Etiket: kitap

  • 125 Yazar Tüm Zamanların En Şahane Kitaplarını Seçti

    125 Yazar Tüm Zamanların En Şahane Kitaplarını Seçti

    Çağdaş edebiyatın şahane romanları, öykü koleksiyonu, oyunları ve şiirleri, The Top Ten: Writers Pick Their Favorite Books (En iyi 10 Roman: Yazarların Favori Kitapları) adlı bir listede toplandı.
    Listeye katkıda bulunan yazarlar arasında Norman Mailer, Ann Patchett, Jonathan Franzen, Claire Messud, and Joyce Carol Oates gibi isimler de var.
    İşte yazarların favori kitapları:
    20. yüzyılın en iyi 10 romanı:

    1. Vladimir Nabokov – Lolita (1955)

    2. F. Scott Fitzgerald – Muhteşem Gatsby (1925)

    3. Marcel Proust – Kayıp Zamanın İzinde (1913-27)

    4. James Joyce – Ulysses (1922)

    5. James Joyce – Dubliners (1916)

    6. Gabriel García Márquez – Yüzyıllık Yalnızlık (1967)

    7. William Faulkner – Ses ve Öfke (1929)

    8. Virginia Woolf – Deniz Feneri (1927)

    9. Flannery O’Connor – Bütün Hikayeleri (1925-64)

    10. William Faulkner – Avşalom, Avşalom!  (1936)

    19. yüzyılın en iyi 10 romanı:

    1. Leo Tolstoy – Anna Karenina (1877)

    2. Gustave Flaubert – Madam Bovary (1857)

    3. Leo Tolstoy – Savaş ve Barış (1869)

    4. Mark Twain – Huckleberry Finn’in Maceraları (1884)

    5. Anton Çehov – Anton Çehov’dan Hikayeler (1860-1904)

    6. George Eliot – Middlemarch (1871-72)

    7. Herman Melville – Moby-Dick (1851)

    8. Charles Dickens – Büyük Umutlar (1860-61)

    9. Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza (1866)

    10. Jane Austen – Emma (1816)

     

    18. yüzyılın en iyi 10 romanı:

    1. Laurence Sterne – Tristram Shandy (1759-67)

    2. Daniel Defoe – Robinson Crusoe (1719)

    3. Henry Fielding – Tom Jones (1749).

    4. Samuel Richardson – Clarissa (1747-48)

    5. Voltaire – Candide (1759)

    6. Jonathan Swift – Gulliver’ın Seyahatleri (1726, 1735)

    7. Henry Fielding – Joseph Andrews (1742)

    8. Cao Xueqin – Taşın Hikayesi (c. 1760)

    9. Samuel Taylor Coleridge – Antik Denizci Rime (1798)

    10. Pierre Choderlos de Laclos – Tehlikeli İlişkiler (1782)

     

    16. ve 17. yüzyılın en iyi 11 romanı:

    1. William Shakespeare – Hamlet (1600)

    2. Miguel de Cervantes – Don Kişot (1605, 1615)

    3. William Shakespeare – Kral Lear (1605)

    4. William Shakespeare – Macbeth (1606)

    5. John Milton – Kayıp Cennet (1667).

    6. William Shakespeare – Fırtına (1610)

    7. William Shakespeare – Romeo ve Juliet (1595)

    8. William Shakespeare – Antony ve Kleopatra (1606)

    9. Moliere – Molière Oyunları (1622-73)

    10. William Shakespeare – 5. Henry (1599)

    11. William Shakespeare – Othello (1604)

     

    15. yüzyıla kadar en iyi 10 roman:

    1. Homer – Odyssey (Milattan Önce 9. Yüzyıl ?)

    2. Dante Alighieri – İlahi Komedya (1321)

    3. İncil

    4. Geoffrey Chaucer – Canterbury Masalları (1380’ler ?)

    5. Aeschylus – Oresteia (Milattan Önce 458)

    6. Virgil – Aeneid (Milattan Önce 19)

    7. Homer – İlyada (Milattan Önce 9. Yüzyıl ?)

    8. Giovanni Boccaccio – Decameron (1351-53)

    9. Arap Geceleri: Bin Bir Gece Masalları (1450)

    10. Sophocles – Oedipus Üçlemesi (Milattan Önce 496-406)

     

    Rus yazarların en iyi 10 romanı:

    1. Leo Tolstoy – Anna Karenina (1877)

    2. Leo Tolstoy – Savaş ve Barış (1869)

    3. Vladimir Nabokov – Lolita (1955)

    4. Anton Çehov – Anton Çehov’un Hikayeleri (1860-1904)

    5. Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza (1866)

    6. Fyodor Dostoyevski – Karamazov Kardeşler (1880)

    7. Vladimir Nabokov – Solgun Ateş (1962)

    8. Isaac Babel – Isaac Babel’in Hikayeleri (1894-1940)

    9. Nikolai Gogol – Ölü Canlar (1842)

    10. Mihail Bulgakov – Usta ve Margarita (1966)

    Seçilen kitap sayılarına göre yazarlar:
    1. William Shakespeare – 11
    2. William Faulkner – 6
    3. Henry James – 6
    4. Jane Austen – 5
    5. Charles Dickens – 5
    6. Fyodor Dostoyevski – 5
    7. Ernest Hemingway – 5
    8. Franz Kafka – 5
    9. James Joyce, Thomas Mann, Vladimir Nabokov, Mark Twain, Virginia Woolf – 4
    Kazandıkları puana göre yazarlar:
    1. Leo Tolstoy – 327
    2. William Shakespeare – 293
    3. James Joyce – 194
    4. Vladimir Nabokov – 190
    5. Fyodor Dostoevsky – 177
    6. William Faulkner – 173
    7. Charles Dickens – 168
    8. Anton Çehov – 165
    9. Gustave Flaubert – 163
    10. Jane Austen – 161
    KAYNAK: www.toptenbooks.net
    Derleyen: Nilay Gündüz
  • Aile Sistemi ve Doğan Cüceloğlu

    Aile Sistemi ve Doğan Cüceloğlu

    Her ailede ya açıktan açığa konuşulabilen ya da açıkça konuşulamayan ama herkesin uyması gereken gizli kurallar vardır. Aile ne kadar sağlıksız ise kurallar o kadar gizlidir, örtüktür ve bilinçaltına itilmiştir. Fakat açık ya da örtük mutlaka kurallar vardır. Kuralsız aile yoktur.

    Sağlıksız ailenin gizli kurallarından biri mükemmeliyetçiliktir. Yapılan her işte, söylenilen her sözde, girilen her sınavda kişinin mükemmel olması beklenir. Her şey göstermeliktir, başkalarının beğenisi için yapılır. Ölçütler kişinin dışında, başkaları tarafından belirlenmiştir; o ölçütler çerçevesinde bireyin en mükemmeli başarması beklenir. Bireyin ölçütleri değiştirmeye ya da tartışmaya hakkı yoktur.

    Mükemmeliyetçilik kuralı, kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değeri olmadığını, kendi düşünüş ve değerlendirişinin önemsiz olduğunu ifade eder. Bu kuralların geçerli olduğu sağlıksız aile ortamında yetişen çocukların yaşamla ilgili en temel duyguları mutsuzluktur. Kendilerini değersiz bulurlar; değersiz buldukları özlerinden utanç duyarlar; ileride değişebileceklerine inanamazlar ve bu nedenle umutsuzdurlar.

    Sağlıksız ailenin bir diğer gizli kuralı spontanlık da denen kendiliğindenliği bastırmaktır. Kişinin özünden kendiliğinden gelen duygu, düşünce ve davranışların ifadesi yasaktır. Bu ailede kişilerin içlerinden geldiği gibi şarkı söylemesi, kahkaha atması, gidip birini kucaklaması hiç hoş karşılanmaz.

    Özüne güveni olmayınca, mükemmeliyetçilik ve denetleme yoluyla insan çevresinde bir güven ortamı yaratmayı umar. Bu tür insanlar daha önce sözünü ettiğimiz iç ilişkiyi hiç önemsemez ama dış dünya ile olan ilişkilerini çok önemserler. İçteki boşluğu dıştan elde ettikleriyle doldurmaya çalışırlar, istediklerini elde edemeyince kendilerini sorumlu tutmazlar, mutlaka başkalarını suçlarlar. Sağlıksız ailenin gizli kurallarından biri de suçlamadır. Herkes herkesi suçlar. Evde iş yaparken yanlış yapan anne, kabahati çocukların gürültü yapmasında bulur. Aşırı sigara ve içki düşkünü baba, sağlığının bozulma nedenini karısının pişirdiği yemeklerde bulur. Böyle bir ailede yetişen çocuk bir dersten düşük not aldığı zaman doğal olarak öğretmeni suçlayacaktır. ‘Öğretmen bana kırık not verdi’ diyecektir. Sağlıklı ailede yetişen insan ise bu durumda, ‘Öğretmenin sorduğu soruları iyi bilemediğim için kırık not aldım’ der.

    Peki, sağlıklı ailede yetişen çocuk bu sorumluluk duygusunu nasıl kazanıyor? Ana babası kendisiyle koşulsuz sevgiye dayanan gerçek bir ilişki kurmuş olduğu için kazanıyor.

    Sağlıksız ailenin gizli kurallarından bir diğeri ise beş temel özgürlük olarak bilinen algılama özgürlüğü, düşüncelerini ifade edebilme özgürlüğü, duygularını ifade edebilme özgürlüğü, bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü ve son olarak kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğünün inkârıdır. Sağlıksız ailede bu özgürlükler yoktur.

    Çocuk bir şey, bir dünya algılar. Ailedeki otorite, yani anababa, ‘Senin gördüğün dünya yanlış, doğrusu bu,’ der. Eğer o kişi kendi algılamasında ısrar ederse ki normali budur, o zaman otorite onu cezalandırır. Eğer bu kişi büyüme çağındaki bir çocuksa otoritenin, yani ana babasın bilgeliğinden hiç şüphe etmez, edemez. ‘Demek ki, bende bir bozukluk var’ sonucuna ulaşır. Bu tür deneyimler kişinin özünü inkâr eden, zayıflatan yaşantılardır. Bu yaşantıların sık sık tekrar edildiği kalıplayan ailede kişinin özü zedelenir.

    Bir diğer kural konuşmak yasak kuralıdır. Bu kuralı şöyle anlamak gerek: Aile üyelerinin ailenin işleyişi ile ilgili kurallar üzerine konuşmaları, tartışmaları, fikir yürütmeleri yasaktır. Aile içindeki sağlıksız durumdan, bu durumun ortaya çıkmasına yol açan kurallar ve davranışlardan söz etmek yasaktır. Bu kural, beş özgürlüğün kısıtlı olmasına ilişkin biraz önce sözünü ettiğimiz kuralın doğal sonucudur.

    Demokratik yöntemi siyasal yaşamlarında gerçekleştirememiş toplumların önündeki en büyük engel, toplumdaki sağlıksız, kalıplanmış insan sayısının çoğunlukta olmasıdır. Bu tür insanların kaynağı sağlıksız ailedir. Demokratik anlayış aile içinde yaşamıyorsa, siyasal düzen olarak toplumda yaşayamaz. Kişinin günlük yaşamında bir gerçek haline gelemez. O toplumun anayasası demokratik olsa dahi… Dünyanın birçok totaliter rejimi, demokratik görünümlü anayasaların arkasına sığınır.

    Sağlıksız aile düzeni, aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin devamını ister. Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kişilerin birbirini anlamasını ve sağlıklı ilişkiler kurmasını önler. Bu tür kızgınlıklar ve küskünlükler, ailenin sağlıksız oluşunun temelinde yatan esas nedenleri sakladığından, sağlıksız aile düzeni bu kırgınlıkların devamını ister. Bu nedenle, kronik çatışma ve sürtüşmeler ailede sürer gider.

