =)

    ”Nikola Теsla 5 çocuklu bir ailenin 4. çocuğu olarak Hırvatistan’ın kırsal bir kesiminde dünyaya gözlerini açtı.

    Çocukken; kedileri severken yarattığı elektriklenmenin, onu elektriğin ne olduğunu anlamaya nasıl yönelttiğini henüz bilmiyordu.

    Теsla anılarında anlattığı üzere, annesi sadece parmaklarını kullanarak göz açıp kapayıncaya kadar üç dü­ğüm atabilen biriydi.

    Ayrıca yaratıcı bir kadındı. Doğaçlama olarak araç yapabilme yeteneği vardı; hatta kendi meka­nik yumurta çırpıcısını bulmuştu.

    “Sahip olduğum her türlü mucitlik becerisinin köklerini annemin etkisine bağlamam gere­kir” diye yazacaktı anılarında.

    Теsla’nın inanılmaz bir tahayyül yeteneği vardı: Olayları/deneyleri üç boyutlu olarak ince ayrıntılarla kafasında görselleştirmek.

    Çocukluğunda birkaç kez ölümle burun buruna geldi. Kaynayan sütle dolu bir kazanın içine baş üstü düştü.

    Bir salın altından yüzerek geçmeye çalışırken az daha boğulacaktı, Ağır sıtma ve kolera nöbetleri geçirdi.

    Geçirdiği bunca olay obsesif kompulsif bozukluğa sahip olmasına neden oldu. Bu yüzden bilim camiasında asla gerçek anlamda kabul görmedi.

    Ayrıca çalışmalarının sağlamış olması gereken saygıyı ya da maddi getiriyi de elde edemedi.

    19 yaşındayken matematik problemlerini neredeyse zihinden çözüyordu. Boş zamanlarında kendi kendine beş dil öğrendi.

    Gününün yaklaşık yirmi saatini bilgiye ayırdı ve geceleri dört saatten az bir süre uyudu.

    Yine de bir ara sıradan bir öğrenci gibi de yaşadı. İçki, sigara, kumar.. Hatta Anna adlı bir kıza bile tutuldu.

    Babasının öğrenimi için gönderdiği bütün parayı bir iskambil oyununda kaybetmesiyle, hayatının bu dönemi birdenbire son buldu.

    Yap­tığı şeyden duyduğu derin utançla, kumarı ve sigarayı temelli bı­raktı ve artık kadınlarla hiç temasa girmemeye ant içti.

    Graz’da okurken o sırada elektrik mühendisliğinin en uç tek­nolojisi sayılan Gramme dinamosuyla karşılaştı.

    Tesla makineye hayran kal­dı, ama sürekli kıvılcım saçması aklına takıldı.

    Dinamonun kıvılcım saç­masına yol açan şey kısa devreydi. Tesla’ya göre, böyle bir çözüm aşırı karmaşık, hatta hantaldı.

    Dalgalı akımı kullan­manın yolu bulunamaz mıydı? Ama dalgalı akımlı motorlar üretmeye yönelik ilk girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

    Tesla öğrenimini tamamlayıp diploma alamadı. 1881’de Bu­dapeşte’ye geçti ve bir telefon mühendisi olarak iş buldu.

    Böylesi ona akademik çalışmadan çok daha fazla uyan bir şeydi ve bir tür erken hoparlör olan ilk icadını bu dönemde ortaya koydu.

    Ama garip bir durumdan dolayı sıkıntı çek­meye başladı. Çok yönlü aşırı duyu yükünde güneş ışığı gözleri­ni kamaştırmakta, bir saatin tıklaması kulağında çekiç darbele­ri gibi yankılanmakta, trafikte titreşimlerde dengesini yitirmek­teydi.

    Doktorları işin içinden çıkamadılar ve artık öleceği kanısına vardı­lar; ama durum başlayışında olduğu gibi birdenbire ortadan kalktı.

    Tesla kısa bir süre sonra toparlanmak için parkta yürür­ken birdenbire bir tahayyül etti.

    O öğleden sonra gördüğü şey dünyayı değiştirecekti. Dalgalı akım motorunun ayrıntılı bir viz­yonuydu bu.

    28 yaşında Tesla 1884’te cebinde dört sentle ve bazı Sırpça şiirlerle Thomas Edison’un New York’taki ofisinin kapısını çaldı.

    Önceki iki yılı Edison’un Paris’teki şirketinde ça­lışarak geçirmiş ve orada boş zamanlarında ilk dalgalı akım mo­torunu yapmıştı.

