Yazar: nilaylaylom

  • En İyi Dönem Dizileri

    En İyi Dönem Dizileri

    Alias Grace

    Alias Grace (2017) Mini Dizi – Biyografi, Suç, Drama

    Sarah Gadon, Edward Holcroft, Rebecca Lidiard, Anna Paquin, Paul Gross

    1800’lü yıllarda Kanada’da işlenmiş olan bir cinayeti ve sonrasında olayın faillerinden biri hakkında yıllar boyu yaşanan “suçlu mu, suçsuz mu?” tartışmalarını konu alan bir Margaret Atwood romanından ekranlara taşınan dizi. Grace Marks gerçekten işlenen cinayetlerden sorumlu mu, yoksa yanlış zamanda yanlış yerde bulunan masum biri mi? Bunların cevabı elbette ki hikayenin içerisinde saklı. Grace Marks, 16 yaşında ailesiyle birlikte Kuzey İrlanda’dan Kanada’ya gelen göçmen bir ailenin kızı. Daha 16 yaşındayken işverenini ve kahyayı öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilmiş İrlandalı bir hizmetçi. Grace, cinayet günü ile ilgili hiçbir şeyi hatırlamamakta. Suçlu olduğuna inananlar olduğu gibi masum olduğunu düşünen kişi sayısı da az değil. Bu yüzden Grace’in masumiyetine inananlardan oluşan bir kilise komitesi tarafından serbest bırakılması yönünde bir rapor yazması için Amerika’dan getirtilen bir doktor aracılığıyla Grace Marks’ın hayat hikayesini kendisinden dinleme fırsatı buluyoruz. Sınıf ayrımının çok güzel bir şekilde göze çarptığı mini dizi bir çırpıda izleyip bitirmeniz için en iyi seçeneklerden biri diyebilirim.

    Anne with an E

    Yeşilin Kızı Anne (2017-2019) Aile, Drama

    Amybeth McNulty, Geraldine James, Robert Holmes Thomson,

    19. yüzyılın sonlarında yaşayan yetim bir kızın hikayesini anlatan dizi. Yetimhanedeki bu kızımız yaşanan bir karışıklık sonucu kendini Green Gables kasabasında yaşlı Cuthbert kardeşlerin yanında bulur ve sıcak bir yuvaya kavuşur. Anne inanılmaz hayalgücü, enerjisi ve pozitifliğiyle zamanla tüm kasabalıyı etkilemeyi başarır. Okulda kazandığı arkadaşlıklar, kasabalının gönlünü çalışları hep zamanla ve sancılı aşamalar sonrası gerçekleşiyor olsa da mutlu son sevenler için sayısız mutlulukla dolu dizide ayrıca akıllı, yakışıklı ve olgun karakteriyle Gilbert Blythe ile Anne arasındaki çekimi izlemek de oldukça keyifli. O dönemde kadın ve LGBT hakları, feminizm, ifade özgürlüğü, çocukların bakış açıları gibi konulara da değinerek gönlümüzü ayrıca çeliyor. Anne’in maceralarını mutlaka izleyin, çok keyif alacaksınız.

    Bridgerton

    Bridgerton (2020-Günümüz) Drama, Romantizm

    Jonathan Bailey, Harriet Cains, Phoebe Dynevor, Bessie Carter

    Julia Quinn romanından ekranlara aktarılan dizide Bridgerton ailesi anlatılıyor. Her soylu ailenin amacı aynı: kızlarının en doğru, en makul evliliği yapmasını sağlayarak toplumsal statülerini güçlendirmek. Dizi sekiz kardeşin bu entrikalarla dolu evlilik borsasında hayallerindeki aşkı arayışını anlatıyor. Dizinin baş kostüm tasarımcısı yalnızca 1. sezon için yaklaşık 7500 parça kostüm ürettiklerini söylemiş. Diziyi izlerken 19. yüzyılda yaşamış şanslı asillerin şatafatlı hayatından gözleriniz kamaşıyor. Sosyete, dedikodu, balolar, davetler, izdivaçlar, aşk, komedi 19. yy İngilteresi.. Dönem dizisi sevenler biraz da aşklı meşkli dizilerden hoşlanıyorlarsa beğenerek izleyecektir.

    Chernobyl

    Chernobyl (2019) Mini Dizi – Drama, Tarih, Gerilim, Trajedi

    Jared Harris, Stellan Skarsgård, Jessie Buckley, Emily Watson, Paul Ritter

    Dizi, 1986 yılında Ukrayna’da Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlama ve sonrasında yaşananları konu ediyor. Yaşanan trajik kazanın ardından Sovyetler Birliği olayın araştırılması için ülkenin önde gelen nükleer fizikçilerinden Valery Legasov’u görevlendirir. Sovyet Başkan Yardımcısı Boris Shcherbina ile birlikte kazayı incelemeye giden Valery, olayın nasıl meydana geldiğini öğrenmek ve felaketin boyutlarını kontrol altına almak için zorlu bir mücadele verir. Dünya tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan Çernobil patlaması hakkında ayrıntıları en ince detayına kadar öğrenebileceğiniz bir mini dizi.

    Downtown Abbey

    Downtown Abbey (2010-2015) Drama, Romantizm

    Hugh Bonneville, Laura Carmichael, Jim Carter, Brendan Coyle

    Dizi, 1912-1926 yılları arasında Yorkshire’da Downton Malikanesi’nde yaşayan Crawley Ailesi ve malikanenin çalışanlarının Kral Edward dönemi sonrası yaşamlarını ve zamanın büyük olaylarının hayatlarını nasıl etkilediğini gösteriyor. Dizi boyunca tasvir edilen olaylar arasında Titanik’in batması, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, İspanyol grip salgını, Marconi skandalı, Özgür İrlanda Devleti’nin oluşumuna yol açan İrlanda Bağımsızlık Savaşı, Teapot Dome skandalı, 1923 Birleşik Krallık genel seçimi ve Beer Hall Darbesi yer alıyor.

    Freud

    Freud (2020-Günümüz) Suç, Tarih, Gerilim

    Robert Finster, Ella Rumpf, Georg Friedrich, Christoph F. Krutzler, Brigitte Kren

    Freud dizisi, 19. yüzyıl Viyanası’nda adını duyurmaya istekli ve başarıya aç genç Sigmund Freud’un bir dizi kanlı gizemi çözmek için bir medyum ve bir dedektifle birlikte çalışma hikayesini anlatıyor. Dizinin hikayesi kısmen gerçek olaylara dayanmakta ve fazlasıyla erotizm ve gerilim öğeleri içermekte. Dizi hakkında yorumlara biraz bakarsanız izleyicilerin keskin çizgilerle ikiye ayrılmış olduğunu görebilirsiniz. Bir kısım diziyi ölümüne beğenmişken diğer kısım ölümüne nefret etmiş. Bence kendi kararınızı kendiniz izleyerek verin.

    Harlots

    Harlots (2017-2019) Drama

    Samantha Morton, Lesley Manville, Kate Fleetwood, Holli Dempsey, Eloise Smyth, Bronwyn James

    18.Yüzyıl Londra’sında geçen dizi, şehrin en değerli ticari faaliyeti olan “seks” hakkında güçlü bir aile draması. Bir tarafta orta halli insanların gittiği bir genelev, diğer tarafta da yüzleri pudralı, peruklu zengin ve asillerin gittiği lüks bir genelev var. Dizide bu genelevlerin patroniçesi olan iki kadın arasındaki çekişmeler anlatılıyor. Müzikleri ve kostümleri açısından izlenesi bir dizi. Çok bir derinlik aramayın tabi ki..

    Outlander

    Outlander (2014-Günümüz) Drama, Romatizm, Fantezi

    Caitriona Balfe, Sam Heughan, Duncan Lacroix, Sophie Skelton

    2.Dünya Savaşı hemşiresi olan evli Claire Randall kendini 1945 yılından 1743 İskoçya’sına ışınlanmış olarak bulur ve orada, Kuzey İskoçya savaşçısı Jamie Fraser ile evlenmek zorunda kalır. Claire zamanla Jamie’ye bir şeyler hissetmeye başlar ve iki farklı zamandan, iki farklı erkek arasında kalır. Atmosferi, Jamie karakterinin karizması, İskoçya’da geçmesi, İskoç müzikleri ve ilgi çekici konusuyla izlenesi bir dizi.

    Queen’s Gambit

    Queen’s Gambit (2020) Mini Dizi – Drama

    Anya Taylor Joy, Chloe Pirrie, Bill Camp, Marcin Dorocinsky, Marielle Heller

    Walter Tevis romanından televizyona uyarlanmış muhteşem ötesi dizi! Hedefi dünyanın en büyük satranç oyuncusu olmak olan Elizabeth Harmon isimli satranç dahisi bir öksüzün sekiz ila yirmi iki yaşları arasında alkol, ilaç bağımlılığı ve duygusal güçlüklerle mücadele ettiği yaşam öyküsünü anlatıyor. Hikâye 1950’lerin ortasından 1960’lara doğru uzanmakta. Sanat yönetimi, Anya Taylor Joy’un performansı ve dizinin atmosferi kusursuz. Satrancı sevseniz de sevmeseniz de, bilseniz de bilmeseniz de bu mini diziyi asla kaçırmamanızı öneririm.

    Roman Empire

    Roman Empire (2016-Günümüz) Drama, Biyografi, Belgesel

    Jessica Green, Ditch Davey, Ben Black, Jared Turner, Phoenix Connoly

    Roma İmparatorluğu’nun tarihi olaylarına dayanan, her sezon bağımsız bir hikâye sunan antoloji formatında bir belgesel-dizi. Oyunculuklar ve dekor muhteşem. Bir tarih ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi dedirtiyor. Sahne aralarında tarihçilerin çıkıp detayları anlatması da ayrı bir keyif vermekte. Kronolojik olarak ilerlemiyor, o yüzden istediğiniz sezon ve bölümden başlayabilirsiniz.

    Rome

    Rome (2005-2007) Mini Dizi – Drama, Tarih, Aksiyon

    Kevin McKidd, Ray Stevenson, Polly Walker, Kerry Condon, James Purefoy

    2 sezonluk dizinin ilk sezonu MÖ 49 yılı civarında bir tarihi yapıda başlıyor. Julius Caesar yönetimindeki Roma Cumhuriyeti’nin Galya ve Mısır’daki mücadelesini, Caesar’ın ölümü sonrası Roma Cumhuriyeti’nin Roma İmparatorluğuna dönüşmesi ve aynı zamanda ülke içinde, özellikle senatoda yaşanan çekişmeleri anlatıyor. İkinci sezon ise Caesar’ın varisi genç Oktavius ve Marcus Antonius arasındaki güç mücadelesi temelinde şekilleniyor. Politikanın halkı mutlu etmekten çok kişisel hırsların tatminini sağlayan bir araç olduğunu göze sokan bir dizi.

    The Alienist

    Ruh Avcısı (2018-2020) Suç, Drama, Gizem

    Daniel Brühl, Dakota Fanning, Luke Evans

    Caleb Carr isimli tarihçi yazarın polisiye gerilim türü romanından uyarlanan dizi 1896 yılında New York’ta geçiyor. Times muhabiri John Schuyler Moore, okul arkadaşı psikolog “ruh avcısı” Dr. Laszlo Kreizier ve henüz yeni atanmış olan polis müdürü Theodore Roosevelt’in bir cinayet soruşturması için birlikte çalışmalarının hikayesini anlatıyor. Amerikan başkanı Roosevelt o zamanlar polis müdürü. Alienist de o devirlerde akıl hastaları üzerinde uğraşan doktorlara verilen isimlerden biri. Başrol oyuncuları efsane isimler, dönem dizilerini sevenler için ayrı güzel, polisiye sevenler için ayrı güzel, psikoloji sevenler için ayrı güzel bir dizi.

    The Crown

    The Crown (2016-Günümüz) Drama, Biyografi, Tarih

    Claire Foy, Olivia Colman, Imelda Staunton, Matt Smith, Lesley Manville, Elizabeth Debicki, Dominic West

    Dizi, Kraliçe 2. Elizabeth’in saltanat dönemini anlatan bir biyografi hikâyesi. İngiltere kraliçesi Elizabeth’in tahta çıkışını ve daha sonra gelişen olayları hem siyasi hem de saray hayatı ile birlikte anlatıyor ve ‘’taç asla geri adım atmaz’’ cümlesini iliklerimize kadar hissettiriyor. Genç yaşta ve sıfır denilebilecek bir tecrübeyle tahta çıkmak zorunda kalmış bir kadının ailesi, gelenekleri ve önem verdiği her şey bir yana bütün gücünü ve enerjisini gerektiğinde sahibi olduğu devlete ve topraklara adayabileceğini izliyorsunuz. İngiltere’nin de zor zamanlar geçirdiğini ve o zor zamanların bugünlere ne tür yansımaları olabileceğini her izleyen kendi penceresinden görecektir. Churchill gibi bir devlet adamını da bizlere tanıtıyor olması açısından da keyifli bir dizi.

    The Handmaid’s Tale

    The Handmaid’s Tale (2017-Günümüz) Drama, Bilim Kurgu, Korku

    Elisabeth Moss, Yvonne Strahovski, Joseph Fiennes, Anne Dowd

    Kanadalı yazar Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanan dizi. Avrupa’daki eski dönem din merkezli rejimin bir anda Amerika’da vuku bulmasını ve batılıların karanlık çağ dedikleri dönemi tüm dehşetiyle anlatıyor. Dinlerin otorite olduğu rejimler hep benzerdir, dizideki ortamda Afganistan’daki talibandan farklı yaklaşımlar göremezsiniz. Bir zalim adamlar ve aptal kadınlar dizisi diyebilirim. Seyrederken siniriniz bozulacak ve çokça düşüneceksiniz. Dizi aleminin en sağlam içeriklerinden biri.

    The Tudors

    The Tudors (2007-2010) Drama, Romantizm, Tarih

    Jonathan Rhys Meyers, Henry Cavill, Natalie Dormer, James Frain, Anthony Brophy

    Dizi, İngiltere Kralı 8. Henry’nin hayatını, iktidarını, altı evliliğini, İngiltere Kilise Reformunu ve çalkantılı İngiltere sarayını anlatıyor ve İngiltere-Kanada ortak yapımı. Sinirli yapısı, inatçı tavırları ve aşklarıyla İngiltere tarihine adını yazdıran 8. Henry, tutkulu aşkı Anne Boleyn sonrası içine düştüğü boşluğu sarayın güzel kadınlarından Jane Seymour ile gideriyor. Yaşı iyice ilerlediği için tahtın varisi olacak erkek bir evlat sahibi olmak her şeyden daha önemli. Fakat ülkenin atmosferi Henry’nin aşk maceralarını bekleyemeyecek kadar karışık. Çünkü halk, krala karşı isyan etme hazırlığında. The Tudors, İngiliz kraliyet hanedanın entrikalarını, aşk oyunlarını ve politik çekişmelerini ekranlara taşıyor.

    Vikings

    Vikignler (2013-2020) Drama, Macera, Aksiyon

    Katheryn Winnick, Gustaf Skarsgård, Alexander Ludwig, Georgia Hirst

    İrlanda-Kanada ortak yapımı dizi. İrlanda’da filme alınan dizide, Viking Ragnar Lodbrok’un hayatı ve hikâyelerinden esinlenilmiştir. Ragnar Lodbrok, en bilindik İskandinav mitolojisinin kahramanıdır ve Fransa ile İngiltere’nin belalısı hâline gelmiştir. Bir Viking çiftçi olarak canlandırılan Ragnar, İngiltere’ye yaptığı ilk baskınları kardeşi Rollo ve karısı savaşçı Lagertha ile birlikte gerçekleştiriyor. Dizideki hiç kimsenin salt iyi veya salt kötü olmayışı diziyi çok gerçekçi kılıyor. Hiçbir karakterden tam olarak nefret edemiyor ya da hiç kimseye melek gözüyle bakamıyorsunuz.

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Keyfinizi Pamuk Gibi Yapacak Diziler

    Keyfinizi Pamuk Gibi Yapacak Diziler

    2 Broke Girls

    2 Broke Girls (2011-2017) Komedi

    Kat Dennings, Beth Behrs, Jennifer Coolidge, Garrett Morris, Jonathan Kite, Matthew Moy

    Max, New York-Brooklyn’in Williamsburg bölgesinde bir restoranda garson olarak çalışan deli-dolu, samimi, dobra, sert ama şirin bir karakterdir. Ek iş olarak ise bebek bakıcılığı yapar. Sevgilisiyle birlikte mini bir dairede yaşayan karakterimiz, sevgilisinin başka biriyle birlikte olduğunu öğrendikten sonra onu evden kovar. Zengin bir ailenin şirin bir kızı olan Caroline, babasının şirketinin batmasından sonra beş parasız kalmıştır. Kendi ayaklarının üstünde durmayı başarmak için kendine bir iş bulup çalışması gerektiğini düşünerek Max’in çalıştığı restorana bir başvuru yapar ve işe alınır. Başta zorlansa ve çeşitli sakarlıklar yapsa da daha sonraları işi kapan Caroline, Max ile kanka olup aynı evde kalmaya başlarlar. Hedefleri para biriktirip kendi işlerini açmaktır. O hedef uğrunda her gün çalışırlar ve sonunda başarırlar da. Dizinin en can alıcı karakteri bana göre Sophie Kachinsky’yi canlandıran Jennifer Coolidge. Polonyalı pervasız bir iş kadını olan Sophie’nin replikleri ve tavırları insanı öldürecek cinsten komik. Max ve Caroline’ın üst katlarına taşınarak dizide hayatımıza giriyor.

    After Life

    After Life (2019-günümüz) Komedi, Drama

    Rick Gervais, Kerry Godliman, Tom Basden, Tony Way, Mandeep Dhillon, Anti

    Normalde iyi bir kişiliğe sahip bir gazeteci olan Tony, eşini kanser yüzünden kaybettikten sonra hırçın ve depresif bir kişiliğe dönüşüyor. Eşinin ölümünden önce çektikleri videoları sıkça izlediği sahneler kimi zaman dramatik olsa da çoğunlukla köpekleri Brandy’nin devreye girişiyle tatlıya bağlanıyor. Sakin sakin ilerlerken pat diye kahkaha attıran, gözleriniz tam dolmuşken bir anda haykırarak güldüren bir diziye ihtiyacınız varsa After Life tam size göre.

    Anne with an E

    Yeşilin Kızı Anne (2017-2019) Aile, Drama

    Amybeth McNulty, Geraldine James, Robert Holmes Thomson,

    19. yüzyılın sonlarında yaşayan yetim bir kızın hikayesini anlatan dizi. Yetimhanedeki bu kızımız yaşanan bir karışıklık sonucu kendini Green Gables kasabasında yaşlı Cuthbert kardeşlerin yanında bulur ve sıcak bir yuvaya kavuşur. Anne inanılmaz hayalgücü, enerjisi ve pozitifliğiyle zamanla tüm kasabalıyı etkilemeyi başarır. Okulda kazandığı arkadaşlıklar, kasabalının gönlünü çalışları hep zamanla ve sancılı aşamalar sonrası gerçekleşiyor olsa da mutlu son sevenler için sayısız mutlulukla dolu dizide ayrıca akıllı, yakışıklı ve olgun karakteriyle Gilbert Blythe ile Anne arasındaki çekimi izlemek de oldukça keyifli. O dönemde kadın ve LGBT hakları, feminizm, ifade özgürlüğü, çocukların bakış açıları gibi konulara da değinerek gönlümüzü ayrıca çeliyor. Anne’in maceralarını mutlaka izleyin, çok keyif alacaksınız.