    Sağlıksız ailenin bir başka kuralı da aile üyelerinin birbirlerine güvenmemeleridir. Sağlıksız ailede kimse kimseye güvenmez. Güven duygusu, kişilerin birbirlerine değer verdiği, desteklediği ilişkiler ortamı içinde gelişir. Bu ortam sağlıksız ailede yoktur. Sağlıksız ailede yetişen kişi, kimseden saygı ve koşulsuz sevgi görmediği için, kimsenin kendine yardım edeceğine inanmaz. Yardım etmek isteyenlerin ‘mutlaka bir art düşüncesi, çıkarı vardır’ diye düşünür.

    Biri bana toplumun aksayan yönlerini gösterip bu toplumda yaşamın ne kadar zor olduğunu sürekli söyler ama kendi ailesinde sağlıksız, kalıplayan aileyi sürdürürse, bu kişiyi dinlemenin benim için bir zaman ve enerji israfı olduğunu düşünürüm.

    Rollerin esnek olduğu ailede anne ya da baba, duruma göre çocuklarının arkadaşı, öğretmeni, sırdaşı, gerektiğinde ise güçlü bir otorite olur. Bu tür esneklik sağlıklı aile sisteminde mümkündür; sağlıksız aile sisteminde ise baba bozuk plak gibi hep baba rolüne takılmıştır, onun ötesine geçemez. Sağlıksız aile sisteminde herkes kendi rolünde donmuş kalmıştır ya da donup kalması beklenir.

    Bizim toplum ataerkil bir toplum. Evet, baba güçlü. Baba/ anneden birçok yönden daha az yetenekli olabilir. Başka bir deyişle, bizim toplumda kadın kocasından daha zeki, daha becerikli, daha girişken dahi olsa, rolü icabı arka planda durup, kocasının sözünü dinlemek gereğini duyar. Katı sosyal rol anlayışı bunu gerektirir.

    Anne ve baba, ailenin düzenini en çok etkileyen temel öğelerdir. Bu gereksinmelerin doğal olarak yerine getirilmesi, sorumluluk bilinci içinde birbirleriyle evlenerek, kendilerine ortak bir yaşam kuran yetişkinlere bağlıdır. Anne ve baba gereksinmelerinin karşılanmadığı aile düzenleri çarpık olur ve bu düzen içinde yetişen kişilerin yaşamlarının her yönünü olumsuz yönde etkiler.

    Aile üyeleri birbirlerine güven duymak, yakınlık ve dayanışma içinde olmak gereksinimi duyarlar. Ailenin bu gereksinimlerinin karşılanması gerekir. Eğer karşılanmazsa aile iyi işlemez. Bu gereksinmeler karşılanmazsa disfonksiyonel aile denen bozuk düzenli aile ortaya çıkar. Aile içindeki etkileşim, çocukları ya ‘’ben değerliyim’’ ya da ‘’değersizim’’ duygusuna götürür. Bu gereksinme aile içinde yerine getirilmezse, çocuk kendini değersiz görerek büyür. Genç yaşta evlilik dışı cinsel ilişkiye giren kızların büyük bir çoğunluğunun, yaşamlarında ilk defa ‘ben değerliyim, önemliyim’ duygusunu, bir erkekle cinsel olarak beraber oldukları zaman yaşadıkları gözlenmiştir. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak, çoğu kere ölümle sonuçlanan çatışmaları da kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepkidir. ‘’Ben değerliyim’’ duygusunu aile içinde elde eden birey, kendini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.

    Aile sisteminin ikinci gereksinmesi güvendir. Aile içinde kişilerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine giremeyeceği duygusu, bu gereksinmenin altında yatar. Güven ortamı yaratılamazsa, aile üyeleri güven duydukları başka bir ortama yönelirler.

    Üçüncü aile gereksinimi, yakınlık ve dayanışma duygusudur. Aile üyelerinin birbirleriyle dayanışma ve güven duygusu içinde olması, temel gereksinmelerden bir diğeridir. Aile içinde karşılıklı güven ve dayanışma duygusu varsa, bireyin aile dışında karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etki yapmaz. Güven duygusunun baskın olduğu aile, dış dünyanın yaratmış olduğu üzüntü ve kaygılardan kurtulacak bir sığınak oluşturur.

    Dayanışma ve güvenin olduğu ailelerde yetişen kişiler, bu güven ve dayanışma duygusunu diğer insanlarla olan ilişkilerinde de gösterirler; karşısındakinin iyi niyetli ve dürüst olduğuna inanarak ilişki kurarlar. Güvensizlik ortamında yetişen kişiler ise, kendileri de dahil hiç kimsenin sözüne inanmazlar ve kimseyle dayanışma içine giremezler. Güvensizlik duygusu o kadar derinlere inmiştir ki kendilerine dahi güvenemezler. Bu insanlar her an değişebilen, kimsenin diğeriyle dayanışma içinde olmadığı, herkesin birbirini kullanmaya çalıştığı bir dünyanın varlığını temel kabul ederler.

    İnsan, davranışını kendi paradigması içinde oluşturuyor. Kişi paradigmasının farkında olmayabilir. Ama ister farkında olsun ister olmasın, bu paradigma kişinin geçmişinde oluşmuş ve yapılanmıştır. ‘’Allah kahretsin paradigmasını’’ dediğiniz kişiye tepkisel bir tavır takınmış oluyorsunuz. Bu tür tepkisel tavır, ülkemizde çok sık rastlanan, ama duygusal olgunluğu sığ bir tavır. Karşıdakinin paradigmasını anlayarak o insanla ilişki kuran tavır daha olgun, daha gerçekçi bir tavır. Ve bu tür tavır alışı toplumumuzda pek sık göremiyoruz.

    Aile sistemi içinde temel birim olan anne ve baba, davranış ve sözleriyle sorumluluk duygusunu ya yaşatır ya da yaşatmaz. Aile içinde yalnız anne ve baba değil, herkes sorumluluk duygusunu paylaşıp yaşatmak durumundadır. Çocuklar, kendi yaşları oranında sorumluluk yüklenebilir, sorumluluk duygusu içinde davranışlarını biçimlendirebilirler. Çocuğu tümüyle sorumluluğa boğan ana baba olduğu gibi, tüm sorumluluğu kendi üzerine alan ve çocuklarını her türlü sorumluluktan kurtaran ana baba da olabilir. İlki iç ana babası çok gelişmiş, spontanlığını kaybetmiş, katı ve kuralcı insanlar yetiştirirken, ikincisi yaşamını biçimlendirmekten aciz, sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirir. İkinci tür ailede yetişen kişiler, kendi yaşamlarında yer alan olaylardan kendilerini değil başkalarını sorumlu tutarlar.

    Gelişim aşamalarına uygun bir denge içinde, çocuklara kendi yataklarını yapma, oturdukları odayı temizleme, ev işlerine yardım etme gibi görevler verilmelidir. Çocukların kendi yaşamlarından kendilerinin sorumlu olmasını öğretmek, anne ve babanın yapabileceği en sağlıklı ve önemli görevlerden biridir.

    Yetişkin çocuğun, bağımsız ve sorumlu insana tahammülü yoktur.

    Aile gereksinmelerinin beşincisi, zorluklarla mücadele ederek, onların üstesinden gelmeyi öğrenmektir. Yani çocuğuna kolay bir yaşam veren ana baba pek makbul değildir. Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusuyla ilgili olarak söylenenler, çocukların zorluklarla mücadele etmesinde de geçerlidir. Çocuğu, içinde bulunduğu gelişme aşamasına uygun zorluk derecesindeki sorunlarla baş başa bırakmak, onun bu zor sorunlarla mücadele ederek uğraşmasına olanak vermek, kendine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bir birey olarak yetişebilmesi için gereklidir. Ailenin bu gereksinmeyi karşılaması gerekir. Karşılaştığı her zorlukta çocuğuna yardım eden ana baba, sürekli başkalarından yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenemeyen bir insan yetiştirir.

    Annenin çocuğunu dövmesi, onun için sağlıklı bir mücadele ortamı oluşturmuyor. Bu tür bir ortamda herhangi bir eğitim öğesi yok. Annesi çocuğun özünü yıkıcı bir tavır içinde.

    Zorluklarla mücadele ederek, onların üstesinden gelmeyi öğrenmeye bir örnek verecek olursak;

    çocuk emeklerken bile böyle ortamlar yaratılabilir. Örneğin, emekleme aşamasındaki çocuk kendi başına bir sandalyeye çıkmaya çalışıyor olabilir. Böyle bir durumda ana baba çocuğa yardım etmez. Bırakır, çocuk düşe kalka, deneye yanıla o sandalyeye çıkmasını kendi başına öğrenir. Çocuk için önemli bir tehlike söz konusu ise, örneğin sandalyenin çevresinde kırılmış cam, bıçak ya da taş gibi sert nesneler varsa kaldırılır ya da sandalye daha emniyetli başka bir yere taşınır. Yani çocuk düştüğü zaman ona zarar vermeyecek bir ortam olmasına dikkat edilir. Çocuk büyüdükçe daha zor mücadelelere girmeye çalışır. Kendisinden daha ağır bir paketi taşımaya çalışır; kendisinden güçlü biriyle dövüşmeye kalkar. O zaman ne yapmalı? Önemli olan, çocuğun kendi gücünün sınırlarını gerçekçi olarak öğrenmesidir. Eğer çocuk ağır bir paketi kaldıramıyorsa önce ona gücünün yetmediğini anlamalı. Daha sonra çocuk belki paketi açarak içindekileri teker teker taşımayı deneyebilir. Gücünün yetmediği kişilerden çekinmeyi öğrenir ya da daha iyi dövüşmesini öğrenir. Önemli olan, çocuğu yaşama güçlü olarak hazırlamaktır. Bu tutumuyla ana baba, çocuğa gerçekten değer verdiğini ve onun başarılı olmasını içtenlikle istediğini belirtmiş olur. Ana babasından bu mesajı alan çocuğun kendini güçlü ve yaşama hazır hissetmesi kaçınılmazdır.

    Altıncı gereksinim kendini gerçekleştirmedir. Kendini gerçekleştirme, mutluluğa götürür ve aile bir mutluluk ortamı olmalıdır. Şimdiye kadar sayageldiğimiz gereksinmeler karşılandığı takdirde, aile ortamı başka hiçbir ortamda bulunamayacak mutluluk olanakları sağlar. Bir babanın ya da annenin çocuklarıyla gurur duyması, onların iyi ve sağlıklı insanlar olarak topluma katıldıklarını görmesi, büyük mutluluk kaynağıdır. Çocuklar anne ve babalarını dünyanın en önemli ve kudretli insanları olarak görürler. Çocukların, anne ve babaları tarafından kabul edilip, sevilip desteklenmesi, başka hiçbir kimsenin yapamayacağı kadar, onları mutlu ve yaşamlarından doyumlu kılar.

    Mutlu yetişen insanlar, olayların çoğunda mutlu olunacak bir yön bulurlar. Mutsuz yetişen insanlar ise, olayların çoğunda mutsuz olunacak bir yön bulurlar. Onları mutlu edecek olayların sayısı yok denecek kadar azdır.

    Aile sisteminin yedinci gereksinimi, sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturmaktır. Manevi yaşam, evreni anlamlı bir biçimde bütünleştiren dünya görüşünü temsil eder. Bu anlamıyla manevi yaşam, din kavramından daha kapsamlı oluyor. Din, belirli kurallara dayalı bir sosyal kurum oluşturur; manevi yaşam kişinin kendi içinde Tanrı’yı ve hakikati bulmasına yönelir. Din, toplumu (cemaati) vurgular; manevi yaşam ise bireyin özüne yöneliktir.

