Kategori: Kadın

  • Karbonat İle Peeling

    Karbonat İle Peeling

    Karbonatla peelingi duyunca denemeye karar verdim ve bir çay tabağına 2 tatlı kaşığı karbonat koyup 1 tatlı kaşığı suyla krem kıvamına getirip yüzüme çok bastırmadan peeling yaptım ve sonrasında maske olarak kurumaya bıraktım.

    Sonuç gerçekten de başarılı! 🙂

    Ekstra para ödeyerek peeling ürünleri satın almaya ne gerek var?

    Peeling bitince yüzünüzü yıkadığınızda kurulamayın ıslak kalsın, kendi kendine kurumasına izin verin.

    Sonrasında buzdolabından çıkardığınız % 100 saf gülsuyunu pamukla cildinize uygulayın.

    En son yine geçen gün yapılışından burada bahsettiğim maden suyu sprey şişesini buzdolabından çıkarıp yüzünüze sıkın ve yine kendiliğinden kurumaya bırakın.

    Cildiniz için evde çok ucuza yapabileceğiniz pek çok şey var. Bu da onlardan biri.

    Sizin de paylaşmak istediğiniz tarifler varsa yorum alabilirim.

    Sevgiler 🙂

    Nilay Gündüz

     

  • İslami Örgütlerde Kadınlar ve Üstlendikleri Roller

    İslami Örgütlerde Kadınlar ve Üstlendikleri Roller

    İslami Örgütlere Kadınların Katılma Sebepleri ve Üstlendikleri Roller

    By Audrey Cleaver-Bartholomew

    2016, VOL. 8 NO. 05 | PG. 1/1

    İslami gruplarla ilgili en yaygın yanlış görüşlerden biri de bunların sadece erkeklere ait gruplar olduğudur. Hatta bazıları “Müslüman Kardeşler” (Muslim Brotherhood) gibi spesifik olarak cinsiyet isimlerine sahiptirler ya da “erkek kardeşliği” veya “erkekler” gibi referanslara sahiptirler. Özel bir dilin ötesinde İslami organizasyonlar sıklıkla tamamen erkek liderliğinde çoğunlukla genç erkeklerden oluşur ve cinsiyete göre ayrılmış alanlar içerir. Batıda İslamcılar ağırlıklı olarak kadın düşmanı kabul edilirler ve “Müslüman Kardeşler” gibi ana akım organizasyonlarla “Taliban” gibi şiddetle baskıcı gruplar arasında çok az bir ayırım yapılır.

    Diğer yandan İslamcı kadınlar da batı dünyası için görünmez olsalar da İslami organizasyonlar içinde kuruluşlarından bu yana var olmuşlardır. Örneğin Zaynab al-Ghazzali 1933’te Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurmuş ve 1949’daki ölümüne kadar Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hassan al-Banna’yla birlikte çalışmıştır. Bugün İslam organizasyonlarındaki kadınlar sadece bu organizasyonlardaki adamların eşleri ve kızları değil kendi parlamentolarının İslamcı partilerinde temsili olan, organizasyonlarda liderlik pozisyonlarında olan ve toplumun marjinal gruplarına sosyal hizmetler sağlayan orta sınıf eğitimli kadınlardır.

    Araştırmamda İslami gruplardaki kadınların temel motivasyon kaynağının her zaman önemli olan İslami referans çerçevesinde bir kolektif haklar anlayışı (marjaiyya islamiyya) olduğunu ve bir kadın ve birey olarak statülerinin İslam tarafından korunduğunu kabul ettiklerini fark ettim. Batının feminizm anlayışını reddederler ve gerçekleştirmek istedikleri haliyle kadın haklarının İslam düzeninin (Nizam İslami) bir parçası olarak ele alınmasını savunurlar.

    Bunu toplumda gerçekleştirmek için birtakım roller üstlenirler ve genellikle organizasyon bu konuyla ilgili olarak resmi bir konum almadan önce bu rolleri gerçekleştirirler. Bu özel yöntem ile bir yandan kendilerine politik olarak bir alan açarlar ve İslami organizasyonun sınırlarını pragmatizm prensibi doğrultusunda zorlarlar diğer yandan da marjaiyya islamiyya çerçevesinde rollerini haklı çıkarırlar.

     

    Kadınların İslami Organizasyonlara Katılmak İstemelerinin Temel Sebepleri

    Kadınların İslami örgütlere katılmak istemelerinin temel sebepleri şaşırtıcı bir biçimde erkeklerinkiyle aynıdır. Pek çok durumda ana akım İslami örgütler baskıcı hükümetlere karşı yapılacak en iyi muhalefet alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Orta sınıf eğitimli bir kadın için, Hamas örneğinde olduğu gibi İslami bir örgüte üye olmak İsrail işgalindeki bölgede rejimi protesto etme anlamı taşır. İslami örgütlere katılan kadınlar kendi haklarını bireysel ya da uluslarının kültürel ve politik bütünlüğünden farklı olarak değil bir bütünün (nizam islami’nin yaratılması) parçası olarak görürler.

