Etiket: çocuk

  • Aşıların İçeriği Ve Hazırlanma Süreçleri

    Aşıların İçeriği Ve Hazırlanma Süreçleri

    Aşı karşıtı sitelerin yandaş toplamak için kullandığı taktiklerin bir diğeri aşıların içinde yer alan muhtelif ismi korkutucu veya tiksinç maddeyi sıralamak, bu şekilde anne ve babaları korkutmak geliyor. Bilim okuryazarlığının çok yaygın olmadığı, kimyasal isimlerin insanlarda korku uyandırdığı günümüz ortamında bu taktik belki de anne babaları aşılardan soğutan en önemli taktiklerden biri. Peki aşıların içeriğinin dehşet verici olduğunu düşünmek için yeterli sebep var mı?

    Cıva

    İlk rutin aşılama programlarının geliştiği 20. yy başlarında çoğu aşı büyük bir ampul içinde üretiliyor, kullanan doktorlar ampulü bir kez açtıktan sonra dolapta muhafaza ediyor ve gelen hastalara aynı ampuldeki aşıyı küçük dozlar halinde veriyorlardı. Ancak her tür özene rağmen bazen bu ampuller dolapta beklerken içinde muhtelif bakteriler ürüyor ve aşılanan kişilerde ciddi hatta ölümcül enfeksiyonlara neden olabiliyordu. 1930’larda bu problemi çözmek için aşılara içlerinde bakteri üremesini engelleyen ve dayanıklılıklarını artıran bir cıva tuzu, thimerosal eklenmeye başladı.

    Patlayıcı bir metal olan sodyum (Na) ile zehirli bir gaz olan Klor (Cl) birleşerek hepimizin yakından bildiği softa tuzunu (NaCl) oluştur. Kimyasal tepkime sonucu ortaya çıkan NaCl kendisini oluştuan elementlerden bambaşka özelliklere sahiptir: ne sodyum gibi patlayıcı, ne klor gibi zehirlidir.

    Kimya bilgilerimizi hatırlayalım: Elementler bileşik oluşturmak için farklı elementlerle elektron alışverişi yaparlar. Ortaya çıkan molekül kendisini oluşturan elementlerin özelliklerini kaybederek yeni özellikler taşıyan yeni bir bileşiktir. Örneğin her gün kullandığımız sofra tuzu, Na (Sodyum) ve Cl (Klor) elementlerinden oluşur.  Sodyum (aşağıdaki videoda da görebileceğiniz gibi) oldukça yanıcı patlayıcı bir metal, klor da oldukça zehirli bir gazdır. Ancak bu ikisi birleştiğinde ortaya çıkan NaCl (sodyumklorür) ya da nam-ı diğer sofra tuzu ne yanar, ne patlar ne de zehirli bir gazdır. Aksine hayat için en önemli ve ihtiyacımız olan moleküllerden biridir.

    Benzer şekilde, cıva element olarak belirli dozlarda insan fizyolojisi için zehirli olmasına rağmen cıva tuzları cıvadan farklı özellikler gösterirler, bazıları zehirli bazıları ise aynı sofra tuzu gibi zehirsizdir. Thimerosal bir etil-cıva bileşeni olup suda eriyebilir özelliğe sahiptir ve vücuda girse de birikmeden kısa zamanda atılır. Binlerce çocuk üzerine yapılan analizler sonrası Thimerosal maddesinin herhangi bir yan etki yaratmadığı kanıtlanmış olsa da bugün aşı karşıtı lobi tarafından yaratılan baskı ve korku edebiyatı sayesinde bugün grip hariç diğer aşılardan zaten çıkarılmış durumda. Grip aşısının da daha az etkin olan ama thimerosalsiz bir versiyonu da mevcut.

    Thimerosal, bir etil-cıva bileşeni olup, metil-cıva’nın aksine kan-beyin bariyerini geçmez, vücutta birikmez ve alındıktan kısa zaman sonra atılır.

    Bugün, emzirme çağındaki bebekler anne sütüyle her gün tek bir doz grip aşısından 15 kat fazla cıva almalarına rağmen aşılardaki Thimerosal’i çıkarmış olmamızın en büyük ceremesini de gelişmekte olan ve fakir ülkeler çekiyor. Zira bozulmaya dayanıklı tek büyük ampulde paketlenen aşılar yerine artık bakteri üreme tehlikesi barındırmayan ampullere bölünmüş, dolayısıyla da daha pahalıya mal olan aşılar kullanmak zorunda kalıyoruz. Aşı karşıtlarının iddiaları sonrasında bu iddiaları sınamak için yapılan ve thimerosal maddesinin güvenliğini onaylayan pek çok makale mevcut.

    Alüminyum

    Alüminyum tuzları aşılara adjuvan olarak ekleniyor. Adjuvan maddeler, daha az aktif antijen kullanarak daha yüksek bağışıklık cevabı oluşturmak için kullanılan maddeler. Çocuklara verilen aşıların içindeki antijenlerin dozunu düşük tutmak için kullanılan bu alüminyum tuzları aynı thimerosal gibi 1930’larda aşılara eklenmeye başlamış. Alüminyum’un yüksek dozlarda muhtelif toksik etkileri olduğu yolunda kanıtlar olduğu doğru, ancak aşılarla alınan alüminyum miktarı bu etkileri oluşturacak dozun çok çok altında. Paraselsus’un meşhur sözünü anımsayalım: “Zehiri zehir yapan dozudur.”

    Alüminyum, dünyada en çok bulunan metal ve yerkabuğunda en çok bulunan elementler arasında da üçüncü sırada. Bu nedenle de soluduğumuz havadan içtiğimiz suya kadar pek çok yerde ve hatta pek çok besin maddesinde her gün kayda değer miktarda alüminyum vücudumuza giriyor. Aldığımız alüminyumun kısa bir süre sonra çoğunluğu dışkı, kalan az bir miktarı da böbrekler aracılığı ile vücuttan atılıyor. Ancak böbrek yetmezliği gibi sağlık sorunu olan kişilerde veya çok çok yüksek miktarda alüminyuma maruz kalan insanlarda toksik etkiler görülüyor.

    Aşılarla alınan düşük miktarlardaki alüminyumun insan sağlığına negatif bir etkisi tespit edilmiş değil. Zaten aşılar olmasa da hepimiz günde ortalama 7-9 mg alüminyumu besinlerimizle, havadan ve içme suyundan alıyoruz. Hava kirliliği olan yerlerde havadan aldığımız alüminyum miktarı daha da artıyor, alüminyum endüstriyel dumanlardan araba egzoz gazlarına, hatta sigara dumanına kadar her yerde mevcut.