    Pa­ris’teki işvereni Charles Batehelor’un bir mektubunu uzattı. Edison’a hitaben yazılan mektupta dosdoğru belirtilen şey şuydu:

    “İki büyük adam tanıyorum; bunlardan biri sensin, diğeri de bu genç adam.”

    Edison genç Tesla’nın dalgalı akım enerjisine ilişkin fikirle­riyle ilgilenmedi; çünkü o sırada doğru akımlı jeneratörler yap­maktaydı.

    Edison’un ilgisini asıl çeken şey Tesla’nın kendisiydi. Görünüm itibariyle garip bir kişiydi.

    Uzun boylu, her sabah kalktığında ceketini, tozluğunu ve eldivenini bile unutmaksızın tertemiz giyinen kültürlü ve şiir tutkunu Avrupalı.

    Edison ise kendi saçını kesen ve yiyecek lekeleriyle kaplı ay­nı elbiseyi günlerce giyen derbeder bir adamdı.

    Tesla’nın tahayyül yeteneği vs Edison’un “yüzde 99 ter dökme” yaklaşımı. Let the fight begin.

    Edison, Tesla’yı haftada 18 dolar gi­bi cüzi bir ücretle işe alarak, akımı geliştirmesi halinde 50.000 dolar ikramiye sözü verdi.

    Tesla alışageldiği özenle işe girişti. Önceleri yeni patronuna karşı büyük hayranlığı vardı.

    Edison’un ona zekâsını arttırmak amacıyla her gün tavşan yediğini belirtmesi üzerine, şakayı ciddiye alarak haftalarca başka bir şey yemedi.

    Yaklaşık bir yıl sonra doğru akımlı jeneratördeki sorunu çözdüğünde Edison ikramiye yerine ücretini haftada 25 dolara çıkarmayı önerdi.

    Tesla istifasını bastı ve ertesi yıl geçimini işçilikle sağlarken, geceleri kafasındaki icatlar üzerine çalıştı.

    Alternatif akım sistemini geliştirdi. Tesla’nın sisteminin yalınlığı sanayici George Westinghouse’un ilgisini çekti.

    Tesla’yı yanında işe alarak, patentlerini 60.000 dolara satın aldı ve her beygir gücü için ona 2,5 dolar imtiyaz payı ödemeyi kabul etti.

    Edison tehlike sinyalini görmüş olsun ya da olmasın, Tesla ve Westinghouse’u durdurmak gerektiğini biliyordu.

    Savaş ma­kinesini gümbürtüyle harekete geçirdi. Saldırısının dayanağı dalgalı akımın tehlikeli olduğuydu.

    Savını en vahşi biçimde ortaya koymak üzere, hayvan­ları herkesin gözü önünde dalgalı akım kullanarak elektrikle öl­dürmeye başladı.

    Yine de pes etmeyen Westinghouse ve Tesla’nın 1898’de dünyanın ilk hidroelektrik tesisini kurdu.

    1890’lar Tesla için yaratıcılık doluydu. Wilhelm Rontgen’den üç yıl önce x-ışınlarını buldu ve biyolojik risklerine dikkat çekti.

    Marconi’den iki yıl önce ilk radyo dalga aktarıcısını geliştirdi ve telsiz kumandası­nı icat edip patentini aldı.

    Telle dalgalı akım aktarmada ustalaşmış biri olarak, 1890’ların sonu­na doğru tel kullanmaksızın uzaya akım göndermeyi başardı.

    Ondan beklenmeyecek şovmenlik yeteneklerini sergilediği halka açık gösterilerde yüz binlerce voltu vücudundan geçirdi.

    Bankacı J. P. Morgan 1900’de daha da büyük bir telsiz aktarıcısına, Wardenclyffe Kulesi’ne 150 bin dolar yatırmayı kabul etti.

    Tesla’nın planı kü­reseldi: Telefon ve telgraf sistemlerini tek bir telsiz şebekesinde birleştirmek.

    Bu sayede yerkürenin bir ucundan öbür ucuna dakikalarla öl­çülecek sürede resimler ve metinler aktarmak.

    Aslında, interneti yüz yıl kadar önce tasarla­mıştı, hem de sadece bunu da değil, bilgisa­yarın pilsiz çalışabileceği bir sistemi.

    Neredeyse ömrünün tam ortasında (44 yaşında) şöhretin doruğuna varmışken, birden işler sarpa sarmaya başladı.