    Ana akım İslami örgütlere ve onları destekleyenlere katılan erkekler gibi kadınlar da genellikle orta sınıftandır ve politikaları hakkında “ideolojik” olmaya güçleri yetmektedir. Bu organizasyonlarda temsil edilen kadınlar eğitimlidir ancak bu daha düşük gelir seviyesindeki kadınların İslami örgütlere bağlanamayacağı anlamına gelmemektedir. Onların bu örgütler içinde yer alma şekli cinsiyetle değil daha çok içinde bulundukları ekonomik sınıfla alakalıdır ve örgütlerle direkt bağ kurmaktan ziyade sosyal hizmet alan taraftadırlar.

    Tarek Masoud da Mısır seçimlerinde fakir bölgelerde yaptığı gözlemlerde bu desteğin cinsiyetle değil içinde bulunulan ekonomik sınıfla alakalı olduğunu onaylarken maddi durumu kötü olanların sosyal yardımlardan faydalandıklarını ve ideolojik olarak Müslüman Kardeşler’i desteklediklerini ancak politik desteklerini gösterme ve siyasi hareketlerde bulunma anlamında bir etkileri olmadığını dile getiriyor. Masoud yoksul seçmenler ve zengin adaylar arasındaki himaye bağlarının yaygınlığının yoksul seçmenlerin değerlerini paylaşabilecek İslamcılara oy vermesini engellediğini dile getiriyor.

    Ben bu yazımda İslami örgütlere zor kullanılarak yapılan katılımlardan bahsetmedim, İslami örgütlere katılan ya da bu örgütlerde yer alan kadınlardan bahsettiğimde, kastettiğim şey bunu kendi istekleriyle yapanlardır. Bunun istisnası Filistin’de (kısmen Gazze’de) Hamas’ın 1987’de birinci intifada boyunca İslami prensiplere olan uygunluğun kadınlara empoze edilmesidir.

    ‘’Ahlaklı uluslar ahlaklı kadınlara ihtiyaç duyar” iddiasıyla Hamas, İsrail istihbaratının ahlaksız kadınları kullanarak Filistin’i ve Hamas’ı güçsüzleştirmeye çalıştığını iddia etmiş, İsrail karşısında Filistin direnişini güçlendirme amacına yönelik olarak 1988 – 1993 arasında 107 kadın İslami örgütler tarafından öldürülmüştür.

    İslam düzeninin kurulma anlayışı İslami gruplarda öncelikli olarak kadın ahlakının öne çıkması ve kolektif hakların bireysel hakları baskılama mantığına dayansa da bu uç bir örnektir. Hamas’ta yer alan kadınlardan bahsederken zor kullanılarak katılımı sağlananları değil kendi isteğiyle ve aktif olarak bu grupta yer alanlardan bahsetmeye çalışacağım. İslam örgütlerinde yer alan kadınların birçoğu bir seçim yapmak zorundadır ve katılımlarının bir sonucu olarak baskıcı hükümetlerin yönetimi altında işkence, hapse girme ve öldürülme riskiyle karşı karşıyadırlar. (Bu özellikle Mısır’da Nasser Bölgesinde  şu an Müslüman Kardeşler örgütüne bağlı olan kadınlar için doğrudur)

    Bu incelikli bir konudur ve seçim her zaman dışardan belirlenmez. Örneğin, örtünme seçimi batılılar tarafından baskı sonucu olarak kabul edilir. Hamas’ın silahlı zorlaması sonucunda olduğunda aynı fikirdeyim. Ancak 1979 İslam Devrimi öncesi İranlı kadınlar arasında örtünmenin yaygınlaşması batılılaşmaya karşı bir tepki olarak yaygınlaşamaya başladı ve eğitimli kadınlar tarafından özgürce yapılan bir seçimin sonucuydu. Ben genelde kadınların tercihlerinin mecbur olduklarına göre daha çok olduğuna inanırım fakat bunun aksi durumlar da tabii ki vardır.

     

    Ana Akım İslami Örgütlerde Kadınların Görevleri

    Erkek egemen İslam örgütlerinin yanı sıra kadın örgütleri de uzun zamandır varlar. İslami hareketlerdeki en eski ve yerleşik kadın alanları arasında kadınların katılımı ve hatta kadın gruplarındaki liderlikleri son yıllarda oynadıkları rollerle kıyaslandığında çok daha az aykırıdır. Yemen’deki Islah Partisi ve Ürdün’deki İslami Eylem Cephesi ile daha önce bahsi geçen Müslüman Kadın Birliği en uzun süreli kadın örgütleridir.

    Bu organizasyonların oynadığı roller dinamiktir. Geleneksel olarak izole edildikleri kadınsal konulardan parti doktrini ve politikalarında daha fazla rol oynamak için giderek daha fazla ajite oldular. Daha önce de değinildiği gibi partide liderlik pozisyonları için mücadele eden kadınların varlığı daha öncesinde organizasyonlarda kadınlarla alakalı bölümlerde oynadıkları liderlik rollerinde kazandıkları büyük tecrübe ve popülarite sonucunda ortaya çıktı. Orta doğuda demokratikleşmenin geçici yayılımına eşlik eden İslamcı politik partilerin yükselişi kadınların daha önce hiç olmadıkları şekilde İslami organizasyonların politik kollarında yer almalarına izin verdi. Başka bir deyişle İslami hareketler politik açılımlarına göre daha eskidirler ve bu açılımlar kadınları da ilgilendirecek şekilde belirsiz güç ilişkilerine yol açarlar.