    Anne sütüyle beslenen bir bebek, doğumdan altı aylık oluncaya dek anne sütünden ortalama 10 mg alüminyum alıyor. Eğer anne sütü değil formula ile besleniyorsa bu miktar 40mg’a kadar çıkabiliyor. Oysa aynı süre içinde aşılar yoluyla vücuduna giren alüminyum sadece 4 mg. Kaldı ki yapılan çalışmalar ve normal kişilerden alınan doku analizleri bu miktardaki bir alüminyum alımının herhangi bir toksik etkisi olmadığını göstermiş durumda. Element tablosundaki elementleri teker teker zehir olarak algılamak yerine, fizyolojimize zehirli etki etmesinde en önemli noktanın molekül yapısı ve dozaj olduğunu tekrar hatırlamamız gerekli.

    Bebeklerin anne sütünden aldıkları alüminyum, aşılarla aldığından çok daha fazla.

    Formaldehit

    Aşı karşıtı söylemlerde karşımıza çıkan ve kulağa korkutucu gelen bir başka madde de formaldehit. Formaldehit aşıların üretimi sırasında kullanılıyor ve ana fonksiyonu aşı üretiminde kullanılan virüsleri ve bakteriyel toksinleri etkisiz hale getirmek. Üretim sonrasında kullanılan formaldehitin çoğu aşılardan temizlense de çok az bir miktarı aşıların içinde kalıyor.

    Formaldehit kelimesini duyunca hemen akıllara morgda geçen filmler, kavanozda yüzen organ parçaları geldiği için aşılarda formaldehit bulunduğunu duyan anne babaların endişelenmesi normal. Ancak pek çok kişinin bilmediği bir şey var ki o da formaldehitin aslında DNA ve protein sentezi sırasında çıkan bir yan ürün olduğu ve tüm canlı hücrelerinde zaten sentezlendiği. 2 aylık bir bebeğin kanında, kendi vücudu tarafından sentezlenen formaldehit miktarı (1.1 mg), herhangi bir aşının içindekinden (ortalama 0.1 mg) çok çok fazla. Bir armut yediğimizde ise bir doz aşının içinde bulunan formaldehitten 50 kat daha fazlasını alıyoruz.

    Vücudumuz her gün aşılarla aldığımızdan çok daha fazla miktarda formaldehit üretiyor veya besinlerle dışarından alıyor. Yapılan çalışmalar, aşıların içindeki formaldehit miktarının sağlık açısından bir endişe yaratmayacak miktarda olduğunda hemfikir.

    Fetal doku / kürtaj materyali

    Aşıların içeriği ile ilgili bir başka korku tüccarı malzemesi de aşıların kürtaj ile alınmış ölü fetüs dokularından imal edildiği söylentisini yaymak. Duyan kişilerin dehşete düşerek iğrenmesine neden olan bu iddia tamamen insanların duyguları ile oynayıp onları refleks olarak şartlandırma amaçlı kullanılmakta.

    Bazı aşılar geliştirilirken 1960’ların başında iki adet düşük materyali/fetüs hücresinden alınan hücre kültürleri ile üretime başladıkları doğru ancak, 1960’tan beri yeni bir fetüs veya düşük materyali aşı üretiminde kullanılmış değil. Bu iki fetal doku örneği de tıbbi nedenlerle düşük/kürtaj yapan kadınlardan kürtajı takiben alınan izin sonucu kullanılmış, aşı üretimi için hamilelik sonlandırılması gibi bir olay söz konusu olmamış. Düşük materyali çöpe gideceğine içindeki kök hücreleri kültür ortamında üretilmiş ve bu eski aşıların geliştirilmesinde kullanılmışlar. 1960’tan beri hücre kültürlerini laboratuvarda ürettiğimiz için aşı konusundaki çalışmalar artık taze fetal dokularda değil hazır hücre kültürlerinde yapılıyor. Hatta pek çok aşı hemen tüm biyoloji laboratuvarlarında kullanılan ve kökeni fetal olmayan HeLa hücre serisinde üretiliyor. Hatırlatmamız gerekiyor ki, hazır hücre kültürlerinin de kökeni insan dokusu. Günümüzde geliştirilen birçok tıbbi tedavinin, takdir edersiniz ki, önce fetal ya da yetişkin kökeni olan insan hücre kültürlerinde güvenliğinin test edilmesi gerekiyor.

    Domuz jelatini

    Jelatin, kimi aşılarda stabilizasyon sağlamak için eklenen bir madde ve aşıların içindeki aktif maddelerin üretim, taşıma ve depolama sırasında bozulmamasını sağlamaya yarıyor. Bu jelatin genelde domuz dokularından üretildiği için özellikle dini sebeplerle aşılanmaya soğuk bakan aileler oldukça fazla sayıda.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki, domuz jelatini her aşıda yok, sadece belirli aşılarda var. Seneler içinde kimi aşıların içeriği değişebildiği için içinde jelatin olup olmadığını anlamak için aşının prospektüsüne bakmak gerekir. Bu konuda ciddi itiraz ve çekincesi olan aileler için bazı jelatin içeren aşıların yerine aynı haslığa yönelik jelatin içermeyen alternatif aşılar bulmak mümkün.

    İlaveten, bu kullanılan jelatinin çok fazla işlemden geçmiş olduğunu ve domuza ait spesifik hücrelerden tamamen arındırıldığını da belirtmek gerekli. Öyle ki çoğu jelatin içeren aşıda yapılan DNA analizinde domuz DNA’sı bile bulunamıyor. Ayrıca bilimsel değil dini bir çekince olduğu için bu konuda din otoriterlerinin ne söylediğine de bakmakta yarar var. Muhtelif dini kuruluşlar ve din bilginleri bu denli işlemden geçirilmiş bir maddenin artık domuz özelliklerini kaybettiği kanısında ve aşılama konusunda dini bir çekince olmadığını belirtmekte.

    1995 yılında Mısır’da yüzden fazla katılımcı ile gerçekleşen Dünya İslami Tıp Bilimleri Örgütü (ISOM) toplantısında, katılımcı ülkelerin dini temsilcileri ortak bir bildiri ile aşılarda ve ilaçlarda kullanılan domuz jelatinin ileri derece transformasyona uğrayarak domuzluk özelliğini kaybettiğini ve din açısından bu jelatini içeren aşıları yaptırmanın sakıncalı olmadığı konusunda karar birliğine vararak ortak bir bildiriye imza attılar.

    Dünya İslami Tıp Bilimleri Örgütü (ISOM) katılımcı ülke temsilcilerinin “aşılarda ve ilaçlarda kullanılan domuz jelatinin ileri derece transformasyona uğrayarak domuzluk özelliğini kaybettiğini ve din açısından bu jelatini içeren aşıları yaptırmanın sakıncalı olmadığı konusunda karar birliği” vararak 1995 yılında imzaladıkları  ortak bildiri.

    Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde aşılarla ilgili komplo teorilerini inceleyeceğiz.

    **Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

    www.yalansavar.org/2019/02/28/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-2-asilarin-icerigi-ve-hazirlanma-surecleri/

    ADRESİNDEN ALINMIŞTIR. TEŞEKKÜRLER IŞIL ARICAN.

     

     

     

     

     

  • Aşıların Lüzum Ve Etkinliği

    Aşıların Lüzum Ve Etkinliği

    Aşılar, son 300 yıl içinde yapılmış ve hepimizin yaşam kalitesini yükseltmiş, çocuk ölüm oranlarını

    tüm dünyada azaltarak ortalama yaşam beklentisini artırmış en önemli tıbbi buluşlardan biri.

    Çok değil, bundan iki nesil geriye gidip anneannelerimize anılarını sorduğumuzda o dönemlerde

    yaşamış hemen her annenin ya kendi çocuğu ya da ailesinden birini bugün aşı ile önleyebildiğimiz

    bulaşıcı hastalıklardan biri nedeniyle kaybettiğini öğreniyoruz. Sapasağlam çocukların çocuk felcine

    yakalanıp ömür boyu sakat kaldığı, ateşlenip ölen  küçük bebeklerin erken yaşta toprağa verildiği

    geçmiş o kadar da uzak değil.

    Ancak, son yıllarda aşıların bu denli başarılı olmasının bir de beklenmedik etkisini  gözlemliyoruz.

    Artarda güvenliği kanıtlanan ve aşılama programlarına dahil edilen çocukluk çağı aşıları sayesinde

    eskiden etrafımızı saran hastalıkları bugün neredeyse unuttuk,  bu hastalıkların ciddi komplikasyonlarını

    görmedikçe de hafife alır hale geldik. Bu unutkanlık, sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı da

    içine alan anti-entelektüelizm akımı ve yaygınlaşan komplo teorilerine inanma meyli ile birleşince

    uzun vadede sonuçları ölümcül olacak aşı karşıtlığı hareketine neden oluyor.

    Medyatik olmak için sansasyonel söylemlerle TV ekranı ve gazetelerde boy gösteren korku

    tüccarlarının sayısının artması ile daha önce aşı karşıtı olmadığı halde kafalarına asılsız soru işareti

    sokulan anne baba sayısı gün geçtikçe artıyor.  İnternet ortamındaki kalitesiz ve yalan yanlış bilgilere

    maruz kalan bu kafası karışık anne babalar komplo teorisi yayan bu sitelerdeki eksik, hatalı hatta

    bazen düpedüz yalan bilgilerle aşılara düşman oluyorlar ve çocuklarını, hatta toplum sağlığını

    bilmeden riske atıyorlar. Hepimiz her gün gitgide artan sayıda anne babanın çocuklarını aşılatmaya

    çekindiğini görüyoruz.

    Aşı karşıtlığı hareketi, Türkiye’de birkaç farklı koldan ilerliyor. Bunların ilki çok eskiden beri özellikle

    kırsal kesimde yaygın olan batı kaynaklı tıp ve tıbbi girişimlere şüpheyle bakmaktan kaynaklanan

    inançlar.  Aşı karşıtlığının daha yeni bir biçimi ise, Avrupa ve ABD’de yükselen aşı karşıtı hareketin

    ithal edilmesi sonucunda yakın zamanda ortaya çıktı. Bu ithal kaynaklardan gelen iddialar, doğallığa

    yönelme odaklı anne grupları tarafından birebir kopyalanarak hızla yayılmakta. TV ve gazetelere asılsız

    bilgilerle sorumsuz demeçler veren medyatik doktorlar bu iki grup arasında köprü kuruyorlar, bu şekilde

    komplo teorileri iyice dallanıp budaklanıyor.

    Temel olarak baktığımız zaman, aşı karşıtı argümanların birkaç ana grupta toplandığını görebiliriz.

    Bu yazı dizimizde bu  gruplara giren sık karşılaştığımız iddiaları kanıtları ile birlikte irdeleyeceğiz.

    1. Aşıların lüzum ve etkinliğini sorgulayan iddialar

    Aşı karşıtlarının öne sürdüğü iddiaların başında, bulaşıcı çocuk hastalıklarının aslında medya ve tıp

    otoritelerinin iddia ettiği kadar kötü ve tehlikeli olmadığı, çoğu çocuğun bu hastalıkları geçirdiği ve

    bir sorun yaşamadığı geliyor. Gene bununla ilintili olarak aşıların aslında bu hastalıklara karşı

    koruma sağlamadığı iddiası da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bunlarla kısmen bağlantılı bir diğer iddia da

    net aşı karşıtı gibi görünmese de mevcut aşılama takvimini sorgulayan ve çocukların çok erken

    zamanda çok fazla aşıya maruz kaldığı ve bunun hem gereksiz hem de çocuklara zararlı olduğu iddiası.

    “Bulaşıcı hastalıkların çoğu ölümcül değil, aşılar gereksiz.”

    Aşı karşıtları bulaşıcı hastalıkları normal çocukluk sürecinin bir parçası olarak görüyorlar. Onlara

    göre çocukların aşılanmasındansa bu hastalıkları geçirip yenmeleri daha ‘doğal’. Bu inanç çerçevesinde

    ‘suçiçeği’, ‘kızamık’ vs. partileri düzenliyor, hasta çocuklar izole etmek yerine bilerek ve isteyerek

    sağlıklı çocuklarla bir araya getiriyorlar.

    Bulaşıcı hastalıkların tehlikesiz olduğu sanrısı bizi yanıltan zayıf hafızamızın bir ürünü. Bu

    hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarını görmüyor olmamızı başarılı aşı kampanyalarına

    borçluyuz.

    Bugün, kızamık geçiren çocukların %20’sinde kızamık komplikasyonları hastaneye yatmayı

    gerektirecek kadar ciddi seyredebiliyor.  Hastaların %6’sında zatürre, her 1500 çocuktan 1’inde

    ise ansefalit (akut beyin enfeksiyonu) gelişiyor. Kızamık ölüm oranı hala 1000 kişide bir.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kızamık aşısın yapılmadığında yılda 2,7 Milyon çocuğun kızamık

    komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörüyor. 

    Kabakulak, aşılama programlarına dahil olmadan önce yılda yarım milyon çocuğun ölümüne

    neden olurken bu sayı bugün 80 bin civarında.

    “Aşılar bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlamıyor.”