    Carol’s Second Act

    Carol’s Second Act (2019-2020) Komedi

    Patricia Heaton, Ito Aghayere, Kyle MacLachlan, Lucas Neff, Sabrina Jalees, Jean-Luc Bilodeau, Ashley Tisdale

    Emekli bir öğretmen olan Carol hayatının ikinci yarısında içinde kalan mesleği yapmak için tıp okur ve doktor olarak işe başlar. Hayallerini takip etmek en iyi ilaçtır mottosunu içeren dizide oldukça fazla komedi öğesi var. Carol’ın hastalara olan sıcak yaklaşımı, personelle ve hastalarla yaşanan gülünç durumlarıyla kahkaha efektli bir hastane komedisi olan dizi tam kafa dinlemelik.

    Cedar Cove

    Sedir Koyu (2013-2015) Drama, Romantizm

    Andie MacDowell, Dylan Neal, Sarah Smyth, Teryl Rothery

    Debbie Macomber kitaplarından uyarlanan dizi, hakim Olivia Lockhart’ın yaşamını ve Cedar Cove’daki çevresiyle olan kişisel ve profesyonel ilişkilerini ele alıyor. Wahington’daki Puget Sound adasında yer alan Cedar Cove masallardaki gibi şirin ve pitoresk bir kasabadır. Eski moda sakinleri ve komşuluk ilişkileri halen var olan kasabada kapılar bile kilitlenmiyor. Sımsıcak bir dizi izlemek isterseniz Sedir Koyu size masalsı bir Amerikan rüyası yaşatabilir.

    Coupling

    Coupling (2000-2004) Komedi, Romantizm

    Jack Davenport, Gina Bellman, Sarah Alexander, Kate Isitt, Ben Miles, Richard Coyle

    Konsept olarak Friends ile Sex and the City arası bir hibrit denilebilecek dizide 6 arkadaşın birbirleriyle olan hafif ahlaksız ilişkilerini izliyoruz. Tam bir İngiliz komedisi, izlerken kimi sahnelerde kendinizi yerden yere atabilirsiniz. Jeff karakteri favorimdir, o da son sezonda diziden ayrılarak beni üzmüştür.

    Desperate Housewives

    Umutsuz Ev Kadınları (2004-2012) Komedi, Drama, Gizem

    Eva Longoria, Teri Hatcher, Marcia Cross, Felicity Huffman, Nicollette Sheridan

    Arsız ve şehvet düşkünü 5 ev kadınını konu alıyor. Susan, boşanmış bir illüstratör. Bazen biraz fazla ümitsiz görünse de iyi kalpli bir kadıncağız. Ergen, çok bilmiş, küçücük aklıyla annesine her konuda akıl veren kızıyla yaşıyor. Lynette, başarılı bir iş kadınıyken evlenip 4 çocuk doğuran bir anne. Bree kendini ev işlerine, yemeğe, ailenin önemine vermiş, had safhada saplantılı bir kadın. Mükemmeliyetçi, en sinir bozucu şeyde bile yüzünde sürekli bir gülümseme var ama cinnet geçirip olmadık şeyler yapabilme ihtimali her zaman mevcut. Gabrielle eski bir model. Zengin bir adamla evlenip mücevherlerle dolu bir dünyaya adım atmış ama aslında yanlış şeyler istediğini anlamış olan ikilemde kalmış bir kadın. Bu dört ümitsiz, zavallı ev kadını bir banliyöde yaşamaktalar ve zamanlarını mutlu olduklarına dair sahte imajlar yaratmakla, ilişkileriyle boğuşmakla ve toplanıp muhabbet etmekle geçiriyorlar. Bir de Mary var ve dizi onun ağzından anlatılıyor. Sex and the City seviyorsanız kesinlikle izlemeniz gereken bir yapım.

    Dollface

    Dollface (2019-devam) Komedi, Romantizm

    Kat Dennings, Shay Mitchell, Brenda Song, Esther Povitsky

    2Broke Girls’ün tadına doyamayanlar Kat Dennings’i bu dizide izlemeye devam edebilir. Dizi, erkek arkadaşı tarafından terk edildikten sonra kadın dünyasına yeniden girmek ve geride bıraktığı kız arkadaşlarını yeniden kazanmak için uğraşması gereken genç bir kadını konu ediyor. Baş kahramanımız Jules bir şirkette web tasarımcı. Eskiden en iyi arkadaşı olan Madison bir halkla ilişkiler uzmanı. Stella da yine yeniden bağlantı kurmaya çalıştığı bir diğer eski arkadaş. Bunlara ek olarak Jules’un çalıştığı şirketten Izzy, Jules’un yeni arkadaşı. Bu kızlar grubunun bir araya gelmesiyle başlayan eğlenceli maceraları izlemek de bize düşüyor. Kat Dennings hiçbir şey yapmasa öylece dursa da izlenecek biri zaten, ilginç bir aurası var kadının.

    Episodes

    Episodes (2011-2017) Komedi

    Matt LeBlanc, Tamsin Greig, Stephen Mangan, Kathleen Rose Perkins

    Dizi, Britanyalı komedi yazarı olan karı-koca bir çiftin Birleşik Krallık’ta yakaladıkları başarıyı Hollywood’da da yakalamak için buraya gelişlerini konu almakta. Friends dizisinin Joey karakteri Matt LeBlanc yapımda Matt LeBlanc’ı yani kendisini oynuyor. İngiliz mizacının ve mizahının Amerikan dizisine nasıl uyarlanacağını gösteren bir konuyla İngiliz mizahını Amerikan mizahına adapte etmeyi başarabilmiş bir dizi. İnce zeka ürünü espriler barındırıyor. Gülümsetmiyor kahkaha attırıyor. Matt’in telefon zili ve dizinin jenerik müziği uzun süre kendi telefonumda ringtone olarak kullandığım müziklerdir. Efsane bir İngiliz-Amerikan hibridi dizi.

    Gilmore Girls

    Gilmore Kızları (2000-2007) Komedi, Drama

    Lauren Graham, Alexis Bledel, Scott Patterson, Keiko Agena, Yanic Truesdale, Kelly Bishop, Edward Herrmann, Melissa McCarthy

    Hayali Stars Hollow kasabasının sakinleri eşliğinde arkadaşlık, aile ve hayat üzerine esprili bir yapım. Lorelai ile entelektüel kızı Rory’nin yaşamları üzerine odaklanıyor. Otuzlarındaki Lorelai Gilmore geçmişinde yaptığı hataları, en yakın arkadaşı olan entelektüel kızı Rory’nin de tekrarlamaması için elinden geleni yapan kahve bağımlısı bir anne. Hartford’ın eski zenginlerinden olan Richard ve Emily’nin kızı olarak dünyaya gelen fakat büyüdükçe o aristokrat hayatın kendisine göre olmadığına karar veren Lorelai 16 yaşında Rory’ye hamile kalıp aile baskısına dayanamayarak evden kaçıyor ve Stars Hollow’da bir otelde iş ve oda bularak yeni hayatını orada kuruyor. Orada zamanla yükselerek otelin yöneticisi oluyor ve şirin bir evde kızıyla birlikte mutlu mesut arkadaşlar gibi yaşıyorlar. Derken zeki ve entelektüel kızımız Rory çok pahalı bir okul olan Chilton Lisesini kazanıyor ve o güne kadar ailesinden hiçbir maddi desteği kabul etmeyen Lorelai okulun ücretini karşılayamayacağı için ailesinden bu konuda destek istemek zorunda kalıyor. Aile her Cuma evlerinde hep birlikte akşam yemeği sözü karşılığında Rory’nin okul ücretini üstleniyor. Kasabadaki kafe sahibi Luke, Lorelai’a asla açılamamış platonik bir aşık, aynı zamanda da Lorelai’ın en yakın dostu. Lorelai’ın bir diğer yakın dostu da aşçı Sookie. Oyuncu kadrosu, oyunculuk, ortamın masalsılığı ve işlenen konuların güzelliği insanı diziye kısa sürede bağımlı hale getiriyor. Bir de diziyi izlerken sürekli canınız kahve çekiyor.

    Glee

    Glee (2009-2015) Komedi, Drama, Müzikal

    Lea Michele, Jane Lynch, Matthew Morrison, Cory Monteith, Naya Rivera, Chris Colfer

    Konu okul korolarının yarıştığı bir yarışmada lisenin Glee kulübü New Directions’ın mücadelesiyle kulüp üyelerinin ilişkilerine, cinsel yaşamlarına ve sosyal sorunlarına odaklanmakta. Dizide, karakterler tarafından söylenen sayısız cover şarkı yer almakta. Bu eğlenceli dizi aynı zamanda lanetli olarak da anılmıştır çünkü oyuncuların başlarına hep kötü şeyler geldi. Cory Monteith aşırı doz eroin ve alkol sebebiyle kaldığı otel odasında ölü bulundu. Dizinin yönetmen yardımcısı, Cory’nin anısına çekilen 5×3 “quarterback” bölümünden birkaç gün sonra uykusunda kalp krizi geçirip hayatını kaybetti. Becca Tobin’in erkek arkadaşı strese bağlı kalp krizi sebebiyle otel odasında ölü bulundu. Mark Salling’in taciz suçlamasıyla hakkında dava açıldı, 50 bini aşkın çocuk pornosu materyali bulundurduğu ortaya çıktı, evinin yakınındaki beysbol sahasında kendini asarak intihar etti. Jesse Luken trafik kazası geçirdi, yapılan kontrolde alkol ve madde aldığı öğrenildi, kefaletle serbest bırakıldı. Lea Michele 6. sezonda kadroya katılan Samantha Marie Ware tarafından ırkçılıkla suçlandı, haberin patlamasından sonra tanıtım yüzü olduğu firmadan kovuldu. Naya Rivera 4 yaşındaki oğluyla beraber gölde tekneyle açıldıktan sonra ortadan kayboldu. Dizi ne kadar sansasyonel idiyse oyuncuları da o kadar acayip şekillerde sansasyonel oldular.

    Grace and Frankie

    Grace ve Frankie (2015-2022) Komedi

    Jane Fonda, Lily Tomlin, Martin Sheen, Sam Waterston, June Diane Raphael, Brooklyn Decker, Ethan Embry, Baron Vaughn

    Kocalarının birbirlerine aşık olduklarını ve evlenmeyi planladıklarını açıklamalarının şokunun ardından bir araya gelip bir sahil evinde yaşamaya başlayan Grace ve Frankie’nin hayatını konu alan dizi. Drama gibi duruyor konu ama o kadar güzel işlemişler ki kızamıyorsun kimseye. Frankie’nin başına buyruk histerik halleri, Grace’in aklı başında salon kadını imajı ve ikisinin her ne kadar çatışsalar da zamanla sıkı bağ kurmaları çok hoşunuza gidecek. Friends’in yapımcısından komedi izlerken oyunculuk da izlemek isteyenler buyursunlar. Jane Fonda ve Martin Sheen’in kalitesi zaten tartışılmaz fakat Lily Tomlin dizinin efsane karakteri diyebilirim. Bence herkese onun gibi bir dost lazım. Diziyi izlerken karakterleri yanınıza hissediyorsunuz. Absürdlükleri bile o kadar doğal ki. Sıcacık bir dizi!

    Hot In Cleveland

    Cleveland Ateşi (2010-2015) Komedi

    Betty White, Wendie Malick, Valerie Bertinelli, Jane Leeves

    Altın Kızlar’ın Rose karakteri bu dizinin ateşleyicisi. Los Angeles’tan orta yaşlarında üç kadın hayatlarına yön vermek amacıyla Paris’e gitmek için yola koyulurlar. Kocasından daha yeni boşanan yazar Melanie, Hollywood yıldızlarının güzellik uzmanı olduğunu iddia eden Joy ve 27 yıldır rol aldığı pembe dizi sona erdikten sonra kariyer bunalımına giren ikinci sınıf bir aktrist olan Victoria. Uçağın arıza yapması ile Cleveland şehrine acil iniş yaparlar. İlk başlarda şanslarına lanet okusalar da Cleveland’da onlara kadınlıklarını hissettiren sayısız erkek olduğunu fark edince orada kalmaya karar verirler. Asıl eğlence ise, Melanie’nin tuttuğu evde kendini hizmetli olarak tanıtan 90’larındaki Elka Ostrovsky yani altın kız Rose ile tanışmalarından sonra başlar. Zekice yazılmış replikler, birinci sınıf oyunculuk.

    How I Met Your Mother

    How I Met Your Mother (2005-2014) Komedi, Romantizm

    Josh Radnor, Neil Patrick Harris, Jason Segel, Cobie Smulders, Alyson Hannigan

    Dizi, 2030 yılında, Ted Mosby’nin çocuklarına anneleri yani kendi eşi ile nasıl tanıştığını anlatmasıyla başlar. Ted “Size annenizle nasıl tanıştığımı anlatacağım” der ve dizi 2005 yılına döner. Dizi boyunca bizi bu anne kimdir çeşit çeşit tahminlerde bulunmak zorunda bırakan yapım şov dünyasının efsaneleri arasına ismini yazdırdı. Karakterlerden tek tek bahsetmeyeceğim bu sefer çünkü o kadar renkli karakterler ki sadece tek bir yazıyı bile onlara ayırsam oldukça uzun bir yazı çıkar ortaya. Bu yüzden Ted, Marshall, Lilly, Robin ve Barney’nin maceralarını izleyin ve keyfini çıkarın.

    Joey

    Joey (2004-2006) Komedi, Romantizm

    Matt LeBlanc, Drea de Matteo, Paulo Costanzo, Andrea Anders, Jennifer Coolidge

    Matt LeBlanc’ın Friends dizisindeki Joey Tribbiani karakterini canlandırmaya devam ettiği eğlenceli dizi. Friends ekibindeki arkadaşların her biri kendi hayatlarını yaşamak için kendi yönlerine gitmişlerdi ve Friends böyle sona ermişti. Joey aktörlük kariyerine devam etmek için Los Angeles California’ya taşınıyor ve orada kız kardeşi Gina ve yeğeni Michael ile birlikte hayatına devam ediyor. Kardeşten öte, sıkı bir dost olan Gina ve Joey’nin karşı cins konusundaki başarıları ve sayısız sevgili sahibi olmak gibi ortak özellikleri var. Gina seksi, güzel, kaprisli ve cinsellik konusunda fazla seçici davranmayan bir kadın. Fazla parlak sayılmasa da hayatın karşısına çıkardığı engellere rağmen ayakta kalabilmeyi başarmış, aşırı korumacı ve tahakküm kurmak isteyen bir anne. Oğlu Michael ise kadınlar konusunda oldukça çekingen ve heyecanlı bir genç. Aynı zamanda da dayısının kadınları tavlama konusundaki yeteneğine hayran. Bir de sıkı bir Uzay Yolu ve Yıldız Savaşları hayranı. Fazlasıyla zekidir ve Caltech Üniversitesine devam etmekte. Alex, Joey’nin kapı komşusu, arkadaşı ve ileride sevgilisi olacak güzel bir hatun. Dizinin bombası ise Jennifer Coolidge! Friends, 2Broke Girls gibi dizilerde canlandırdığı pervasız, utanmaz kadın rolüne burada da devam ediyor ve dizideki kırıp geçiren sahne ve diyaloglar genelde ona ait olanlar.

    Living with Yourself

    Living with Yourself (2019) Komedi, Drama, Bilim Kurgu

    Paul Rudd, Aisling Bea

    ‘’Bana bir tane Paul Rudd yetmez’’ diyenlerdenseniz size iki Paul Rudd verelim. Enteresan bir konusu var, oldukça orijinal bir hikaye. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi adına güzel bir senaryo çıkmış ortaya. Gereksiz ayrıntılarda boğmayan, samimi bir dizi. ‘’Daha iyi bir sen’’ diye bize dayatılan yöntemlere bir soru işareti getirmesi bakımından ilgi çekici. Mutsuz, umutsuz bir adamın mutlu olmak amacıyla gizli bir tesise gitmesinden sonra klonlandığını öğrenmesi üzerinden gelişiyor hikaye. Bir yanda kendisi dahil kimseye hayrı olmayan, her şeyden bıkmış ‘orijinal’ Miles, diğer tarafta onun %100 zıddı, komik, eğlenceli, mutlu, özgüvenli, yetenekli ‘klon’ Miles. Acaba hangisi kazanan olacak? Ya da bir kazanan olacak mı? İzleyin, değişik.

    Man With A Plan

    Man with a Plan (2016-2020) Komedi

    Matt LeBlanc, Liza Snyder, Matt Cook, Kevin Nealon, Stacy Keach, Swoosie Kurtz, Kali Rocha

    Friends dizisinin Joey karakteri Matt LeBlanc’ın başrolünde oynadığı keyifli aile dizisi. 80’lerin klişe sitcomlarına benzetebilirsiniz. Matt’in oynadığı baba karakteri “Friends’teki Joey Tribbiani son bölümde evlenip barklansaydı nasıl bir baba olurdu” sorusuna cevap niteliğinde adeta. Adam ve Andi Burns, üç çocuklarına (Kate, Teddy ve Emme) ebeveynlik yapma sorumluluklarını paylaşan bir çift. Adam kardeşi Don’la müteahhitlik işi yürütüyorlar, aynı zamanda babaları Joe ve anneleri Beverly ile de ilgilenmek zorundalar. Dizi Pittsburgh banliyösünde geçiyor.

    Modern Family

    Çağdaş Aile (2009-2020) Komedi, Drama, Romantizm

    Julie Bowen, Ty Burrell, Ed O’Neill, Sofie Vergara

    Christopher Lloyd ve Steven Levitan tarafından yaratılan, tarzında bir televizyon dizisi. Ayrıca bir “sahte belgesel” de olan dizinin bazı sahnelerinde oyuncular doğrudan kameraya konuşmaktalar. Lloyd ve Levitan kendi aileleri hakkında konuşurken, aile temalı bir dizi yapma fikri doğmuş. Çalışmaların sonunda, üç aile ve bu üç ailenin yaşadıkları hakkında bir proje yapmaya karar vermişler. Dizi, Jay Pritchett ve çocukları Claire ile Mitchell’ın aileleri etrafında dönmekte ve birbiriyle ilişkili bu üç ailenin hikâyesi anlatılmakta. Ailenin babası Jay, genç bir kadın olan Gloria ile evli, çocuğu Manny ise Gloria’nın ilk evliliğinden. Bir ev hanımı olan Claire, emlakçı Phil ile evli. Phil-Claire çiftinin üç çocuğu vardır; Haley basmakalıp bir lise öğrencisi, Alex aşırı zeki ortanca çocuk ve gayet sıradışı olan Luke evin tek erkek çocuğu. Mitchell ve Cameron dizinin eşcinsel çifti. Bu çiftin evlatlık edindikleri Vietnamlı, Lily isminde bir bebekleri var. Biri kendinden epey genç bir kadınla evlenmiş, bir yandan kadının çocuğuyla iyi bir üvey baba ilişkisi kurmaya çalışıyor, bir yandan da kadını elinden kaçırmamaya çabalıyor. Biri epey enteresan bir aile, karı koca birbirinden epey farklı, kızları hayatının “eve erkek getirme” dönemine girmiş, küçük çocuk yaramaz mı yaramaz. Ailenin eğitim sistemi ise komik mi komik. Eşcinsel ailemiz ise bir çocuk evlat edinmişler ve bunun toplumdaki yansımasından ziyade ailelerindeki yansımasından tırsmaktalar. Son derece eğlenceli ve sıradışı bir komedi dizisi.