    İslami organizasyonlar arasında cinsiyet odaklı ve en uzun soluklu ikinci oluşum ise öğrenci grubu İslam Cemaati’dir. Örneğin Mısır’da Müslüman Kardeşler aktif öğrenci kollarını davalarının bir parçası olarak genç insanların işe alındığı bir alt yapı olarak görürler ve daha hoşgörülü zamanlarda öğrenci birlikleri için adaylar gösterirlerdi. Kadın katılımı konusunda geleneksel olarak en muhalif grup olan Hamas bile mezuniyet sonrası her türlü katılımı yasaklasa da üniversiteli kadınların öğrenci organizasyonlarında yer almalarına izin verirdi.

    “İslam Cemaati” İslamcı “dava” mesajının yayılmasında kilit bir rol oynadı; İslami değerleri, alkollü partileri engelleyerek, kız öğrenciler için mini otobüsler sağlamak yoluyla İslami değerlere uyulmasını mümkün kılarak, Kuran-ı Kerim sınıfları ve özel dersleri açarak ve alkol tüketimi ve evlilik öncesi romantik ilişkiler gibi gayri İslami durumların üniversite bünyesinde gerçekleşmesini protesto ederek desteklediler. İslam Cemaati’ndeki kadınların aktivizmleri daha uzun süreli ve göreceli olarak tartışmaya kapalıydı.

    Kadınların katılımı daha çok iki alanda öne çıkmaktaydı; parlamenter katılım ve parti liderliği. Arap Baharı’ndan sonra ortaya çıkan daha demokratik ortamda Müslümanların ağırlıklı olduğu pek çok ülkede Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD), Tunus’ta Ennahda, Ürdün’de IAF ve Yemen’de Islah Partisi İslami grupların politik açılımlarında kadınların rolünün ne olması gerektiği sorusuyla uğraşmaları gerekti.

    Kadınların kamusal hayatta İslamcı grupları temsil etmesine karşı sert muhalefet öngörülebilirken, gerçek daha karmaşıktır. Hem Ennahda’nın hem de PJD’nin parlamentoda kadın temsilcileri vardır ancak bu temsilciler kadın erkek eşitliği adına batı dünyasının beklediği anlamda bir “feminist” yaklaşımı benimsemez. Örneğin Ennahda üyesi Souad Abderrahim toplumun beklentileri ve kolektif ahlak adına evlilik dışı doğan çocukların korunmalarının kaldırılması ile alakalı bir yasa önerisinde bulunmuştur.

    Bir bütünün parçası olarak kadın hakları vurgusu, bu bütün İslam düzeni olarak kabul edildiğinde İslamcı parlamenterler arasında cinsiyetten bağımsız olarak yaygındır. İslamcılara göre kadın olgusu kendilerini cinsiyete göre değil İslami kimliğe göre alakadar etmektedir. Ayrıca parlamentodaki kadın temsili İslami organizasyonların kadınların rolleri üzerinde bir uzlaşmaya vardığı anlamına da gelmemektedir. Daha çok organizasyonlarda gelenekselcilerin mi yoksa yenilikçilerin mi daha baskın olduğu anlamına gelmektedir; İslami organizasyonlarda da her türlü grup mevcuttur.

    Son olarak İslami organizasyonlarda kadınların üstlendiği rollerdeki en büyük değişiklik grup liderliği düzeyinde olmuştur. IAF’ye paralel olarak kadın organizasyonlarında başlayan IAF’den Nawal Faouri gibi kadınlar giderek artan bir şekilde grup liderliğinde karar alma mekanizmalarında yer almaya başlamışlardır. Benzer bir olgu kadınların statüsüyle alakalı tarihsel olarak daha muhafazakar olan Filistin’den Hamas ve Yemen’den Islah Partisi’nde de meydana gelmiştir. Kadınların liderlik pozisyonlarına gelmesi ideolojik anlamda hızlı bir kayma anlamına gelmediği gibi genelde derinlemesine dini tartışmaların konusu da olmaz.

    Bunun yerine boşalan liderlik pozisyonları için kadınların mücadelesi ve bunları elde etmeleri sonrası başarı ya da başarısızlık tartışmaları yapılır. Bu nedenle pragmatizm daha sonra doldurulacak olan doktrini öteler. Basit bir şekilde kadınlar bu rollere getiriliş sebeplerinin hakkını vermezler. Hiç anlaşılamayan marjaiyya islamiyya kadınların statüleri üzerine tartışmalarda tüm taraflar tarafından çağrılır. Örneğin Hamas’ta kadınlar Filistinlilerin sayısal anlamda bir dezavantajı yaşadıklarını ve İsrail işgaliyle mücadele edebilmek için olabildiğince çok katılıma ihtiyaç duyduğunu dile getirirler. Söylemleri kadınların ulusun bir kurumu olduğu ve batı destekli bir düşmanla yüzleşecek kadar güçlü bir İslami ulus için İslami kadınların gerekli olduğu yönündedir.

    Liderlik pozisyonlarında dul ve bekar kadınların yaygınlığı argümanları güçlendiriyor çünkü bu kadınların liderleri tarafından ihmal edilebilecek bir aileleri yok. Bununla birlikte, pek dile getirilmeyen argüman bu kadınların önde gelen Hamas liderlerinin eşleri, kız kardeşleri veya kızları olduğudur. Bu da gruplar arasındaki farklılığı ortaya koyar. Müslüman kardeşlerde liderlik pozisyonlarındaki kadınlar genelde organizasyonun önde gelenlerinin eşleri ve dullarıdır.

