Etiket: köy
-

70’lerde, 80’lerde Kırsalda Çocuk Olmak
Kırsalda büyürsen ottan bilezik, çiçekten taç yaparsın.Kargıdan at, gelincikten bebek yapıp oynarsın.Ceviz, badem bile oyuncağındır.Arkadaşın erkekmiş, kızmış fark etmez.Ağaçlara çıkar oturur, meyvesinden koparır yersin.O ağaçların birine salıncak kurarlar, sallanırsın.Akarsu gördün mü yerden kuru yaprak alır kayık yüzdürür hatta arkadaşının kayığıyla yarıştırırsın.Bahçedeki her şeyden bir oyuncak çıkar sana, basit bir değnek bile hayalgücünle pek çok şey olur.Gazeteden şapka yapar takarsın başına güneş geçmesin diye.O gazeteden uçak da yapar uçurursun kuş da.Bahçeye kilim serer ödevini yaparsın, arkadaşlarınla o kilimde oturur oynarsın, uzanır kitabını okursun.Salatalığı, acuru, inciri dalından koparır yersin, üzümü asmasından.Yalınayak takılırsın kimse garipsemez.Oynarken yorulur suyunu çeşmeden içersin ya da tulumba çekersin.Yere çizgiler çizer, bulduğun taşlarla kaydırak oynarsın.Kollarınızı birbirinin omuzuna atar arkadaşınla sokaklarda gezersin.Evinin bahçesinde kedi, köpek, tavuk illa ki olur, onları severek, arkadaş edinerek büyürsün.Okulun iki adım ötededir, arkadaşlarınla yürüyerek gider gelirsin.Sokaklar güvenlidir, herkes birbirini tanır, başına bir şey gelmesin diye birbirinin çocuğuna göz-kulak olur.Bahçede, sokakta yorulup eve gireceğinde elini, yüzünü, ayaklarını bahçedeki çeşmede ya da tulumbada yıkar da girersin.Hergün izlediğin bir çizgi film ve bir çocuk programı mutlaka vardır.Yemek vakti yer sofrasında yersin yemeğini, gece yere serilir döşeğin ya da divandır yatağın.Ben kırsalda büyümeyi anlatmakla bitiremem çünkü tüm bunları ve daha fazlasını dibine kadar yaşadım.Ama şimdi kırsalda büyümek diye bir özellik kalmadı, çocukların şehir ve apartman hayatından çok da farklı değil hayatları.Taşlar, değnekler, yapraklar vesaireden oyuncak çıkabileceğinden haberleri yok, tv, telefon ve tablet biliyorlar sadece, dipsiz kuyu olduğu halde onlardan bile sıkılıyorlar, doyum noktaları yok, ruhlarını doyuran bir şeyleri kalmadı ellerinde.Üstleri kirlenmesin, ağaca çıkmasınlar, hayvanlardan korksunlar, arkadaşları olmasın, dalından koparıp yemeyi bilmesinler, okulları bile servisle.Sokakta güvende değiller, kimin kaçırıp ne yapacağı belirsiz.Biz yaşadık hayatı, biz çıkardık tadını, para belki azdı ama her şey bol boldu.Bundan 10 sene sonra 1 bardak su için kavga edecek şimdiki çocuklar, 20-30 sene sonra ise 1 yudum su için savaşırken ölecekler, çünkü bolluğa alışkın bizler israf etmeyi de kendimize hak görüp hunharca tükettik her şeyi.Güçlü olan hayatta kalacak, ana babalarının ezikleyip pısırıklaştırdığı korkaklar hayata tutunamayacak, zekası kuvvetli olanlar zaten bambaşka yerlerde mevki edinecekleri için altta kalanlar savaşırken onlar üstte hiçbir şeyin eksikliğini hissetmeden yaşayan ufak bir kesim olacak.Gelecek pek de iç açıcı değil şimdiki ve ileriki nesiller için.Kırsalda bolluk içinde büyüyen nesil hem haddinden fazla üredi hem de çekirge sürüsü gibi her şeyi sömürerek kendinden sonraki nesilleri kıtlığa mahkum etti.Kırsalda özgür ve mutlu büyüyen nesil kendinden sonraki nesilleri evin içine hapsetti ve o nesillerin şimdi kafaları ekrana gömülü, kulaklarında kulaklık, evlerine kitap girmez, doğadan haberleri yok, müzik bile denemeyecek garip şarkıları dinliyorlar, üstleri biraz kirlense dayağı yiyorlar, can sıkıntısından patlıyor çoğu ve mutsuzlar.Bir kısmı mutlu olmayı azıp kudurup bağırarak etrafa saldırmak zannediyor ama yine de doyumsuzlar, yine de mutsuzlar.O sokakta top oynarken acıkıp da annesine seslenip salça sürülmüş ekmek isteyen çocuklar kırsalda yok artık..Nilay Gündüz..(Telif uyarısı: Yazı 01-09-2022 tarihinde siteye eklenmiştir. Bu tarihten sonra isim ve link belirtmeden izinsiz herhangi bir yerde yayınlandığı tespit edildiğinde yasal yollara başvurulacaktır.) -

Deprem, Kötü Ev Sahibi Ve Köye Kaçış
Geçtiğimiz aylarda Kuşadası Körfezi’nde Yunanistan’a ait ve Kuşadası’na yüzme mesafesi kadar yakın olan Sisam (Samos adıyla da bilinir) Adası açıklarında gerçekleşen ve İzmir depremi olmadığı halde İzmir’deki evlerin çürüklüğünden ve zeminin bina yapımına uygunsuzluğundan dolayı Kuşadası ve Samos’tan çok daha fazla etkilendiği 7 şiddetindeki depreme biz Antalya’dan Kuşadası’na dönünce yerleştiğimiz evde yakalandık.