    Mom

    Mom (2013-2021) Komedi, Drama, Romantizm

    Allison Janney, Anna Faris, Mimi Kennedy, Jaime PresslyWilliam Fichtner, Beth Hall, Kristen Johnston, Matt Jones

    Hayatları ters giden anne kız ilişkisi çok güzel anlatmış ve çok da komik bir dizi. İyileşen bir alkolik olan Bonnie, engelli hale geldiği için kariyerini bırakmak zorunda kalan kocası Adam, bilge Marjorie, zengin ve yanlış yönlendirilmiş Jill, aşırı duygusal hemşire Wendy, Bonnie’nin yakın zamanda hapishaneden serbest bırakılan üvey kız kardeşi Tammy ve tabi ki Bonnie’nin kızı Christy. Bu ekibi çok büyük bir keyifle ve gülümseyerek izleyeceksiniz ve eski alkoliklerin birbirleri ile olan dayanışmaları kimi zaman da gözlerinizi yaşartacak. Özellikle Bonnie karakteri dizinin tavan yapan sahnelerine imzasını atıyor.

    Sabrina the Teenage Witch

    Genç Cadı Sabrina (1996-2003) Komedi, Aile, Kurgu

    Melissa Joan Hart, Caroline Rhea, Beth Broderick, Nick Bakay

    16 yaşında cadı olduğunu öğrenen Sabrina, halaları Hilda ve Zelda ile yaşamaktadır. Konuşan kedisi Salem ile birlikte bu evde büyü yapmayı öğrenir. İnce askılı elbiselerden bluz hırkalara, yandan ayrılmış saçaklı topuzlardan krepeli kafaya oturtulmuş taçlara, güpegündüz bulanmış koyu renk rujlardan göze sürülen yekpare farlara kadar feci 90’lar nostaljisi yaşatan dizinin yeni versiyonu da çekilmiş fakat eski halinden eser yok ne yazık ki. Siz eski orijinal halini izleyin önce.

    Sex And The City

    Sex and the City (1998-2004) Komedi, Drama, Romantizm

    Sarah Jessica Parker, Kristin Davis, Cynthia Nixon, Kim Cattrall, Chris Noth

    Dizi modern ve kariyer sahibi kadınların aşk ve seks hayatına ışık tutarken, bir yandan da bu kadınların gerçekte hayattan beklentileri konusunda küçük ipuçları vermekte. Gazeteci Carrie, kadın erkek ilişkileri ve seks üzerine köşe yazıları yazmakta ve yazılarını yaşadığı ilişkilere dayandırmaktadır. Mr. Big ile olan ilişkisi onu derinden etkilemektedir. Avukat olan Miranda erkekler ve aşk konusunda katı kurallara sahiptir ve aşık olmadan ilişkilerini yürütmeye çalışır. Kendine ait halkla ilişkiler şirketi olan çapkın Samantha, sürekli ilişki yerine tek gecelik ilişkileri tercih etmekte ve bu nedenle fazla seçici davranmamaktadır. Grubun en romantiği ve tutucu yapıya sahip olanı Charlotte’ın en büyük amacı ise mükemmel, genç ve zengin bir erkekle büyük bir aşk yaşayarak mükemmel bir düğünle evlenmektir. Kesinlikle çocuklarla izlemeyin.

    The Big Bang Theory

    The Big Bang Theory (2007-2019) Komedi, Romantizm

    Jim Parsons, Johnny Galecky, Kaley Couco, Simon Helberg, Kunal Nayyar, Melissa Rauch, Mayim Bialik

    Dizi 5 ana karakter etrafında gelişiyor: Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde çalışan iki üstün zekalı ev arkadaşı olan deneysel fizikçi Leonard ve teorik fizikçi Sheldon, garson ve oyunculuğa hevesli sarışın karşı komşuları Penny, Leonard ve Sheldon’ın doktorası olmayan uzay mühendisi Howard ve yine aynı yerde çalışan astrofizikçi Rajesh. Bu dört erkeğin bilime ve bilimkurguya olan ilgileri ve zekaları, Penny’nin sosyal beceri ve normal davranışlarıyla yan yana gelince komik sahneler meydana geliyor. Üniversiteden iş arkadaşları ve hem Leonard hem de Howard’ın eski sevgilisi Leslie, Penny’nin çalıştığı şirkette part-time garson olarak çalıştığı sırada Howard’la arkadaş olan mikrobiyolog Bernadette ve bir arkadaşlık sitesi aracılığıyla Sheldon ile tanışan nörobiyolog ve bir nevi Sheldon’ın kadın versiyonu Amy diziye sonradan katılan ana karakterler. Diyaloglar ve gerçekleşen olaylar kahkaha atmaya ihtiyacı olanlar için birebir. Friends gibi efsane haline gelen dizilerden. İzlemeyenler çok şey kaçırıyor. Başka dizileri beklemeye alın ve ilk önce The Big Bang Theory’yi bitirin derim.

    The Good Place

    The Good Place (2016-2020) Komedi, Drama, Kurgu

    Kristen Bell, Jameela Jamil, William Jackson Harper, Ted Danson, D’Arcy Carden, Manny Jacinto

    Ölmüşüm! Nerdeyim?! İyilerin gittiği tarafa yanlışlıkla gittiğini düşünen bir kadının, iyi insan olma çabasını konu ediyor gibi başlayan ama çoook başka yerlere giden ilginç ve komik dizi. Ölümden sonraki hayat konusunu oldukça esnek ve fazlasıyla yaratıcı işlemişler. Özellikle JAnet karakteri sizi sizden alacak emin olun. Dolu mizah yapan, mizah yaparken insanlığın en büyük problemlerine değinen, hayatı sorgulatan ve bu esnada da içinizi ısıtan tatlı mı tatlı bir yapım olmuş.

    The Neighborhood

    The Neighborhood (2018-devam) Komedi

    Cedric the Entertainer, Beth Behrs, Max Greenfield, Tichina Arnold, Sheaun McKinney, Marcel Spears, Hank Greenspan

    Siyahilerin yaşadığı bir mahalleye taşınan beyaz bir aileyi konu eden dizide bol miktarda siyahi espriye kahkaha atacaksınız. Başrolde 2 Broke Girls’ten tanıdığımız sarışın Beth Behrs var. Arkadaş canlısı kocası Dave başta fazla sırnaşık ve düşük çeneli tavırlarıyla itici gelse de dizi devam ettikçe karakteri tanımaya ve sevimli bulmaya başlıyorsunuz. Yersiz ve zamansız söylemlerin adamı bir de sevimli oğulları var. Siyahi komşuları Butler ailesiyle zamanla iyi bir ilişki kuruyorlar ve kendilerini bu siyahi mahallede yavaş yavaş kabullendiriyorlar. Evin babası Calvin bu komşuluğa mesafeli kalmak istese de eşi Tina’nın renkli ve sıcakkanlı kişiliği sayesinde bunu başaramıyor fakat dizi ilerledikçe Calvin ile Dave birbirlerinin arkasını kollayan kankalar haline geliyorlar. İnek oğulları Marty ve eski sporcu oğulları Malcolm kibar çocuklar fakat çok eğlenceli sahneleri var. Güle eğlene soft bir dizi arayanlar için ideal kıvamda.

    Two and a Half Men

    İki Buçuk Adam (2003-2015) Komedi, Romantizm

    Charlie Sheen, Jon Cryer, Ashton Kutcher, Angus T. Jones, Conchata Ferrell

    Charlie oldukça başarılı ve yetenekli, otuzlu yaşlarında reklam yazarlığı ile uğraşmakta ve Malibu, Kaliforniya’da okyanus kenarında bir evde yaşamakta olan bir çapkındır. Kardeşi Alan’ın eşi Judith’den ayrılmasıyla dizi başlar. Alan karısının lezbiyen olduğunu düşünmektedir, evini boşanma davasında kaybetmiş ve kardeşinin evine taşınmak zorunda kalmıştır. 10 yaşındaki oğlu da genelde babası ile kalır. İki birbirinin zıttı olan kardeşin arasındaki kişilik çekişmeleri, dizideki diğer renkli karakterleri katkıları derken Amerika’nın en çok izlenen komedi dizisi haline gelmiş bu yapım kesinlikle izlenmeli. Rose karakterinin Charlie’ye asılmaları, çapkın anne Evelyn karakteriyle oğulları arasındaki diyaloglar ve gerçekleşen komik olaylar derken bolca güleceğinize garanti veriyorum.

    Web Therapy

    Web Terapi (2011-2015) Komedi

    Lisa Kudrow, Victor Garber, Dan Bucatinsky

    Canım Friends dizisinin ennn canımmm karakteri Pehoebe’yi oynayan Lisa Kudrow mimikleri, sakarlıkları ve diyaloglarıyla sizi kırıp geçirmezse bana ne derseniz deyin. Dünyanın en berbat psikoloğu Fiona’nın insanları dinleme gibi bir yeteneği yok fakat web üzerinden insanları dinlemeyerek onlara terapi yapıyor. Nasıl yani? Dinlerken sıkıldığı için seansları 3 dakika. Fakat Fiona yine dinlemiyor. Tepkileri, koyduğu tanılar, düştüğü zor durumlar insanı kırıp geçiriyor. Seanslara katılan hastaları ile diyaloglar öyle gelişiveriyor ki bir bakmışsınız hastaları Fiona’yı tedavi etmeye çalışıyorlar. Friends’ten arkadaşları da diziye konuk oluyorlar bu arada. En yetenekli komedi oyuncularından biri olan Lisa Kudrow varsa o dizi zaten mutlaka izlenmelidir.

    Welcome to Sweden

    Welcome to Sweden (2014-2015) Komedi

    Greg Poehler, Josephine Bornebusch, Lena Olin, Claes Mansson, Christopher Wagelin

    Amy Poehler‘ın kardeşi Greg Poehler’ın gerçek yaşam hikayesi. Greg’in İsveçli bir kıza aşık olup İsveç’e taşınması üzerine bir komedi. İsveç ve Amerikan toplumunun bir takım arızalarını esprili bir dille ele alıyor. Çeşit çeşit ünlüye rastlayabileceğiniz dizilerden biri. Bruce aşkı uğruna işini ve ülkesini terk edip İsveç’e yerleşiyor. Emma esas kızımız ve oldukça zor biri, kimi zaman itici gelse de güzelliği daha çok ön plana çıktığı için karakter bunu tolere ediyor. Bruce’un annesi Nancy en çok güleceğiniz sahnelerin sahibi diyebilirim. Emma’nın abisi Gustaf ise evlere şenlik. İzleyin, pişman olmayacağınıza kalıbımı basarım.

    Will And Grace

    Will ve Grace (1998-2020) Komedi, Romantizm

    Eric McCormack, Debra Messing, Megan Mullally, Sean Hayes

    New York’ta yaşayan dört arkadaşın hayatları üzerine kurgulanmış dizi. Eşcinsel avukat Will, onun en iyi arkadaşı mimar, ve Yahudi Grace, sosyetik zengin Karen ve aktör olmak için çabalayan efemine eşcinsel Jack’in yaşadıklarını keyifle izleyeceksiniz. Dizi birçok ünlü oyuncuyu da konuk ediyor. Madonna ve Cher gibi sürprizler bölümleri izlerken sizi bekliyor olacak. Espriler havada uçuşurken size de gözünüzden yaş gelerek yerlere yuvarlanmak kalıyor.

    Young Sheldon

    Genç Sheldon (2017-devam) Komedi, Drama

    Iain Armitage, Zoe Perry, Lance Barber, Annie Potts, Montana Jordan, Raegan Revord, Jim Parsons, Matt Hobby, Wallace Shawn, Craig T. Nelson

    The Big Bang Theory dizisinin Sheldon karakterinin çocukluğunu anlatıyor. Üstün zekalı Sheldon 9 yaşında liseye, 12 yaşında da üniversiteye gidiyor, özellikle teorik fizikle ilgileniyor fakat sosyalleşmede ne yazık ki sıfır. Annesi Mary koyu bir Hıristiyan ve Sheldon’la en çok bu konuda anlaşamıyor çünkü Sheldon da çoğu üstünzekalı gibi Tanrı’ya değil bilime inanıyor. Mary çok anaç ve korumacı bir anne, önce ev hanımıyken sonrasında kilisede muhasebecilik yapmaya başlıyor. Baba George lisede futbol koçu. Ailesiyle ilgili bir baba. Birkaç kere kalp krizi geçiriyor ve Sheldon babasını erken yaşta maalesef ki kaybedecek. Abi Georgie liseye gidiyor, futbol takımında oynuyor fakat para ve satış konularına daha ilgili olduğu için okulu bırakıp çalışmaya başlıyor. Sheldon’la sürekli dalga geçen bir abi imajı çizdiğini söylememe gerek yoktur sanırım. Missy ise Sheldon’ın ikiz kız kardeşi. Sheldon kadar zeki değil fakat pratik ve sosyalleşme konusunda oldukça aktif bir çocuk. Abisi gibi sivri dilli ve sonraki sezonlarda beyzbol takımında oynamaya başlıyor. Anneanne yani Sheldon’ın deyimiyle meemaw karşıdaki evde oturuyor ve kocasını yeni kaybetmiş alımlı, flörtöz ve esprili bir kadın. Kızı Mary gibi dindar değil, kumar, bowling, bahis oynamak en büyük zevki. Dizide daha bir çok renkli karakter var. Sheldon Cooper karakterini sevenlerin onun çocukluğunu kaçırmak istemeyeceklerinden eminim.

    Younger

    Younger (2015-2021) Komedi, Romantizm

    Sutton Foster, Hilary Duff, Debi Mazar, Nico Tortorella

    Kafa yormayan, sıcak ve samimi bir dizi arayanlar kaçırmasın. Çok yetenekli olduğu halde iş hayatından uzun süre ayrı kaldığı için bir yeni mezun muamelesi bile göremeyen orta yaşlı kadınların yaşadığı acıklı durumu eleştirerek başlıyor, Sex and the City kıvamında devam ediyor. Uzun süre iş hayatına ara vermiş 40 yaşında ama çok daha genç gösteren bir kadının iş hayatına dönebilmek için 26 yaşındaymış yalanını söylemek zorunda kaldığı ve bununla olayların başladığı keyifli bir dizi. Bölümler ve sezonlar kısacık, bir oturuşta bir sezon bitirebilirsiniz, tam çerezlik ve çok keyifli. İlk 10 bölümde gözlerinizden yaşlar gelene kadar gülebilirsiniz. Sex and the City, Beverly Hills 90210, Melrose Place gibi dizilerin yazarı ve yapımcısı Darren Star dizisi. Bu yüzden ışıl ışıl parlıyor zaten.

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye’nin En İyi 12 Kamp Alanı

    Türkiye, tüm güzelliklerinden faydalanabileceğimiz bir coğrafyaya sahip. Havası, denizi, güneşi, doğası, ne kadar özel bir noktada yaşadığımızın kanıtı. Sizin için tatil deniz-kum-güneş üçlüsünden ibaret değilse, herkes gibi sıradan değil de farklı tabir edilen kesimdenseniz, doğa ile iç içe olmak yani kamp yapmak eminim en sevdiğiniz şeylerden biridir.

    Bu yazımda belki daha önce gittiğiniz belki de sadece duyup hiç görmediğiniz kamp alanlarından bahsedeceğim. Siz de çadırınızı yanınıza alıp veya karavanınıza atlayıp doğanın sesini dinlemek için kamp hayalleri kuruyorsanız eğer, yazıyı okuduktan sonra (bir maniniz yoksa tabi) hemen harekete geçebilirsiniz. 🥰

    1- Çubucak Orman Kampı / Marmaris

    Hayatımın yarısının geçtiği Marmaris bu ülkede en iyi bildiğim yer olduğu için Marmaris’ten başlamak istedim. Bu bölgede kamp yapabileceğiniz pek çok alternatif var. Bunlardan en çok tercih edileni Çubucak Tabiat Parkı’ndaki çadır ve karavan kamp yeri. Marmaris’ten Datça’ya giderken 23. km’de Hisarönü Körfezi kıyısında Çubucak Orman içi kamp ve karavan alanını göreceksiniz. Orman örtüsünün çeşitlilik gösterdiği alanda 1000 metrelik kıyı şeridi var. Aynı zamanda günübürlük girişlere de müsait. Su, elektrik, telefon, internet ve kanalizasyon alt yapısı var. Günlük ihtiyaçlarınızın pek çoğunu karşılayabilir, spor, eğlence aktivitelerine yönelik etkinliklere katılabilir, ormanda yürüyüşler yapabilirsiniz. Marmaris’te ne yazık ki yanıp küle dönen büyük bir alanın dışında kalabilen cennet köşelerden biri Çubucak. Masmavi koylarıyla gözlerinizi güzelliğiyle kamaştıran Hisarönü Körfezi’ne nazır kamp yapabilmek harika hissettirecek. Çadır ve karavanlarınız için 24 saat iç rahatlığı ile konaklayabileceğiniz güvenliği olan bir alandır. Zaten dibinde jandarma karakolu var, rahat olun yani. 😊 Doğasıyla ve mis gibi çam ormanıyla insana yaşama sevinci veren Çubucak 12 ay açık ve sizleri bekliyor. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın ve gittiğinizde çevreyi lütfen kirletmeyin.

    2- Kelebekler Vadisi / Ölüdeniz

    Muğla benim için gözbebeği olduğundan yine Muğla’dan devam ediyorum. Sırada Fethiye var. Ölüdeniz’deki meşhur Kelebekler Vadisi’nde kamp yapmaya ne dersiniz? 😊Öncelikle uyarayım; ulaşımı zor bir nokta. 350 metreyi bulan sarp kayalıklarla çevrili bir bölge. E peki nasıl gideceksiniz? Helikopterden atlayarak tabi ki. Heyecanın dibi! Şaka şaka 😁 Ölüdeniz’den vadi servis teknesiyle deniz yolundan ulaşabilirsiniz. Servis saatleri dışında ulaşım için vadiyi arayarak zodyak bot ile özel servis isteyebilirler. Hayır maalesef karadan ulaşım yok, tabi dağcı değilseniz. 🤭 Elektrik, su, duş ve wc hitmeti bulunmakta ve belli saatlerde ücretsiz. Çadırda rahat edemeyecek olanlar için bungalov ve taş ev seçenekleri de mevcut. 80 civarı kelebek türüne sahip vadiye dökülen şelaleye ve denize dökülen dereye de bayılacaksınız. Vadi, Dünya Mirasını Koruma Vakfı tarafından, dünya üzerinde korunması gerekli 100 dağdan biri olarak ilan edilen Babadağ eteklerindeki koylardan biri bu arada. Kamp alanında restoran ve bar da bulunuyor. Aşağıdaki koyda kamp yaparken yukarıdaki zirvede paraşüt heyecanını da yaşayabilirsiniz. Kaya tırmanışı, water zipline, şelale tırmanışı, kano subpadlle, scuba diving, snorkeling, yoga, canyoning abseling, team works, sea ferrata, dağcılık eğitimi, survival atölye ve çocuk atölyesi gibi oldukça fazla etkinliğe sahip vadide asla sıkılacağınızı sanmıyorum. 4 mevsim kamp yapabiliyorsunuz. Rezervasyonsuz gitmeyin ve gittiğinizde dünya mirasımızı koruyun lütfen.