    Yine de tutarlı bir şekilde benzer argümanlar öne sürülmektedir: Kadınlar aile görevlerini ihmal etmedikleri veya şeriatı ihlal etmedikleri sürece, bir İslam düzeni gerçekleştirirken Hz. Muhammed’in kendi aile üyelerinin ortaya koydukları örnekleri takip etme hakları vardır. Bir kadının tam olarak ne yaparak şeriatı ihlal ettiği farklı tartışmaların konusudur. “Metin yasaklamaz” ifadesi, kadınların İslamcı grupların daha üst düzey organlarına katılımlarına ilişkin argümanlarının anahtarı haline gelmiştir.

     

     Marjaiyya Islamiyya’da Kadın Hakları

    Marjaiyya islamiyyesi, İslami örgütlerde kadın haklarıyla ilgili her türlü tartışmanın merkezinde yer alır. İslamcı kadınlar, batı tarzı feminizmi tehlikeli derecede bireyselci ve yetersiz odaklanmış olarak tamamen reddediyorlar. Diğer İslamcılar gibi, İslamcı kadınlarda öncelikle kadın, Mısırlı veya Ürdünlü olarak veya belirli bir sınıfın üyeleri olarak değil, her şeyden önce kendini adamış Müslüman kadınlar (moltazemaah) olarak tanımlanır. Haklarının İslam tarafından tanımlandığını ve kutsandığını düşünürler ve bu nedenle İslamcı bir toplumun gerçekleştirilmesinin doğal olarak yaşamlarını ve haklarını iyileştireceğini savunurlar.

    İslamcı kadınları anlamada çok önemli bir faktör, yalnızca İslam’a değil aynı zamanda aileye de odaklanmalarını anlamaktır. İslamcılara göre, herhangi bir ülkenin veya toplumun merkezi birimi birey değil ailedir. Hem erkek hem de kadın İslamcılar, her zaman bir bütün olarak batı toplumunu ve özellikle de batılı kadın hakları nosyonunu fazlasıyla bireyci olarak kınıyorlar. İslamcı Filistinli yazar Nehad al-Sheikh Khalil şöyle ifade eder:

    Feministlerin bireysel haklar kavramına dayalı kadın hakları çağrılarını eleştirirken, “bireysel benlik, kalkınmanın ölçüsü olamaz, çünkü bu kamu yararına aykırı olabilir.’’ Buna örnek olarak bir İsrail yerleşiminde ya da işyerinde çalışan bir Filistinliyi örnek verir.

    Ancak aynı yazar, kadınların sağlık bakımı, aile planlaması, evlenmeyi geciktirme ve aile içinde haysiyet hakkına sahip olduğu konusunda ısrar ediyor. El-Şeyh, kadınların basitçe dava için boyun eğdirilmeleri veya feda edilmeleri gerekmediğini, ancak onların rollerinin Filistin’in kurtuluşundan ayrı bir mesele olarak kabul edilemeyeceğini savunuyor

    Hamas’ınkinden daha az milliyetçi bir bağlamda, argüman benzer kalır. Mısır’da, Wasat Partisi’nden bir İslamcı olan Aboul ‘Ela Madi, toplumun dini ve ahlaki değerleri pahasına mutlak özgürlük fikrini eleştirir ve partisinin, toplumun değerlerini hiç kimse onları aşmayacak veya onlara bir şey eklemeyecek şekilde tanımlamasında ısrar eder. Toplumun kolektif olarak İslamlaşması ile bu öncelik tam da marjaiyya islamiyyedir. Kadın hakları özellikle bir kadın sorunu olarak değil, bütünün bir parçası olarak görüldüğü sürece kabul edilebilir. Bu şekilde, kadın hakları bir tür kamu yararı haline gelir. İslami bir toplumdaki herkes, ahlaklı kadınların kendilerine Kur’an ve Sünnet tarafından emredilen rolleri yerine getirmesinden fayda sağlar, çünkü bu erkekler ve çocuklar için olduğu kadar kadınların da kendileri için daha İslami bir toplum yaratır.

     

    Sonuç

    Kadınların tüm İslam toplumundan ayrılması ve özellikle aileden ayrı özerk etkenler olarak görülmeleri, kadın hakları girişimlerine desteği önemli ölçüde azaltmaktadır. İslamcı kadınlar genellikle seküler feministlerle aynı girişimlerin çoğunu desteklese de – örneğin üreme bakımına daha fazla erişim – girişimlerin motivasyonu çok önemlidir. İslamcı kadınlar sık ​​sık kendileriyle aynı inisiyatifi savunan laik feministlerle bu kişilerin kadın haklarını İslami metin veya gelenek yerine insan hakları hukukundan kaynaklanan bireysel bir yaklaşımla ele alacakları ve bunun onları Müslüman toplumu aşağılama arayışıyla hedef alacağı korkusuyla savaşacaklar. İsimleri her ne olursa olsun, genellikle daha geniş kamusal alan ve kadınların sesi için ajitasyonun ön saflarında yer alacaklar ve kendilerini gelişen İslam toplumunun hayati bir parçası olarak görecekler. Onlar ahlaki bir ulusun temelinin güçlü, ahlaki bir yapıda yattığını savunuyorlar.