    Daha önce her insanın iki tür ilişkisi olduğundan söz etmiştik. Bu ilişkilerden biri kişinin kendi iç dünyasıyla, kendi özüyle olan ilişkisi, diğeri de dış dünya ile toplumla, başkalarının beklentileriyle olan ilişkisidir. Din ve manevi yaşam için de böyle bir ayırım yapabiliriz. Belirli kurallara, beklentilere, dış ilişkilere önem veren dünya görüşüne din, kişinin özüyle evrenin ilişkisine önem veren görüşe manevi yaşam adını veriyorum.

    Manevi yaşam öğretilerini temel alan kişilere mistik, mutasavvıf denilir. Bizim tarihimizde mistiklere örnek olarak Mevlana ve Yunus Emre gösterilebilir. Katı din kuralları içinde yetiştirilen çocuk, kendi dışında bazı kurallara göre yargılanacağına ya da ödüllendirileceğine inanır. Bağnaz din koşullandırmasının baskın olduğu aile ortamında yetişen çocuk, kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek, iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedecek bir tutum yerine, körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Bu tür katı kurallar ortamında yetişen insanlar, sadece kendilerini değil, bütün insanları yargılamayı öğrenirler. İnsan yaşantısı ve deneyimi değerli bir süreç olmaktan çıkarılmış, her insan ve olay, kendilerinin de tam anlamadığı bazı kurallara uygunluk derecesine göre değerlendirilmeye başlanmıştır.

    Manevi yaşamı ailede beslenen çocuk ise sağlıklı gelişir. Evrenin bir bütün olduğunu, bu bütün içinde yer alan her birimin, her olayın, kendine özgü benzersiz bir yeri olduğunu öğrenir; bu nedenle ailedeki her bir bireyin, oldukları gibi değerli olduğunu, kendi yetenekleri, düşünceleri, duygulan içinde kabul edilmesi gerektiğini anlar. Böyle bir temel, bildiğimiz tasavvuf anlayışına yakın düşer ve birleştirici, kaynaştırıcı, evrensel bir dünya görüşünü geliştirir. Sağlıklı manevi yaşam, ailenin çocuklara verebileceği en değerli armağandır. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar güleç yüzlü, sevecen, insanlara olduğu kadar doğaya da saygılı bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.

     

    Doğan Cüceloğlu’nun Yetişkin Çocuklar isimli kitabından altını çizdiğim cümleleri paylaştım sizlerle.

    Rahmet ve sevgiyle…

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Okuma ve Nootropik Etki

    Okuma ve Nootropik Etki

    Yalnızca kendi hayatımızı yaşarız. Ancak kitaplar vasıtası ile sayısız bilgelik kazanabilir, onlardan elde ettiğimiz çıkarımlarla şekil değiştirebiliriz.

    Bir yazar yazısını yazar, bitirdikten sonra baştan sona okuyup yeniden şekillendirir. Nihai olarak en son hâlini verip, düzenlediğinde dolaşıma bırakır.

    Yarattığı sözlerin gücüne ise tam da bu noktadan sonra şahit olmaya başlar. Başkalarını etkileme veya etkileyememe, değiştirme ya da değiştirememe gibi sonuçlar bir yol haritası çıkarır ve tüm bunlar tıpkı bilim gibi, yeni bir teknolojik icadın çıktığı yolculuğa benzetilebilir.

    Bilge bir kişiliğin sizinkilerden daha mükemmel olduğuna inandığınız yazılarını okuduğunuzda onun düşüncelerinde medite olmuş vakitler geçirirsiniz.

    Aslında teknolojiler, kitaplar, düşünceler hiçbiri bizden değerli değil. Aksine biz olmasak anlamsız yığınlardan öteye geçemezler.

    Onları değerli kılan bizlerin yaklaşımlarıdır. Ve teknolojiye çığır açtıran bizleriz. Yazarlar bizim sayemizde bilgeler, markalar bizim sayemizde dünyanın en çok tercih edilenleridir.

    Nootropik ilaç olarak adlandırılan bazı ilaçlar alındığında kişinin dikkat artışı, öğrenme kolaylığı gibi özelliklerinde az miktarda değişiklik olduğu gözlemlenir. Bahsi geçen birkaç yeni yapımda nootropi çok abartılsa da, aslında etkisi sınırlıdır.

    Fakat bu etkiyi güçlendirmek, kalıcı olmasını sağlamak, hatta hayatınızı değiştirmesine izin vermek sizin elinizde. Okuyarak!

    Her ilacın etkisi geçicidir. Ancak düzenli okuma yapmak kalıcı bir şekilde zihninizi yükseltir ve bir ömür boyu fayda sağlar. Üstelik kitapların yan etkileri asıl etkilerinden de faydalı.

    Okuma alışkanlığını her gün belirli dozda almanız gereken bir ilaç olarak düşünün. Misal elli mg eşittir elli sayfa gibi. Bu ilaç bağımlılık yaratan bir ilaç olsun ve kullanmadığınız zaman yoksunluk çekeceğinize, sefil duruma düşeceğinize, algılarınızın, bakış açınızın daralıp zamanla beyninizin işlevselliğini yitireceğine sizi inandırsın.

    Bir toplulukta kitap bağımlısı olduğunu söylemek, sigara bağımlısıyım belirtmekten daha havalı olsa gerek.

    Sadece belli bir süre okuma yaptıktan sonra kendinizde izleyeceğiniz değişimler bunu en doğru hali ile açıklayabilir. Kaldı ki bunun doğrusu yanlışı olduğuna da inanmak istemiyorum. Çünkü okumak oldukça öznel ve son derece kişisel bir eylem.

    Benim inandığım şey; kitap okuyarak aklımızı bilinç dahilinde bir başka kişinin akış durumuna geçirerek yeniden programlama gücü kazandığımız.

    Bilgelik benim açımdan açlık arzumu doyurabilen tek olgu. Çünkü bilgelik kazandıkça yani okuyup başka hayatları deneyimledikçe aşırı hoşnutsuzluk riskiniz ortadan kalkar. En değerlisi bilgeliğin yaşla hiç alakası olmadığını açık seçik yine, yeniden görmüş olursunuz.

    Zihinsel işletim sistemimizi güncel tutmayı başardığımızda, ana uygulamalarımız, yani konuşma, yazma ve iletişim kurma eylemleri hep daha hızlı ve sorunsuz çalışıyor ki bu bilindiği üzere tecrübe ile sabit.

    Umuyorum ki sizin sürümünüz de günceldir.

    Unutulmamalıdır ki en iyi kitaplar, yazar yaşamın akış hâline dahil olabildiğinde yazılır. Anlatıcı bu sayede az bilgi, çok bilgelikle ilhamını ya da görüşlerini hayatın akışından toparladıkları aracılığıyla karşı tarafa iletebilir. Kargaşaya gerek kalmadan okuyucuya fikirlerini taşır ve onu kendi akış durumuna getirdiğinde sihir gerçekleşmiş olur. Zihinsel işletim sisteminiz güncellenir. Yeni sürümünüzde yeni özellikler ve daha işlevsel kısayollar görünür hâle gelir.

    Sürecin işleyişini yukarıda metaforik olarak böyle özetleyebiliriz.

    KAYNAK: Gürcan Öztürk / Matematiksek / Komplike Dergi

  • Edebiyatın Karanlık Kahini: Aldous Huxley

    Edebiyatın Karanlık Kahini: Aldous Huxley

    Bütün zamanlarda rastlayabileceğimiz, zamanını aşmış, hatta zaman hakkında öngörüde bulunmuş ve bu öngörüleri gerçekleşmiş insanlar vardır. Bugün sizler için Aldous Huxley’nin hayatından sahneleri paylaşmak istedim.

    “Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur…”

    -Aldous Huxley

    İnsanlığın yok oluşuna dair senaryolar ve teoriler üretmek sanatın hemen her alanına yayılmıştır. Sinema perdeleri, kitap sayfaları; anti ütopyalara ve bizlerin karanlık sonuna dair çarpıcı saptamalarla doludur. Yaşadığı dönemin sosyolojik yapısını son derece başarılı bir şekilde gözlemleyen bazı yazarların geleceğe dair neredeyse doğaüstü denilebilecek varsayımlarda bulunması “anti-ütopya kahramanları” efsanesini yarattı. Bunların bir kısmı çoktan gerçekleşti ve tıpkı onların tahmin ettiği gibi bu gerçekleşen kötü kehanetleri kimse anlayamadı çoğu zaman; anlamak istemedi.

    Distopya genellikle ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini anlatmak için kullanılır. Distopik toplum, otoriter –totaliter bir devlet modeli veya daha farklı bir baskıcı sistem altında karakterize edilir. Distopik kitaplar ve yazarlar çoğunlukla bilim kurgu türünün alt dalı olarak görülür. William Gibson gibi modern yazarlar ise distopyayı bilimkurguyla harmanlayıp siber-punk kültürünü yarattılar. ‘’Neuromancer” her şeyi başlatan ilk kitaptı. “Matrix” filminin ve getirdiği felsefenin en önemli ilham kaynaklarından biri olan bu kitap bir bilgisayar korsanının hikâyesini anlatıyor. Son yıllarda öyle veya böyle hepimizin bir şekilde kulağına çalınan siber alem korsanları, sanal dünyanın düzen bozucu garip ve tehlikeli karakterleri olarak tanıtıldı. Kitabın ana karakteri, şimdiye kadar yapılmış en büyük bilgisayar korsanlığını başarmak için tutulur. Modern dünyanın yapay zekâya yenilişini ve insanın robota dönüşünü çarpıcı bir gerçeklikle aktaran roman, sanki uçurumun tam kıyısında sallandığınız hissini veriyor. Hikayenin en önemli olgularından biri gittikçe devleşen küresel holdingler ve şirketler… Dünyayı ilgilendiren hayati kararların birkaç insanın parmağının ucunda oluşunun ne anlama geldiğini ve bize nelere mal olacağını sade ve akıcı bir dille anlatan roman bilimkurgu türünün bir şaheseri olarak kabul ediliyor, ama hala yeterince ciddiye alınmıyor. Oysa yazar bize daha önce hiç bakmadığımız bir yönü gösteriyor. “Herkesi değişmekle suçluyorsunuz. Peki, siz ne kadar değiştiniz?” diyor.

    Geçmişin sayfalarından bize seslenen bu karanlık kâhinlere ve bazı sözlerine kulak verin. Onların hayatları ve hikayeleri, puslu yarınlarımızı aydınlatabilir.

    “Belki bu dünya da başka bir dünyanın cehennemidir.”