    3- Akyaka Orman Kampı / Gökova

    Cağğğnım Muğla cennetten bir köşesidir Türkiye’nin. Kamp yapacak yerler sıralamasında da asla es geçilemeyecek noktalara sahip. Bunlardan biri de güzeller güzeli Akyaka Orman Kampı. Serin mi serin bir ormanda çadır, karavan, taş ev ve bungalov seçeneklerinden birini değerlendirebilirsiniz. Diğer kamp alanlarına göre daha fazla hizmet mevcut bu kamp alanında. Elektrik, sıcak-soğuk su, bulaşıkhane, çamaşırhane, wc, duş, market, kafe, restoran, bar, alışveriş ne ararsanız var. Su sporlarına ulaşım için 10 dk yürümeniz yeterli, az ötedeki Gökova Körfezi kite-board vesarie pek çok su sporunun yapıldığı bir bölge, rüzgarı da oldukça fazladır körfezin. Kamp bölgesinin hemen önünde küçük küçük koylar ve muhteşem ötesi bir deniz var. Kayaların altından gelen azmak nehrinin buz gibi suyu denize karıştığından deniz suyu da serin oluyor. Suyun bazı yerlerdeki bulanıklığı sizi tedirgin etmesin çünkü bunun sebebi azmağın tatlı suyunun denizin tuzlu suyuna karışması. Peki ben nasıl gidicem bu kampa? Muğla’dan Marmaris’e giderken Sakar Geçidi’ni iniyorsunuz ve sağda Akyaka tabelasını görüyorsunuz. Kıvrılın ordan dümdüz Akyaka’ya getirecek yol sizi. Yine tabelaları takip ederek ya da oradan herhangi birine sorarak kampa ulaşabilirsiniz çünkü zaten Akyaka dediğiniz yer küçük şirin bir belde, bir yerden bir yere yürüme mesafesi 15-20 dakikayı aşmaz. Bu arada Akyaka cittaslow yani sakin şehir ilan edilen nadir yerlerden biri, buna da dikkatinizi çekeyim. Merkezdeki balıkçılarda ekmek arası okyanus mezgiti yemeyi ihmal etmeyin (tavsiyem Gülbeyaz’dır), azmak turu yapın, envayi çeşit restoran, kafe ve barın tadını çıkarın, sokak hayvanlarına iyi davranın, azmaktaki ördek ve kazlara ekmek atın, azmak suyuna ayaklarınızı bi sokup buz kesmeden de ”Akyaka’ya gittim” demeyin. 😁

    4- Bafa Gölü / Milas

    Tabi ki Muğla ile devam. İki bin yıl öncesine dayanan geçmişiyle Ege Bölgesi’nin en büyük gölü olan Bafa antik çağ şehirlerinden Herakleia’ya kıyısı olan, yemyeşil zeytin ağaçlarıyla çevrili muhteşem bir doğaya sahip, aynı zamanda bir kuş cenneti. Gölde Bizans manastırları ve savunma yapılarının da bulunduğu birkaç ada da mevcut. Kamp için ideal bir bölge ve trekking için de çok uygun rotaları var. Bu arada Bafa Gölünün bir tarafı Milas diğer tarafı da Didim’de bulunuyor. Burada yapacağınız kamp ile kendinizi bir kültür turizminin ortasında da bulursunuz çünkü Milas tarafı manastırlar, freskler, kaya resimleri, nekropoller, agoralar, tapınaklarla dolu. Yeme içme için güzel salaş balık lokantaları ve restoranlar mevcut. İstediğiniz yere çadırı kurup ya da karavanı park edip kampınızı yapabilirsiniz. Çevreyi temiz bırakmayı unutmayın. 🙂

    5- Kabak Koyu / Fethiye

    Muğla tabi ki bitmedi. 😎 Fethiye’nin meşhur Kabak Koyu’nu listeye almasam haksızlık olurdu. Bu koy sanki kampçılar için doğal olarak dizayn edilmiş gibi. Yakın çevrede büyük tesisler yok, çadır ve bungalov işletmeleri ve doğayla uyumlu butik otelcikler var. Koy yeni keşfedilmiş sayılır, 1987 yılından beri tanınmaya başlanmış. Doğa ile ilgili aktivitelerden hoşlananların tercih etmesi gereken bir bölge. 800 metreyi bulan yamaçlar, çeşitli şelale ve göletler, çam ormanları ve 200 metre kadar plajıyla rüya gibi bir koy Kabak Koyu. Plaj sit alanı olduğu için tesis ve giriş ücreti vesaire yok. Duş var, tesis olmadığı için o da ücretsiz. Şezlong ve şemsiye de yok haliyle. Kamp için Kabak Koyu’na gidecekseniz aklınızda bulunsun. Yaz sezonunda gitmeyi tercih ederseniz kalabalıktan deniz bulanıklaşıyor bu canınızı sıkabilir. Su da bir anda derinleşiyor, yüzme bilmeyenler veya çocuklar için tehlikeli olabilir. Koya Fethiye’den Ölüdeniz istikametinde devam ederek gidiliyor. Ölüdeniz’den güneye dik ve virajlı yolu takip ederek Faralya’ya varana kadar gitmeniz gerekiyor. Faralya Köyü’nden ulaşım için ise 2 seçeneğiniz var; yürüyerek kırmızı beyaz tabelaları takip edebilirsiniz ya da traktöre benzeyen araçlarla köylü sizi koya getirecek. Keyifli kamplar 🙂 Eve dönerken kamp yerini temiz bırakın lütfen.

    6- Adrasan / Antalya

    E yeter bu kadar Muğla dediniz di mi? 🙂 Piki! O zaman ver elini Antalya! Olimpos’un arka bahçesi Adrasan da kampçılar için en iyi seçeneklerden biri. Çok sayıda tesis var bölgede. Sabah dalga sesleriyle çadırınızda uyandığınızı, gece de dalga sesleriyle uykuya daldığınızı bir düşünün şimdi. Müthiş! Merak etmeyin sahilde hepinize yetecek kadar yer var. 🙂 2 km sahilin hepsi sizin! Ayrıca Likya Yürüyüş Yolu üzerinde bulunan Adrasan, yolun diğer önemli duraklarından Olimpos ve Çıralı’ya da çok yakın. Burada kamp yaparken tekne turlarına da katılabilir ve diğer koyları gezebilirsiniz. Elinizin altında her türlü imkanı bulabileceğiniz kamp yerlerinden biridir Adrasan. Köy halkının sizi oldukça sıcak karşılayacağından emin olun. 🙂

    7- Köprülü Kanyon / Antalya

    Geldik madem Antalya’ya bir başka kamp alanından daha bahsedelim. Köprülü Kanyon milli park olarak koruma altında. Çadır ve karavan turizmi için de en ideal noktalardan biri. Kanyonda kamp için uygun pek çok bölge seçeneğiniz var. Köprülü Kanyon, Isparta’nın Sütçüler ilçesinde başlayan ve Antalya’da denize dökülen, rafting yapmaya uygun Köprüçay’ın vadisi. Rafting yapılabilen bölgenin başlangıcında iki adet de tarihi köprü bulunmakta, küçüğü asıl usta tarafından, kemerli büyük köprü ise ustanın kalfası tarafından inşa edilmiştir. Boynuz kulağı geçmiş midir gidince kendiniz karar verin. 🙂 Nehrin iki yanında da kamp için alanlar, bungalovlar ve yeme içme tesisleri bolca var. Bölgede rafting, kano ve kanyoning (kanyon geçişi) sporları olmak üzere; yüzme, doğa yürüyüşü, kaya tırmanışı, oryantiring, bisiklet, olta balıkçılığı vb. sportif etkinlikler ile botanik-yaban hayatı gözlemciliği, jeolojik yapı gözlemciliği, kampçılık, fotoğrafçılık, piknik, cip safari, yayla gezileri vesaire gibi pek çok etkinliğe katılma olanağı mevcut. Sıkılmak yok yola devam diyorsanız Aziz Paul Yolu’nun 45 km’lk kısmı bu bölgede kalıyor, bilginiz olsun. 😁

    8- Kaş / Antalya

    Ve Antalya’nın gözbebeği Kaş! Kaş’ta tavsiye edebileceğim kamp yapabileceğiniz 3 yer; Kaş Camping, Olympos Camping ve Can Mocamp. En çok tercih edileni Can Mocamp’ta bungalov hizmeti de var. Konaklama imkanlarınız eksiksiz, 5 yıldızlı otel konforunda. Yerleşim yerlerine uzak olduğu için doğayla daha bir başbaşa ve sessiz. Kaş Camping Kaş’a yakın olma avantajına sahip. Yürüyerek 10 dakikada aradaki mesafeyi katedebilirsiniz. Fakat bu kadar yakın olsa da trafik vesaire gürültüsü olmadığı için izole bir kamp alanıdır. Olympos Camping kampseverlere çadır, karavan, bungalov ve apart seçeneklerini sunuyor. Tüm temel gereksinimler ortak kullanımlı. Bungalov ve apart odalarda özel wc, duş, tv, buzdolabı, fırın, klima gibi imkanlar da var. Bu 3 kamp alanının üçünde de denizden de faydalanma şansınız var. Çimmeden duramayanlara duyurulur. 🙂 Kaş’ta çok fazla kamp alanı var, ben 3 tanesini seçtim, tamamını belki başka bir yazıda irdeleriz. 😉

    9- Yedigöller Milli Parkı / Abant

    Yedigöller Milli Parkı en bilindik kamp alanlarından biri. Kimi gidip görmüştür kimi de meşhur fotoğraflarından tanır. 4 mevsim kampa elverişli olan bölge çok özel bir coğrafyaya sahip. Kamp alanında elektrik yok, dikkatli olmak şartıyla ateş yakabilirsiniz. Kampçılığa yeni başlayanlar için uygun bir bölge. Burada olta balıkçılığı ve yürüyüş yapabilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Ayrıca park içindeki Köyyeri mevkiinde Bizans döneminden kalıntılar bulunmakta. Bölgede Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olmak üzere 7 adet göl var. Ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, sincap, geyik, karaca ve tavşan ile kuşlardan yabani ördek, yabani güvercin ve keklik yanısıra 100’ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapan milli park bu özellikleriyle tam bir doğa cenneti durumunda. Kamp yaparken lütfen yaban hayatına zarar vermeyin. Kapankaya Seyir Terası’na çıkarsanız yemyeşil doğa içerisindeki gölleri görebilirsiniz. Parkta bir anıt ağaç bir de geyik üretme istasyonu var, ziyaret etmeniz tavsiye edilir. Çadır ve karavan kampı için eşsiz bir doğaya sahip olan bölgede bungalov, büfe ve restoran hizmeti de bulabilirsiniz. Bölgeye toplu taşıma yok. Özel aracınızla ya da acentalar vasıtasıyla gidebiliyorsunuz fakat kışın çok karlı bir bölge olduğu için yolların kapanmasıyla da karşılaşabilirsiniz.

    10- Torkul Gölü / Düzce

    Şehre yaklaşık 30 km uzaklıktaki Torkul Yaylası’nda bulunan gölde özellikle bahar aylarında kamp yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü doğanın muhteşem renklerine en çok bahar aylarında tanık olabiliyorsunuz. Tesis filan yok, aramayın. Bu yazıdan sonra açılır mı bilemem ama şu an yok yani. 🙂 Doğayla tamamen başbaşasınız, gece çadırınıza ayı dayanmadan önce bir kere daha düşünün derim. :))) Şaka bi yana tabi ki yaban ortamında her şeyle karşılaşmaya hazırlıklı olmanız gerektiğini siz kampseverler benden iyi biliyorsunuzdur zaten eminim ki. Çevrede kayın, köknar, gürgen, kestane, akçaağaç, karaçam gibi çok çeşitli bitki örtüsü bulunmakta. Piknik, olta balıkçılığı, foto-safari, çadır kampı gibi etkinliklere ev sahipliği yapan bölge 1251 metre yükseklikte ve göl de volkanik bir çöküntüden oluşmakta. Bol oksijenden başınız azıcık dönebilir, uyarmış olayım.

    11- Yazılı Kanyon / Isparta

    Kamp sözkonusu olunca Yazılı Kanyon’a değinmeden geçmemeli. Diğer pek çok kamp alanına göre daha rahat bir kamp olanağı var burada. Yiyecek işini kanyondaki balık çiftlikleri ve küçük işletmelerden halledebilirsiniz. Küçük işletmeler genelde ‘kendin pişir kendin ye’ hizmeti sağlıyor. Küçük gezintiler yapıp köprülere ve tarihi yazıtlara şahit olabilirsiniz. Aynı zamanda yüzmek için muhteşem yerler de keşfedebilirsiniz. Peki adı neden Yazılı Kanyon? Öncelikle aşağı şunu ekleyeyim:

    Kaya Yazıtı (Hür insan üzerine şiir)
    “Hayırlı Uğurlu Olsun”

    Ey yolcu, yol hazırlığı yap ve koyul yola; şunu bilerek:
    Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir.
    Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
    Ve kararında içtenlikliyse hür kişi;
    Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
    Ve bununla yücelir kişi, hatalarla değil.
    Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tat almaz o;
    Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran,
    Zeus’tur herkese ara olan ve de tek kök insanoğluna.
    Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden
    güzelliğini,
    Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
    Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle
    de olsa
    Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır.
    Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama
    Yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire
    şayandı ruhu.
    Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu.
    Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
    Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan,
    Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya
    geldi.

    Bu şiir kanyona girdikten 300 metre kadar sonra bir duvarda karşınıza çıkar ve şairi de Epiktetos’tur. En az iki bin yıllık olan bu şiirin orijinalinin hemen karşısında bu Türkçe çevirisini görebilirsiniz. Muhteşem ötesi bir doğa çeşitliliğine ve yaban hayatına sahip bölgede kamp yapmak oldukça keyifli olacaktır inanın bana. 🙂 Burasıyla ilgili anlatılacak şeyler bu yazıda bitmez, kendiniz gidip keşfedin, pişman olmayacaksınız.

    12- Ada Camping / Kuşadası

    Ve gelelim yaşadığımız cennetteki kamp önerime! Tatlıyı sona sakladım. 🙂 Kuşadası Sevgi Plajı’ndaki 25 dönümlük koruluktaki Ada Camping 2021 yılında kamp alanına döndürüldü. Daha öncesinde kıymeti bilinmeyen ve hor kullanılan bir alandı burası. Aydın Büyükşehir ve Kuşadası Belesiyesi işbirliği ile muhteşem bir kamp alanına dönüştürüldü. 24 adet karavan alıyor. Standart çadırları kiralayabileceğiniz gibi 15 adet VIP çadırdan da kiralayabiliyorsunuz. VIP çadırları bir otel odası gibi düşünebilirsiniz, yatağı, gardrobu vesaire her ihtiyacınız için tasarlanıp dekore edilmişler. Ayrıca kendi çadırınızla da gelebiliyorsunuz. Etrafı çitle çevrili, güvenlik kameraları ve güvenlik ekipleri ile son derece güvenli bir kamp alanı. İçerisinde Kayıtlı Giriş Sistemi, Snack Bar, Beach Club, Araç Formunda Yiyecek & İçecek Standları, “Ege Et Mangal” Satış Alanı, “AdaMarket Bahçem” Satış Alanı, Bakkal, Otopark, Ortak Mutfak Alanları (Pişirme ve Bulaşık Ünitesi), Ortak WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Özel WC/Duş/Soyunma Kabinleri, Kiralık Kasa, Kiralık Mini Buzdolabı, Kiralık Çamaşır Makinaları, Standart Çadır için Elektrik Ünitesi, Karavanlar için Elektrik, Tatlı Su ve Kanalizasyon Bağlantı Noktaları (uluslararası standartlarda), Karavan Bölgesi için WC/Duş İstasyonları, Bulaşık Yıkama İstasyonları, Kamp Alanı Aydınlatması, Ayrıştırılmış Çöp Konteyneri, Tüp, Mangal, Sünger Yatak ve Yastık Kiralama, Bulaşık ve Çamaşır Yıkama İstasyonları, Yoga ve Spor Alanı, Çocuk Oyun Alanı, Okuma-Dinlenme-Eğlence Alanı ve Kamp Ateşi Etkinliği, Resepsiyon Binası, Çay/Kahve Servis Alanı, Ücretli; Tabldot Yemek ve Fast Food Servisi, Gözleme Yeri,  Pide Fırını gibi hizmetleri mevcut. Yok yok yani. 🙂 Tuvalet ve duşların temizliği sürekli yapılıyor. Okaliptüs ağaçlarının gölgesinde, denize sıfır bir kamp alanı. Fiyatlar oldukça uygun hatta Türkiye’deki kamp alanlarının en çeşitli hizmet vereni ve en uygun fiyatlısı diyebilirim. Kuşadası’nı listenizin ilk sırasına gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmadan yola çıkmayın.

    Bildiğim kamp alanlarını dilim döndüğünce derleyip sizlere anlatmaya çalıştım, umuyorum ki kamp konusunda ihtiyacı olanlara gerekli bilgileri sağlayabilmişimdir. Önereceğiniz kamp alanları varsa yoruma bırakabilirsiniz.

    Okuduğunuz için teşekkürler. 😘

    Nilay Gündüz

  • Savaşçı Tutum ve Doğan Cüceloğlu

    Savaşçı Tutum ve Doğan Cüceloğlu

    Savaşçı Tutum

    Sıradan insan, başına gelen olaylara ya şükreder ya da küfreder.

    Avcı, sıradan insandan savaşçı olmaya bir geçiş devresidir.

    Savaşçı, yaşamın amacının öğrenmek olduğunu bilir. Savaşçı, gerçekleştirmek istediği amaca ulaşmak için başarıya ve yenilgiye değil, o süreç içinde en akıllı, en etkili, en bilge olanı tüm iradesiyle kullanıp kullanmadığına önem verir.

    Gerçek yaşamda savaşçının silahı bilinci, cephanesi de irade gücüdür. Savaşçı öyle bilgiler öğrenmek ister ki edindiği bilgiler onu yaşamda daha bilge, daha güçlü, daha özgür yapsın.

    Çevremde ‘mendebur’ gördüğüm insanlar olsa bile, kendi iç mutluluğumu koruyabilmeyi öğrenmeyi isterdim.

    Çevrede iyi, anlayışlı, olgun insanların bulunduğu ortamda mutlu olmak çok kolay. Böyle bir ortamda mutlu olabilmek için savaşçı olmaya gerek yok; sıradan insanlar da mutlu olurlar.