    By Audrey Cleaver-Bartholomew

    2016, VOL. 8 NO. 05 | PG. 1/1

    Inquiries Journal sitesinden alınarak çevirilmiş bir Audrey Cleaver-Bartholomew makalesidir.

    Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

    Çeviri: Deniz Gündüz

  • Cildinize Maden Suyu Takviyesi

    Cildinize Maden Suyu Takviyesi

    Karşınızda çok basit, çok ucuza ve kolayca temin edebileceğiniz 3 materyal!

    Bildiğiniz maden suyu, herhangi bir aromatik yağ ve de boş minik bir sprey şişesi.

     

    Küçük bir sprey şişesine buzdolabından çıkardığınız maden suyunu dolduruyorsunuz.

    Damlalık da olabilir şırınga da olabilir, çay kaşığı da olabilir, hangisi işinize geliyorsa onunla çok az miktarda aromatik yağlardan şişeye ilave ediyorsunuz ve kapağını kapatıp azıcık çalkalıyorsunuz.

    Şimdi yüzünüze sıkın bakalım, ohhh mis gibi hem de ferahladık değil mi? 🙂

     

    Ben çilek yağı ve ylang ylang yağını tercih ettim.

    Sebebine gelince; öncelikle çilek yağının faydalarına bir bakalım…

    Harika bir kokuya sahip olması nedeniyle öncelikle iyi bir aroma terapi yağıdır.

    Cilde tazelik verir, sıkılaştırıcı, besleyici ve gözenekleri sıkıştırıcı etkileri vardır.

     

    Ylang ylang yağına gelelim…

    Yağlı cilde uygulandığında sebum oranını dengeler, akne ve sivilcelerin oluşumu engellenir.

    Cildi nemlendirir, kadifemsi yapar.

    Maden suyu ise çok fazla mineral içerir, cildi sıkılaştırır, canlandırır.

    Hazırladığınız bu sprey şişesini evdeyken buzdolabında tutun ve sık sık cildinize sıkın.

    Özellikle yaz aylarında size evde ekstra ferahlık sağlayacaktır.

    Dışarı çıkarken çantanıza da atabilirsiniz, aklınıza geldikçe kullanabilirsiniz.

    Nilay Gündüz

  • Yaş Maya Maskesi

    Yaş Maya Maskesi

    Cildinizi genç tutmanın mucizevi formülü bu yazıda. 🙂

    Ve karşınızda yaş maya maskesi!

    Hazırlanışı şöyle;

    Bir paket yaş mayanın yarısı ve bir çay kaşığı sütü

    ezerek iyice karıştırıyorsunuz ve yüzünüze sürüyorsunuz.

    Evde süt yoksa arıtılmış su da olabilir.

    Kaskatı olunca yüzünüzü yıkayıp %100 gülsuyu ve pamukla temizleyin.

    Piyasada gülsuyu adı altında ucuza satılan ama aslında gülsuyu olmayan, sadece gül esansı içerenlerini kullanmanızın cildinize herhangi bir faydası yok, bunu da belirteyim.

    Gerçek gülsuyu tonik etkisi yaratır, bu sebeple pahalı toniklere para akıtmanıza da gerek kalmıyor.

    Mayanın cilde yararları antik çağlardan beri biliniyor.

    Mikrop öldürücü etkisinin yanında içindeki ”cm glukan” maddesi sayesinde hücre yenilenmesini de sağlıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor, ayrıca yaraların iyileşmesini de hızlandırıyor, cilde esneklik ve sıkılık sağlıyor.

    Güzel ve sağlıklı günlere 🙂

    Nilay Gündüz

     

  • Ayva Çekirdeği Maskesi

    Ayva Çekirdeği Maskesi

    Cildiniz için doğal ve mucizevi bir maske tarifim var 🙂

    Malzemeler çok basit ve ucuz;

    sadece 20 tane ayva çekirdeği ve yarımdan biraz fazla çay bardağı su o kadar.

    Minik ve hava geçirmeyecek bir kavanoza malzemeyi koyup 1 hafta bekletiyorsunuz.

    Beklerken jel haline gelecek.

    Tüm yüzünüze sürüp yaklaşık 15 dakika bekletiyorsunuz, iyice kuruyor ve sonra da suyla veya %100 gül suyuyla temizliyorsunuz. Gülsuyu için tavsiyem Rosense. Kendiniz evde gül suyu da yapabilirsiniz tabi ki.

    Piyasada gülsuyu adı altında ucuza satılan ama aslında gülsuyu olmayan, sadece gül esansı içeren kimyasal ürünleri kullanmanızın cildinize herhangi bir faydası yok.

    Bu maskeyi kavanozda saklayın ve dilerseniz her gün kullanın, tamamen doğal olduğu için herhangi bir zararı olmayacaktır.

    Cildinizi gerginleştirir, makyajdan önce uygularsanız makyajınız cildinize daha iyi oturur.

    Yalnız kavanozdaki karışımı aylarca bekletmeyin küflenebilir, kötü kokar ve özelliğini yitirir.

    Güzel günler olsun 🙂

    Nilay Gündüz

     

  • Bebek Şampuanı Mucizesi

    Bebek Şampuanı Mucizesi

    Bebek şampuanını sadece bebeklere kullanmayın, zira pek çok alanda elinizin altında bulunmasında fayda var.