    Aşı karşıtlarının en sık kullandığı bu iddianın aslı sadece birkaç dakikalık bir Google araması ile

    çürütülebiliyor olmasına rağmen kafası karışmış ebeveynlerden en sık duyduğumuz endişelerden biri.

    Bunun nedenlerinin en başında aşı karşıtı yayın yapan web sitelerinin kullandığı dilin tıbbi

    makalelere göre daha yalın olması, daha çok okuyucu çekmesi ve Google aramalarında daha üstlere

    çıkması yatıyor. Bu nedenle doğru bilginin yalın bir dille, anlaşılır şekilde anlatıldığı kaynaklar

    yaratmak önemli.

    Ekteki tabloda, muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite rakamları (hastalığa tutulan kişi

    sayısı) ve aşılama sonrası ortama yıllık vaka sayıları karşılaştırılmalı olarak gösterilmiş durumda.

    Muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite (hastalığa tutulan kişi) sayısı ve aşılama sonrası

    ortama yıllık vaka sayıları:

    Kimi aşı karşıtı sitelerde bu rakamların düşmesinde aşılardan çok iyileşen ve gelişen tıbbi bakım,

    antibiyotiklerin keşfi, hijyen kavramının gelişmesi ve düzelen sosyoekonomik statü gibi gerekçeler

    gösteriliyor. Bunların toplum sağlığı için çok önemli gelişmeler olduğu yadsınamaz ancak çoğu,

    hastalığın görülme sıklığını azaltmaktan ziyade hastalanan kişilerin daha çabuk iyileşmesini

    sağlayacak, ya da ilave komplikasyonları engelleyecek değişiklikler.

    Buna karşılık aşıların uygulamaya alındığı yılları takiben bu hastalıkların görülme sıklığında çok ciddi 

    azalmalar gözlemliyoruz.7 Benzer şekilde aşılama oranları düştüğünde de neredeyse ortadan kalkmış

    olan bulaşıcı hastalıklar acımasız bir şekilde geri geliyorlar.

    Tycho projesine ait bu grafikte, 1930’dan beri ABD eyaletlerinde görülen kızamık vaka sayıları

    ve bu rakamların rutin kızamık aşısını takiben nasıl değiştiği net olarak görülüyor:

    Örneğin, özellikle küçük bebeklerde ölümcül seyredebilen boğmaca hastalığına yönelik aşı 1940’larda

    geliştirildi. Bu tarihten önce ABD’de her yıl ortalama 200 bin boğmaca vakası görülüyor, bunların

    9 bin kadarı ölümle sonuçlanıyordu. Aşının rutin uygulanmaya başlamasının  ardından bu sayı

    200 binden yılda 2 bin hasta seviyesine çekilmişti. Ne yazık ki son yıllarda artan aşı karşıtlığı

    sayesinde bu rakam on kat artarak yılda 20 bin vakaya ulaştı. 2010 yılında, aşı karşıtı hareketin

    yaygın olduğu ABD California eyaletinde son 70 yılın en büyük boğmaca salgını oldu. 9.143 kişi

    boğmacaya yakalandı, bu vakalardan çoğu bebek olan 10 tanesi ölümle sonuçlandı.

    ABD’de görülen boğmaca vakalarının aşının rutin uygulamaya başlamasıyla ne kadar çarpıcı bir

    şekilde azaldığı ortada. Benzer şekilde, aşı karşıtı hareketin popülerliği ile vaka sayılarında artış

    olduğunu da çok net görebiliyoruz:

    “Çocuk benim çocuğum değil mi, ister aşılatır ister aşılatmam.”

    Aşılanmak başta bireysel bir karar gibi görülse de toplum bağışıklığına olan etkileri nedeniyle

    hepimizi etkiliyor.

    Bir toplumda herhangi bir salgının önünü kesmek için toplum bağışıklık eşiğine ulaşmak gerekiyor.

    Ancak bu şekilde herhangi bir salgının kişiden kişiye atlayarak aşılanması mümkün olmayan

    kişilerin hastalanmalarını önleyebiliriz.

    Sürü bağışıklığı nasıl çalışır?

    Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar,

    hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak

    için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişiyor. Aşılama oranları bu rakamların

    altına düştüğünde o toplumda salgınlar baş göstermeye başlıyor. Özetle, çocuğunuzu aşılatmama

    kararı sadece sizin çocuğunuz için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık

    tehdidi oluşturuyor.

    Başlıca bulaşıcı hastalıklar için toplum bağışıklık eşiği. Tablodaki Ro değeri, her bir hastalanan

    kişinin, kaç kişiyi hasta edebildiğini (hastalık etkeninin bulaşıcılığını) gösteriyor. Örneğin her bir

    difteri hastası, 7 kişiyi daha hasta ediyorken, boğmaca için bu sayı 17 kişi. Toplum bağışıklık eşiği ise,

    bu hastalıkların yayılmasına mani olmak için toplumun ne kadarının aşılanması gerektiği.

    Toplum bağışıklığı konusu bir kenara, anne baba olmak insanın çocuğuna her istediğini yapacağı,

    yapabileceği anlamına gelmiyor. Her anne baba çocuğuna bakmak, korumak, gözetmek, onu bedensel

    ve ruhsal olarak hırpalamamak ve sağlığını gözetmekle yasal olarak da yükümlü ve bunları yerine

    getirmediğinde çocuk istismarı yapmış kabul ediliyor. Benzer şekilde hem çocuklarının hem de

    toplumun önlenebilir bulaşıcı hastalıklardan korunmasını sağlamak da ebeveynliğin temel

    görevlerinden biri.

    Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde aşılar içerisindeki maddelerin ve hazırlanma süreçlerinin

    güvenilirliğine yönelik iddiaları inceleyeceğiz.

    **Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

    www.yalansavar.org/2019/02/04/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-1-asilarin-luzum-ve-etkinligi

    ADRESİNDEN ALINMIŞTIR. TEŞEKKÜRLER IŞIL ARICAN.

     

  • Mükemmel Ebeveyn Olma Yolları Ve İpuçları

    Mükemmel Ebeveyn Olma Yolları Ve İpuçları

    Mükemmel bir ebeveyn olmanın yolları, iyi ebeveynlik özellikleri ve ipuçları

    Çocuğunuzun bebeklik ve okul öncesi döneminden bir okul öğrencisi ve genç olduğu süreçte pek çok şey değişse de temel prensipler hep aynı kalacaktır. Mükemmel bir ebeveyn olarak onun olgunluk seviyesiyle ona uygulayacağınız kuralları, sorumlulukları ve izinleri dengelemeniz gerekir.

    Çocuk küçükken daha kendine odaklı ve başkalarının beklentileri konusunda daha umursamazken biraz daha büyüdüğünde uzlaşmaya ve müzakereye daha uyumlu ve kendi bağımsızlığını ve kimliğini keşfeder bir hale gelecektir.