    Bilge kişi olabilmek için, çevrenin bu olumsuz etkisinden bağımsız olabilmek gerekir. Savaşçı öyle bir iç huzuru geliştirmek ister ki bu iç huzuru çevre koşullarından bağımsız olsun.

    Düşünebiliyor musunuz? Hangi çevrede olursan ol, için barış ve mutlulukla dolu.

    Ama bunu nasıl gerçekleştirebilirim? Bilincinizi geliştirerek!

    Bilincimi nasıl geliştiririm? İradenizi kullanarak. Sizi mutsuz eden olaylardan kaçmadan, onların sizi nasıl etkilediğini tümüyle anlayarak.

    Savaşçı, kendini hakikati öğrenme yolunda savaşçı olarak görür ve bu savaşı kazanmada en büyük engelin, kendi paradigmasına saplanıp kalmak olduğunu bilir.

    Doğan Cüceloğlu’nun Yetişkin Çocuklar isimli kitabından altını çizdiğim cümleleri paylaştım sizlerle.

    Rahmet ve sevgiyle…

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Utanca Boğan Aile ve Doğan Cüceloğlu

    Utanca Boğan Aile ve Doğan Cüceloğlu

    İç dünyamızla ilişkimizde ortaya çıkan en büyük engel, kişinin kendi özünden utanması, bu özü olduğu gibi kabul edememesidir. Çocuk, koşullu sevgi ile büyümüş ve kalıplanmışsa, duygusal bakımdan gelişemez, içindeki çocuk utanca boğulur. İç çocuğu duygusal bakımdan büyümeyen insana yetişkin çocuk diyoruz. Beden yetişkinin bedeni, ama duygusal bakımdan hâlâ gelişememiş, hâlâ çocuk. Binanın temeli çok önemli, diğer tüm katların ayakta kalabilmesi için temelin sağlam olması gerekir. Çocukluk binanın hem temelini hem de çatısını oluşturur. İnsanın çocukluğu sağlıklıysa ve çocuk, geliştiren bir ailede sevgi içinde büyütülmüşse, yaşamın en zor koşulları altında bile akıl sağlığını korur ve mutlu olabilir. Eğer çocukluğunda koşullu sevgi ile büyümüş ve utanca boğulmuşsa, ilerde en iyi koşullar altında bile mutlu olamayacaktır. İç çocuğu utanca boğulmuş insan yeni bir şey yapmayı düşündüğü zaman büyük kaygı duyar, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışır, kendinin ne istediğini pek önemsemez, içten içe kendinde bir eksiklik hisseder, sürekli yetersizlik duygusuna kapılır, katı ve mükemmeliyetçidir, yaşamını bomboş görür, genellikle karamsardır ve çöküntü içindedir, kendi dahil hiç kimseye güvenmez. İç çocuğu utanca boğulan kişi yalnız kalmaktan nefret eder, yalnız kalmamak için elinden geleni yapar, her zaman başkalarının beklediklerini yapar, kendi sorunlarına çare bulmaktan daha çok, başkalarının sorunlarını çözmeye yönelir, hiç kimsenin yüzüne doğrudan ‘Hayır!’ diyemez, kimseye kendini yakın hissetmez. Utanca boğulma derecesi ne kadar şiddetli ise, bu duygular o kadar güçlüdür.

    Utancın üç kaynağı vardır.

    Birinci kaynak çocuğun model aldığı ve taklit ettiği insanlardır. Utanca boğulmuş büyükleri çocuk kendine model olarak alır. Yani onları taklit eder. Utanç dolu insanlar, kendileri gibi duyup düşünüp davranması için çocuğa baskı yaparlar. Gelişmekte olan çocuk örnek aldığı kimselerle kendini özdeşleştirir. Özdeşleştirme çocuğun gelişiminde yer alan önemli bir süreçtir. Çocuk model aldığı bu insanların kendisine verdiği güven ve değer duygusuna dayanarak özbenliğini oluşturur.

    Kişinin yaşamından utanmayı tamamıyla kaldırsak, o kişi daha mı sağlıklı olur? Hiç utanmayan bir insanın insanlığından şüphe ederim. Bu aşamada insanın kafası karışıyor, değil mi? Bir yandan, ‘utanç kötüdür, utanca boğulmuş çocuk şu gibi davranışlarıyla sağlıksız psikolojik durumunu belli eder,’ diyorum, diğer yandan siz, ‘hiç utanmayan kişinin insanlığından şüphe ederim,’ duygusunu taşıyorsunuz. İkisi de aynı anda doğru olamaz. Yani bir özellik hem sağlıksız, hem de insan olmanın gerekli bir niteliği sayılamaz. Mahcubiyet’ ve ‘utanç’ kavramlarını birbirinden ayırt ederek kafa karıştıran bu durumu çözebiliriz.

    Mahcubiyet’ sağlıklıdır. Bizim kendimizden beklediklerimizi, kendi gücümüzün sınırlarını bildiğimizi, bazı temel iç ilke ve değerleri içimize sindirip sindirmediğimizi gösteren bir duygudur. Bir çocuk, ‘Ben yaparım,’ diye bir işi üstlensin. Ama farz edelim ki, bu iş çocuğun o aşamadaki gelişiminin üstünde olsun. Eğer iddialı olarak bu işe başlamışsa, sonunda mahcup olacaktır. Böyle bir mahcubiyet duygusu kişinin ‘ayağını yorganına göre uzatmasına’, ‘kendi yeteneklerinin sınırlarını bilmesine’, ‘başkaları başarısız olunca o kişileri anlayabilmesine’ yarar. Kişi söz vermeden önce gerçekçi olmaya özen gösterir ve verdiği sözü tutmaya önem verir. Sınırlarını bilen kişi daha gerçekçi olarak planlamalar ve girişimler yapar.

    Utanç ile mahcubiyet arasındaki en önemli fark şudur: Mahcubiyet duygusunun kaynağı kişinin kendi özü, kendi algılaması, kendi değerlendirmesidir. Bunun temelinde vicdan vardır. Utanç duygusunun temelinde başkalarının beklentilerini yerine getirememe korkusu vardır. Yani mahcup olan kişi kendi beklentilerini yerine getiremediği için utanıyor ve bu süreç sonunda kendi sınırlarını öğreniyor. Bu süreç yoluyla alçakgönüllü olmayı öğreniyor. Mahcubiyet alçakgönüllü olmayı getirir. Utanç ise insanın kendinden, kendi özünden utanmasına yol açar. Bu nedenle utanç zehirli bir duygudur. Mahcubiyet ise, bazen buna utanma duygusu adını veririz, sağlıklı bir duygudur. Çocuğuna gereksiz yere, ‘Yaptığından utanmıyor musun? Zaten sende utanma duygusu olsa…’ gibi sürekli bağıran ya da karışan aileler çocuğun utanç içinde yetişmesine neden oluyorlar. Pek çok kişi bu tür sözleri, çocuğu disipline etmek ya da kendi istediği davranışı yaptırmak amacıyla söylüyor. Fakat farkında olmadan karşısındaki insanın kendine olan güvenini yitirmesine neden oluyor.

    Diyelim çocuk kardeşinin oyuncağını alıyor ve onu ağlatıyor. Kendisine söylendiği zaman söz dinlemiyor, kardeşinin oyuncağını geri vermiyor. Bu durumda utanca boğan ana baba ne yapar, değerleri öğretmeye çalışan ne yapar? Utanca boğan, çocuğun bu davranışının anormal olduğunu, bu davranışı yaptığına göre onun kötü bir insan olduğunu ya da kötü bir insan olarak görüleceğini belirtir. Çocuğuyla konuşmasında ‘Başkaları senin böyle yaptığını görse sana ne der biliyor musun?’dan ‘Vermezsen senin ellerini kırarım’a kadar uzanan tehditler yer alır. Yani çocuğun kendini içinde göreceği, anlayacağı bir neden yok. Ya ‘ayıp’ ya da ‘dayak’ korkusu hâkim. Diğer yandan geliştiren ana baba çocukla diyaloga girer: ‘Sen kardeşinin oyuncağını aldın. Kardeşin şimdi orada ağlıyor. Ben burada durup hiçbir şey yapmadan bu duruma bakayım mı istiyorsun?’ diye çocuğa sorar. Ya çocuk ‘Evet,’ derse.” “O durumda ana baba, ‘O zaman senden daha büyük biri gelip senin oyuncağını aldığı ve sen istediğin halde vermediği zaman, seni ağlatsa dahi, benim burada seyirci olarak kalmamı istiyorsun, öyle mi?’ diye sorar. Burada öğretilmek istenen ‘hakkaniyet’ değeri. Yani çocuk gücünün yettiği her şeyi almaya kalkarsa, kendinden güçlü birinin de kendi oyuncaklarını gasp edebileceğini anlar. Anlamazsa, bu yaşantı planlanır, ondan büyük birinin bulunup onun oyuncağını bağırta çağırta elinden alması sağlanır. Örneğin, komşunun daha büyük çocuğu ile konuşulur, ona durum anlatılır ve öyle bir senaryo hazırlanır ki, kendisinden daha güçlü biri bağırta çağırta onun oyuncağını elinden alır. Ve baba orada bu durumu seyreder, hiçbir şey yapmaz. Böylece çocuk hakkaniyetin sadece kardeşini değil, kendisini de koruduğunu öğrenmiş olur. Hakkaniyete dönük toplum kurallarının niçin var olduğunu da bizzat yaşamış olur. Bu değer çocuk tarafından içselleştirilince, onun iç dünyasının bir malı olmaya başlayınca, ‘mahcubiyet’ kendini göstermeye başlar. Yani çocuk ileride yine kardeşinin oyuncağını almaya kalkarsa, bu davranışından mahcup olur.

    Bir ana baba çocuğun her davranışıyla bu kadar yakından ilgilenebilir mi; strateji geliştirerek çocuğunun terbiyesi için bu kadar zaman verebilir mi? Çocuk yetiştirmenin bilincinde olanlar verirler. Bu bilinçli ana babalar çocuklarını, çocuğun içinde yetiştiği çevreyi, çocuklukla kendi etkileşimlerini sürekli gözlerler. Güçlü, gerçekçi, sorumluluk sahibi sağlıklı insan yetiştirmenin kestirme yolu yok.

    Utancın üç temel kaynağından söz etmiştik ve birinci kaynak model insanlardır demiştik. Evet, ilk kaynak, model olan kimselerdir. Çocuğun içinde yetiştiği aile ortamında iç benliği utanç dolu insanlar çocuğa örnek olursa, çocuk, bu model insanları kendisiyle özdeşleştirir. Bu nedenle her çocuk kendini özdeşleştirmek istediği bir babaya, bir anneye gereksinme duyar. Eğer ana baba yoksa onun yerine amca, dede, dayı ya da hala, teyze, büyükanne olabilir. Çocuğun özdeşim kurduğu kişi utanç duygusuna boğulmuş bir kimse ise, çocuk bu utanç duygusunu farkında olmadan içselleştirir ve kendi kişiliğinin temeli yapar. Çocuğun kendine model seçtiği insan toplumdan biri ya da TV’deki bir kahraman da olabilir. Fakat küçük yaşlarda en etkili kişiler genellikle ana babalardır.

    Utancın ikinci kaynağı terk edilmedir. Çocuk için önemli olan anne ya da baba gibi kimseler, çocuğun kendilerine en çok gereksinim duyduğu erken yaşlarda onu terk ederlerse, çocuğu yapayalnız ve güvensiz bırakırlar. Terk etmeyi sadece bedensel anlamda almayın. Çocuklar yaşamlarındaki önemli kişilerin yansıtmalarıyla benliklerini geliştirirler. Bu nedenle psikolojik olarak terk edilme, çok etkilidir. Çocuğa gülümseyen, hasta olduğu zaman ona ilacını veren ve sırtını ovan anne, onunla oynayan ve düştüğü zaman kucaklayan baba farkında olmadan çocuğa, ‘sen önemlisin, değerlisin, seni seviyorum, bana güven’ mesajını verir. Bunlar ana babanın yansıtmalarıdır. Sözsüz mesajlar, sözlü mesajlardan daha kuvvetli olarak ilk yıllarda çocuğun benlik oluşumunu etkiler. Bu mesajlara, çocuğun varlığıyla, davranışlarıyla ilgili olduğu için ‘yansıtmalar’ adı verilir. Bir başka deyişle, çocuğun varlığı, ona verilen değer, çocuğa yansıtılır. Belki de ‘terk edilme’ kavramı yerine ‘yansıtma eksikliği’ dense daha iyi olur.

    Üçüncü kaynak ‘utanç dolu anılar’dır. Çocuklar önem verdikleri kişilerin en acı veren davranışlarını unutmazlar. Oysa çocuğun iç dünyasını yıkan, onu ezen sözler ve davranışlar, çoğu kere büyüklerin dikkatini bile çekmez. Çocuğun belleği bu tür anıları saklar. Acı veren olumsuz olaylar çocuğun yetiştiği ortamda sık sık tekrar ediliyorsa, bellek bu olayları kendiliğinden bir araya getirir ve bir tür ‘anılar dizisi’ oluşturur. Bu anılar dizisinin herhangi bir kısmı ileride bir olay ya da sözle uyarılırsa, tüm anılar dizisi canlanır ve kişi bu anıların etkisi altında kendi kişiliğini anlamlandırır. Doğal olarak, olumsuz anıların tümü bireyi kendini değersiz görmeye ve kendinden utanmaya götürür.

    Doğan Cüceloğlu’nun Yetişkin Çocuklar isimli kitabından altını çizdiğim cümleleri paylaştım sizlerle.

    Rahmet ve sevgiyle…

    Derleyen: Nilay Gündüz

  • Aşılar İle İlgili Komplo Teorileri

    Aşılar İle İlgili Komplo Teorileri

    Elbette aşılar da her ilaç gibi az da olsa istenmeyen yan etkilere neden olabilirler. Gene her ilaç gibi kullanma kararı kişiye ve topluma sağlayacağı fayda ve vereceği zarar gözetilerek karar verilmeli.
    Aşıların en sık yan etkileri aşı bölgesinde ağrı, kızarıklık, şişme, bağ ağrısı, kas ve eklem ağrısıdır. Nadiren de olsa aşı içindeki veya üretim sürecinde kullanılan maddelere (örneğin yumurta) hassasiyeti olan kişilerde alerji yapabilirler. Bu nedenle her aşının doktor gözetiminde yapılması önemli.
    Aşılar sonucu ortaya çıkan yan etkiler, tüm dünya ülkelerinde muhtemel düzenleyici kuruluşlar ve halk sağlığı birimleri tarafından takip edilmekte ve Dünya Sağlık Örgütü çatısı altında görev yapan Uluslararası Tıp Bilimleri Organizasyonları Konsülü (Council for International Organizations of Medical Sciences – CIOMS) bünyesindeki Aktif Aşı Güvenlik İzlem Birimi tarafından takip edilmektedir. Türkiye’de de, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yer alan Aşı Sonrası İstenmeyen Etkiler (ASİE) bildirim sistemi, aşılar sonrası ortaya çıkan veya çıktığı düşünülen vakaların rapor edilmesi ve CIOMS’a bildirilmesi görevini üstlenmiştir.
    Ancak aşı karşıtı sitelerde sıklıkla bu tip takip edilen ve titizlikle incelenen yan etkiler listesinde olmayan, asılsız veya abartılmış yan etkilere de yer verildiğini görüyoruz.

    Otizm

    Aşılarla ilgili komplo teorilerinin başında aşıların otizme neden olduğu söylencesi geliyor. Bu konuda daha önce defalarca yazılıp çizilmesine rağmen en sık rastlanan iddialardan biri olduğu için kısaca değinmekte yarar var.

    Aşıların otizm yaptığı iddiası 1998 yılında meşhur tıp dergisi Lancet’te yayınlanan Dr. Andrew Wakefield’ın MMR aşıları ile otizm arasında bir bağlantı gördüğünü iddia eden bir makale yayınlaması ile başlıyor. Wakefield, makalesinde MMR aşısı olan 12 çocukta aşılar sonrası bağırsak patolojileri gördüğünü ve bu çocuklarda otizm geliştiğini iddia etmişti. Bu iddiayı takiben ortaya çıkan toplumsal hezeyan ve panik sonucu önce İngiltere, sonra da tüm gelişmiş ülkelerde MMR aşılanma oranları düştü. Bu sırada makale ve eşlik eden klinik çalışmada etik pek çok sorun (Wakefield’ın bu makaleyi yazması için muhtelif kuruluş ve hukuk derneklerinden aldığı yüklü paraları beyan etmemiş olması, çocukları tehdit ile korkutarak zorla kan aldığının ortaya çıkması, bu makaleyi yayınlarken kendi icadı olan bir başka MMR aşısına gizlice patent almaya çalışıyor olduğunu gizlemesi vs.)  olduğunun anlaşılması üzerine The Lancet makaleyi yayından geri çekti.  Aynı zamanda makalenin 13 yazarından 10 tanesi de makalede bahsedilen bulguların asılsız olduğunu söyleyerek makale yazarlığından çekildiklerini açıkladılar. 2010 yılında yürütülen bu çalışmadaki ciddi etik sorunların tıp ahlakı ile bağdaşmaması gerekçesiyle Wakefield’ın doktorluk lisansı iptal edildi.

    Makale geri çekilmiş, Wakefield’ın kendi çıkarları için topluma korku salıp milyonlarca çocuğun sağlığı ile oynamış olması nedeniyle doktorluk mesleğinden men edilmiş olmasına rağmen aşıların otizm yaptığı yolundaki asılsız inanış kulaktan kulağa yayılmaya devam ediyor.

    Bu olayların başlangıcından bu yana geçen 20 yıl boyunca değişik ülkelerden pek çok farklı bilim insanları muhtelif çalışmalarda otizm ile aşıların bir ilgisi olup olmadığını irdelediler. Wakefield’ın 12 çocuk ile yazdığı makale ile öne sürdüğü iddialar, sayısı milyonları bulan çocuğu içeren yüzlerce çalışma ile tekrar tekrar incelendi. Bu bağımsız çalışmaların hiç biri, aşılar ile otizm arasında bir ilinti gösteremedi. Hatta ironik bir şekilde SafeMinds isimli ünlü bir aşı karşıtı grup tarafından finanse edilen ve aşılardaki thimerosal maddesinin otizm nedeni olduğunu göstermeye yönelik çalışmada bile aşıların otizme neden olmadığı kanıtlandı.

    Stanley Plotkin, Jeffrey S. Gerber, Paul A. Offit, Vaccines and Autism: A Tale of Shifting Hypotheses, Clinical Infectious Diseases, Volume 48, Issue 4, 15 February 2009, Pages 456–461, https://doi.org/10.1086/596476

    Aşılarda bulunan thimerosal’in otizm yaptığı iddiasının da asılsız bir iddia olduğunu benzer klinik deney ve gözlemlerle yazılan makaleler sayesinde bugün biliyoruz. Thimerosal ile ilgili diğer endişelere daha yazının başındaki aşı içeriği ile ilgili kaygılar bölümünde de yer vermiştim.

    Guillain Barre Sendromu ve diğer otoimmun hastalıklar

    Aşı karşıtları tarafından sıklıkla olası bir aşı komplikasyonu olarak öne sürülen bir başka durum da akut enfeksiyonlar sonrası tetiklenen otoimmun nörolojik bir hastalık olan Guillain-Barre Sendromu (GBS). GBS, genelde geçirilmiş bir viral enfeksiyonun ardından ortaya çıkan ve 100.000 kişide 1-2 oranında görülen bir hastalık.