    Öncelikle kendi saçlarınız için de kullanabilirsiniz.

    Mesela çok iyi bir cilt temizleyicidir, yüzünüzü sabah ya da akşamları bebek şampuanıyla yıkayabilirsiniz. Ekstra ve özellikle de pahalı cilt temizleyiciler satın almanıza hiç gerek yok.

    Ayrıca yine sizi pahalı makyaj temizleyicilerden kurtaracak bu muhteşem ürünü makyaj temizleyici olarak da kullanabilirsiniz, bir pamuğun üzerine sıkın ve makyajınızı temizleyin, gözlerinizi de yakmayacağından bu çok hoşunuza gidecek eminim 🙂 Bu arada suya dayanıklı makyaj malzemelerinde etkili olmadığını da belirteyim.

    Bir sprey şişesine su doldurun ve 1 kaşık bebe şampuanı ekleyip çalkalayın, evinizin temizliğinde kullanın, çiçek yapraklarınızı bile temizleyebilirsiniz, ev mis gibi kokar, yüzeyler daha geç tozlanır.

    Halı ve koltuklarınızı bir kova suya karıştıracağınız yeteri miktar bebe şampuanı ile temizleyebilirsiniz.

    Göz enfeksiyonlarında da bebek şampuanı mucizedir, çapaklanma sorununuz bile varsa gözlerinizi bebe şampuanıyla her gün düzenli olarak yıkayın, sorununuzdan kurtulun.

    Araba iç ve dış temizliğinde de işinize çok yarayacaktır.

    Kısacası aklınıza gelen pek çok yerde bebek şampuanını güvenle kullanabilirsiniz, denemeye bir yerlerden siz de başlayın, ben başladım çok memnunum 🙂

    Nilay Gündüz

  • Hypatia

    Hypatia

     İskenderiyeli Hypatia

    Kadının toplum ve bilimdeki yerinin hala tartışıldığı günümüzde, 1600 sene önce yaşamış İskenderiyeli Hypatia (370–415), felsefe ve bilim alanında önemli katkılarda bulunmuş ancak dönemin gerici zihniyeti tarafından, onun “inanmadan önce sorgulama ve bildiklerinin arkasında durma” olarak belirteceğimiz düşünce tarzı sebebiyle yok edilmiştir. Bu sadece Hypatia’ya değil bilim dünyasına karşı yapılmış olan bir cinayetti ve tarih boyunca da başka örnekleri yaşanacaktı.

    İskenderiyeli Hypatia filozof, matematikçi ve astronomdur. Güzelliği, bilim insanı kimliği ve zarafeti ile ünlüdür. Yaşadığı dönemde, İskenderiye Roma’nın bir eyaletiydi. İskenderiye’yi kendi döneminde ön plana çıkaran en önemli özelliği müze ve kütüphanesinden ileri gelmekteydi. Ünlü matematikçi Öklid (Euclid M.Ö-300) de bu merkezde yaşamıştır. İskenderiye Kütüphanesi’ni ünlü yapan şeyler: felsefe okulu, müzesi ve “eklektik” olarak bilinen geniş bir bakış açısına sahip öğretisiydi.

    Hypatia’nın bilim insanı kimliğinin temelleri, filizof babası Theon ile şekillendi. İlk eğitimlerini aldığı babası, Hypatia’nın dogmatik düşünce yapısına girmesine izin vermedi. Babası ona kendine saygısı olan bir kimsenin hiçbir bilgiyi mutlak gerçek olarak kabul etmemesi gerektiğini, düşünme hakkını hep kullanmasını, yanlış düşünmenin hiç düşünmemekten yeğ olduğunu öğretti. Eserlerinden de anlaşılacağı gibi babası kızıyla hep gurur duymuştur. Hypatia, Atina’da eğitimini tamamlayıp İskenderiye’ye döndü ve okulun başına geçti. Platon’un fikirlerini benimsedi. Hatta Platon, Aristo ve Suda gibi filozoflar hakkında İskenderiye’de halka açık dersler verdi. Bu sınıfta, daha sonra İskenderiye valisi olacak Orestes ve Ptolemais’in piskoposu olacak Synesius da vardı. Sonradan büyük bir filozof olan Synesius ona hayranlığını ve ilmine duyduğu takdirlerini içeren pek çok mektup yazdı. Bu mektuplar, felsefe tarihi kitaplarında Hypatia ile ilgili olarak günümüze kadar gelen nadir belgelerden olmuştur.

    İskenderiye eklektik okulunda yeni Plâtoncu geleneği hâkimdi. Bu okul hangi inanca ve felsefi tarza sahip olursa olsun herkese açıktı. Farklılıkları bir çatışma unsuru olarak algılamayı değil, onları çeşitli görünümlerde olan, temellerini aldıkları tek ve aynı kaynağa yönelterek, insanlık tarihinin belleğindeki kadim bilgiyi inisiyelerden filozoflara ve topluma aktarma çabası gösteren bir felsefe okuluydu.

    Hypatia, sahip olduğu bilgileri cesurca ve kaygı duymadan öğrencilerine anlatmaya, dönemin önemli siyaset, bilim, din adamlarıyla görüşmeler yapmaya devam ediyordu. Bu bilgiler görünüşte ayrı olan inançların özündeki ortak bilgiye dayanıyordu.