Çocukluğumdan beri Ege depremlerine alışığım, hatta bataklık zemin doldurularak üzerlerine yapılmış binalarda yaşadığım onlarca yıl Marmaris’te 6,5 şiddetindeki depremlere de alışmıştım. Fakat bu kez Kuşadası’nda yakalandığım deprem kadar uzun sürenini hiç yaşamamıştım ve hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım. Her ne kadar yeni bir binada ve kayalık bir zeminde de olsak bitmek bilmeyen o sallantı benim hayatımda yaşadığım en korkunç şeydi sanırım. Saksılarım düşüp parçalandı, kıyamet kopuyor gibiydi, kedilerin oldukça derin ve büyük kaplarındaki sular çalkalanarak etrafa saçıldı, dışarıda insanların çığlıkları filan derken ”tamam” dedim, ”birazdan bina üstümüze çökecek, böyle ölecekmişiz..”
Şükür ki binamızda çatlak bile olmadan sağ salim atlattık fakat artçılar şiddetli şekilde devam ettiği için ne geceleri uyku kaldı bende ne de gündüzleri huzur. Dış kapıya en yakın yer olan mutfak masasının dipçik gibi sandalyesinde geçti günlerim. Hadi kendimiz 2 kat aşağı kaçmayı başardık, evdeki 7 kediyi nasıl toparlayıp kaçıralım o anda? Kaçıramıyosun da zaten. Toparlayamıyosun… Kendini bile toparlayamıyosun maalesef o anda…
Bu arada sanki rahatımız pek yerindeymiş gibi ev sahibi sıkıntısı da başladı. Yaşadığımız hiçbir kiralık evde kötü ev sahibine denk gelmedik, aksine olabildiğince iyilerdi hepsi de. Bu defa Antalya’dan apar topar Kuşadası’na dönerken mecburen sadece ilandan görerek ve emlakçı lafına inanarak ev tutmak durumunda kaldık ve öyle insanlara denk gelmişiz ki düşmanıma bile dilemiyorum. Evde hiçbir sorunun olmadığını, sadece temizlenip oturulur vaziyette olduğunu söyleyen emlakçının aksine eve taşınınca gördük ki oda kapıları kapanmıyor, klozet sifonunu çekemiyorsunuz çünkü tutup çekebileceğiniz herhangi bir aparat yok, evdeki tüm çeşme bataryaları ağız çalkalarken tetanoz olacağınız derecede küf içinde, balkon korkuluğundaki camlar eksik ve insanın ufak bir dikkatsizlikle 2 kat aşağı uçması işten bile değil, üst katta koronaya rağmen kalabalıkları bitmeyen Arap bir aile yaşıyor ve 2 banyodan da aşağı sürekli pis su akıyor.
Ev sahibi doktor, evleri almış oğlunun eline vermiş, işsiz evlat ev kiralarıyla yaşıyor. Şehzade hazretlerine evdeki sorunları iletiyoruz, şehzade hazretleri de arsızca ”siz yaşayacaksınız evde bana ne?” diyor. Üst kata çıkıp komşuya ”banyolarınız bizim banyolara akıyor” diyoruz, ”git ev sahibine söyle beni rahatsız etme” diyor, arkasında da aşiret gibi bir ev dolusu insan. Balkon camını taktırdık, bataryaları değiştirdik, kapıları yaptırdık ve hepsini cebimizden harcadık çünkü o haliyle yaşanması mümkün değildi. Şehzade hazretleri kabul etmediği için kiradan da düşemedik. Ev sahibine ait yükümlülükleri kiracı olarak biz yerine getirdik, kanunen hak aramaya kalksan kaç sene sürecek ve bize kaç paraya mal olacak Allah bilir. Bize bu sorunlardan ve ev sahibi olacak kişilerin karakterinin ev sahipliğine uygun olmadığından bahsetmediği, evi tamamen sorunsuz diyerek bize pazarladığı için emlakçıya da şikayette bulunduk fakat umurunda olmadı. Bazıları haramdan ve Allah’tan korkmuyor maalesef, iş ahlakı herkeste bulunan bir şey değil. Banyolar ise akıtmaya devam etti tabi ki..