    -A. Huxley

    Aldous Leonard Huxley 26 Temmuz 1894 yılında İngiltere’nin Sussex bölgesindeki Godalming’de doğdu. Birçok ünlü bilim   adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Oxford’daki Eton College’da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Balliol Koleji’ni bitirdi. Yaşadığı hayat ve savunduğu fikirler çoğu zaman çağdaşlarının saldırılarına hedef oldu fakat o eşi benzeri bulunmaz bir hatipti. Aldous Huxley hiçbir zaman ucuz söz cambazlıklarıyla vakit kaybetmemiştir. O tam ortadan ikiye bölünmüş bir ruh taşıyordu. Bir parçası her zaman gizemi ve bilinmeyeni düşünür, ruhun yapacağı mistik yolculuklara kafa yorarken; diğer parçasıysa son derece keskin ve rasyonel zekâya sahip bir bilim adamıdır. Diğer yandan Huxley gelmiş geçmiş en büyük entelektüellerdendir. Öldüğünde pek çok akademik çevre tarafından modern düşüncenin ve en yüksek entelektüel bilginin sembolü olarak kabul edilmiştir. Aklın hayalin alamayacağı büyüklükte bir öğrenme arzusuyla insanın hayatı boyunca okuyup anlayabileceğinden daha fazla kitap okumuştur. Mistik düşünürlere göre özellikle günümüz dünyasında zeki görünmek birkaç sayfayı ezberlemekten geçiyor. İnsanlar kendi benliklerine o kadar yabancı yaşıyorlar ki, başka birinin okuduğu kalın ve çoğu zaman gereksiz kitaplar yığınına bakıp o kitapları okuyanların zeki olduğunu düşünüyorlar. Oysa ayaklı bir kütüphane olmak zeki olmak demek değildir. İşte burada Aldous Huxley’i diğerlerinden ayıran noktayı açıkça görebiliyoruz. Öğrendiği her yeni şeyle kendisine yeni kapılar ve dünyalar yaratan yazar; yaşamının büyük bir kısmında neredeyse tamamen kördü. Buna rağmen araştırmaktan ve hayatın en uç deneyimlerini yaşamaktan çekinmedi.

    En büyük kitaplarından biri olan Cesur Yeni Dünya’ya bir alternatif olarak yazdığı Ada adlı kitabı için girdiği derin araştırmaların inanılması güç boyutunu kendi ağzından yazdığı notlardan anlayabiliriz:

    “Antik Yunan mitolojisi, Polinezya Antropolojisi, Sanskritçe, Çince veya Budist metinlerin çevirisi, bitki ve ilaç üzerine yüzlerce bilimsel araştırma makalesi ve sayısız deney raporu, nörofizyoloji, psikoloji ve eğitim alanında yazılmış sayısız deneme ve araştırma yazısı… Bunun yanında aklınıza gelebilecek her türden absürt yeni ve eski kitaplar, şiir, eleştiri yazıları, seyahat kitapları, politik yorumlar ve her türden insanla yapılmış binlerce röportaj. Filozoflardan aktrislere, akıl hastalarından Rolls Royce firmasının yöneticilerine kadar… Şimdiye kadar araştırdığım bu notlardan yola çıkarak sanırım artık Ada’yı yaratabilirim”

    Kendi yazdığı kitabın anti-tezini yazmaya cesaret edebilecek az sayıda insan vardır. Yazdığı şahesere verilebilecek en güçlü cevabı da yine kendisi vermişti… “Yaşadım ve değiştim.’’ diyor .”Genç bir idealistken dünyayı değiştirmek isterdim, artık anladım ki evrende kesin olarak değiştirebileceğiniz tek şey bizzat kendinizsinizdir.”

    ‘Bir gün gerçeği öğreneceksiniz, o zaman GERÇEK hepinizi delirtecek.’

    Aldous Huxley

    Gözündeki problem yüzünden pek çok arkadaşının gittiği 1. Dünya Savaşı’na katılamayan Aldous Huxley bunun yerine kendi iç dünyasında garip bir seyahate çıkmıştır. Mistisizmle ve spritüel dünyayla ilgilendiği kadar tıp ve bilimle de her zaman yakından ilgiliydi. Fakat gözündeki sıkıntılar onu hayatta en sevdiği şeyden, okumaktan alıkoyuyordu. Çevresindeki dünya ise savaş ve açlıkla her gün biraz daha sefalete sürükleniyordu.

    İnsanlığın gidişatından oldukça rahatsız olan Huxley başyapıtı Cesur Yeni Dünya’yı tamamladığında “beat” kuşağının gurularından biri olarak kabul edileceğini ve ölümünden yıllar sonra bile kitabının gençlerin başucunu süsleyeceğini tahmin edemezdi. Ama kitap bir tokat gibi okuyan her yaştan insanı sarsıyordu.

    Cesur Yeni Dünya’yı tarif etmek oldukça zor, çünkü Orwell’in totaliter ve baskıcı rejimindeki gibi şiddet ve alttan alta kaynayan kaos yok burada. Orwell yaşadığı zaman çektiği sıkıntılar dolayısıyla faşizme, kominizme ve totaliter her türlü düşünceye karşıydı. Dolayısıyla kitapta bu baskıcı rejimlere tamamen karşı bir tutumla onları en karanlık şekilde tasvir etmeyi uygun görmüş, oysa Huxley’in dünyası adeta bir liberal ütopyası… İlk bakışta bir anti-ütopya olduğunu anlamak bile zor. Hastalık yok, açlık yok, savaş yok. İşçiler isyan etmiyorlar. Her gün mutlulukla hizmet edip gülümseyerek evlerine dönüyorlar. Golf oynayabilirler veya mucizevî Soma’yla hayattan sınırsız zaman çalabilirler. Kitabın mucize uyuşturucusu Soma geleceğin laboratuarlarında üretilecek olan bir mucize ilaç. Onu aldığınızda hayalinizdeki herhangi bir şeyi tüm gerçekliğiyle yaşıyorsunuz. Örneğin işyerinizdeki 1 saatlik molanızda bir Soma yutabilir ve 1 haftalık Hawai tatiline çıkabilirsiniz. 1 saatlik yoğun deneyim ve sinirsel uyarının ardından yenilenmiş ve huzurlu olarak işinize geri dönebilirsiniz. “Böyle mükemmel bir ilaç olsa kimse evinden çıkmaz, herkes kendi kurduğu hayal dünyasında yaşardı” diyebilirsiniz. Ama bu sistemde kimse sorumluluklarını ihmal etmiyor ve herkes sabah olduğunda görevinin başına geçiyor. Görünüşte mükemmel. Sokakta aç gezen sahipsiz hayvanlar yok. Hiçbir çocuk ailesi tarafından terk edilmiyor. Çünkü tüm sistem aslında dev bir yetimhane… Büyüdüğünüzde bile içinden çıkamadığınız, daha da kötüsü çıkmak istemediğiniz bir düzenek. Cesur Yeni Dünya’da insanlar yapay yollarla ve bir kast sistemiyle oluşturuluyorlar. Her sınıf kendi özel genetik koduyla yaratılıyor ve hepsine farklı isimler veriliyor alpha, beta, epsilon gibi. Her türün kendine has bir görevi var. Tüplerde beslenen bebekler doğar doğmaz şartlandırmayla eğitiliyorlar. Yani yaratılıştan itibaren bir memur ya da bir işçi veya bir yönetici olarak yetiştiriliyorsunuz. Zamanı gelince görevi başına geçen kimsenin aklına karşı çıkmak dahi gelmiyor. Bir bilet satıcısı olabilirsiniz… Bir bilet satıcısı olmak için dünyaya geldiniz. Yaşamınız böyle bir kölelik illüzyonuyla geçip gidiyor. Her distopik romanda olduğu gibi burada da durumdan hiç memnun olmayan bir ana kahraman sistemi kökünden sarsıyor. Soma ise hayatın bu monoton ritminden sıkılıp bunalanlar için ellerinin altında hazır. Çünkü artık seks yapmak bile bir görevdir. İnsanoğlunun seri üretimi veya her şeyi çözecek olan mucize ilaç gibi fikirler bazı insanlara hala oldukça bilim kurgu olarak gözükebilir. Fakat her ne kadar tamamen fantastik bir düşüncenin ürünü olsa da başınızı kaldırıp çevrenize gerçekten baktığınızda bazı garip benzerlikleri görebiliyorsunuz. Örneğin bilgisayar oyunları… Tamamen yapay bir dünyada, yapay zekânın size izin verdiği oranda bir özgürlükte yaşanan hayatları ele alalım. Şu anda siz bunları okurken milyonlarca insan internetin başında sanal dünyada yaratılmış alternatif bir gezegende savaşıyor, ordularını kuruyor ve gruplar oluşturuyor. İnsanlar Facebook üzerinde boşanıp tekrar barışabiliyorlar. Dünyayı etkisi altına alan “Oyun Bağımlılığı” aslında ölümcül bir illet olabilir. Yıllar önce oynadığım bilgisayar oyunlarından birinde unutamadığım bir uyarı vardı. “Oyunun çok güzel ve eğlenceli olduğunu bizde biliyoruz ama oyuncular lütfen yemek ve uyku gibi hayati ihtiyaçlarınızı 6 saatten fazla ertelemeyin.” Bu cümle son yıllara kadar gerçek dışı bir cümle olarak kabul edilebilirdi. Ta ki Japonya ve Amerika’da bilgisayar oyuncusu pek çok kişi hayatını kaybedene kadar… Uyumayı ve yemek yemeyi bile unutup kendisi için yaratılmış yapay bir dünyada ölene kadar kalmayı tercih eden bu yeni nesli ve özellikle son yıllarda gittikçe ateşlenen genetik bilimi ve kopyalama tartışmalarının ışığında bu günlerde “Cesur Yeni Dünya” yeniden okunmalıdır. Seçim yapamadığınız, sizin yerinize her şeyi seçen insanların bulunduğu, ama yine de hep mutlu olduğunuz bir yer, herkesin herkesi elde edebileceği, rekabetin sıfır olduğu bir çevre. Kitabın yazıldığı dönemde henüz klonlama denen kavramın bile var olmadığı düşünülünce, Huxley’nin genetik biliminin geleceğine dair düşünceleri önünde saygıyla eğilmemek imkansız. Romanda bireyler, mutlu olduklarına o kadar inandırılmışlardır ki, asla bir epsilon, alfa olmak istemez, bir hademe bir müdür olmak istemez, bir sosyal hizmetli bir doktor olmak istemez. Herkes olduğu durumu benimsemiştir. Ona yüzde yüz adapte olmak ve sisteme itaat etmek için yaratılmıştır. Toplumun yöneticileri her tür insanı duygulardan, isteklerden, tutkudan, korkudan, hatta kendi tarihinden bile uzak bireyler tasarlamış, bu sayede istikrarı sağlamıştır. Kişi olmak, hatta insan olmak yok edilmiştir, birey sadece toplumun devamlılığını sağlayan bir “parça”dır…

    Bu romandan yıllar sonra Aldous Huxley “Cesur Dünyayı Ziyaret” adlı yeni bir kitapla yeni dönemin sosyal ve politik atmosferini son derece başarılı yorumlamayı başardı. Nihayetinde Huxley Doğu mistisizminde aradığı bazı cevapları buldu. Ütopyası “Ada”da, “Cesur Yeni Dünya”nın anti-tezi olan mükemmel bir toplum yarattı. Deliliğin ve cinnetin zincirlerinden kurtulmuş bir toplum…

    “Çoğu insanın genel olarak bir cehennem kavramına ve yaptıkları her kötülüğün ölümsüz bir iskelet tarafından cezalandırılacağına inanıyor olması, onların yine de sanki ölüm henüz hiçbir şekilde kanıtlanmamış bir söylentiymişçesine rahat davranmalarına engel olmamıştır.”

    Aldous Huxley

    Aldous Huxley’in çok bilinen başka bir yönü onu neredeyse meslektaşlarının bile aforoz etmesine neden olmuştur.