    Hypatia’nın yaşadığı dönem Roma’nın yavaş yavaş çökmeye başladığı, karmaşık bir dönemdi. Genel eğitim seviyesi çok düşük, bilgiye ulaşmak zahmetli, mesafeleri aşmak çok zordu. Yani tam bir ortaçağın yaşandığı dönemde, Hypatia bilime yaptığı katkılarla o döneme ışık oldu. Doğayı açıklamaya olan yaklaşımı mantık, matematik ve deney temeline dayandırmak oldu. Hypatia, matematik ve astronomi ile ilgili kitaplar da yazdı. Bu eserlerinden birinin adı Astronomik Kanun’dur. Eski olarak adlandırılan bilgiler yeniden açığa çıkarılmış ve yeniden sunulmuştur.

    Hypatia ve Theon, Batlamyus (Ptolomy), Öklid ve diğer Yunanlı matematikçilerin eserlerinin günümüze ulaşmasında en önemli yere sahiptir. Hypatia ve babası, Batlamyus’un astronomi kitaplarını düzenleyerek yorumladılar. Ortaya çıkan bilgileri öğrencilerine aktardılar. Yorumların bir tanesinin girişinde  “Bu baskı filozof olan kızım Hypatia tarafından hazırlanmıştır” yazısını görmemiz Theon’un kızına verdiği değeri göstermesi açısından önemlidir.

    O yıllarda İskenderiye’deki (Bu şehir Büyük İskender tarafından kurulmuştu) en önemli yapılardan biri Serapis tapınağıydı. Serapis tapınağı, müze ve İskenderiye Kütüphanesi Hıristiyanlık için önemli engellerdi. İmparator Theodisius İskenderiye piskoposundan eski dine ait her şeyin yok edilmesini istedi. Başpiskopos Theodisius, elinde bir haçla ve ona eşlik eden rahiplerle tapınağa gitti ve yıktı. Bu olayda pek çok tapınak görevlisinin ve hekimlerin öldüğü bilinmektedir. Daha sonra aynı yere bir kilise dikilmiştir.

    Bu hareket İskenderiye Okulu üzerinde bir baskı kurmuş ve ayrıca fanatizmi de güçlendirmiştir. İskenderiye piskoposunun yerini almak için başpiskopos Timotheus ile rekabet halinde olan piskopos Cyril’in onun şehirdeki etkisinden ve liderlik özelliğinden hiç hoşlanmadığı da kaynaklarda yer almaktadır. Piskoposun şehirde rakibi sayılabilecek vali Orestes de, Hypatia’nın dinleyicileri arasındaydı. Piskopos Cyril, Hypatia’nın sonunu hazırlarken bir yandan da cemaatini Hypatia’nın değersiz olduğuna inandırması gerekiyordu. İncil’den yaptığı alıntılardan ilham alıyordu “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır”. Cyril, Hypatia’nın ölümünü doğrudan emretti veya halkı bunun için teşvik etti. (Hangi şekilde olduğu hakkında net bilgi bulunmamakta.) Halkı kışkırtmış ve halk arasında Hypatia “dinsiz” ve “şeytan” olarak nitelendirilmiştir.

    Yaklaşık 500 kadar kalabalık bir fanatik grup, bir sabah Hypatia evden çıkarken, onu durdurup arabasından indirdi ve saçlarından sürükleyerek kiliseye götürdü, ardından da vahşice öldürdü. Sonra bu güruh yaptıklarının dehşetine kapılarak onu kilisenin içinde ateşe verdi. Olay şehirde büyük yankı yarattı.

    Hypatia böyle acımasız bir şekilde yok oldu ve Hypatia’nın ölümünden sonra yeni Plâtoncu okul da onunla birlikte tarihe karıştı. Hypatia, ölümünden bu yana unutulmayan bir isim oldu ve bir efsane haline geldi. Bilim ve sanat alanında sembol olan Hypatia hakkında zaman içerisinde şiirler, romanlar, oyunlar yazılmıştır. Feminist sanata da konu olmuştur. Feminist sanatçı Judy Chicago, 1979’da San Francisco modern sanat müzesinde açtığı sergide Hypatia’yı o şiirlerde güzelliği ile değil de tüm görkemiyle ünlü ve yetenekli kadınlarla birlikte göz kamaştıran bir akşam yemeğinde sunar.

    Voltaire’e göre Hypatia, “bağnazlığın masum bir kurbanı; öldürülmesi ise Yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışının bir simgesidir”. Voltaire bir aydınlanma filozofudur ve Hypatia onun muhalifliğinde sembol olarak kullandığı bir isimdir. Diğer yandan kendine karşıt bir grup içerisinde “İskenderiyeli hayâsız bir öğretmen olarak kabul edilmiştir”.

    Hypatia daha sonra Ortaçağ’da ünlü usta Raphael’in en büyük eserlerinden biri olan Atina Okulu’nda görülmektedir. Raphael’in bu eseri Vatikan’da Papa Julius II döneminden Stanza della Segnatura’nın dört duvarından birinde yer almaktadır. Usta eserine başladığında, kendisine sorulan bir soru üzerine Hypatia’nın “Atina Okulu’nun en ünlü öğrencisi” olduğunu söylemiştir. Ona hemen bu kaydı değiştirmesi gerektiği, aksi halde eserin yok edileceği söylenir. Bunun üzerine o da eserdeki kişiyi Papa’nın yeğeni olan “Francesco Maria della Rovere” (1490-1538) olarak değiştirdiğini belirtmiştir.