Başa geldi bi kere çekiyoruz, derken kapıda zırt pırt değişik değişik emlakçılar belirmeye başladı. Doktor beyefendi evlerini satılığa çıkarmış, evdeki kiracıyı bilgilendirme zahmetine girmeden eve emlakçılar göndermeye başladı. Kalp ve tansiyon hastası 75 yaşındaki annemin de bizimle yaşadığını ve bu sebeple ekstra dikkatli davrandığımızı, koronadan dolayı evden çıkmadığımızı, dış işleri sadece eşimin hallettiğini, eve kimseyi sokmadığımızı, bu şekilde emlakçıların kafasına göre evimize gelip gitmelerine izin veremeyeceğimizi, evimizin fotoğraflarını çektirmeme hakkımızın bulunduğunu, isterlerse evin boş halinin fotoğraflarını kendilerine gönderebileceğimizi, talip çıkarsa da haftada 1 gün yarım saatlik süre içerisinde hepsine evi gösterebileceklerini, canları istedikçe bizi bu şekilde taciz etme haklarının olmadığını, kanuni haklarımızı avukatımızdan öğrendiğimizi hem emlakçılara hem de doktor beyefendiye söylediğimiz halde emlakçılar ”eyvallah” dese de doktor hazretleri koronayı bahane ettiğimizi iddia ederek emlakçılar ve talipler ne zaman isterlerse evi göstermek zorunda olduğumuz konusunda ısrarcı olmaya ve bizi arayarak bu konuda taciz etmeye başladı. Evi satmasına engel olamazmışız. Engel olmaya çalışan yok zaten, lütfen satsın, en azından bu tipte bir baba oğulun elinde kepaze edilmekten kurtulurduk. Amacımız zaten sattırmamak değil ne münasebet! Şahıs kendisi neyse bizi de öyle zannediyor. Bizim amacımız ise kanuni haklarımızı kullanarak taciz edilmemek. Zaten daire satılana kadar aylar geçer, alan tahliye ettirene kadar da 6 ay süresi oluyor kiracının. O vakte kadar çoktan ev değiştiririz diye düşünüyorduk ama tacizler şiddetini artırdı, doktor beyin telefonda konuşmaları iyice çirkinleşmeye başladı.
Emlakçı hanımlardan biri doktor beye yaranmak için evde kedilerimiz olduğundan bahsetmiş ki bunu kullanarak bizi o anda evden attırabileceklerini sanmış olsalar gerek. Her konuda kanuni haklarımızı biliyoruz. Ayrıca evi tutmadan önce emlakçıya evcil hayvan konusunu sorduğumuzda sitede ve dairede böyle bir problem olmadığını, pek çok evde evcil hayvan olduğunu söylemişti. Karşı dairede oturan teyzeden öğrendiğimize göre oturduğumuz dairede bizden önce yaşayanların köpekleri varmış hatta. Doktor hazretleri onlara da evi satacağını söyleyerek sürekli tacizde bulunmuş ve 8 ay kadar sonunda kiracı evden taşınmış. Ev sahibi doktor beyefendiye bunları söylüyorum, ”o emlakçı da yalan söylüyor komşular da, daha önce o evde kimse oturmadı, köpek besleyen filan da olmadı, ilk kiracı sizsiniz, evde hayvan beslenmez” diyor. Evi kullanan olmadıysa o bataryaları kim küflendirdi acaba? Komşular kiminle komşuluk ve arkadaşlık etti? Herkes hayal mi gördü? Bu evde hayaletler mi yaşadı bizden önce?