    Aşıların GBS yaptığı iddiası 1976’da ABD’de bir domuz gribi salgını sonrasında yapılan aşılama çalışması sonucunda gözlenen Guillain-Barre vakalarına dayanıyor. Salgından hemen sonra yapılan analizler ve yapılan çalışmalar, bu dönemde aşılanan kişilerde GBS görülme riskinin yüksek olabileceği yolunda iken, zamanla yapılan detaylı çalışmalarda 1976 salgını sırasında da,  günümüzde yapılan aşılamalardan sonra da  GBS görülme sıklığında aşılanmayan kişilere göre herhangi bir farklılık gözlenmediği saptanmış durumda.

    Benzer şekilde, aşılama sonrası görülen diğer otoimmun hastalıklarda da aşı karşıtı lobinin iddiasının aksine herhangi bir artış saptanmış değil.

    “El kadar çocuğa o kadar aşı mı yapılır?”

    Bir başka aşı güvenliğini sorgulayan iddia, mevcut aşı takviminin çok agresif olduğu, çocuklara çok kısa zamanda çok fazla aşı yapıldığı ve bu aşıların birikerek çocuklara zararı olacağı yönünde. Oysa literatür bunun tam aksini gösteriyor: aşılarını tam olan çocukların sağlık göstergeleri olmayanlara göre çok daha iyi.

    1900’lerin başında çocuklara tek yapılan aşı çiçek aşısı iken yıllar geçtikçe yeni aşıların geliştirilmesi sonucu rutin aşılama takvimine giren çocukluk aşıları gittikçe artıyor. Son yıllarda ilk iki yaş sırasında çocuklara yapılan aşı sayısı 20’ye yaklaşmış durumda. Bu da zaten çocuklarının vücuduna muhtelif maddeler zerk edilmesinden tedirginlik duyan anne babaların daha da endişelenmesine yol açıyor.  O nedenle bu endişenin yersiz olduğunu anne babalara detaylı açıklamak önemli.

    Bebekler herhangi bir bağışıklık yetmezliği yapan hastalıktan mustarip olmadıkları takdirde doğumdan itibaren oldukça iyi çalışan bir bağışıklık sistemine sahiptirler. Bebek ve küçük çocuklar her gün oynarken, emeklerken yemek yerken veya herhangi bir şeyi ağızlarına götürürken her gün 2000-6000 arası yeni antijenle tanışırlar. Bu antijen sayısı, çocuklara tüm aşılama takvimi boyunca verilen 150 kadar antijenin çok çok üzerindedir. O nedenle aşılarla vücuda çok sayıda antijen verilmesine endişelenmeye gerek yok. Aşılardaki antijen miktarı günde 6000 yeni antijenle tanışmaya alışkın çocukların bağışıklık sistemini yormaz ve fazla gelmez.

    İlaveten, aşılar geliştikçe ve aşı üretiminde son teknoloji kullanıldıkça zaten içlerindeki antijen miktarı azalmaktadır. Bugün, aşı takvimi çerçevesinde uygulanan 20 kadar aşının içindeki antijen miktarı, 1960’larda uygulanan 5 aşılık takvimdeki antijen miktarının onda birinden az.

    Offit PA, Quarles J, Gerber MA, et al. Addressing Parents’ Concerns: Do Multiple Vaccines Overwhelm or Weaken the Infant’s Immune System? Pediatrics. 2002;109(1).

    Komplo teorileri

    “Bu aşılar hep soyumuzu kurutmak için.”

    Aşıların kısırlığa (infertilite) neden olduğu iddiası oldukça eski ve daha çok Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden kaynaklanan bir iddia. Temelleri herhangi bir tıbbi mekanizmadan çok komplo teorisine dayalı bu iddia çoğunlukla aşı üreten firmaların batı (sıklıkla Avrupa ve Amerika) kökenli olduğundan yola çıkarak, aşıların aslında Müslüman ya da Afrika ülkelerindeki nüfus artışını engelleme amaçlı kullanıldığını iddia ediyor. Bu iddia sahiplerinin bu konuda herhangi bir kanıtları olmadığı gibi, aşıların kısırlık gibi bir yan etki yaptığına ilişkin herhangi bir bilimsel çalışma ve yayın da yok. Ağızdan ağıza dolaşan bir şehir efsanesi olan bu iddia, sıklıkla aynı aşıların bu aşıları geliştiren ülkelerde de rutin aşılama takviminde olduğu gerçeğini görmezden geliyor.

    “Aşılar ilaç firmalarının yalanları, doktorlar da zaten satılık!”

    Aşı karşıtı çoğu platformda, öne sürdükleri diğer iddiaların ardında iddiaları destekleyecek yeterli kanıt olmadığı için bu komplo teorisinin sıklıkla öne çıktığını görüyoruz.  Bu iddiaya göre “aşılar ilaç firmalarının para kazanması için hazırlanmış bir düzmece. Aşıları savunan doktorlardan ülkelerin halk sağlığı birimlerine dek herkes ilaç firmalarının adamı rüşvet alıyor. Aşıların güvenli ve hatta faydalı olduğunu savunan bütün doktorlar sabah akşam ‘daha çok bebek ölse ve sakat kalsa da daha zengin olsam.’ diye ellerini ovuşturuyor, hepsi psikopat, katil. İlaç firmaları bu görüşe karşı çıkan doktorlara yüksek meblağlarda sus payı öderken, bu görüşü destekleyenleri de ihya ediyorlar…”

    Aşı karşıtlarının iddiasına göre aşıların güvenli ve hatta faydalı olduğunu savunan bütün doktorlar sabah akşam “daha çok bebek ölse ve sakat kalsa da daha zengin olsam.” diye ellerini ovuşturuyor, hepsi psikopat, katil.

    Komplo teorileri ile uğraşmak zor. Zira komplo iddiacıları, hiçbir kanıt olmadan bu tip ithamları ortaya sürdükten sonra kanıt göstermeleri istendiğinde pişkin bir şekilde ellerinde kanıt olmadığını, zira ilaç endüstrisinin (Big Farma), devletin vs bu kanıtları hep örtbas ettiğini iddia edip için içinden sıyrılabiliyor. Hiçbir kanıt yükümlülüğü olmayan kişilerce uydurulmuş bu iddiaların asılsız olduğunu kanıtlamak da bize düşüyor çoğunlukla. Bu komplo iddiasını, bahsedilen komplonun ne kadar olası olduğunu sorgulatarak yanıtlamak en akla yakın yaklaşım sanırım.

    Öncelikle söylemekte fayda var, elbette ilaç firmalarının zaman zaman etik olmayan işler yaptıklarını, bazı araştırmaları hasır altına ettiği hepimizin bildiği bir gerçek.  Zaman zaman haberlere konu olan bu olaylar eninde sonunda ya firma içinde çalışan biri ya da bu konuda araştırma yapan etik değeri yüksek, idealist biri tarafından ortaya çıkarılıyor. Bazen de bağımsız bir kuruluş yaptığı teyit deneylerinde firma tarafından iddia edilen sonuçları bulmadığını açıklıyor, böylece ilaç firmalarının foyası ortaya çıkıyor. Ancak bu tip olaylar olması ilaç firmaları tarafından satılan her ürünün etkisiz ya da zararlı olduğunu düşünmemizi gerektirmez.

    Elbette dev bir sektöre ait olan ilaç firmaları, aşılarda da diğer tüm ilaçlara göre daha az da olsa bir kar elde ediyorlar. Ancak bundan kazanç sağlıyor olmaları tek başına aşıların arkasında dev bir komplo olduğunu kanıtlamaya yetecek bir veri değil. Kaldı ki diğer ilaçların aksine aşı maliyetleri ve pazarı Dünya Sağlık Örgütü (WHO)  ve devletler tarafından oldukça sıkı bir şekilde denetleniyor. Ayrıca belirtmek gerekir ki aşı geliştirmek ilaç sektörünün tekelinde de değil. Bugün dünyada birçok akademik ve bağımsız laboratuvar, belirli hastalıklar için aşı geliştirmek için uğraşıyor. Üstelik bu çalışmaları Küba’dan Amerika’ya ve Çin’e, geniş bir sosyo-politik yelpazedeki coğrafyada görmek mümkün.

    Bu komplo iddiasını inanılır bulanlara, üzerinde düşünülmesi gereken ilave sorular yöneltmek gerekli:

    Çocuklar aşılanmak yerine bu bulaşıcı hastalıkları geçirseler tedavilerinde kullanılacak muhtelif semptomatik ilaçlar, anti-viral, antibiyotik vb ilaçlarından ilaç firmaları çok daha fazla kar etmez miydi?

    Aşıların güvenli ve etkili olduğunu tekrar tekrar gösteren, dünyanın sayısız ülkesinde yapılmış milyonlarca çocuğu içeren yüzlerce çalışma var. Bu çalışmaların hepsinin sonucu düzmece olabilir mi? Eğer öyleyse bunu sağlamak için kaç ülkede kaç kişiye ne kadar rüşvet dağıtmak gerekir? İlaç firmaları ekonomik olarak ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, bu kadar çok kişiye sus payı verebilmeleri matematiksel ve finansal olarak mümkün müdür?

    Dünyadaki muhtelif bilim merkezlerinin, tıp otoritelerinin, üniversite ve araştırma laboratuvarlarının, sayısız ülkedeki halk sağlığı bölümünde çalışan tüm personelin, milyonlarca hekimin, hastane çalışanlarının, araştırma görevlilerinin, akademisyenlerin, halk sağlığını iyileştirmek için kurulmuş Bill Gates Foundation ya da Sınır Tanımayan Doktorlar gibi kuruluşların tamamının bu komplonun içinde olması mümkün müdür? Sayıları milyonları bulan bu kadar insan, zararlı olduğunu bile bile kendi çocuklarının sağlığını hiçe sayıp aşıları savunup önermesi akla yakın geliyor mu? Bu kişilerin tamamına rüşvet verip susturmak için kaç para gerekir? Hatta herkesi bırakın dünyanın en zengin insanı olan Bill Gates’i susturmak için ne kadarlık rüşvet gerekir?

    Diyelim ki bu rüşvetler verildi, bu insanlar arasında bir tane vicdanı temiz ya da sadece ünlü olmak isteyen insan yok mudur ki bu foyayı belgeleri ile ortaya çıkarsın?

    Eğer bu insanların hepsinin parayla satın alındığını ve bu yüzden sessiz kaldığını düşünüyorsanız, siz kaç paraya böyle bir bilgiyi öğrendikten sonra susardınız? Eğer dünyadaki hiçbir meblağ bu komployu öğrendikten sonra sizi susturamaz diye düşünüyorsanız kendisi de birer anne baba olan milyonlarca sağlık çalışanının sizden daha az erdemli olduğunu nasıl varsayabiliyorsunuz?

    İnsan doğası gereği çoğumuz, kendimizi önce bir şeye inandırıyor, sonra inancımızı teyit eden verileri dikkate alıyor, aksini gösteren verileri görmezden geliyoruz. Aşı karşıtı komplolarına bir kez kendini inandıran ebeveynlerde de sıklıkla bu kısır döngüyü gözlemliyoruz. Bu durumda ebeveynlere yukarıdaki sorular yöneltmek biraz olsun kendilerini inandırdıkları şeyi sorgulamalarına vesile olabilir.

    Sonsöz

    Aşılar modern tıbbın bize sunduğu en önemli araçlardan biri. Onlar sayesinde çocuklarımızın daha uzun, sakatlıklardan uzak şekilde daha mutlu ve sağlıklı yaşaması mümkün. Ancak aşı karşıtı hareketin yükselmesi ile çocuklarımızı önlenebilir hastalıkların pençesine geri kaptırma riski ile karşı karşıyayız. Her anne baba elbette çocuğunun sağlıklı olmasını istiyor, ona en iyi şekilde bakmaya çalışıyor. Bu tip sorumsuz ve desteksiz söylemler, ebeveynlerin içindeki korku hislerini harekete geçirerek onların bu asılsız iddialara ve komplo teorilerine inanmalarına neden oluyor.

    Etrafımızı saran aşı karşıtı bu bilgi kirliliğiyle savaşmanın yolu aklı karışan anne babalara sabır ve anlayışla işin doğrusunu anlatmaktan geçiyor. İşte bu nedenle toplum ve çocuk sağlığı ile profesyonel olarak ilgilenen hekimlerden, sorumluluk sahibi anne babalara dek hepimizin bu iddialara aşina olması ve iddiaların aslının ne olduğunu az çok bilmesi önemli.

    Bir çocuk felci hastasının günümüz ebeveynlerine mesajı: “Bu gördüğünüz Çocuk Felci. AŞILANIN!”

    **Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

    https://yalansavar.org/2019/05/18/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-3-asilarin-yan-etkileri-ile-ilgili-endiseler-ve-komplo-teorileri/

    ADRESİNDEN ALINMIŞTIR. TEŞEKKÜRLER IŞIL ARICAN.

  • Aşıların İçeriği Ve Hazırlanma Süreçleri

    Aşıların İçeriği Ve Hazırlanma Süreçleri

    Aşı karşıtı sitelerin yandaş toplamak için kullandığı taktiklerin bir diğeri aşıların içinde yer alan muhtelif ismi korkutucu veya tiksinç maddeyi sıralamak, bu şekilde anne ve babaları korkutmak geliyor. Bilim okuryazarlığının çok yaygın olmadığı, kimyasal isimlerin insanlarda korku uyandırdığı günümüz ortamında bu taktik belki de anne babaları aşılardan soğutan en önemli taktiklerden biri. Peki aşıların içeriğinin dehşet verici olduğunu düşünmek için yeterli sebep var mı?

    Cıva

    İlk rutin aşılama programlarının geliştiği 20. yy başlarında çoğu aşı büyük bir ampul içinde üretiliyor, kullanan doktorlar ampulü bir kez açtıktan sonra dolapta muhafaza ediyor ve gelen hastalara aynı ampuldeki aşıyı küçük dozlar halinde veriyorlardı. Ancak her tür özene rağmen bazen bu ampuller dolapta beklerken içinde muhtelif bakteriler ürüyor ve aşılanan kişilerde ciddi hatta ölümcül enfeksiyonlara neden olabiliyordu. 1930’larda bu problemi çözmek için aşılara içlerinde bakteri üremesini engelleyen ve dayanıklılıklarını artıran bir cıva tuzu, thimerosal eklenmeye başladı.

    Patlayıcı bir metal olan sodyum (Na) ile zehirli bir gaz olan Klor (Cl) birleşerek hepimizin yakından bildiği softa tuzunu (NaCl) oluştur. Kimyasal tepkime sonucu ortaya çıkan NaCl kendisini oluştuan elementlerden bambaşka özelliklere sahiptir: ne sodyum gibi patlayıcı, ne klor gibi zehirlidir.

    Kimya bilgilerimizi hatırlayalım: Elementler bileşik oluşturmak için farklı elementlerle elektron alışverişi yaparlar. Ortaya çıkan molekül kendisini oluşturan elementlerin özelliklerini kaybederek yeni özellikler taşıyan yeni bir bileşiktir. Örneğin her gün kullandığımız sofra tuzu, Na (Sodyum) ve Cl (Klor) elementlerinden oluşur.  Sodyum (aşağıdaki videoda da görebileceğiniz gibi) oldukça yanıcı patlayıcı bir metal, klor da oldukça zehirli bir gazdır. Ancak bu ikisi birleştiğinde ortaya çıkan NaCl (sodyumklorür) ya da nam-ı diğer sofra tuzu ne yanar, ne patlar ne de zehirli bir gazdır. Aksine hayat için en önemli ve ihtiyacımız olan moleküllerden biridir.

    Benzer şekilde, cıva element olarak belirli dozlarda insan fizyolojisi için zehirli olmasına rağmen cıva tuzları cıvadan farklı özellikler gösterirler, bazıları zehirli bazıları ise aynı sofra tuzu gibi zehirsizdir. Thimerosal bir etil-cıva bileşeni olup suda eriyebilir özelliğe sahiptir ve vücuda girse de birikmeden kısa zamanda atılır. Binlerce çocuk üzerine yapılan analizler sonrası Thimerosal maddesinin herhangi bir yan etki yaratmadığı kanıtlanmış olsa da bugün aşı karşıtı lobi tarafından yaratılan baskı ve korku edebiyatı sayesinde bugün grip hariç diğer aşılardan zaten çıkarılmış durumda. Grip aşısının da daha az etkin olan ama thimerosalsiz bir versiyonu da mevcut.

    Thimerosal, bir etil-cıva bileşeni olup, metil-cıva’nın aksine kan-beyin bariyerini geçmez, vücutta birikmez ve alındıktan kısa zaman sonra atılır.

    Bugün, emzirme çağındaki bebekler anne sütüyle her gün tek bir doz grip aşısından 15 kat fazla cıva almalarına rağmen aşılardaki Thimerosal’i çıkarmış olmamızın en büyük ceremesini de gelişmekte olan ve fakir ülkeler çekiyor. Zira bozulmaya dayanıklı tek büyük ampulde paketlenen aşılar yerine artık bakteri üreme tehlikesi barındırmayan ampullere bölünmüş, dolayısıyla da daha pahalıya mal olan aşılar kullanmak zorunda kalıyoruz. Aşı karşıtlarının iddiaları sonrasında bu iddiaları sınamak için yapılan ve thimerosal maddesinin güvenliğini onaylayan pek çok makale mevcut.

    Alüminyum

    Alüminyum tuzları aşılara adjuvan olarak ekleniyor. Adjuvan maddeler, daha az aktif antijen kullanarak daha yüksek bağışıklık cevabı oluşturmak için kullanılan maddeler. Çocuklara verilen aşıların içindeki antijenlerin dozunu düşük tutmak için kullanılan bu alüminyum tuzları aynı thimerosal gibi 1930’larda aşılara eklenmeye başlamış. Alüminyum’un yüksek dozlarda muhtelif toksik etkileri olduğu yolunda kanıtlar olduğu doğru, ancak aşılarla alınan alüminyum miktarı bu etkileri oluşturacak dozun çok çok altında. Paraselsus’un meşhur sözünü anımsayalım: “Zehiri zehir yapan dozudur.”

    Alüminyum, dünyada en çok bulunan metal ve yerkabuğunda en çok bulunan elementler arasında da üçüncü sırada. Bu nedenle de soluduğumuz havadan içtiğimiz suya kadar pek çok yerde ve hatta pek çok besin maddesinde her gün kayda değer miktarda alüminyum vücudumuza giriyor. Aldığımız alüminyumun kısa bir süre sonra çoğunluğu dışkı, kalan az bir miktarı da böbrekler aracılığı ile vücuttan atılıyor. Ancak böbrek yetmezliği gibi sağlık sorunu olan kişilerde veya çok çok yüksek miktarda alüminyuma maruz kalan insanlarda toksik etkiler görülüyor.