    Huxley bir keresinde şöyle demiştir: “Dalın ucuna gitmekten korkmayınız. Meyve oradadır.” Hayatı boyunca bu felsefeyle yaşayan düşünür, özellikle antik kültürlerin bitki bilimi ve botanik bilimiyle yakından ilgileniyordu. Bir gün genç bir psikiyatrist olan arkadaşı ona “meskalin” adlı bir maddeden söz etti. Bu Meksika yerlilerinin “peyote” adını verdiği kutsal bir bitkinin özüdür. Dinsel ayinlerde binlerce yıldır kullanılan bu bitki çok kuvvetli sanrısal bir madde olan meskalin içermektedir. Meskalin algı ve gerçeklik kavramlarını tamamıyla değiştiren güçlü ruh halleri meydana getirir. Psikiyatrist, Huxley’e bu maddeyi ve özelliklerini anlattığında, çok genç yaşta olmamasına rağmen pek çok kişinin cesaret edemediğini hemen yapmaya karar verir. Arkadaşına kendisinin gözetiminde bu çok güçlü uyuşturucuyu denemek istediğini söyler. Burada ilginç olan nokta şudur: Tüm bunlar 1950’li yıllarda geçiyordu. Dünya 68 kuşağının getirdiği özgürlük felsefesiyle henüz tanışmamıştı. Henüz hippiler ya da LSD ortalarda yoktu ve toplum bilmediği her şeyden nefret ettiği gibi eski zamanların bu gizemli iksirlerinden de nefret etmeye hazırdı. Aldous Huxley’in o gün verdiği karar ve sonrasındaki deneyimlerini anlatan kitabı yıllar sonra bir döneme damgasını vurdu.

    6 Mayıs 1953 yılında sabah 11.00 sularında arkadaşı psikiyatrist Humpry Osmond’un gözetimi altında ve bilimsel laboratuar koşullarında 400mg meskalin sülfat içer. Sonrasında olanları anlattığı kitabı “Algının Kapıları” bir kuşağın adeta kutsal kitabı olacaktır. Huxley’e göre beynimiz sürekli olarak bizleri şartlandırır ve görüp hissettiğimiz her şey bu algının kapılarından, yani bir nevi sansürden geçer. Huxley bunu şuna benzetir:

    “Her tarafı kirli balçıkla sıvalı bir pencere düşünün. Dışarıyı hiçbir şekilde görmenize imkan yok. O kirli pencerenin ardından gerçekliği anca varla yok arası bir hayal olarak seçebilirsiniz. İşte bizler bu çamurun ardından seyrediyoruz her şeyi. Kendimizi bile… Meskalin benzeri maddeler o balçık sıvanmış kirli camın ufak bir noktasının bir anlığına temizlenmesine benzetilebilir. O bir anlık temiz noktadan her şeyi olduğu gibi seyredebilirsiniz. İlk defa gerçekten görebilirsiniz. Eğer algının kapıları temizlenebilseydi, her şey insana olduğu gibi görünürdü: Sonsuz… Bu diğer dinlerdeki aşkın zikirleri hatırlattı bana. Ses olduğundan farklı anlamlara bürünüyor. Ve insanlar sürekli aynı ritimde bir şeyi mantra gibi tekrar ettiklerinde heyecanlanıyorlar, kalp atışları hızlanıyor. Sonunda beyne giden glikoz bir anlığına azalıyor ve aşkın bir ruh haline geçiyorsunuz. Meskalinde belki bu prensip gibi çalışıyordur. Beyin o kadar gizemli ve büyük ki…”

    Kitap yayımlandığında eleştirmenler ve saygın akademik çevre bir anda tepetaklak oldu. Çünkü Aldous Huxley o dönemin en saygıdeğer isimlerinden birisiydi. Bir laboratuara kapanıp tehlikeli uyuşturucular içecek son kişi gözüyle bakılıyordu. Huxley her şeyi göze alarak ve belki tüm kariyerini tehlikeye atarak bu kitabı yazmayı tercih etti. O yıllarda bu, saygın bir yazarın bir anlık saçmalaması olarak görülüp unutuldu ama kısıtlı ve çok özel bir çevre kitaba hak ettiği değeri verdi. William Burroughs, Allen Ginsberg,Jack Kerouac gibi isimler kitabın mesajını anlamıştı ve “beat” kuşağıyla birlikte sadece edebi bir akımın değil yeni bir yaşam tarzının da fitili ateşlenmiş oldu.

    Bir gün Jim Morrison adında henüz hayattan ne istediğine tam olarak karar verememiş bir genç Aldous Huxley’in “Algının Kapı”ları (Doors of Perception) adlı kitabını okudu. Kitaptan esinlenerek adını “The Doors” koyduğu grubuyla müziğe ve bir kuşağa şairane bir tarzda damgasını vurdu. “Algının Kapıları” Jim Morrison’un başucu kitabıydı.

    Huxley’in kural tanımaz sınırsız tavırları çağdaşı olan akademisyen ve düşünürlerini uykularından etmiştir. 1968 yılında LSD adlı halusinatif uyuşturucunun keşfi duyulduğunda bu ismi duyulmamış maddeyi derhal denemekten çekinmemiştir. Uyuşturucuların tarihi her zaman biraz gariptir. Çünkü bugün lanetlediğimiz pek çok ağır uyuşturucu (örneğin kokain ve morfin) 50’li yıllarda diş çıkaran bebeklerin özel toniklerinde dahi kullanılıyordu.

    Özellikle modern dünyanın pek çok uyuşturucu maddesi hayatımıza eczaneler ve labaratuarlar vasıtasıyla girmiştir. Daha sonra binlerce insanın hayatına mal olacak olan bu tehlikeli zehirlerin çoğu zaman oldukça masum görünüşlü geçmişleri var. Hemen hepsi bir dönem yasaksız olarak eczanelerde satılmıştır. Hepsi günlük hayatlarımıza sessizce girmişler ve zararları anlaşılana kadar toplum onların tamamen zararsız olduğunu farz etmiştir.

    Gelelim Huxley’de bir deprem etkisi yaratan “Lysergic Acid Diethylamide”a yani Lsd’ye… Onun hikayeside en az diğerleri kadar şenliklidir.

    LSD hepimizin çok yakından tanıdığı Sandoz ilaç fabrikasında üretilmiş bir maddedir. Genç kimyager Albert Hoffman mide ağrısına iyi gelebilecek bir ilaç üzerinde çalışıyordu. LSD, Hoffman’ın üzerinde çalıştığı bir buğday küfünden elde ettiği kimyasal bileşene verdiği isimdi. Fakat LSD’nin garip yan etkisi hakkında hiçbir fikri yoktu. Farkında olmadan deri yoluyla madde vücuduna girmişti bile. Şimdiye kadar bir laboratuarda ayrıştırılan en güçlü halüsinatif maddelerden biriyle temas ettiğini fark etmeyen Doktor Hoffman İsviçre’deki laboratuarından çıkıp bisikletiyle patikadan evine giderken aniden bisiklet yolculuğu bambaşka bir yolculuğa dönüştü. Hayaller gören ve rasyonel bir bilim adamı olan Hoffman, her ne kadar kabullenmek istemese de bu deneyimin aynı zamanda son derece ruhani olduğunu kendine itiraf etmek zorunda kalmıştır. Hoffman inanılması güç bir karar verir ve aynı hafta sonu ailesini şehir dışına göndererek evinde tek başına kimseye haber vermeden ilk defa LSD’yi alır. (Huxley ile çok iy anlaşacakları kesin. Birbirlerini yanan bir binaya girmeye ikna etmezlerse tabii.) Dozaj konusunda bir bilgisi olmadığı için aslında bir insanın alabileceği normal dozun dört katı fazlasını aldığını daha sonra fark edecektir. Uyuşturucunun etkisindeyken cansız nesnelerin soluk aldığını gören Hoffman kendi deyimiyle bir nevi aydınlanma yaşamıştır. Evinin bahçesine çıktığında her bir yaprağı ve bitkiyi tek tek ve canlı renklerle olduğundan güçlü bir şekilde tüm duyularıyla hisseden Hoffman,”Bir şekilde tüm evrenin birbirine bağlı olduğunu gördüm. Ve çok farklı bir keşif yaptığımı nihayet anladım.” diyerek, bulduğu bu sıra dışı maddeyi meslektaşlarıyla paylaşmıştır.

    Hoffman’la yıllar sonra yapılan bu röportajı seyretmek çok ilginç. Çünkü yukarıdaki cümle tipik kafası güzel insanların saçmalayacağı “Hey dostum barış ve kardeşlik. Hepimiz biriz” felsefesini andırır. İlk başta iyidir ama 17 yıl sonra o kişiyi hala aynı divanda yatıp içerken gördüğünüzde felsefesine olan güveniniz yıpranabilir. Fakat burada size bunları söyleyen bir duman bulutunun ardında mora boyalı rasta saçlarıyla sitar çalan bir parti canavarı değil. Orta yaşın üzerinde, gözlüklü, laboratuar önlüklü, saçları seyrelmiş ciddi bir bilim adamıdır.

    Hoffman her şeyden önce bir bilim adamıydı. Rasyonel ve analitik olmalı, bu buluşunu hemen test etmeye başlamalıydı. Peki sonrasında ne yaptı? Hemen ertesi hafta ciddi ailesini ciddi çocuklarıyla birlikte akrabalarına gönderdi ve ciddi labaratuar önlüklerini çıkarıp Beatles üyelerinin tümünün bir haftada alabileceği dozajdaki LSD’yi tek bir seferde aldı.

    Buraya kadar anlatılan olaylarda hiçbir yasadışı uygulama yoktur. Madde yasadışı değildir. İlk örnekler Amerika’ya gönderildiğinde Harvard’lı psikiyatristler özgürce LSD deneyleri yapmışlardır. Daha önce değişik maddelerle deneyler yapan Harvard Üniversitesinin saygın profesörlerinden Timothy Mc Leary kendisine ilk örnek gönderildiğinde tıpkı Huxley ve Hoffman gibi tereddüt etmeden denemiştir. Sonrasında ise bir tür LSD gurusu olup çıkmış ve Harvard’ı terk edip hippilerle bir yaşamı tercih etmiştir. Koskoca bir profesörlük kariyerini uğruna bir çırpıda sildiği LSD sayesinde tamamen başka bir anlayışı kavradığını belirten Leary insanlara aleni bir şekilde LSD dağıtıyor ve herkesin denemesi gerektiğini savunuyordu. Gençler kilisede papazın önünde diz çöktükleri gibi çöküp Leary’nin elinden LSD alıyorlardı.Yaşananlar Amerikan halkını ve aileleri şok ederken gençleri kontrol etmek her zamankinden daha zorlaşıyordu. Eski kabilelerin kadim zamanlarda kullandıkları çok kuvvetli sanrısal bitkilere benzeyen bu maddenin 1960 Amerika’sının baskıyla sindirilmiş nesline sınırsız bir şekilde dağıtılması, adeta bir saatli bombayı kurmaya benziyordu. Yasalara bir kez karşı çıkan bir daha başkaldırıyor, sonrasında sistemi sorguluyor ve giderek düzenin çarklarına isyan ediyordu. Aldous Huxley’in 68 döneminde başucu kitabı olmasına şaşmamak gerek.

    Ne yazık ki kısa süre sonra Soğuk Savaş tehdidi dünyayı etkisi altına aldı ve parti sona erdi. Hükümetlerin gizli servisleri kısa sürede LSD hakkında bilgi sahibi olmuşlardı. Öncelikle bu maddeyi sorgulamada kullanmayı düşündüler, fakat LSD etkisi altındaki kişinin gerçeklik kavramı bir hayli değiştiğinden sorgulama imkansız hale geliyordu. İngiliz ordusunun bir tabur askeri üzerinde yapılan LSD deneyi bugün internet üzerinden rahatça seyredilebilir. Sonuçta LSD’nin sorgulamada bir işe yaramayacağı anlaşıldı. Ama farklı bir amaca hizmet edebilirdi.