Ben hayatımda bu kadar yalancı, bu kadar kötü özellikleri bünyesinde barındıran ne insan ne de doktor görmedim. Hele ki koronanın tavan yaptığı bir dönemde evde kronik rahatsızlıkları olduğunu söylediğim ihtiyar bir kadın varken ”koronayı bahane diyorsunuz” diyerek eve insanların istedikleri zaman girip çıkmaları konusunda bize baskı yapan, ”gelirsem oraya…..” diyerek tehditler savuran bir doktorun var olacağını asla hayal bile edemezdim. Bana laf yetiştiremeyip, her lafında cevabını alıp benimle baş edemeyince bu sefer eşime dadandı ve ”sen karının neden konuşmasına izin veriyosun, kadın bizde konuşmaz, erkek konuşur” şeklinde çağ dışı konuşmaların karşılığı olarak da ”bizde kadın konuşur, biz medeni ve demokratik bir aileyiz” cevabını aldı.
Biz bu insanlara ne yaptık? Bu insan düşmanlığının sebebi nedir? Kirasını, aidatını günü gününe ödeyen, konu komşuyu rahatsız etmekten imtina eden bizim gibi insanlar kirada yaşadıkları her yerde çevreleriyle ve ev sahipleriyle karşılıklı saygılı ilişkiler yürütmüşken bu tiplere nasıl denk geldi? Bunca çirkinliğin sebebi nedir? 2 aylık kiracıyla alıp veremedikleri nedir? Kurduğu korku imparatorluğuyla karısını ve oğlunu höt-döt ederek bastırmış, büyük ihtimal çalıştığı yerlerdeki astlarını da bezdiren, bizleri de bastırmaya çalışan, bir kadın olarak beni korkutamayınca öfkeden köpükler saçan bu şahıs nasıl doktor oldu? Her doktor doktorluk mertebesini hak etmiyor maalesef, hepsini de alkışlamıyoruz biz kusura bakmasınlar. Kimbilir sağlık ocağına giden hastalara nasıl davranıyor bu doktor hazretleri. İnsanlar meslek sahibi olabiliyor ama insan olamadıktan sonra neye yarar?…
Binadaki diğer dairesinde oturan kedili çifte ne söyledi bilmiyorum fakat bir sabah eşyalarını alelacele römorka yükleyerek arkalarına bile bakmadan gittiler. Hiç böyle taşınan görmemiştim. Tacizlerin sonunda haliyle benim de canıma tak etti ve Hayat Eve Sığar uygulamasından ihbarda bulundum. Hemen ertesi gün Emniyet’ten 2 polis kardeşimiz kapımıza geldiler, olayı anlattık, zabıt tuttular ve her türlü haklı olduğumuzu, 24 saat istediğimiz zaman gelip şikayette bulunabileceğimizi söylediler. Taciz devam ederse mutlaka geleceğimi söyledim, şükür ki gerek kalmadı. Çünkü Yaradan her sıkıntıdan sonra olduğu gibi yine bizden yanaydı…
Eşim buraya çok yakın olan Kirazlı Köyü’ndeki bir arkadaşına danışmaya gitti. Amaç Antalya’daki evimizi satıp hemen köyde bir yer edinebilir miyiz bunu öğrenmekti. Çünkü hem deprem artçılarının psikolojik etkisi hem de ev sahibi ve kafamıza akan banyo-tuvalet kaynaklı sıkıntılar dayanılmaz hale gelmişti. Eve döndüğünde öğrendik ki köyde yeni yapılmış, yarı müstakil kiralık bir daire bulmuş. Üstelik yaşadığımız evin nerdeyse yarı fiyatına kirası! Ertesi gün birlikte gittik, gördük, küçükçe bir evdi, sığışmak biraz zor olacaktı ama çam ormanlarının eteğinde, köyün tam ortasında, yepyeni, mis gibi doğanın göbeğinde hatta kat kaloriferi bile çalışır durumda ev köylük yerde insanın kucağına hayatta kaç kere düşer ki?
Velhasıl kelam Kasım’ın son haftası taşındık köye. Depremler oluyor fakat genelde hafif tıkırtılar şeklinde hissediyoruz. Üzerimizde çok katlı bir beton yığını olmadığı ve kapıdan çıkar çıkmaz apartman merdivenlerine değil direkt dışarı çıkıldığı için sanırım kendimizi daha güvende hissediyoruz.
Eski ev sahibi doktor beyefendi hazretleri ve oğlu şehzade beylere gelince.. Depozitomuzu kanuni hakkımız olduğu halde geri ödemediler ve ödemeyi de düşünmediklerinden eminim. Belli ki her sene 2 kiracıyı evden kaçırıp depozito paralarının üstüne yatıyorlar, kaptığım kâr meselesi. Ama olsun, helal etmiyoruz nasılsa çıkar bir yerlerinden. Kimbilir sizler ne çeşit ev sahiplerine denk gelmişsinizdir. Anlatmak istediğiniz bir şeyler olursa yoruma yazabilirsiniz.
Nilay Gündüz