    Morgan 1903’te Wardenclyffe projesin­den çekildi. ABD Patent Dairesi 1904’te yanlış bir kararla Marconi’yi radyo patentiyle ödüllendirdi.

    Hakaret 1909’da Marconi’ye Nobel Ödülü’nün verilmesiy­le daha da ağırlaştı; aynı şekilde Rontgen’e de 1901’de bu ödüle uygun görülmüştü.

    Tesla Sermayesinin tükendiği 1905’te laboratuvarını kapatmak zorun­da kaldı. İki yıl sonra da George Westinghouse borsada battı.

    Çaresizlik içinde Tesla’dan aralarındaki sözleşmede değişikliğe razı olma­sını rica etti.

    Tesla modern iş hayatındaki en soylu jestlerinden birini gösterdi ve Westinghouse’a şunları söyledi.

    Westinghouse tek seferlik bir ödeme olarak Tesla’ya 200 bin do­lar verdi. O sırada Tesla’nın payının değeri 12 milyon dolardan fazlaydı.

    Gelgelelim, 1914’te Birinci Dünya Savaşa’nın patlak vermesi Tesla’yı Avrupa patentlerinden elde ettiği diğer gelirlerden de yoksun bıraktı.

    Maddi bakımdan bir türlü toparlanamayarak ömrünün son on yılını arkadaşlarının faturalarını otel odasında geçirdi.

    Maddi durumundaki bu dağılmaya gittikçe dengesizleşen ki­şisel davranışlar eşlik etti. Temizlik fetişi Howard Hughes tarzı boyutlara ulaştı.

    Tokalaşmaktan kaçınmak için her çareye baş­vurarak, insanlarla karşılaştığında ellerini arkasına saklama yo­luna gitti.

    Yemek masasında çatal bıçak takımının ısıtılıp sterili­ze edildikten sonra önüne getirilmesini ister hale geldi.

    Sofrada­ki her parçayı bir peçeteyle eline alır, başka bir peçeteyle temiz­ler ve ardından her iki peçeteyi yere atardı.

    Bir zamanlar hoşuna giden akşam yemeğinde iki biftek ye­me huyunu zamanla bırakarak bir vejetaryen kesildi.

    Ama şık giyinmeyi sürdürdü. Gri süet eldivenlerini takmadan dışa­rıya çıkmaz ve bir hafta kullandıktan sonra hemen atardı.

    Her hafta yeni bir kravat satın alırdı ve sadece be­yaz ipekli gömlekler giyerdi. Yakaları ve mendilleri bir kez kullanırdı.

    Zamanla mücevherata karşı bir tiksintisi gelişti. İnciler takmış bir kadının yakınında oturamazdı.

    En şairane ta­kıntısı ise düşünerek geçirdiği saatlerin gözlerindeki rengi soldurduğuna kesin inanmasıydı.

    Çalışmaları da benzer biçimde zıvanadan çıktı. Mars ve Ve­nüs’ten telsiz mesajlar aldığını ileri sürdü.

    Hava durumunu de­netim altına almak için elektriği kullanmaktan söz etti.

    Bütün bunlar halkın zihnindeki Tesla imajının saygın dahiden deli bilimciye dönüşmesini sağladı.

    Tesla 1943’te seksen altı yaşında, ağır borca gömülmüş hal­de otel odasında yapayalnız öldü.

    ABD mahkemeleri 1944’te ni­hayet lehinde karar vererek, radyoyu icat edenin Marconi değil, Tesla olduğunu onayladı.

    O zamandan beri itibarının geri veril­mesi için epeyce şey yapılmış olsa da, Edison ve Marconi hâlâ herkesin hatırladığı adlardır.

    Çoğu insanın hiç göreme­diği, daha derin bir gerçekliğin anlık görüntülerini yakalamanın yüküyle ve keyfiyle yaşadı.

    Ölümünden birkaç hafta önce, son bir kadınsı oldu. Her gün 3327 numaralı odasının penceresine konan bir di­şi güvercinle dostluk kurdu.

    Kuşları hep sevmişti, ama onu “bir başka” sevdi. “O beni anlıyordu, ben de onu anlıyordum.” diye yazdı.

    Birkaç hafta sonra hayata veda etti.

    Elektromanyetik, robot bilimi, uzaktan kumanda, radar, balistik ve nükleer fizik alanlarındaki buluşlarıyla 700’den fazla patent aldı.

    Alternatif akımı, radyoyu, x-ışını tüplerini, floresanı, Tesla bobinini ve daha bir çok şeyi hayatımıza kazandırdı.