    Madde tatsız ve kokusuz olduğundan kolaylıkla insanların içkilerine katılabilirdi. CIA bunu siyasi arenadaki rakip devlet adamlarını küçük düşürmek için kullanmayı tasarlıyordu. Bu şekilde bu insanların kendilerini siyasi sahnede küçük düşürmelerini ve otoritelerini zayıflatmayı amaçlayan yetkililer oldukça etik dışı olduğu kaydedilen ve yıllar sonra ortaya çıkan raporlarla kesinleşen pek çok beceriksizce planlanmış deneye kalkışmıştır. (Sahiden Boris Yeltsin çoğu zaman içkisine bir veya pek çok şey katılmış gibi toplantı salonlarında uçuyordu. Yeltsin siyasi kariyerinin neredeyse tamamını Jim Morrison gibi uçarak geçirmiş olabilir. LSD deneyleri sık sık başarısızlıkla sonuçlanıp sona erdirilse de deneyler doksanların sonuna kadar devam etmiştir.)

    Yıllar geçtikçe Huxley’nin zayıf gözleri ona iyice ihanet etmeye başlamıştı. Yenilgiyi kabullenmeyen Huxley, “Bates Metod”u adında bir yöntemle görüşünü arttırabileceğine inandı. Bir öğretmen yardımıyla aylarca çalışan Huxley sonunda güneş ışığından yararlanmak için Llano’da çölün ortasında bir kulübeye yerleşti. Azmiyle körlüğü bir kez yenen ve bu sayede Oxford Üniversitesi’nde eğitim alabilen Huxley kısa süreli başarılar elde edebildi. Fakat nihayetinde sonuç değişmiyordu. Kısa süre sonra arkadaşlarına gözlük yardımı olmadan okuyabildiğini ve gayet iyi sonuçlar aldığını söyledi. Bazı iyi günleri olmuyor değildi ama çoğunluk neredeyse koyu bir karanlıkta yaşıyordu.

    Yazarın arkadaşı yayımcı Bennet Cerf 1952 yılında Huxley görme Sanatı adlı kitabın tanıtım gecesinde yaptığı meşhur konuşmasında yanındaydı: “Gözlük takmıyordu ve kürsüdeki kağıtları sakince takip edebiliyordu. Sonra birden duraksadı ve hemen hepimiz tatsız gerçeği kavradık. Kağıttaki notlara bakmıyordu bile. Sayfalarca konuşmayı tamamen ezberlemiş ve adeta hatmetmişti. Hafızasını tazelemek için kağıdı gözlerine iyice yaklaştırdı ve buna rağmen okuyamadı. Sonunda sessizlik dayanılmaz bir hale geldiğinde cebinden bir büyüteç çıkarıp kağıda dikkatle bakmaya devam etti. Benim için bu çok acı bir andı. Öğrenmeye bu kadar hevesli bir çift göz bizlerin önünde karanlığa boğuldu.”

    Huxley kısa süre sonra eserlerinden çok etkilendiği Krişnamurti ile tanışma fırsatı bulur. Çevresini hissederek yaşamayı öğrenen Huxley kısa süre sonra dünyaya yeni gözlerle bakmaya başladı. Yazar yaşamı boyunca gözlük kullanmadı fakat cebinde her zaman bir büyüteç taşıdı.

    Hızlı yaşamına devam eden Huxley Fahrenheit 451 kitabının yazarı unutulmaz Ray Bradbury’i LSD ve meskalinle tanıştırmış ve onun çılgın tarzına önayak olmuştur.

    1955 yılında karısı Maria göğüs kanserinden hayatını kaybetti. Bir yıl sonra Huxley kendisininde kanser olduğunu öğrenecekti. Bir yazar olan Laura Archera ile ikinci evliliğini yaptı ve hastalık hızla ilerlerken ütopyası “Ada”yı tamamladı.

    Ölüm yatağında konuşamayan Huxley yazılı olarak eşinden kendisine 100 mg LSD enjekte etmesini istedi. Karısı Huxley’in dediğini yaptı ve birkaç saat sonra 22 Kasım 1963 tarihinde Huxley gülümseyerek ve uçarak bu dünyayı terketti. İronik bir şekilde ölümü bomba gibi başka iki haberle gölgelendi. Aynı gün Amerika John Kennedy’nin suikast haberiyle sarsıldı. Daha gün bitmeden İrlanda’lı ünlü yazar C. S. Lewis’in ölümü edebiyat dünyasına bir bomba gibi düştü. Bu ilginç tesadüf yıllar sonra Peter Kreeft’in “Cennet ve Cehennem arasında: Ölümün ötesinde John Kennedy, C. S. Lewis ve Aldous Huxley ile diyaloglar” adlı kitabında ölümsüzleşti.

    Etkilediği kuşakla, modası, müziği, yaşam tarzıyla bir döneme damgasını vuran “beat” kuşağının ve distopik roman anlayışın en önemli temsilcilerinden biri olan Aldous Huxley yıllar sonra Orwell’in 1984’ünü okuduktan sonra şunu söylemiştir. “Benim hayali gelecekteki dünyamda yarattığım diktatörlük daha sonra Orwell’in mükemmel bir biçimde tasvir edeceği diktadan çok daha yumuşaktır.” Huxley kitabı yazdığında henüz Hitler ve yarattığı kâbus başlamamıştı. Tüm bu korkunç kâbusları bizzat yaşayan başka bir ismin distopyası ise bizi sanki bize anlatır gibi…

     

    KAYNAK: presshaber.com/edebiyatin-karanlik-kahini-aldous-huxley-27220.html

     

  • İç Çocuk, İç Ana Baba ve Doğan Cüceloğlu

    İç Çocuk, İç Ana Baba ve Doğan Cüceloğlu

    Kalıplanmış insan psikolojik bakımdan zaten çok yalnız. Onun için sosyal bakımdan yalnız kalmak istemez. Çevresinde sürekli insan bulundurmak ister.

    Hemen hemen her soruda kalıplanmış insan, kendi özüyle olan ilişkisinden çok, dış dünya ile, başkalarının beklentileriyle olan ilişkisine önem verir. Yaşamında baskın olan, toplumun kendinden beklediğidir. Bu beklentileri sürekli birinci planda tuttuğu için iç dünyasında olup bitenleri ikinci plana atar.

    İç Çocuk – İç Ana Baba

    Çocuğun yetiştiği ortamda dış dünyayı, toplumu, kültürü genellikle ana baba temsil eder. Çocuk büyürken ana baba onun sosyalleşmesinin türünü ve derecesini, yeni deyimiyle sosyalleşmenin niteliğini ve niceliğini önemli ölçüde etkiler. Çocuk, içinde yaşadığı toplumun değerlerini, beklentilerini, doğru ve yanlışı ana babasından öğrenir. Zamanla ana baba toplumla, kültürle, sosyal yaşamla ilgili beklentileri temsil eden simgeler haline dönüşür. Çocuk ana babasmı içselleştirerek içinde taşımaya başlar. İç ana baba sürekli çocuğun yaşamının bir parçası olur ve toplum kurallarının bekçiliğini yapmaya başlar. Çocuk toplum kurallarına uymayan bir şey yaptığı zaman iç ana baba onu suçlu hissettirir. Bu nedenle çocuğun iç ana babasıyla ilişkisinin kuvvetli ya da zayıf olması söz konusu olabilir.

    Çocuğun doğuştan geliştirmeye başladığı kendine özgü bir psikolojik yaşamı vardır. Psikolojik yaşamının farklılık ve karmaşıklığında çocuk kendi özelliğini, tekliğini ve emsalsizliğini bulur. Bu öze iç çocuk adını veriyoruz. Eğer ana baba çocuğun özünü besler, geliştirir ve yardımcı olursa iç çocuk sağlıklı gelişir.

    Demek oluyor ki her insanın içinde bir iç çocuk ve bir iç ana baba var. İç ana baba ve iç çocuk birbirleriyle iletişim halindeler. Eğer çocuk sağlıklı bir gelişim ortamında büyümüşse, iç çocuk ile iç ana baba arasındaki iletişim karşılıklı saygıya ve sevgiye dayanır. Her iki taraf birbirini dinler ve birbirlerinin isteklerini ciddiye alarak, önemseyerek bir denge kurmaya çalışır.

    Diğer yandan çocuk sağlıklı bir gelişim ortamında büyümemişse, iç çocuk ile iç ana baba arasında iletişim karşılıklı saygı ve sevgiye dayanmaz. Denge ya iç ana baba lehine ya da iç çocuk lehine bozuktur. İç ana baba, iç çocuğu baskısı altına almış ve tamamıyla sindirmişse, onu hemen hemen yok sayar. Ya da iç çocuk, iç ana babann denetiminden tamamıyla çıkmıştır ve iç ana babayı yok sayar. Her iki durum da sağlıksız bir psikolojik yaşama işaret eder.

    Her insanın içinde bir iç çocuk, bir de iç ana baba vardır, iç çocuk kişinin özünü, iç ana baba toplumun beklentilerini simgeler.

    Sağlıklı gelişmiş insanın bilinci hem iç çocuğuyla hem de iç ana babasıyla tümden ilişki halindedir. Bu bilinç iç çocuk ve iç ana babayı sürekli iletişim içinde tutar. Bu iletişim neşelidir, oyuncudur, gerçekçidir, güvene ve koşulsuz sevgiye dayanır. Böyle insanın yüzü güler, gözleri ışıldar ve enerjiktir. Yaşamdan zevk alır. Kimseyi yargılamaz. Şikâyet etmez. Yaşamında ortaya çıkan zorlukları karamsarlık kaynağı yapmaz; aksine bu zorlukları yenmesini öğrenerek daha güçlü bir insan olacağını düşünür.

    Öte yandan kalıplanmış insanın bilinci pek gelişmemiştir ve çoğu kere ya iç çocuğunu ya da iç ana babasını birinci plana çıkartır ya da gerilere iter. Bu gelişmemiş bilinç ortamında, iç ana baba ve iç çocuk sağlıksız bir ilişki ve iletişim içindedirler.

    İç çocuğunun gelişimi duran kişi bedenen büyümeye devam eder, ancak psikolojik olarak, özellikle duygusal yönden gelişemez. Bu nedenle iç çocuğu gelişememiş insanlara yetişkin çocuk adı verilir.

    Tipik Yetişkin Çocuk Davranışları

    Neşesiz-küskün insan: Küskünlük, neşesizlik, hiçbir şeyden zevk alamama tipik yetişkin çocuk davranışlarından biridir. Yetişkin çocuk, yaşamın coşkulu bir yanını göremez. Hayat onu ezer. Yaşamak onun için bir yüktür.

    Asık suratlı-kızgın insan: Bazı yetişkin çocuklar her şeye kızmaya hazırdır. Sağlıklı bir insanın sakin sakin konuşacağı bir konuya onlar kızarlar. Hemen öfkelenirler.

    Gergin insan: Sürekli gergin, kaygılı ve tedirgindir. En basit görünen yemek hazırlamak, komşuyu ziyarete gitmek gibi günlük olaylar bile ona gerginlik ve kaygı verir.

    Saldırgan insan: Yetişkin çocuğun en belirgin özelliklerinden biri saldırgan olmasıdır. Bir anlaşmazlığı sözle, konuşarak, tartışarak, diyalog yoluyla değil, saldırganlıkla çözmeye çalışır. Bu saldırı sözlerine ve hareketlerine yansır. En sakin ortamlarda bile saldırırcasına iletişim kurar.

    Pısırık insan: Saldırgan tipin zıddıdır. Haklı olsa dahi ne sözleriyle, ne de davranışlarıyla hakkını savunabilir. Sürekli alttan alır; amacı başkalarını memnun etmektir. Kendisinin ne istediği pek önemli değildir.