    Nasıl iyi bir ebeveyn olacağını bilmek sezgiseldir.  Güvenin ve içgüdülerinizi takip edin. Çocuğunuzun olgunluk seviyesini ölçün ve onunla olan ilişkilerinizi ona göre geliştirin.

    Bir yapı yaratın

    Onunla daha yakın ve açık bir ilişki kurun. Deneyim ve duygularını sizinle paylaşması konusunda cesaretlendirin.

    Empati kurun ve ona güvendiğinizi gösterin

    Her şeyden önemlisi çocuğunuzun olduğu yaşın tadını çıkarın. Öğrenme, paylaşma ve yeni zirvelere birlikte ulaşma zamanı. Büyürken yanlarında olun.

    İşte size çocuklarınızın tam potansiyellerine ulaşmaları için onlarla iyi olmanızı sağlayacak ebeveynlik tavsiyelerimiz.

    Etkili ebeveynlik nedir?

    Özetle etkili ebeveynlik, çocuklarla mutlu ve üretken yetişkinler olmak ve iyi adapte edilmiş davranışlara sahip olmak için bilgi ve duygusal beceriler geliştirecek şekilde etkileşim kurmak anlamına gelir.

    Rekabetçi bir dünyada başarılı olmak için çocuklar dürüst olmayı öğrenmeli ve kendi kendini kontrol etmelidirler. Karar verebilmeli ve bağımsız olarak işlev görebilmeli, ancak başkalarına karşı nazik ve empatik olmalıdırlar. Başkalarıyla sağlıklı ahlaki ilkelere dayalı olarak iş birliği yapmalı, zor koşullarda bile uygun davranmalıdırlar.

    Çocuklarına bu yetenekleri ve değerleri aşılayabilen ebeveynler, onları gerçek dünyaya hazırlamak için olağanüstü bir iş çıkarırlar. Çocukların, gelişmek ve mutlu olmak için en iyi şansa sahip olmalarını sağlamak için iyi bir ebeveynin sağladığı sekiz temel ihtiyacı vardır.

    Güvenlik. Güvende, sıcak ve tok olmak bir çocuğun en temel ihtiyaçlarıdır. Tutarlı güvenlik, istikrar ve büyümenin temelidir.

    İstikrar. İstikrarlı bir aile ve toplum ortamı çocuğa rolleri ve değerleri hakkında bir fikir verir. Gelenek ve kültür, aidiyeti ve sağlıklı bir kimliği teşvik eder.

    Tutarlılık. Tutarlı değerler, beklentiler, duygular ve davranışlarla uğraşmak, çocuğun kendine güven ve denge geliştirmesine yardımcı olur. Güvenilir ve tek tip ebeveynlik anahtardır.

    Duygusal destek. Kabul edilmek ve tanınmak, çocukların güven, saygı ve öz saygı geliştirmeleri için önemli unsurlardır. Bu nitelikler, dengeli ve bağımsız bir zihniyetin temelidir.

    Sevgi. Birinin ait olduğu ve kabul edildiği bir yerde olma duygusu en derin armağandır. Koşulsuz sevgi göstermek, nihai onaydır.

    İstikrar. Toplumun üretken bir üyesi olmaya hazırlamak için önemlidir, ancak yaşam dersleri birçok yönden daha da değerlidir. Bir çocuğa yeni deneyimler deneyebileceği güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratmak, onu bağımsızlığa hazırlar.

    Olumlu rol modeller. Olumlu niteliklere sahip birini örnek alma ve taklit etme fırsatına sahip olmak, çocuğa gelişme ve daha iyi olma isteği verir.

    Yapı. Rutin ve yapı, tutarlı gelişimin temelidir. Kurallara ve sınırlara sahip olmak, çocuğa rolü ve onlardan ne beklendiği konusunda netlik sağlar.

    Çocuğunuzu, çocukluk gelişim aşamalarında başarılı bir şekilde herhangi bir zorlukla yüzleşmeye ve geçişe hazırlamak için koruyun, eğitin, açık beklentiler ve tutarlı bir rutin sağlayın.

    Etkin ebeveynlik becerileri

    Bir anne veya baba olarak, hangi becerilere sahip olacağınızı ve bunu nasıl uygulayacağınızı bilmek, etkili ebeveynlik için iyi bir başlangıç ​​noktasıdır. En merkezi faktör zamandır. Ebeveyn becerilerinin her birinin ortak bir yönü vardır; zaman. Çocuğunuzla birlikte olabildiğince fazla zaman geçirmek, onun tüm temel ihtiyaçlarına yatırım yapmak için bir fırsattır. Etkili ebeveynler bu nitelikleri aşağıdaki şekillerde aktarırlar;

    Dinlemek. Dikkat ve anlayışla gözlemlemek ve dinlemek, çocuğunuzun neye ve ne zaman bir şeye ihtiyacı olduğunu veya çözmesi gereken bir problemi olduğunu bilmenizi sağlar. Çocuğunuzu, duygularını ve düşüncelerini ifade etmesi için cesaretlendirin. Fikri farklı kelimelerle tekrarlayarak çocuğunuzun ne söylediğini açıklığa kavuşturmak için yansıtıcı bir iletişim tarzı öğrenin.

    Dürüstlük ve şeffaflık. Çocuğunuza duygularınızı ve beklentilerinizi söyleyin ve onu aynısını yapması için cesaretlendirin. Bu alışkanlık, çatışmaların gelişmesini önlemek için uzun bir yol kat edecek.

    Problem çözme. Çocuğunuzla kazan-kazan esasına göre ilişki kurun ve her zaman adil ve objektif olun. Duyguların sizi yenmesine izin vermemeye dikkat edin. Çocuğunuza sorunlarını mümkün olduğunca çözmesi için rehberlik edin. Fikirlerinizi takip etmek yerine çözüm önermesini isteyin.

    Saygı. Kendine, başkalarına ve mülkiyete saygı, sağlıklı ilişkilerin ayırt edici özelliğidir. Değerlerinizi çocuğunuzla paylaşın ve bundaki amacın ne olduğunu açıklayın. Buna göre davranan kişi başkalarının güvenini kazanır.

    Çocuğunuzu yönetmek yerine olabildiğince rehberlik edin. Beklentilerinizi bilmesini sağlayın. Saygı ve anlayış gösterin. Duyguları ve deneyimleri hakkında konuşmayı teşvik edin. Karşılıklı olmasını istediğiniz şekilde ona davranın. Çocuklar kötü davrandığında, bu bazen ebeveyn örneğinin yansımasıdır.