    Aşılarla alınan düşük miktarlardaki alüminyumun insan sağlığına negatif bir etkisi tespit edilmiş değil. Zaten aşılar olmasa da hepimiz günde ortalama 7-9 mg alüminyumu besinlerimizle, havadan ve içme suyundan alıyoruz. Hava kirliliği olan yerlerde havadan aldığımız alüminyum miktarı daha da artıyor, alüminyum endüstriyel dumanlardan araba egzoz gazlarına, hatta sigara dumanına kadar her yerde mevcut.

    Anne sütüyle beslenen bir bebek, doğumdan altı aylık oluncaya dek anne sütünden ortalama 10 mg alüminyum alıyor. Eğer anne sütü değil formula ile besleniyorsa bu miktar 40mg’a kadar çıkabiliyor. Oysa aynı süre içinde aşılar yoluyla vücuduna giren alüminyum sadece 4 mg. Kaldı ki yapılan çalışmalar ve normal kişilerden alınan doku analizleri bu miktardaki bir alüminyum alımının herhangi bir toksik etkisi olmadığını göstermiş durumda. Element tablosundaki elementleri teker teker zehir olarak algılamak yerine, fizyolojimize zehirli etki etmesinde en önemli noktanın molekül yapısı ve dozaj olduğunu tekrar hatırlamamız gerekli.

    Bebeklerin anne sütünden aldıkları alüminyum, aşılarla aldığından çok daha fazla.

    Formaldehit

    Aşı karşıtı söylemlerde karşımıza çıkan ve kulağa korkutucu gelen bir başka madde de formaldehit. Formaldehit aşıların üretimi sırasında kullanılıyor ve ana fonksiyonu aşı üretiminde kullanılan virüsleri ve bakteriyel toksinleri etkisiz hale getirmek. Üretim sonrasında kullanılan formaldehitin çoğu aşılardan temizlense de çok az bir miktarı aşıların içinde kalıyor.

    Formaldehit kelimesini duyunca hemen akıllara morgda geçen filmler, kavanozda yüzen organ parçaları geldiği için aşılarda formaldehit bulunduğunu duyan anne babaların endişelenmesi normal. Ancak pek çok kişinin bilmediği bir şey var ki o da formaldehitin aslında DNA ve protein sentezi sırasında çıkan bir yan ürün olduğu ve tüm canlı hücrelerinde zaten sentezlendiği. 2 aylık bir bebeğin kanında, kendi vücudu tarafından sentezlenen formaldehit miktarı (1.1 mg), herhangi bir aşının içindekinden (ortalama 0.1 mg) çok çok fazla. Bir armut yediğimizde ise bir doz aşının içinde bulunan formaldehitten 50 kat daha fazlasını alıyoruz.

    Vücudumuz her gün aşılarla aldığımızdan çok daha fazla miktarda formaldehit üretiyor veya besinlerle dışarından alıyor. Yapılan çalışmalar, aşıların içindeki formaldehit miktarının sağlık açısından bir endişe yaratmayacak miktarda olduğunda hemfikir.

    Fetal doku / kürtaj materyali

    Aşıların içeriği ile ilgili bir başka korku tüccarı malzemesi de aşıların kürtaj ile alınmış ölü fetüs dokularından imal edildiği söylentisini yaymak. Duyan kişilerin dehşete düşerek iğrenmesine neden olan bu iddia tamamen insanların duyguları ile oynayıp onları refleks olarak şartlandırma amaçlı kullanılmakta.

    Bazı aşılar geliştirilirken 1960’ların başında iki adet düşük materyali/fetüs hücresinden alınan hücre kültürleri ile üretime başladıkları doğru ancak, 1960’tan beri yeni bir fetüs veya düşük materyali aşı üretiminde kullanılmış değil. Bu iki fetal doku örneği de tıbbi nedenlerle düşük/kürtaj yapan kadınlardan kürtajı takiben alınan izin sonucu kullanılmış, aşı üretimi için hamilelik sonlandırılması gibi bir olay söz konusu olmamış. Düşük materyali çöpe gideceğine içindeki kök hücreleri kültür ortamında üretilmiş ve bu eski aşıların geliştirilmesinde kullanılmışlar. 1960’tan beri hücre kültürlerini laboratuvarda ürettiğimiz için aşı konusundaki çalışmalar artık taze fetal dokularda değil hazır hücre kültürlerinde yapılıyor. Hatta pek çok aşı hemen tüm biyoloji laboratuvarlarında kullanılan ve kökeni fetal olmayan HeLa hücre serisinde üretiliyor. Hatırlatmamız gerekiyor ki, hazır hücre kültürlerinin de kökeni insan dokusu. Günümüzde geliştirilen birçok tıbbi tedavinin, takdir edersiniz ki, önce fetal ya da yetişkin kökeni olan insan hücre kültürlerinde güvenliğinin test edilmesi gerekiyor.

    Domuz jelatini

    Jelatin, kimi aşılarda stabilizasyon sağlamak için eklenen bir madde ve aşıların içindeki aktif maddelerin üretim, taşıma ve depolama sırasında bozulmamasını sağlamaya yarıyor. Bu jelatin genelde domuz dokularından üretildiği için özellikle dini sebeplerle aşılanmaya soğuk bakan aileler oldukça fazla sayıda.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki, domuz jelatini her aşıda yok, sadece belirli aşılarda var. Seneler içinde kimi aşıların içeriği değişebildiği için içinde jelatin olup olmadığını anlamak için aşının prospektüsüne bakmak gerekir. Bu konuda ciddi itiraz ve çekincesi olan aileler için bazı jelatin içeren aşıların yerine aynı haslığa yönelik jelatin içermeyen alternatif aşılar bulmak mümkün.

    İlaveten, bu kullanılan jelatinin çok fazla işlemden geçmiş olduğunu ve domuza ait spesifik hücrelerden tamamen arındırıldığını da belirtmek gerekli. Öyle ki çoğu jelatin içeren aşıda yapılan DNA analizinde domuz DNA’sı bile bulunamıyor. Ayrıca bilimsel değil dini bir çekince olduğu için bu konuda din otoriterlerinin ne söylediğine de bakmakta yarar var. Muhtelif dini kuruluşlar ve din bilginleri bu denli işlemden geçirilmiş bir maddenin artık domuz özelliklerini kaybettiği kanısında ve aşılama konusunda dini bir çekince olmadığını belirtmekte.

    1995 yılında Mısır’da yüzden fazla katılımcı ile gerçekleşen Dünya İslami Tıp Bilimleri Örgütü (ISOM) toplantısında, katılımcı ülkelerin dini temsilcileri ortak bir bildiri ile aşılarda ve ilaçlarda kullanılan domuz jelatinin ileri derece transformasyona uğrayarak domuzluk özelliğini kaybettiğini ve din açısından bu jelatini içeren aşıları yaptırmanın sakıncalı olmadığı konusunda karar birliğine vararak ortak bir bildiriye imza attılar.

    Dünya İslami Tıp Bilimleri Örgütü (ISOM) katılımcı ülke temsilcilerinin “aşılarda ve ilaçlarda kullanılan domuz jelatinin ileri derece transformasyona uğrayarak domuzluk özelliğini kaybettiğini ve din açısından bu jelatini içeren aşıları yaptırmanın sakıncalı olmadığı konusunda karar birliği” vararak 1995 yılında imzaladıkları  ortak bildiri.

    Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde aşılarla ilgili komplo teorilerini inceleyeceğiz.

    **Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

    www.yalansavar.org/2019/02/28/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-2-asilarin-icerigi-ve-hazirlanma-surecleri/

    ADRESİNDEN ALINMIŞTIR. TEŞEKKÜRLER IŞIL ARICAN.

     

     

     

     

     

  • Aşıların Lüzum Ve Etkinliği

    Aşıların Lüzum Ve Etkinliği

    Aşılar, son 300 yıl içinde yapılmış ve hepimizin yaşam kalitesini yükseltmiş, çocuk ölüm oranlarını

    tüm dünyada azaltarak ortalama yaşam beklentisini artırmış en önemli tıbbi buluşlardan biri.

    Çok değil, bundan iki nesil geriye gidip anneannelerimize anılarını sorduğumuzda o dönemlerde

    yaşamış hemen her annenin ya kendi çocuğu ya da ailesinden birini bugün aşı ile önleyebildiğimiz

    bulaşıcı hastalıklardan biri nedeniyle kaybettiğini öğreniyoruz. Sapasağlam çocukların çocuk felcine

    yakalanıp ömür boyu sakat kaldığı, ateşlenip ölen  küçük bebeklerin erken yaşta toprağa verildiği

    geçmiş o kadar da uzak değil.

    Ancak, son yıllarda aşıların bu denli başarılı olmasının bir de beklenmedik etkisini  gözlemliyoruz.

    Artarda güvenliği kanıtlanan ve aşılama programlarına dahil edilen çocukluk çağı aşıları sayesinde

    eskiden etrafımızı saran hastalıkları bugün neredeyse unuttuk,  bu hastalıkların ciddi komplikasyonlarını

    görmedikçe de hafife alır hale geldik. Bu unutkanlık, sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı da

    içine alan anti-entelektüelizm akımı ve yaygınlaşan komplo teorilerine inanma meyli ile birleşince

    uzun vadede sonuçları ölümcül olacak aşı karşıtlığı hareketine neden oluyor.

    Medyatik olmak için sansasyonel söylemlerle TV ekranı ve gazetelerde boy gösteren korku

    tüccarlarının sayısının artması ile daha önce aşı karşıtı olmadığı halde kafalarına asılsız soru işareti

    sokulan anne baba sayısı gün geçtikçe artıyor.  İnternet ortamındaki kalitesiz ve yalan yanlış bilgilere

    maruz kalan bu kafası karışık anne babalar komplo teorisi yayan bu sitelerdeki eksik, hatalı hatta

    bazen düpedüz yalan bilgilerle aşılara düşman oluyorlar ve çocuklarını, hatta toplum sağlığını

    bilmeden riske atıyorlar. Hepimiz her gün gitgide artan sayıda anne babanın çocuklarını aşılatmaya

    çekindiğini görüyoruz.

    Aşı karşıtlığı hareketi, Türkiye’de birkaç farklı koldan ilerliyor. Bunların ilki çok eskiden beri özellikle

    kırsal kesimde yaygın olan batı kaynaklı tıp ve tıbbi girişimlere şüpheyle bakmaktan kaynaklanan

    inançlar.  Aşı karşıtlığının daha yeni bir biçimi ise, Avrupa ve ABD’de yükselen aşı karşıtı hareketin

    ithal edilmesi sonucunda yakın zamanda ortaya çıktı. Bu ithal kaynaklardan gelen iddialar, doğallığa

    yönelme odaklı anne grupları tarafından birebir kopyalanarak hızla yayılmakta. TV ve gazetelere asılsız

    bilgilerle sorumsuz demeçler veren medyatik doktorlar bu iki grup arasında köprü kuruyorlar, bu şekilde

    komplo teorileri iyice dallanıp budaklanıyor.

    Temel olarak baktığımız zaman, aşı karşıtı argümanların birkaç ana grupta toplandığını görebiliriz.

    Bu yazı dizimizde bu  gruplara giren sık karşılaştığımız iddiaları kanıtları ile birlikte irdeleyeceğiz.

    1. Aşıların lüzum ve etkinliğini sorgulayan iddialar

    Aşı karşıtlarının öne sürdüğü iddiaların başında, bulaşıcı çocuk hastalıklarının aslında medya ve tıp

    otoritelerinin iddia ettiği kadar kötü ve tehlikeli olmadığı, çoğu çocuğun bu hastalıkları geçirdiği ve

    bir sorun yaşamadığı geliyor. Gene bununla ilintili olarak aşıların aslında bu hastalıklara karşı

    koruma sağlamadığı iddiası da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bunlarla kısmen bağlantılı bir diğer iddia da

    net aşı karşıtı gibi görünmese de mevcut aşılama takvimini sorgulayan ve çocukların çok erken

    zamanda çok fazla aşıya maruz kaldığı ve bunun hem gereksiz hem de çocuklara zararlı olduğu iddiası.

    “Bulaşıcı hastalıkların çoğu ölümcül değil, aşılar gereksiz.”

    Aşı karşıtları bulaşıcı hastalıkları normal çocukluk sürecinin bir parçası olarak görüyorlar. Onlara

    göre çocukların aşılanmasındansa bu hastalıkları geçirip yenmeleri daha ‘doğal’. Bu inanç çerçevesinde

    ‘suçiçeği’, ‘kızamık’ vs. partileri düzenliyor, hasta çocuklar izole etmek yerine bilerek ve isteyerek

    sağlıklı çocuklarla bir araya getiriyorlar.

    Bulaşıcı hastalıkların tehlikesiz olduğu sanrısı bizi yanıltan zayıf hafızamızın bir ürünü. Bu

    hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarını görmüyor olmamızı başarılı aşı kampanyalarına

    borçluyuz.

    Bugün, kızamık geçiren çocukların %20’sinde kızamık komplikasyonları hastaneye yatmayı

    gerektirecek kadar ciddi seyredebiliyor.  Hastaların %6’sında zatürre, her 1500 çocuktan 1’inde

    ise ansefalit (akut beyin enfeksiyonu) gelişiyor. Kızamık ölüm oranı hala 1000 kişide bir.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kızamık aşısın yapılmadığında yılda 2,7 Milyon çocuğun kızamık

    komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörüyor. 

    Kabakulak, aşılama programlarına dahil olmadan önce yılda yarım milyon çocuğun ölümüne

    neden olurken bu sayı bugün 80 bin civarında.

    “Aşılar bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlamıyor.”

    Aşı karşıtlarının en sık kullandığı bu iddianın aslı sadece birkaç dakikalık bir Google araması ile

    çürütülebiliyor olmasına rağmen kafası karışmış ebeveynlerden en sık duyduğumuz endişelerden biri.

    Bunun nedenlerinin en başında aşı karşıtı yayın yapan web sitelerinin kullandığı dilin tıbbi

    makalelere göre daha yalın olması, daha çok okuyucu çekmesi ve Google aramalarında daha üstlere

    çıkması yatıyor. Bu nedenle doğru bilginin yalın bir dille, anlaşılır şekilde anlatıldığı kaynaklar

    yaratmak önemli.

    Ekteki tabloda, muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite rakamları (hastalığa tutulan kişi

    sayısı) ve aşılama sonrası ortama yıllık vaka sayıları karşılaştırılmalı olarak gösterilmiş durumda.

    Muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite (hastalığa tutulan kişi) sayısı ve aşılama sonrası

    ortama yıllık vaka sayıları:

    Kimi aşı karşıtı sitelerde bu rakamların düşmesinde aşılardan çok iyileşen ve gelişen tıbbi bakım,

    antibiyotiklerin keşfi, hijyen kavramının gelişmesi ve düzelen sosyoekonomik statü gibi gerekçeler

    gösteriliyor. Bunların toplum sağlığı için çok önemli gelişmeler olduğu yadsınamaz ancak çoğu,

    hastalığın görülme sıklığını azaltmaktan ziyade hastalanan kişilerin daha çabuk iyileşmesini

    sağlayacak, ya da ilave komplikasyonları engelleyecek değişiklikler.

    Buna karşılık aşıların uygulamaya alındığı yılları takiben bu hastalıkların görülme sıklığında çok ciddi 

    azalmalar gözlemliyoruz.7 Benzer şekilde aşılama oranları düştüğünde de neredeyse ortadan kalkmış

    olan bulaşıcı hastalıklar acımasız bir şekilde geri geliyorlar.

    Tycho projesine ait bu grafikte, 1930’dan beri ABD eyaletlerinde görülen kızamık vaka sayıları

    ve bu rakamların rutin kızamık aşısını takiben nasıl değiştiği net olarak görülüyor:

    Örneğin, özellikle küçük bebeklerde ölümcül seyredebilen boğmaca hastalığına yönelik aşı 1940’larda

    geliştirildi. Bu tarihten önce ABD’de her yıl ortalama 200 bin boğmaca vakası görülüyor, bunların

    9 bin kadarı ölümle sonuçlanıyordu. Aşının rutin uygulanmaya başlamasının  ardından bu sayı

    200 binden yılda 2 bin hasta seviyesine çekilmişti. Ne yazık ki son yıllarda artan aşı karşıtlığı

    sayesinde bu rakam on kat artarak yılda 20 bin vakaya ulaştı. 2010 yılında, aşı karşıtı hareketin

    yaygın olduğu ABD California eyaletinde son 70 yılın en büyük boğmaca salgını oldu. 9.143 kişi

    boğmacaya yakalandı, bu vakalardan çoğu bebek olan 10 tanesi ölümle sonuçlandı.

    ABD’de görülen boğmaca vakalarının aşının rutin uygulamaya başlamasıyla ne kadar çarpıcı bir

    şekilde azaldığı ortada. Benzer şekilde, aşı karşıtı hareketin popülerliği ile vaka sayılarında artış

    olduğunu da çok net görebiliyoruz:

    “Çocuk benim çocuğum değil mi, ister aşılatır ister aşılatmam.”

    Aşılanmak başta bireysel bir karar gibi görülse de toplum bağışıklığına olan etkileri nedeniyle

    hepimizi etkiliyor.

    Bir toplumda herhangi bir salgının önünü kesmek için toplum bağışıklık eşiğine ulaşmak gerekiyor.

    Ancak bu şekilde herhangi bir salgının kişiden kişiye atlayarak aşılanması mümkün olmayan

    kişilerin hastalanmalarını önleyebiliriz.

    Sürü bağışıklığı nasıl çalışır?

    Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar,

    hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak

    için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişiyor. Aşılama oranları bu rakamların

    altına düştüğünde o toplumda salgınlar baş göstermeye başlıyor. Özetle, çocuğunuzu aşılatmama

    kararı sadece sizin çocuğunuz için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık

    tehdidi oluşturuyor.

    Başlıca bulaşıcı hastalıklar için toplum bağışıklık eşiği. Tablodaki Ro değeri, her bir hastalanan

    kişinin, kaç kişiyi hasta edebildiğini (hastalık etkeninin bulaşıcılığını) gösteriyor. Örneğin her bir

    difteri hastası, 7 kişiyi daha hasta ediyorken, boğmaca için bu sayı 17 kişi. Toplum bağışıklık eşiği ise,

    bu hastalıkların yayılmasına mani olmak için toplumun ne kadarının aşılanması gerektiği.

    Toplum bağışıklığı konusu bir kenara, anne baba olmak insanın çocuğuna her istediğini yapacağı,

    yapabileceği anlamına gelmiyor. Her anne baba çocuğuna bakmak, korumak, gözetmek, onu bedensel

    ve ruhsal olarak hırpalamamak ve sağlığını gözetmekle yasal olarak da yükümlü ve bunları yerine

    getirmediğinde çocuk istismarı yapmış kabul ediliyor. Benzer şekilde hem çocuklarının hem de

    toplumun önlenebilir bulaşıcı hastalıklardan korunmasını sağlamak da ebeveynliğin temel

    görevlerinden biri.

    Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde aşılar içerisindeki maddelerin ve hazırlanma süreçlerinin

    güvenilirliğine yönelik iddiaları inceleyeceğiz.

    **Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

    www.yalansavar.org/2019/02/04/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-1-asilarin-luzum-ve-etkinligi

    ADRESİNDEN ALINMIŞTIR. TEŞEKKÜRLER IŞIL ARICAN.