    Yobaz-bağnaz insan: Belirli bir düşünce ya da inanç sistemine körü körüne bağlanan ve bunun dışında hiçbir düşünceyi dinlemeyen kişidir. Yobaz hem cahil hem de okumuş olabilir. Cahil yobaz, kendi ailesinden ve çevresinden gelen inanışları hiçbir eleştiriden geçirmeden kabul eder ve başkalarına da kabul ettirmeye çalışır. Okumuş yobaz, belirli bir düşünüş biçimini, ideolojiyi eleştirisiz kabul eder ve onun ötesinde hiçbir düşünceyle ilgilenmez. Bunlar “tek yol”culardır. Her türlü yobazlığın temelinde eleştirel düşüncenin eksikliği yatar. Yalnız bu pasif bir eksiklik değildir. Yani bilmemenin ötesinde, öğrenmemek ve düşünmemek için son derece saldırgan bir biçimde direnç vardır.

    Tutkunluğu olan insan: Çevremizde en sık görebileceğimiz insan türlerinden biridir. Söz konusu tutkunluğun iki türü vardır: dış nesnesi olan ve dış nesnesi olmayan tutkunluklar. Sigara düşkünü, içki düşkünü insanların yanı sıra, yiyecek düşkünü insanlar da çevremizde bol miktarda vardır. Sigara düşkünü günde bir-iki paket sigarayı tüketir; içki düşkünü de her akşam keyif için içer. Yiyecek düşkünü yaşamın anlamını yerken bulduğundan, sürekli yer. Bunların yanı sıra, uyuşturucu ve seks düşkünlüğünden de söz edilebilir. Bu tür tutkunlukların bir nesnesi vardır. Bazı düşüncelere ve davranışlara bağlı olarak geliştirilen tutkunlukların dış nesneleri yoktur. Örneğin, kimi insanda mükemmeliyetçilik tutkusu vardır, yani durum ve koşullar ne olursa olsun bu insanlar mükemmel bir sonuç almayı beklerler. Mükemmeliyetçiliğe tutkunlar olduğu gibi, başkalarını denetlemeye tutkun, sürekli güç peşinde koşan kişiler de vardır.

    Sağlıklı iç çocukla sağlıklı iç ana baba birbirleriyle iletişim kurdukları zaman, birbirlerini tamamlarlar ve daha dengeli bir davranış ortaya çıkar.

    İç Ana Babanın ve İç Çocuğun Özellikleri

    İç çocuk duygusaldır. Kişinin yaşam enerjisi iç çocuktadır. Buna karşılık, iç ana baba mantıklıdır. İç çocuk duygularıyla tepki verirken, iç ana baba mantığıyla tepki verir.

    Hayal kurmanın yaşamımızda bizim sandığımızdan çok daha önemli bir yeri vardır. İnsanlığın tüm yenilikleri iç çocuğun hayalleriyle başlar. İç ana baba bu hayalleri gerçekçi bir zemin üzerinde değerlendirir. Hayalcilik iç çocuğun, gerçekçilik iç ana babann özelliğidir. Beraberce sağlıklı bir davranış ortaya çıkar.

    İç çocuk saflığının yanı sıra, oyuncudur, şakacıdır, şevklidir, heyecanlıdır, cıvıl cıvıl enerji doludur. İç çocuk sürece yöneliktir, iç ana baba sonuca. İç ana baba için sosyal yaşam ön planda olduğundan, başkalarının ne diyeceği çok önemlidir, iç çocuk ise, yaptığı faaliyetten alacağı coşkuya, hazza önem verir, iç çocuğu baskı altna alınmış insanların sürekli hüzünlü, asık suratlı, gergin olmalarının nedenlerinden biri budur.

    İster sağlıklı ister sağlıksız olsun, her insanın bir iç diyalogu vardır. Sağlıklı psikolojik yaşamı olan insanlarda her iki taraf -yani iç çocuk ve iç ana baba- birbirini tanır, sınırlarını bilir ve diğerine saygılıdır. İç diyalog, çocuk büyürken onun çevresinde yer alan dış konuşmanın, dış diyalogun zamanla içselleşmiş halinden başka bir şey değildir. Aynen dış dünyada olduğu gibi, iç çocuğun ve iç ana babanın da kendilerine özgü bir üslubu ve iletişim tarzı vardır.  İç diyalog derindir, her yerde ve her zaman devam eder. Kişinin kendi iç diyalogunun farkına varabilmesi için bilinçli gözlem yapması gerekir; çünkü belli belirsiz bir enerji düzeyinde yer alır.

    Kişi sağlıklı bir aile yaşamı içinde büyümüşse hem içindeki ana babayı hem iç çocuğunu duyar ve ikisi arasında bir denge kurar. Sağlıklı aile ortamında büyümeyen kişinin iç ana babası ve iç çocuğu arasında bir denge yoktur; kişiliğinde ya iç ana baba ya da gelişmesi durmuş, sağlıksız bir iç çocuk baskın rol oynar. İçindeki çocuğu sağlıklı gelişmiş bireylerin kişiliği özgündür; çünkü bu kişilik, bireyin kendine özgü düşünce, duygu ve davranışını belirtir. Özgün bireylerin içlerindeki çocukla ilişkileri kuvvetlidir; her an iç çocukla iletişim halindedirler. İç çocuğu horlama, aşağı görme, değersiz bulma yoktur.

    Doğan Cüceloğlu’nun Yetişkin Çocuklar isimli kitabından altını çizdiğim cümleleri paylaştım sizlerle.

    Rahmet ve sevgiyle…

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Eğlenirken Öğreten YouTube Kanalları

    Eğlenirken Öğreten YouTube Kanalları

    Özellikle pandemi döneminde evde zamanını boşa harcamak yerine bir şeyler öğrenmeyi, kültürel birikim edinmeyi, kendini geliştirmeyi tercih edenler için uzunca bir liste belirledim ve bu listeye belli aralıklarla eklemeler de yapmaya devam edeceğim.

    İnternet sonsuz ve sınırsız bir dünya ve doğru kullanıldığında birçok güzel yer, fikir ve teori parmaklarınızın ucunda. Örneğin YouTube’da milyonlarca kanal var, bunların büyük kısmı oldukça değersiz saçmalıklarla dolu olsa da oldukça yaratıcı, yetenekli ve meraklı kişilerce oluşturulmuş çok değerli kanallar da var.

     

    Bilimle ilgilenenler için:

    Steve Spangler – The Spangler Effect

    Her hafta birkaç farklı kanalda ilginç bilimsel deneyler ve tartışmalar yapılıyor.

    Minute Earth

    Çeşitli hayat bilgisi ve ekoloji konuları hakkında eğlenceli videolar yayınlanıyor.

    Minute Physics

    Fizik konularını, elle çizilmiş görsellerle anlaşılır biçimde ders şeklinde açıklıyor.

    Doctor MadScience

    Otizmli 15 yaşındaki Jordan’la eğlenceli ve ilgi çekici bilimsel deneyler yapılıyor

    d’Arte of Science

    d’Arte of Science, eğlenceli bilimsel gösterileri, icat yapma uygulamalarıyla birleştiriyor.

    NatGeo Kids

    Hayat bilgisinden biyolojiye; kimyadan fiziğe ve mühendisliğe kadar birçok konuda eğitici ve ilgi çekici videolar sunuyor.

    Crash Course

    Çeşitli konularda eğitici videolar yayınlıyor. Yalnızca bilime adadığı ayrıca üç kanala sahip:

    Crash Course Physics (ortaokul ve üzeri için fizik)

    Crash Course Chemistry (ortaokul ve üzeri için kimya)

    Crash Course Kids (tüm yaş grupları için)

    HooplaKidz Lab

    Temel bilim konularında çeşitli videolar sunuyor. Evde de yapabileceğiniz deneyleri tüm aşamalarıyla gösteriyor.

     

    Tiyatroya ve sahne sanatlarına ilgi duyanlar için:

    Crash Course Theater and Drama

    Tiyatro ve dramanın tarihini, her konuda uzmanlaşmış Crash Course ekibiyle öğrenin.

    Acting is My Life

    Seçkin ve yetenekli oyunculardan oyunculuğa ve oyuncu seçmelerine dair öneriler alabileceğiniz bir kanal.

    Acting Out Studios

    Çocuklar, ergenler ve yetişkinler için oyunculuk tavsiyeleri paylaşılıyor.

    Royal Shakespeare Company

    Royal Shakespeare Company’de perdelerin arkasına bir yolculuk yapmanıza ve prodüksiyonla iligli videolar izlemenize olanak sağlıyor.

    Broadwaycom

    Broadway’i sever misiniz? Oyuncularla yapılan röportajları, sahne arkası görüntülerini ve gösterilerden sahneleri bu kanaldan izleyebilirsiniz.

    Hamilton

    Hamilton müzikalini seviyorsanız, bu kanal tam size göre.

    Joffrey Ballet School

    Öğrenci profilleri, dersler ve dans teorisi videoları, dünyaca ünlü Joffrey Ballet’den ekranlarınıza taşınıyor.

    Royal Opera House

    Dünyanın en önemli opera binalarından biri olan Royal Opera House performanslarından, dansçılarla röportajlardan ve sahne arkası görüntülerden oluşan videoları izleyebilirsiniz.

    Boston Symphony Orchestra

    Boston Senfoni Orkestrası’nın resmi YouTube hesabı. Performanslar, röportajlar ve çok daha fazlası bu kanalda.

    Hoffman Academy

    Piyano çalmayı ve müzikal tiyatroyu Bay Hoffman ile öğrenebilirsiniz.

     

    Matematikle ilgilenenler için:

    patrickJMT

    patrickJMT, YouTube’da yıllardır matematik videoları üretiyor. Zor kavramların kolayca anlaşılabilecek şekilde anlatıldığı videolar için bu kanal doğru adres.

    StandUpMaths

    Bu kanalda, mizah ve matematik bir arada.

    Nancy Pi

    Matematik uzmanı Nancy Pi, kız çocuklarımız için müthiş bir rol model. Kendisi MIT (Massachusetts Institute of Technology) University mezunu ve zor kavramları açıklıyor.

    Duane Habecker

    Matematik öğretmeni Duane Habecker seviyelere göre değişen eğitici videolar paylaşıyor.

    PBS Infinite Series

    Matematik her yerdedir – sağlam ve kesin bir dile sahiptir – ve her bir videoda, şaşırtıcı ve büyüleyici evrenimizde her şeyin temelinde yatan matematiği keşfetmeye başlayacaksınız.

    MathMammoth

    Hem çocuklar hem de ebeveynler için harika bir matematik kanalı.

    Eddie Woo

    Avusturalyalı matematik öğretmeni Eddie Woo, çeşitli konularda ve başlıklarda matematik videoları paylaşıyor.

    Khan Academy

    Ücretsiz, kapsamlı ve eğitim dünyasına hediye niteliği taşıyan içeriklere sahip bir kanal.

    Mind Research Institute

    Mind Research Institute, dünyadaki sorunları matematik aracılığıyla çözmeyi amaçlayan bir sinirbilim ve eğitim sosyal yardım kuruluşu.

    CodingMath

    Kodlama ve programlamada uzmanlaşmak için ihtiyaç duyacağınız tüm matematik bilgileri bu kanalda.

     

    Görsel sanatlara ilgi duyanlar için:

    Art for Kids Hub

    Sanatla uğraşmayı seven çocuklara yönelik içerikler hazırlayan bir aile kanalı. Temel çizim derslerinden daha zor konulara kadar çeşitli videolar paylaşan kanal, küçük sanatçılar için harika.

    SprayPaint Art Secrets

    Fırça olmadan, sprey boya kullanarak resim yapmayı bu kanalda öğrenebilirsiniz.

    The ArtChik

    Sanatçı Andrea Kirk, tüm seviyelere ve yaşlara hitap eden resim dersleri veriyor.

    Christina Sherrod Art

    Akrilik boya dersleri videoları yayınlanıyor.