    Maalesef eserleri günümüze ulaşamamıştır. Çalışmaları:

    • Aritmetik üzerine 13 ciltlik bir yorum
    • Apollonius’un konikleri üzerine bir yorum
    • Batlamyus’un Almagest’i üzerine düzenleme
    • Babası Theon’un yazdığı “Öklid’in Elementleri” adlı eser üzerinde düzenleme
    • “Astronominin Kanunları” adlı kitabı

    Hypatia’nın bilime katkıları gök cisimlerinin sınıflandırılmasında, hidrometre’nin bulunmasında, sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesinde ve daha birçok konuda etkili olmuştur.

    Hypatia’nın yaşadığı dönemden itibaren 1000 yıldan fazla süre geçmiş, ona rağmen kilise Raphael’in eserine Hypatia’yı katmasını engellemeye çalışmıştır. Bugüne kadar söylenen sözler, eserde belirtilenin Hypatia olduğunu fısıldamaktadır. Zaten eserdeki kişiliklere baktığımızda Hermes, Platon, Aristo, Diyojen, Zenon, Fucino, Alkibiades arasında sıradan birisinin bulunamayacağını anlayabiliriz.

    Hypatia işte böyle bağnaz, sığ düşüncelerden dolayı acımasızca, canice yok edildi. Düşünce özgürlüğü istedi, düşündüğünü söyledi, adaletsizliğe isyan etti, inandığı ve savunduğu bilim ve akıl için öldü.

    Referanslar:

    1. Aktif felsefe dergisi sayı:67 ve sayı:72
    2. Orta Çağ Uygarlıklarında Tarih ve Bilim –Hüseyin Gazi Topdemir
    3. http://www.pdf177.com/pdf/iindekiler-stanbul-barosu-78985.pdf

     

    Deniz Gündüz

  • Lazer Epilasyon Nedir? Neler Lazer Epilasyon Değildir?

    Lazer Epilasyon Nedir? Neler Lazer Epilasyon Değildir?

    Lazer epilasyon Dünya Sağlık Örgütü’nün onayladığı kalıcı epilasyon yöntemidir.
    Tıbbi bir uygulama olduğu için lazer yalnızca doktor olan merkezlerde uygulanabilir.
    Kuaför ve güzellik salonlarında lazer epilasyon yapılması sakıncalıdır!
    Kuaför ve güzellik salonlarında uygulanan IPL yani fotoepilasyon cihazları lazer değildir!
    Bazı markaların evlerde laser epilasyon adı altında sattıkları cihazlar da yine aynı şekilde laser değil fotoepilasyon cihazıdır ve tüyleriniz bir süre sonra yeniden çıkacaktır, yani ağda ve benzeri yöntemlerden farkı yoktur.
    IPL’nin dalga boyu sabit olmadığı için lazer cihazları gibi etkili ve güvenli değildir.
    Kimi zaman haberlere yansıyan ”Lazer epilasyondan yüzü yandı” ”Lazer epilasyondan bacağı yandı” şeklindeki haberler de genelde tıbbi bilgisi olmayanların çalıştığı güzellik salonlarında meydana gelmektedir.
    Gittiğiniz yer bir kuaför ya da güzellik merkezi ise orada lazer adı altında size uyguladıkları şey kandırmacadan ve para tuzağından başka bir şey değil anlayacağınız.
    Paranızı ve sağlığınızı riske atıyorsunuz.
    Kendinizi doktorların açtığı tıbbi merkezlere emanet edin ve gerçek lazer cihazlarıyla epilasyonunuzu yaptırın ki kalıcı olsun.
    Kuaförlerin ve güzellik salonlarının ucuza yaptığı fotoepilasyona ne sağlığınızı ne de paranızı kaptırmayın.
    Üç kuruşluk tüm vücut epilasyon kampanyaları yapan yerlere ise kesinlikle güvenmeyin.
    Dünyada 3 tip epilasyon lazeri vardır:
    *Alexandrite Lazer
    *Nd-Yag Lazer
    *Diod Lazer
    Alexandrite lazer ile gövde kıllarında 4-5 seans gerekmektedir ve seans araları 2 aydır.
    Lazer epilasyon gibi bir rahatlık varken inanın elinizde cımbızla, ağdayla, epilatörle vs vs saçma sapan şeylerle dolaşmanıza hiç gerek yok artık günümüzde.
    Hangi şehirden olursanız olun kendinize doktorlara ait bir lazer merkezi bulun ve kıl-tüy problemlerinizden kurtulun.
    Kadın ya da erkek farketmiyor bu arada bunu da belirteyim.
    Bunun dışında tüylerin elbette ki sarı gibi açık renkte olmaması gerekiyor çünkü kıl ve tüyler ne kadar kalın ve koyu renkse, lazer epilasyon o kadar iyi ve kısa zamanda sonuç veriyor. Yani sarışınlar için kötü haber; ağda, epilatör ve cımbıza devam.
    Nilay Gündüz