    İyi bir ebeveyn olmanın yolları

    Aşağıdakiler, iyi bir ebeveynin ne olduğuna dair ek ipuçlarıdır.

    İyi bir örnek olun. Çocuğunuzdan tutarlılık, pozitiflik ve saygı bekliyorsanız, aynı değerleri göstermelisiniz. Çocuklar, iyi rol modelleri taklit ederek öğrenirler. Bir hata yaptıysanız, sorumluluk alın ve bunu kabul edin.

    Tanıyın, övün ve olumlu geribildirim verin. Çocuklar övgü ile gelişir ve olumlu davranışları pekiştirir. Olumsuzluk ve eleştiri yerine yapıcı geri bildirimi seçin. Çoğu insan ve özellikle çocuklar eleştirilmeyi, sürekli bir korku ve güven eksikliğine dönüşebilen bir reddedilme biçimi olarak görür.

    Kendinize özen gösterin, saygı duyun. Kendine saygı ve bakım, yalnızca başkaları için aynı şeyi yapma yeteneğinizi belirleyen değil, aynı zamanda sağlıklı, yakın ilişkilerin temelini oluşturan iki niteliktir. Kendinize bakmak ve değerinizi takdir etmek, daha az stresiniz olduğu ve daha olumlu olduğunuz anlamına gelir. Aileniz eşit iyimserlik ve zevkle karşılık verecektir.

    Sosyal becerileri gösterin ve öğretin. Empati, saygı, nezaket, davranışsal ve duygusal kontrol gibi sosyal becerilerin, hakkında konuşulmasındansa bunların gösterilmesi daha etkili olacaktır. Açıkça ve sık iletişim kurun. Çocuklarınıza günü ve deneyimleri hakkında sorular sormaya özen gösterin. Duygularını kabul edin ve onları bunun hakkında konuşmaya teşvik edin.

    Minnettarlığı gösterin ve öğretin. Çocuklarınıza her gün neye minnettar olduklarını sorun. Bunu yapmak için mükemmel zaman ve yer, ailenin bir arada olduğu günlük yemek masalarıdır. Dürüst ve saygılı davranmanın, kibar ve cömert davranmanın diğer insanlara yardımcı olduğunu ve kendilerini iyi hissetmelerini sağladığını anladıklarından emin olun. Daha da önemlisi, verici kişinin aynı zamanda gurur ve minnettarlık hissettiğini öğretin.

    Sağlığı ve beraberliği teşvik edin. Çocukları zevk aldıkları fiziksel aktiviteler yapmaya teşvik edin. Onlarla dışarıda zaman geçirin. Sağlıklı yemekleri eğlenceli hale getirin. Haftada bir kez çocuğunuzun tercih ettiği bir yemek hazırlayın. Günde en az bir kez birlikte yemek yiyin. Akşam yemeği, herkesin günü hakkında konuşmak için harika bir fırsattır.

    İyi ebeveynlik becerileri, çocukları için her şeyi yapan ebeveynleri ifade etmek zorunda değildir, bunun yerine çocukları için güvenli ve özenli bir alan sağlamak ve gelişimleri boyunca onlara rehberlik etmek için etkili ebeveynliği kullananlara atıfta bulunur. İyi ebeveynler her zaman her şeyi doğru yapmayabilirler ama onlar her zaman oradadır.

    Unutmayın ki, bu birlikte çıktığınız bir yolculuk. İyi ebeveynlik önemli bir yaşam görevidir ancak çocukluklarından zevk almak ikiniz için daha da önemlidir.

    Zor zamanlarda nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    Nasıl daha iyi bir ebeveyn olunacağını öğrenmek sadece iyi zamanlarda önemli değildir. Tüm aileler zor dönemlerden geçer. Bu zorlu zamanlarda, iyi bir ebeveyni neyin iyi yaptığını gerçekten öğreneceksiniz.

    Çocuğunuzun zihinsel veya duygusal sorunları olduğunda

    CDC’ye (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) göre 2-17 yaş arasındaki çocukların yaklaşık yüzde 10’una Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konuyor. Yüzde 7’den fazlasında teşhis edilmiş bir davranış problemi veya anksiyete varken, aynı yaş grubundaki yüzde 3’ten fazlası bir depresyon teşhisi almıştır.

    Bu durumlardan bazıları genellikle birlikte meydana gelir, bu da etkileri yoğunlaştırır ve tedaviyi zorlaştırır. Ruh sağlığı sorunları olan çocukların daha da fazla teşhis edilmemiş ve tedavi edilmemiş olması sağlık ve gelişimleri üzerinde olumsuz sonuçları olduğu gerçeğiyle birlikte bakıldığında, duruma dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Bir çocuğun ruh sağlığının ilk aşaması ve en önemli temeli evdedir. Çocuğunuz sürekli olarak üzgün olduğunda veya içine kapandığında, tehdit ettiğinde veya kendisini incitmeye çalıştığında, ani, ezici korkulara sahip olduğunda, kontrol edilemez olduğunda veya risk aldığında veya şiddetli ruh hali değişimleri yaşadığında, bir ruh hali veya davranış bozukluğundan mustarip olması mümkündür.

    Davranışları aniden değişirse ya da alkol veya uyuşturucu kullanımına dair belirtiler varsa, bir ebeveyn uyanık olmalıdır. Okuldaki işleyişine veya günlük işlerine müdahale edecek kadar konsantre olma veya hareketsiz kalma güçlüğü çeken bir çocuk muhtemelen DEHB’ye sahiptir.

    Bu kalıplardan herhangi birini gözlemlerseniz, çocuğunuzla konuşarak neyle zorluk yaşadığını veya onu rahatsız eden herhangi bir şey olup olmadığını öğrenin. Gerekirse profesyonel bir görüş alın.

    Bir akıl sağlığı sorunundan mustarip olmanın bir damgalama olmadığını unutmayın. Bu bir hastalıktır ve kişisel bir başarısızlık değildir. Bununla birlikte, etkili ebeveynlik, çocuğunuzun dayanıklılığı ve sorunları yönetmede çok büyük bir fark yaratabilir. Evde şefkatli ve yapılandırılmış bir ortama sahip olmak, çocuğa mutlu ve üretken bir yetişkin olması için en iyi fırsatı verir.

    Boşanma sürecinde nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    İstikrarlı ve sevgi dolu iki ebeveynli bir ev, bir çocuğun büyümesi için en iyi koşullar olarak kabul edilse de maalesef bu her zaman gerçek değildir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm evliliklerin neredeyse yarısı, ortalama sekiz yılın biraz altında bir sürenin ardından boşanma veya ayrılıkla sonuçlanıyor. Bu, çoğu durumda küçük çocukların etkilendiği anlamına gelir.