    Nikola Tesla “20. yüzyılı yaratan adam”dı.”

     

  • El Altında Tutmalık Web Siteleri

    El Altında Tutmalık Web Siteleri

    İşinize çok yarayacak, kimi sizi eğlendirirken kimi de size pek çok şey öğretecek muhteşem web siteleri ve uygulamalar listesini aşağıda bulabilirsiniz. Bunların pek çoğunu kendim de kullanıyorum. Elinizin altında bulunsun derim!

     

    RoadTrippers

    Dünyayı keşfetmeye karar verenler için rota planlama, konaklama maliyeti, yemek, benzin istasyonları gibi detayları karşınıza çıkaracaktır.

    www.roadtrippers.com

     

    City Mapper

    Başlangıç noktanızı ve gitmek istediğiniz yeri seçtiğinizde kullanabileceğiniz tüm toplu taşıma yollarını ve ne kadar süreceğini gösteriyor. O kadarla da kalmamışlar. Kullanacağınız toplu taşımanın en yakın kalkış saatlerini, o mesafeyi yürürseniz ya da bisikletle giderseniz aşağı yukarı kaç kalori yakacağınızı bile söylüyor. 

    www.citymapper.com

     

    TasteDive

    Sevdiğin bir kitap, yazar, film, dizi, müzik, oyun veya podcast’i yazıyorsun, benzer tavsiyelerde bulunuyor.

    www.tastedive.com

     

    Forvo
    Her dilden bir sürü kelimenin birçok dilde telaffuzu bulunur.
    www.tr.forvo.com

     

    Namechk

    Kullanıcı adınızı yazıyorsunuz, hangi sitelerde alınıp alınmadığını denetliyor.

    www.namechk.com

     

    KendinYapSitesi

    Bir şeyi evinizde yapmak istiyorsanız size yardımcı olabilir.

    www.kendinyapsitesi.com

     

    DropSend

    Boyutu büyük olan dosyaları bu site aracılığıyla gönderebilirsiniz.

    www.dropsend.com

     

    Ninite

    Bilgisayarınıza format attıktan sonra tek tek program indirmekle uğraşmayın. Ninite.com’a girin, yükleyeceğiniz programları işaretleyin ve tek bir tıklama ile bilgisayarınıza indirin.

    www.ninite.com

     

    Pixlr

    Fotoğraf düzenlemeye ihtiyacınız varsa.

    www.pixlr.com

     

    FlickSeeker

    “Şimdi ne izlesem?” diye düşündüğünüz zamanlarda modunuza göre film bulabileceğiniz bir internet sitesi.

    www.flickseeker.com

     

    ŞikayetVar

    Bir ürün veya hizmet aldınız ve şikayetiniz mi var? Bu site tam size göre. Neredeyse tüm büyük firmaların resmi olarak yer aldığı sitede şikayetinizi yazıyorsunuz ve çoğunlukla hızlı bir geri dönüş alıyorsunuz. İş ahlakına sahip olmayan firmalar da var tabi ki, onlardan dönüş alabilmeniz ya mümkün değil ya da şikayetinizi geçiştiriyorlar. Bunları da deşifre etmeniz için uygun bir ortam aslında.

    www.sikayetvar.com

     

    ClassCentral

    Web sitesi dünyanın en önemli üniversitelerinin derslerini ve içeriklerini ücretsiz olarak sunuyor.

    www.classcentral.com

     

    10MinuteMail

    Kayıt olmak için başvurduğunuz platformlara mail adresinizi teslim etmekten sizi kurtarıyor. Buradan aldığınız mail adresi, 10 dakika içinde kendini imha ediyor. Siz de o esnada onay mailiyle gelen aktivasyon linkine tıklayıp işinizi hallediyorsunuz zaten. Spam mailler ya da bilgilerinizi ele verme fikrinden hoşlanmayanlar için ideal.

    www.10minutemail.com

     

    ASoftMurmur

    Oturduğu yerden anlık yolculuklar yapmak isteyenlere. Bu web sitesi, size doğadan ya da çevreden aşina olduğunuz ikonik sesleri sunuyor.

    www.asoftmurmur.com

     

    DuoLingo ve RosettaStone

    Dil öğrenmek artık eskisi gibi zor değil. Duolingo ve Rosetta Stone gibi uygulamalar ücretsiz ve pratik dil öğrenme fırsatını bir tık yakınınıza kadar getiriyor.

    www.duolingo.com

    www.rosettastone.com

     