    National Gallery of Art

    Ulusal Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek istiyor ancak Washington’a gidemiyorsanız, kapsamlı koleksiyonuna göz atmak için bu YouTube kanalını kullanabilirsiniz.

    The Musee du Louvre

    Louvre Müzesi’nin resmi YouTube hesabını ziyaret ederek büyüleyici koleksiyonuna göz atabilir; sanatçılarla ve müze ekibiyle yapılan röportajları izleyebilirsiniz.

    Graffiti Tutorials

    İngiltere’de yaşayan grafiti sanatçısı bir baba, videolarında bu işin nasıl yapıldığını anlatıyor.

    You are An Artist! Chalk Pastels

    Çocukları evde eğitim gören bir anne olan Tricia Hodges, her yaştan çocuğa pastel boyayla nasıl resim yapılacağını öğretiyor.

    Colouricious

    Dokuma sanatına odaklanan ve dünyanın her tarafından sanatçılarla tanışmamızı sağlayan Colouricious; renk uyumu, kumaş boyama, iplik dokuma ve benzeri birçok şey hakkında bilgi veriyor.

    Knitting & Creation

    Dokuma sanatlarıyla ilgili içerikler paylaşan bu kanalda örgü örmeyi, dikiş dikmeyi ve tığ işi yapmayı öğrenebilirsiniz.

     

    Okumayı ve yazmayı sevenler için:

    Kids BookBuzz

    Çocuk kitapları incelemeleri yazan ve iki ayda bir yayınlanan Kids Book Review adlı derginin resmi YouTube kanalı.

    PolandBananasBooks

    Coşkulu bir okuyucu ve vlogger olan Christine Riccio, kitaplara dair her şeyi paylaşıyor: Komedi skeçleri, tartışmalar, röportajlar ve daha fazlası.

    Jesse the Reader

    Jesse the Reader kendisine Kitap Savaşçısı diyor, okumayı çok seviyor ve bu sevgiyi takipçileriyle paylaşmak istiyor. Kitap incelemeleri, tartışmalar, söyleşiler ve kendi yazılarınız için öneriler.

    Padfoot and Prongs 07

    Bu vlogger Harry Potter ile ilgili her şeye bayılıyor. Yazarlar ile soru-cevaplar, kurgu arkadaşlıkları, kitap incelemeleri ve daha fazlası.

    Jellafy

    Kitaplar ve okuma ile ilgili komedi skeçleri.

    KM Weiland

    KM Weiland artık kanalını güncellemiyor ama eski videolarında nasıl daha iyi bir yazar olunacağına dair tonla bilgi bulunuyor.

    Ellen Brock

    En iyi romanı yazmayı (ve yayımlatmayı) Ellen’ın Youtube kanalından öğrenin.

    Penguin Random House Writers Academy

    Piyasanın önde gelen, işinin ehli isimlerinden tavsiyeler alın. Harika yazım teknikleri bedavaya sunuluyor.

    Vivian Reis

    Genç yetişkin yazarı Vivian Reis kanalında yazma üzerine çok değerli bilgiler veriyor.

    Terrible Writing Advice

    Eğlenceli, alaycı ve saygısız JP Beaubien yazarlara berbat tavsiyeler vererek yapmaları gerekenleri söylüyor. Biliyorum, kulağa acayip geliyor ama işe de yarıyor. =)

     

    Doğayı ve hayvanları sevenler için:

    Brave Wilderness

    Coyote Peterson hayvanları çok seviyor ve onların doğal ortamlarındaki hallerini sizlerle paylaşıyor.

    Coyote’s Backyard

    Coyote Peterson’ın kızı ve kızının arkadaşlarıyla başından geçen maceraları paylaştığı, ev ortamındaki kanalı.

    Australia ZooTube

    “Timsah adam” Steve Irwin’i hatırlıyor musunuz? Çocukları Robert ve Bindi onun efsanesini devam ettiriyor.

    BBC Earth

    Dünya ile ilgili bilmek istediğiniz her şey tek bir yerde.

    National Geographic

    Dergi gibi, ama daha iyisi. =)

    Smithsonian Channel

    Gezegenimize ait insan profilleri, yerler ve doğa harikaları.

    Travel Thirsty

    Dünyayı gezen blogger’lar gördükleri muhteşem yerleri ve harika yemeklerini anlatıyor.

    Epic Wildlife

    Garip ve harika şeyleri mi seviyorsunuz? Epic Wildlife tam size göre. Doğal yaşamın egzotik ve sıra dışı yönlerini anlatan haftalık videolar.

    River and Wilder Show

    River, Wilder ve Archer kardeşler size dünyanın değişik yerlerinde harika maceralara çıkartıyor.

    Monterrey Bay Aquarium

    Su altı yaşama yakından bir bakış.

     

    Üretmeyi seven, icatlar yapanlar için:

    April Wilkerson

    April mobilyaları dışarıdan almak yerine kendisi yaparsa daha az para harcayacağını anlayıp bir şeyler üretmeye 2013’te başladı. Marangozluğu kendi kendine öğrenen April, kendi ismini taşıyan kanalında sırlarını paylaşıyor.

    Laura Kampf

    Alman mucit Laura Kampf’tan eğlenceli, yaratıcı icatlar. Ev yapımı oyuncaklar, bisikletler için bardak tutacakları ve fazlası.

    Make Something

    Her yaş ve beceri seviyesine göre yaratıcı ahşap projeleri.

    Rulof Maker

    Bu Avrupalı mucidin İngilizcesi çok iyi değil ama el becerisi inanılmaz.

    How to Make Everything

    Etrafınızdaki her şeyi – gerçekten her şeyi – en baştan yapmanız gerekseydi hayat nasıl olurdu hiç düşündünüz mü? How to Make Everything’den Andy gündelik eşyaları kendi başına üretiyor.

    Mini Gear

    Ufak arabalar, ATM makineleri ve daha fazlası – hepsi kartondan yapılıyor.

    I Like to Make Stuff

    Bob, kanalını eğitime ve gelişim odaklı zihniyete adamış. Gerçekten harika ve yaratıcı bir insan – çocuklar için mükemmel bir öğretmen.

    Colin Furze

    Bu adam jet ile çalışan bir scooter yaptı. Bütün söyleyeceğim bu kadar.

    Make:

    Make dergisinin YouTube sayfası, tüm yaş ve seviye gruplarından yaratıcı ve üretken beyinlere ilham vermeyi hedefliyor.

    The King of Random

    Nate ve Grant her türlü malzemeden her türlü şeyi üretiyor. Arada da oldukça havalı bilim deneyleri yapıyorlar.

     

    Uzay ve astronomiyi sevenler için:

    Vintage Space

    Uzay tarihçisi ve yazar Amy Shira Teitel uzay yolculukları hakkında merak ettiğiniz her türlü konuyu araştırıyor.

    PBS Space Time

    Astrofizikçi Matt O’Dowd uzayın sınırlarını ve içeriğini araştırıyor.

    Amazing Space

    Uzayı seven insanlardan uzay hakkında canlı yayınlar.

    Video from Space

    Kanal, sıfır yerçekimindeki yaşama yakından bakıyor ve yıldızlararası çalışmalar hakkında eğitici videolar yayınlıyor.

    Real Space

    Uzay hakkında internetten derlenmiş belgeseller.

    Space with Sarah

    Dr. Sarah Pearson, galaksi dinamikleri alanında uzmanlaşmış Danimarkalı bir astrofizikçi. Youtube kanalında çok merak edilen soruları yanıtlıyor.

    Space and Astronomy

    Evreni oluşturan yıldızlara yakından bir bakış. Alman ZDF televizyon kanalı tarafından finanse edilen uzun metraj belgeseller.

    NASA

    ABD hukümeti uzay ajansından roket fırlatma videoları, uzay keşfi üzerine belgeseller ve uzaydan canlı yayınlar.

    SpaceX

    Girişimci Elon Musk’tan roket fırlatma videoları ve uzay yolculuğu araştırmaları.

    SpaceRip

    Kara delikler, bipolar nebulalar, kızıl şimşekler ve nicesi.

     

    Kod yazmayı sevenler için:

    The Coding Train

    Kaçırmak istemeyeceğiniz bir sürü yaratıcı kod yazma yöntemleri var.

    FreeCodeCamp

    Eğitim videoları ve konuşmalar paylaşılan, açık kaynaklı bir programcı topluluğu.

    Coding Blonde

    STEM (Fen Bilimleri, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) alanındaki kadınlarla ilgili toplumsal kalıpları yıkmanın yanı sıra, Coding Blonde kod yazma ve teknoloji kavramlarını sade bir dille açıklıyor.

    Learn Coding Tutorials

    Kodlamada hangi konuyu öğrenmek istediğinizi biliyor musunuz? Onu bu sayfada bulabilirsiniz.

    Coding is for Girls

    Django ve Python öğrenmek için harika bir yer.

    Coding Garden with CJ

    CJ çok sempatik birisi. Videoları genellikle kod yazarken çekilen canlı yayınlardan oluşuyor.

    Coding in Flow

    Florian kendisini başlangıç seviyesinde bir kod yazarı olarak tanımlıyor ve öğrendikçe öğretiyor.

    Simplified Coding

    Android cihazlar için uygulama geliştirme.

    Philosophy Behind Coding

    Bu kanal yalnızca kod yazma becerilerini öğretmiyor. Aynı zamanda ismi gibi kod yazmanın felsefesine de odaklanıyor. Algoritmik olarak düşünmeyi ve problem çözme becerilerinizi geliştirmeyi burada öğrenin.

    Dapper Dino

    Eğitici videoları izleyin ve aynı ilgiyi paylaşan diğer insanlar ile becerilerinizi denemek için onlara katılın.

     

    Tarihle ilgilenenler için:

    Simple History

    Animasyon videolar yayınlayan bir araştırma kanalı. Tarihteki büyük askeri çatışmaları ve tuhaf tarihsel olayları derinlemesine inceliyor.

    Extra History

    Oyun tasarımları yapan bir ekip tarafından yönetilen kanal, antik dönem ve modern tarihteki büyük olayları açıklıyor.

    Historia Civilis

    Antik döneme merak duyanlar için mükemmel bir kanal. Antik Yunan ve Roma dönemlerine odaklanıyor.

    Alternate History Hub

    Tarihteki büyük çaplı olayların gerçekleşmemesi durumunda nelerin değişebileceğini irdeleyen History Hub, “Ya böyle olsaydı?” sorularınıza cevap veriyor.

    The School Of Life – Curriculum

    Bu kanal, tarihsel olaylardan ziyade fikirler tarihine odaklanıyor. Davranışlar nasıl gelişti? Peki ya kültürel gelenekler? Bu ve buna benzer içerikler için bu kanala göz atabilirsiniz.

    Crash Course World History

    Crash Course kanalının yapımcılarından, antik dönemden günümüze kadar gelen bir araştırma serisi yayınlanıyor.

    Epic History TV

    Napolyon Savaşları. Süveyş Krizi. Büyük İskender. İlk Haçlı Seferi. Tarihteki belirli bir olayı mı inceliyorsunuz? Bu kanal tam size göre.

    Feature History

    Emu Savaşı gibi tarihte daha az bilinen olayları mı merak ediyorsunuz? Bu kanala göz atın.

    History

    History Channel adlı televizyon kanalının ayrıntılı içeriklerinı yayınlayan YouTube kanalı. Belgesellerden hatırlatıcı kısa videolara ve tarihi olayların önemli noktalarına kadar her şeyi bu kanalda bulabilirsiniz.

     

    Bu arada tüm kanallar İngilizce. Türkçe olan örnekleri yorum kısmına bırakabilirsiniz. =)

    Nilay Gündüz