    Boşanmadan önceki dönem tipik olarak çalkantılıdır, tartışmalar ve çatışmalarla doludur. Ortaklar arasında itham ve suçlamalar yaygındır. Ebeveynlerin öfkesi, hayal kırıklığı ve duygusallığı çocuklara yansıtılır.

    Çocuklar ebeveynlerinden biri lehine veya velayet için bir çekişmeye çekildiklerinde de kaçamak cevapların kaynağı olabilirler. Boşanma sürecinden geçen ebeveynler için hatırlanması gereken en önemli şey, çocukların eşinizle kavgada kullanılacak nesneler olmadığıdır.

    Partnerinize karşı olumsuz duygularınızı çocuklarınıza nasıl davrandığınızdan ayırmanız gerekir. Önlerinde kavga etmekten kaçının. Hiçbir şekilde suçlanmayacaklarını ve mutsuzluk ve çatışmadan sorumlu olmadıklarını anlamalarını sağlayın.

    İncinmelerinizi ve kızgınlığınızı çocukların yararına bir kenara bırakmaya çalışın ve onlara sevildiklerini, kabul edildiklerini, değerli olduklarını ve hem sizin hem de eşinizin hayatına ait olduklarını hissettirmeye özen gösterin.

    Mümkün olduğunca tutarlı olun.

    Her zaman sorumluluk ve saygıya iyi bir örnek olmaya çalışın.

    Duygularınızı davranıştan ayırın. Başka bir deyişle, acınızı çocuğa yansıtmayın.

    Çocuğunuzun duygusal anlamda veya performans odaklı olarak yaşayabileceği zorluklarla alakalı ipuçları için ekstra tetikte olun.

    Çocuğunuzla düzenli olarak konuşun. Partnerinizle iletişiminizi geliştirin ve çocuğunuz için neyin en iyisi olduğu konusundaki tartışmalarla anlaşmazlıklarınızı birbirinden ayırın.

    Boşandıktan sonra nasıl iyi bir ebeveyn olunur

    Zaten ayrılmış veya boşanmışsanız, muhtemelen bir tür ortak ebeveynlik anlaşmanız vardır. Bu düzenlemeye her zaman saygı gösterin.

    Fiziksel veya duygusal istismar, alkol veya uyuşturucu kullanımı gibi ciddi sorunlar yaşamış olmanız dışında, çocuklarınızın hayatına katılımı iki ebeveyn arasında paylaşmak, boşandıktan sonra en iyi çözümdür.

    Şu anda ayrı bir yaşamınız olsa bile, çocuğunuzu eski eşinizle zaman geçirmeye ve onunla yakın bir ilişki sürdürmeye teşvik edin. Paylaşılan sorumluluklar, koordinasyon ve karar verme zor ve yorucu olsa da her iki ebeveynin de arkadaşlığından ve rehberliğinden zevk alan çocuklar, mutluluk ve başarı için en iyi şansa sahiptir.

    Düzenlemelerinizin tutarlı olduğundan ve beklenmedik şeylerin minimumda tutulduğundan emin olun. Bu, çocuğunuzun kendisiyle ilgilenildiğini ve kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır

    Eski partnerinizle barışçıl bir iş birliği, çocuğunuza uzlaşmanın ve ortak problem çözmenin değerini öğretecektir

    Sahip olabileceğiniz incinme ve öfke duygularını çocuğunuzun önündeki davranışınızdan ayırmanız önemlidir. Çocuğunuzu herhangi bir anlaşmazlığa veya çatışmaya dahil etmeyin.

    Eski partnerinizle düzenli ve iyi iletişime odaklanın. Çocuğunuzu etkileyen ortak kararlar verin. Bir ekip olarak çalışın ve konu çocukların iyiliği olduğunda birbirinizi destekleyin.

    Sorunları hızlı bir şekilde çözün. Uzlaşın. Küçük şeylerin araya girip kızışmasına izin vermeyin. Her zaman çocuğunuz için en iyisini yapın.

    Yaşa göre ebeveynlik ipuçları

    Ebeveynlik tarzı ve kararları çocuğun gelişimiyle birlikte değişir. Bebeğinizin ve yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun ihtiyaçları ve beklentileri, okul çağındaki çocuğunuzdan ve ergenliğinden farklıdır. Dünya ile etkileşimleri genişledikçe olgunluk seviyeleri de artmaktadır. Sahip olmalarına izin verdiğiniz özerklik ve özgürlükle her zaman olgunluk seviyelerini ve sorumlulukları yerine getirme yeteneklerini ölçmeli ve dengelemelisiniz.

    Bebekler için ebeveynlik ipuçları

    Bebeklerin çok temel ihtiyaçları vardır ve henüz kendileri ve çevreleri arasındaki ayrımı geliştirmemişlerdir. Birincil bakıcılarıyla bir bağ kurmak için sıcaklığa, dinlenmeye, güvenliğe, beslenmeye ve zamana ihtiyaçları vardır. Ana gelişim görevleri yemek yemeyi, uyumayı öğrenmek, vücutlarına alışmak ve başkalarıyla etkileşim kurmaktır. Güven geliştirmeye başlarlar. Bu nedenle, bir ebeveyn olarak yapmanız gerekenler;

    Bir beslenme, uyku ve temas rutini oluşturun.

    En iyi sonuçlar için bebeğinizi nasıl rahatlatacağınızı öğrenin.

    Kendinize iyi bakın ve yapabildiğiniz zaman uyuyun ve dinlenin.

    Küçük konulara odaklanmayarak rahatlayın ve bebeğinizin tadını çıkarın.

    Çok yakında bebeğiniz yürümeye başlayan bir çocuk olacak ve daha fazla hareket etmeye, keşfetmeye ve etkileşime girmeye başlayacak.

    Yeni yürümeye başlayan çocuklar için ebeveynlik ipuçları

    Bir ile iki yaşları arasında küçük çocuklar yürümeyi ve konuşmayı öğrenmeye başlar. Çevreyi ve çevrelerindeki insanları daha fazla keşfederek, yürümeye başlayan çocuklar daha özerk hale gelir ve bağımsızlıklarını dikkatli bir şekilde test eder. Ancak yine de benmerkezcilerdir ve oldukça inatçı olabilirler. Bu yaşta dilleri ve fiziksel becerileri hızla gelişir. Kendi dünyalarının kurallarında gezinmeyi öğrenirler.

    Çocuğunuzun daha bağımsız olma girişimlerini destekleyin.

    Bir ustalık duygusu geliştirmesine izin verin.

    Onların güvenliğini ve refahını sağlamak için sınırlar koyun.

    Öfkesine ve diğer duygularına tahammül ettiğinizi gösterin.