    DocumentaryHeaven

    Siteden istemediğiniz kadar belgesele doğrudan erişebiliyorsunuz. 

    www.documentaryheaven.com

     

    7Cups

    Sizi isimsiz terapistler ya da danışmanlarla diyaloga sokup tereddüt etmeden içinizi dökmenizi sağlayan bir site var. 7 Cups bu amaçla hizmet veriyor. İngilizce bilmeniz gerekiyor tabii, hizmetin Türkçesi şimdilik yok.

    www.7cups.com

     

    IFTTT

    Telefonunuzdaki uygulamalar arası bir köprü vazifesi görüyor ve kendinize göre ayarladığınız algoritmaları işletiyor. Mesela Instagram’a fotoğraf yüklediğinizde, onu otomatik olarak Dropbox’a at diyorsunuz ve uygulama bunu yapıyor. Tek bir noktadan emir verin, mobil cihazlarınızda, sosyal hesaplarınızda otomatik çalışan planlar oluşturun. İnternet hayatınızı kolaya çevirmenin en basit yolu.

    www.ifttt.com

     

    LostType

    Size uygun fontları bulmanıza yardımcı olabilecek vaha tadında bir hizmet sunuyor.

    www.losttype.com

     

    Mint

    Kişisel olarak iktisadınızı yönetmenizi sağlayan, kullanıcı dostu arayüzüyle mutlu eden Mint adında bir uygulama. Bütçesini sistematik kullanmak isteyen ya da ay sonunu rahat getirmeyi dileyenler için ideal.

    www.mint.intuit.com

     

    FreeRice

    Hep kendinize çalışmanızın alemi yok. Dünya Sağlık Programının gerçekleştirdiği Freerice (Bedava pirinç) uygulaması size İngilizce kelimeler soruyor ve doğru cevaplarınız neticesinde ihtiyacı olan insanlara pirinç ulaştırıyor. Siz de oturduğunuz yerden dünyaya bir fayda sağlamış oluyorsunuz.

    www.freerice.com

     

    BrainFm

    Odaklanmanıza yardımcı olacak müziklerin yer aldığı bu web sitesi, iş yaparken konsantre olmak istediğinizde özel frekanslarıyla daha az yorulmanızı sağlıyor.

    www.brain.fm

     

    Noisli

    Noisli, kendiniz için en uygun atmosferi yaratmanızı sağlıyor. Yağmur sesi, rüzgar sesi, dalga sesi gibi onlarca farklı sesten istediklerinizi seçerek en uygun atmosferi yakalamanız sağlanıyor. 

    www.noisli.com

     

    Instapaper

    İş güç içindeyken makaleleri okuyamıyorsanız, Instapaper’a kaydederek müsait olduğunuzda tümüne ulaşabilirsiniz.

    www.instapaper.com

     

    Wikiwand

    Wikipedi gibi ancak ondan çok daha şık bir tasarımla bilgiye ulaşmanız sağlanıyor.

    www.wikiwand.com

     

    MapsMe

    İnternet bağlantısının olmadığı zamanlarda en detaylı haritalardan biridir.

    www.maps.me

     

    OnlineOcr

    Resimdeki metni tanıyıp bunları düzenlenebilir bir biçime dönüştürebilir. 

    www.onlineocr.net

     

    Fotor

    Fotoğraf üzerinde bir kolaj yapmak, parlaklığı veya rengi düzeltmek, resmi kırpmak gibi basit eylemlerde hızlı ve kolay bir editör olarak karşımıza çıkıyor.

    www.fotor.com

     

    Nomadlist

    En detaylı şehir istatistiklerinden biri. İstediğiniz şehri seçebilir ve bu şehirde yaşam, ulaşım, internet kalitesi, erkek ve kadın sayısı gibi pek çok parametreyi öğrenebilirsiniz.

    www.nomadlist.com

     

    Tunefind

    TV dizileri ve filmlerde yer alan müzikleri hızlıca bulmanıza yarar. Müziğini merak ettiğiniz bölüme tıklayıp, bölümdeki şarkı ve müziklere ulaşabilirsiniz.

    www.tunefind.com

     

    CopyPasteCharacter

    Klavyede olmayan özel karakterler bulun.

    www.copypastecharacter.com

     

    PdfEscape

    Pdf editlemek için ne yapması gerektiğini bilmeyenler için. Online olarak edit yapar.

    www.pdfescape.com

     

    HomeStyler

    Evinizin içini yeniden mi tasarlamak istiyorsunuz? Size yardımcı olacaktır. 

    www.homestyler.com

     