    Olayları çocuğunuzun bakış açısından görmeye çalışın.

    Çocuğunuzu keşifleri sırasında güvende tutun.

    Merakını teşvik edin.

    Okul öncesi çocuklar için ebeveynlik ipuçları

    Yaklaşık üç ila beş yaşları arasında, okul öncesi çocuğunuz biraz daha az ben merkezli olur, dünyadaki yerinin daha fazla farkına varır, duygularını ve davranışlarını yönetmeyi öğrenmeye başlar. Sosyal becerileri hızla gelişir ve bu da dünyaya katılıp okula gittiklerinde temel oluşturur. Deneyimsel öğrenenlerdir, bedenlerinin ve zihinlerinin sınırlarını test ederler.

    Okul öncesi çağındaki çocuğunuzu doğru yola koymak için yapmanız gerekenler …

    Empati göstererek öğretin ve duygular hakkında konuşun.

    Günlük yaşamında rutin oluşturmaya devam edin; bu, okul öncesi çocuğunuz kendileri için korkutucu olabilecek yeni şeyleri keşfederken rahatlatıcıdır.

    Yeterli dinlenmesini ve uyumasını sağlayın.

    Hangi yiyeceğin mevcut olduğunu gösterin, ancak okul öncesi çocuğunuzun ne kadar yiyeceğine karar vermesine izin verin – tutarlı ve sağlıksız yemeyi önlemek için daha küçük, düzenli öğünler veya atıştırmalıklar sağlayın.

    Düzenli olarak çocuğunuzu derinlemesine dinleyin. Ondan deneyimlerini ve duygularını tarif etmesini isteyin.

    Sınırlar koyun ama hayal kırıklığına uğradıklarında empati kurun, zorla cezalandırma yerine öz disiplini öğretin.

    Çocuğunuzla düzenli olarak etkileşim kurun ve sosyal zaman yaratın.

    Okul çocukları için ebeveynlik ipuçları

    Çocuklarınız okullarında ve ergenliğe kadar olan dönemde, daha az benmerkezci, başkalarına daha uyumlu ve (genellikle) daha şefkatli ve işbirlikçi hale gelirler. Okul öğrencisi, gelişim yıllarında duygusal zeka ve öz düzenleme becerilerini her zamankinden daha fazla geliştirmek için rehberliğe ihtiyaç duyar.

    İlişkinizi güçlendirmek için bu tipik makul yılları kullanın ve çocuğunuzun benzersiz kimliğini geliştirmesine izin verin.

    Çocuğunuzun kendi kendine yeterliliği, akranlarıyla etkileşimi ve çocuğunuzla kaliteli anlar geçirmeniz için zaman ayırma ihtiyacını dengeleyin.

    Güçlü bağlantılar kurmak için düzenli aile gezileri veya etkinlikler planlayın.

    Çocuğunuzun olgunluğunu ve bağımsızlık ihtiyacını ölçün, kuralları ve düzenlemeleri buna göre dengeleyin.

    Çocuğunuzu dikkatlice dinleyin ve sorunlarını paylaşması için onu teşvik edin.

    Olası çözümler bulmalarına, müzakere etmeyi ve uzlaşmayı öğrenmelerine izin verin.

    Onların güçlü yönlerini ve başarılarını tanıyın ve övün.

    Elektronik cihazların kullanımını ve güvenilirliğini günde belirli saatlerle sınırlayın.

    Çocuğunuzun arkadaşlarını, ilişkilerini ve değerlerini bilin.

    Güç mücadelelerine dahil olmayın ve cezalandırmak yerine kararlı davranın.

    Gençler için ebeveynlik ipuçları

    Çocuğunuzun 13-15 yaş arasındaki erken yaştaki gençliğinde, bağımsızlığa alışmaya çalışırken değişken davranışlar ve duygular bekleyin. Bu noktada, bir kişilik geliştirmiştir ancak yine de istikrarlı kimliğini bulmaya çalışıyor olabilir.

    Dış dünya, akranlarıyla olan ilişkilerinde, rol modellere bakarken ve sosyal medya, okul, spor ve diğer etkinlikler aracılığıyla maruziyetlerini genişletirken genç çocuğunuz üzerinde artan bir etkiye sahiptir.

    Bu aşamada ebeveynin odak noktası saygı ve pozitif değerler sergilemek, kendi duygularınızı yönetmek, özgürlüğü sorumlulukla dengelemek ve düzenli olarak iletişim kurmaktır.

    Her gün kontrol etmek için düzenli görüşmeler planlamaya devam edin.

    Özgürlüğe uygun şekilde izin verin, ancak çocuğunuzun ne yaptığını, nerede ve kiminle olduğunu bilin.

    Birlikte mümkün olduğunca çok öğün yemek yiyin, özellikle akşam yemeği vakti.

    Yemekler, uyku ve rahatlama dahil olmak üzere sağlıklı kişisel bakımı gösterin ve teşvik edin.

    Ergenlik çağındaki çocuğunuzun hedeflerine ulaşması için gösterdiği çabayı ve onlara ulaşmasını elinizden geldiğince destekleyin.

    Bir arkadaştan çok, bir ebeveynden daha fazlasını yapın; rehberlik edin, kararlı olun ve destek sunun.

    Bilgisayarları bir aile alanında tutun.

    Düzenli aile toplantıları ve gezileri yapmaya devam edin.

    Sonuç

    Çocuğunuzla – yaşı ne olursa olsun – ilişki kurmanın, gelişimindeki kritik bileşen olduğunu unutmayın. Bebek veya yürümeye başlayan çocuk olarak bu, fiziksel temas ve bakım anlamına gelir. Çocuğunuz büyüdüğünde, deneyimleri ve duyguları hakkındaki iletişim, onlara güvene rehberlik edecek bir ışık haline gelir.

    Yansıtarak dinlemek, duygular hakkında konuşmak, sınırlar ve yapı oluşturmak, bağımsızlığı sorumlulukla dengelemek de çok önemlidir. Çocuğunuzun davranışındaki değişiklikleri fark edin. Faaliyetlerini sanal ve gerçek dünyada izleyin.

    Sosyal medyada uygun önlemleri ayarlayın. Çocuğunuz akıllı telefon alacak yaşa geldiğinde, “Çocuklarımı Bul” gibi bir uygulama yükleyin, böylece endişelendiğinizde nerede olduklarını bilirsiniz.

    Güvenli ve korunaklı kalarak bağımsızlıklarını keşfetmeleri daha fazla alan bırakabilmeniz için size değerli bir gönül rahatlığı sağlayacaktır.

     

    Çeviri: Deniz Gündüz

    Kaynak: findmykids.org/blog/en/good-parenting-skills-and-tips