    PolishMyWriting

    Gramer problemi olanlara yardımcı olur.

    www.polishmywriting.com

     

    EveryTimeZone

    Dünya saatlerini öğrenmenizi sağlar. 

    www.everytimezone.com

     

    WhoIsHostingThis

    Hangi site hangi sunucuda barınıyor bilmek isteyenlere. 

    www.whoishostingthis.com

     

    FreeImages 

    Ücretsiz ve yüksek kalitede stok fotoğraflar edinin. 

    www.freeimages.com/tr

     

    CloudConvert

    Online dosya dönüştürün. İstediğiniz şeyi istediğiniz şeye dönüştürün.

    www.cloudconvert.com

     

    SuperCook

    Elinizdeki malzemeleri kullanarak hangi yemeklerini hazırlayabileceğinizi öğrenebileceğiniz bir web sitesi.

    www.supercook.com

     

    Gifs

    Bu siteyi kullanarak YouTube videolarını kolaylıkla giflere dönüştürebilirsiniz.

    www.gifs.com

     

    CouchSurfing

    Gittiğiniz yerlerde bedava konaklamanızı sağlayan uluslararası misafirperverlik servisi.

    www.couchsurfing.com

     

    ProjectNaptha

    Resimlerin üzerindeki metinleri silin. 

    www.projectnaptha.com

     

    FaxZero

    İnternetten fax gönderin.

    www.faxzero.com

     

    VirusTotal

    Bir dosyayı indirmeden önce virüs taşıyıp taşımadığını öğrenin.

    www.virustotal.com

     

    XE Currency

    İstediğiniz her para birimini istediğiniz başka para birimlerine çevirebiliyor. İlk önce uygulamanın hangi para birimini baz alacağını seçiyorsunuz, sonra da karşılaştırmasını istediğiniz diğer para birimlerini.  Gideceğiniz yere göre listeye yeni bir para birimi ekleyerek uygulamanın ana ekranında görünmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin Belarus’a gidecekseniz ve Ruble’yi kavramaya çalışıyorsanız, Ruble’yi ana para birimi olarak seçip aynı anda hem TL hem Euro hem Dolar gibi birkaç farklı para birimi ile kıyaslayabilirsiniz. Kurlar uygulamaya her girdiğinizde güncelleniyor, dolayısıyla güncel olmaması gibi bir durum da söz konusu değil. Tabii ki internet bağlantınız olunca güncellendiğini söylememe gerek yok herhalde.

    www.xe.com

     

    Antipodes Map

    Oturduğunuz yeri kazsanız dünyanın diğer ucunda nereden çıkardınız? Çocukken çok merak ettiğimiz bu soru yanıtlandı. Artık dünyanın neresinde olursanız olun, yeri kazmaya başladığınızda dünyanın diğer ucunda nereye çıkacağınızı gösteren interaktif bir harita var. Site aracılığıyla ister şehir seçerek ister yerinizi harita üzerinden belirleyerek isterseniz de koordinat bilgilerinizi girerek dünyanın diğer ucunda nereye çıkacağınızı öğrenmek mümkün.

    www.antipodesmap.com

     

    FlightRadar

    Uçak yolcunuz mu var? Kendisini saniye saniye takip edebilirsiniz, uçağın ne kadar hızla gittiğini ve daha pek çok şeyi görebilirsiniz. Siteden tüm dünyadaki uçuşlarla ilgili pek çok çeşitli bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Hatta Google Earth eklentisi ile kokpitten seyreyleyin alemi.

    www.flightradar24.com

     

    MarineTraffic

    Gemilerin ve diğer deniz taşıtlarının hareketleri, marina ve limanlardaki mevcut konumları hakkında gerçek zamanlı bilgi sağlar.

    www.marinetraffic.com

     

    BONUS!

    Her geçen gün dünyanın birçok yeni üniversitesi daha derslerini ya tamamen veya kısmen internet üzerinden ücretsiz paylaşıyor. Buna ‘Kitlesel Açık Online Ders’ anlamında kısaca MOOCs veya ‘coursera’ deniyor. 200’den fazla dünya üniversitesi bu şekilde 600 online ücretsiz ders açıklaması yaptı ve bunlara sürekli yenileri eklenmekte. Faydasını göreceğiniz bu derslerden faydalanmanız için çökebileceğiniz adreslerin tamamı aşağıdaki linkte;

    www.qz.com/1120344/200-universities-just-launched-600-free-online-courses-heres-the-full-list

     

    Nilay Gündüz