     

  • Unutulmayan Yabancı Diziler

    Unutulmayan Yabancı Diziler

    7th Heaven

    Kalabalık ve Mutlu (1996-2007) Aile, Drama, Komedi

    Stephen Collins, Catherine Hicks, Beverley Mitchell, Mackenzie Rosman, David Gallagher, Barry Watson, Lorenzo Brino, Nikolas Brino, Jessica Biel

    Protestan bir papazın aile hayatını, aile bireylerinin birbiriyle ve çevreyle ilişkilerini anlatırken bol bol da ders veren dizi. 7 çocuklu bu ailede tesadüf bu ya, o gün hangi konu hakkında ders verilecekse tüm çocuklar ayrı ayrı o konu ile ilgili hatalar yapar, sonra da anne ve babaları sayesinde yanlışlarını anlarlardı ve her şey tatlıya bağlanırdı.

    Alias Smith And Jones

    Smith ve Jones (1971-1973) Western, Macera

    Pete Duel, Ben Murphy, Roger Davis

    Batı’nın en çok aranan suçlularından ikisi olan Hannibal Heyes ve Kid Curry’nin yani Smith ve Jones’un maceralarını izlediğimiz kovboy dizisi. Biri sarışın biri esmer, biri iyimser biri kötümser bu abiler her ne kadar birbirleriyle geçinemeseler de içten içe severlerdi birbirlerini. Çatışma olurdu saklanırlardı, sonra yazı tura atarlardı kim önce çıkıp hamle yapacak diye, hep de sarışın olan kazanırdı.

    Bonanza

    Bonanza (1959-1973) Western

    Lorne Greene, Michael Landon, Dan Blocker, Pernell Roberts

    Baba Cartwright ve oğullarının maceralarını anlatan nostaljik televizyon dizisidir. Dizide, son derece akıllı bir aile reisi olan bir baba ve onun üç oğlundan oluşan Cartwright ailesinin, Amerika’nın ‘Vahşi Batı’ dönemi diye adlandırılan yıllarındaki yaşantıları anlatılmaktadır. Yayınlandığı dönemde alışılmamış bir Western türü olarak göze çarpan filmin ana temasını, baba Ben Cartwright ile onun birbirlerine hiç benzemeyen üç oğlunun; kibar mimar Adam, sıcak ve sevimli dev Eric, tez canlı ve atılgan Joseph’ın birbirlerini ve topraklarını korumaları oluşturmaktadır. Hop Sing adlı bir de Çinli göçmen aşçısı olan aile, Nevada’daki Tahoe Gölü’nün kıyısındaki Ponderosa Çiftliği’nde yaşamıştır.

    Dr Who

    Dr Who (1963- Günümüz) Macera, Drama, Aile, Bilimkurgu

    Tom Baker, William Hartnell, Patrick Troughton, Jon Pertwee, Matt Smith, David Tennant, Peter Capaldi,

    BBC’de yıllardır oynayan İngiliz yapımı dizi. Telefon kulübesiyle oraya buraya ışınlanan, zamanda yolculuk yapan ve doktor olarak bilinen bir tipin bitmek bilmez maceralarını anlatır. Doktor’un öldükten sonra rejenerasyon geçirmesiyle rol bir oyuncudan başka bir oyuncuya geçmektedir. Doktor, Zaman Lordları’na ait bu özelliği kullanarak ölümcül bir yara aldığında yenilenerek yeni bir vücut ve yeni bir kişiliğe sahip olmaktadır. Böylece dizinin devamlılığı sağlanmıştır. Her oyuncunun canlandırdığı Doktor farklı kişiliğe sahip olsa da, tüm Doktor’lar aynı karaktere sahip olmuş ve aynı hikâyenin bir parçası olmuştur. Zaman yolculuğunun doğası olarak, Doktor’lar bazen birbirleriyle karşılaşmıştır.

    Fantasy Island

    Hayal Adası (1977-1984) Macera, Komedi, Drama

    Ricardo Montalban, Hervé Villechaize, Christopher Hewett

    Hayatta bazı ideallerine kavuşamamış ya da bazı şeyler içlerinde ukde kalmış sosyo ekonomik düzeyi orta veya yüksek sınıftaki insanların bir adaya gelerek, burada bunları hipnozvari bir şekilde yaşamalarını konu alıyordu. Dizi balarken denizin ortasında, tabiat adına tüm güzellikleri bulabileceğiniz eşsiz bir ada manzarası çıkar ilk önce karşınıza. Altın tanesi gibi bir kumsal, sahilde bembeyaz köpüren dalgalar, geçit vermeyen gizemli dağlar, yüzlerce metre yükseklikten çılgınca akan şelaleler, salınan palmiyeler olmak üzere binbir çeşit ağaç ve bitki sizleri adeta alır götürürdü oralara. Derken birden havada çift motorlu bir deniz uçağı belirir, deniz uçağı okyanusun üzerinde uçarken, denizin üstündeki güneş yansıması insanın ruhunu okşayacak cinstendir filan. Neyse aynı anda bizim Cüce Tattoo havaya bakarak deniz uçağının gelmesini gözlemlemektedir. Uçak gökyüzünde belirir belirmez Tattoo; “uçakkk patron uçaaakk” diye bağırarak, hızlı adımlarla çan kulesine yol alır. Daha sonra o minnacık cüssesine rağmen kulenin çanını iki eliyle tüm gücüyle sallamaya başlar. Çan sesini duyan Mr. Roarke, partneri Tattoo ile sahile giderler. Aynı zamanda onlarla birlikte birbirinden güzel ve seksi kızlar da koşar adım, karşılama seremonisinde yer almak için hareket ederler. Kızların üzerlerinde Hawaii tipi çiçekli bikinilerin yanında gene Hawaii tarzı etekler bulunmaktadır. Bu kızlar ilk önce ada misafirlerine çiçek ve kokteyl sunarlar, sonra ise kalacakları yere kadar onlara eşlik ederler. Bazen çiçekleri elde buket olarak verirken, bazense boyunlarına asıverirler. Her bölümde ayrı bir hikaye işlenirdi.

    Lassie

    Lassie (1954-1974) Drama, Aile, Macera

    Pal, Lassie, Jon Provost, June Lockhart

    Lassie, aynı adlı dişi bir Rough Collie ile onun insan ve hayvan dostlarının maceralarını konu alan, ortasinda aglanan sonunda sevinilen dizi.  “Lassie bize bişey anlatmak istiyo. Bize ne anlatmak istiyosun Lassie?” repliği hafızalarımızda kalmıştır. Lassie karakterini ilk oynayan Pal adında bir erkek Rough Collie’dir. Sonrasında çocukları ve torunları bu role devam etmiştir.

    Little House On The Prairie

    Küçük Ev (1974-1983) Drama, Aile, Romantizm

    Melissa Gilbert, Michael Landon, Karen Grassle

    19.yüzyılda Kansas’ta yaşamış olan Laura Ingalls Wilder adında bir yazarın hayatını konu alan televizyon dizisi. Batı Amerika’da yaşayan Ingalls ailesinin başından geçen ilginç maceraları anlatan dizi, Ingalls ailesinin yaşadığı küçücük evi ve evin içinde kesişen hayatların ortak noktalarını anlatırdı. 1800’lü yılların sonlarında bir kış günü Laura Ingalls ve ailesi Batı Wisconsin ormanlarından ayrılmaya karar verirler çünkü yaşadıkları yer, yeni yerleşimciler ile dolup taşmaktadır. Ama önce Missisippi Nehri’ni geçmeleri ve açık çayırlara ulaşabilmek için sırasıyla Wisconsin, Minnesota, Iowa, Missouri ve Kansas’ı dolaşmaları gerekmektedir. Seyahatin son günlerine doğru ise ovalarda güzel ve açık bir araziye rastlarlar. Vandigris Nehri kıyılarındaki topraklara yerleşmeye, yeni yuvalarını burada kurmaya ve varlıklarını bu vadide sürdürmeye karar verirler.

    The Love Boat

    Aşk Gemisi (1977-1987) Komedi, Drama, Romantizm

    Gavin MacLeod, Bernie Kopell, Ted Lange, Fred Grandy, Jill Whelan

    Aşk Gemisi, misafirlerini tropik denizlerde rüya gibi seyahatlere çıkartan sosyetik bir gezi gemisiydi. Beyazlar içindeki kaptan Stubing ve tüm ekibi çok canayakındı, yolcuların her derdine deva olmaya çalışırlardı. Her bölümde yolcuların başına bir şey gelir, bir polisiye olay, yarım kalmış aşk macerası, küskünlük gibi problemler ortaya çıkar ve seyahat süresi içinde ekibimiz olayı çözerdi. Geminin gerçek ismi ‘Pacific Princess’ olmasına rağmen yolculuk sırasında aşklar yaşandığından bu isimle anılırdı. Geminin kaptanı Merrill Stubing, doktoru Adam Doc, asistan kamarot Gopher, gemi direktörü Julie McCoy, kaptan Stubing’in kızı Vicky ve dünyanın en sempatik garsonu Isaac’le muhteşem bir ekiptiler. Isaac’in espri ve hareketleri bizi gülmekten kırıp geçirirdi.

    Man From Atlantis

    Atlantis’ten Gelen Adam (1977-1978) Macera, Bilimkurgu

    Patrick Duffy, Alan Fudge, Belinda Montgomery

    Atlantis’in son yaşayan üyesi olduğu zannedilen, perdeli parmaklı, tuhaf yüzme stiline sahip Mark Harris’in maceraları. Uzayda geçmeyen ama denizler altını uzaymış gibi algılamamıza yol açan bilim kurgu dizisidir. Başrolünde Dallas’ın Bobby’si olarak tanıdığımız Patrick Duffy oynardı. Mark suyun altında konuşabiliordu. Mesai saatleri dışında laboratuvar ortamında akvaryumda barınırdı. Oldukça güçlüydü demirleri falan çatır çatır kırıyordu. Her bölümde bir macera olur, Atlantis’li adamımız da bu katakulliyi çözer kendini okyanusun serin sularına bırakırdı. Denizdeyken 10 kaplan gücünde olan ve parmak aralarındaki perdeler (ördeklerinki gibi) sayesinde yunus gibi yüzen kahramanımız maceradan maceraya atlardı. Kahramanımız sudayken normal bir insandan çok daha güçlüydü ve uzun süre derin denizlerde gezinebiliyordu. Suyun dışında da yaşıyordu ancak güçleri giderek azalıyordu ve suyun dışında fazla kalırsa morarıyordu.

    Moonlighting

    Mavi Ay (1985-1989) Komedi, Drama, Gizem

    Cybill Shepherd, Bruce Willis, Allyce Beasley

    Eski model Maddie Hayes ile esprili dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan dizi. Mavi Ay Dedektiflik Bürosu diye açılırdı telefonları, Bruce Willis abimizin saçları vardı ve henüz kendisini bugünkü kadar iyi tanımıyorduk. Maddie Hayes iyi bir hayat süren zengin ve eski bir foto modeldir. Kendisi hakkında hatırlanan tek şey mavi ay adında bir  şampuan reklamında oynamış olduğudur. Bir sabah telefonun çalmasıyla uyanır. Çocukluğundan beri biriktirmiş olduğu parayı muhasebecisi zimmetine geçirerek güney Amerika’ya kaçmıştır. Kendisine kalan ise Melekler Şehri Dedektiflik Bürosunun %50 hissesidir. Ofistekilerle tanışmaya geldiğinde gıcık ortağı David Addison vardır. Bu ikili ne kadar iyi anlaşamasalar da her zorluğun üstesinden gelir ve çatışmaya, kavga etmeye devam ederler. Bu ikilinin bir de efsane sekreteri, saf görünüşlü Bayan DiPesto vardır. Her zaman telefonu açarak kafiyeli bir tanıtım konuşması yapar şöyle ki:

    “Mavi Ay Dedektiflik Bürosu

    Ne yapar eder çözeriz sorunu

    Sizi aldatıyorsa buluruz

    Nerede olsa sevgilisiyle basarız

    Üzerine tarih atarız

    Kayıplarınız bizim uzmanlık alanımız“

    Roots

    Kökler (1977 Mini Dizi) Drama, Biyografi, Tarih

    LeVar Burton, Robert Reed, John Amos

    Kökler, Afrikalı bir bebeğin doğumuyla başlar. 1750 yılı… Kunta Kinte olarak adlandırılan bu bebek yanlış bir zamanda yanlış bir yerde dünyaya gelir ve hayatına burada devam etmek zorunda kalır. 15 yaşını geçtikten sonra Afrika Gambiya’daki ailesinden kaçırılarak Amerika‘da köle olarak satılan Kunta Kinte kendisine verilen Toby ismini kullanmayı reddeder. Defalarca kaçmasına rağmen yakalanır, işkence edilir. Ancak kökleri onu yaşama bağlamıştı ve kahramanlıklarının kuşaktan kuşağa anlatıldığı hikayesinin Alex Haley isimli beşinci kuşak torunu olan yazar tarafından kaleme alınmasıyla tüm dünyada ilgi ile okundu ve tabi ki ABC televizyonu için dizi olarak çekildi. Kökler’de, 200 yıllık bir ailenin nesiller boyu yaşadığı esareti ve Kunta Kinte’nin özgür bir hayata doğru adım adım ilerlemesini merakla izledik. Dizi ayrıca, 1978′de 35. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Tv Dizisi ödülü de almıştır. Bu zamana kadar Kökler kadar benzersiz, gerçekçi ve tarih kokan bir dizi daha gelmemiştir. Bu epik hikaye hakkında akılda kalacak tek şey, ‘beyaz insanların neler yapabileceğine’ odaklanmasıdır. Irkçı nefret ve vahşet 20. yüzyıla kadar devam etmiş, tarihi gerçeğin yanlış beyanlarını genç kuşaklara uyarlayan beyaz geleneklerinden büyük ölçüde beslenmiştir. 20. yüzyılın ortalarında, İç Savaş’ın bitiminden yaklaşık 100 yıl sonra Amerika Başkanı Johnson, beyaz Güney toplumunun tekmeleyerek ve çığlıklar atarak karşı çıktığı Sivil Anayasa’yı imzalamak zorunda kalmıştır.

    Star Trek

    Uzay Yolu (1966-1969) Bilimkurgu, Aksiyon, Macera

    William Shatner, Leonard Nimoy, DeForest Kelley

    23.yüzyılda geçen dizi insanların galakside diğer bilinçli canlılarla birleşerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu kurdukları, hayali bir 3. Dünya Savaşı sonrası bir geleceği tasvir ediyordu. Dizide Kaptan Kirk ve Mr Spock kumandasındaki Atılgan Yıldız Gemisi’nin mürettebatı ve onların “daha önce hiç kimsenin gitmediği yerlere cesurca gitmek” olan 5 yıllık görevinin hikâyeleri anlatılıyordu. Uzay Yolu, Gene Roddenberry tarafından yapılmış, 1966’dan 1969’a kadar yayınlanmıştır. 80 bölüm hazırlanmış fakat bunlardan 79’u gösterilmiştir. Üç sezon kadar kısa süren bir yayın hayatından sonra sendikasyona geçmiş ve orada kendine geniş bir hayran kitlesi edinmiştir. Programın başarısı kendisinden sonra birçok seriye ve televizyon filmine de olanak vermiştir. Guinness Rekorlar Kitabıtarafından en çok yan ürünü olan program olarak listelenmektedir. Program resmi olarak sadece Uzay Yolu olarak isimlendirilmiş olsa da kendisinden sonra gelen diğer ürünlerle karıştırılmaması için Uzay Yolu: Orijinal Seri olarak adlandırılmıştır.

    The Twilight Zone

    Alacakaranlık Kuşağı (1959-1964) Drama, Fantezi, Korku

    Rod Serling, Robert McCord, Jay Overholts,

    1959-64 yılları arasında 5 sezon boyunca gösterilen, ülkemizde de bir dönem yayınlanmış ve ’80 kuşağı çocuklarını derinden etkilemiş efsanevi dizi. Anlatıcı Rod Serling her bölümde izleyeni ayrı bir hikayeyle korkutuyor, şaşırtıyor ve parmak uçlarına kadar titretiyor. Günümüzdeki sözde televizyon dizilerine inat, sonradan çevrilen filmleri ve yeniden yapımlarının hiç birinin orijinaline yaklaşamadığı bir televizyon efsanesidir Alacakaranlık Kuşağı. Her bölümde farklı oyuncularla, farklı konuların işlendiği, bilim kurgu, korku ve gerilim öğelerini barındıran beş sezonluk seri, bu türdeki dizilerin öncülüğünü yapmaktadır. Her bir bölümü büyük bir dahilikle yazılmış, bir süre de büyük usta Alfred Hitchcock tarafından sunulmuş müthiş bir eserdir. Korku/gerilim/bilimkurgu türünde yapılacak birçok şeyi yıllar öncesinden yapmıştır bu seri. Bu yüzden birçok filmin ve dizinin bu diziden ilham alması çok doğaldır. Hala feci şekilde korkutmayı başaran son derece güzel bir yapım, izlemeyenlere şiddetle tavsiye ederim, siyah beyaz olmasına, yarım asırlık olmasına vs. takılmadan izlendiğinde kalitesi ve konularıyla tiryakisi olmamanız elde değil.

    The Waltons

    Walton Ailesi (1972-1981) Drama, Aile, Romantizm

    Jon Walmsley, Mary Beth McDonough, Eric Scott, Richard Thomas, Kami Cotler, Judy Norton, David W. Harper, Ellen Corby, Michael Learned, Ralph Waite

    Dizi, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile II. Dünya Savaşı sürecinde kırsal Virginia’nın dağlık bölgelerinde yaşayan Walton ailesini konu edinmektedir. Dizideki yoksulluk öğesi Küçük Ev dizisindekiyle yarışır nitelikteydi. Bu dizide aklımda kalan başlıca şeyler; yanağında belirgin bir ben olan evin delikanlısı “Küçük John”un sürekli günlük tutması, aile bireylerinin yatarken birbirlerine adlarıyla teker teker ‘iyi geceler’ dilemesi, sabah ya da akşamları banyonun önünde yaşadıkları tatlı kuyruk rekabetleri, kot pantolonun iş yapmaya da şiir yazmaya da uygun bir kıyafet olduğu, yoksulluk, yoksulluk ve yoksulluk…..

    V (Visitors)

    Ziyaretçiler (1984-1985) Bilimkurgu, Aksiyon, Macera

    Jane Badler, June Chadwick, Jennifer Cooke, Robert Englund, Marc Singer, Faye Grant

    Visitors olarak bilinen “V”, Türkçe adıyla Ziyaretçiler. Dünya’ya dost olarak geldiklerini söyleyen bir grup uzaylı, kanserin tedavisini vereceklerini söylerler. Onlar da karşılığında su istemektedirler. Ancak bir grup insan bu uzaylıların gerçek yüzlerini görürler ve onlara karşı savaşmaya başlarlar. Onlar aslında birer gelişmiş kertenkele türüdür ve insanları yemek olarak görmektelerdi. Maskelerini çıkardılar mı kertenkeleden bozma yüzleri ortaya çıkardı.  En sevdikleri dayanamadıkları yegane şey fareydi, fareleri çıtır çıtır yerlerdi. Sadece 19 bölüm çekilmesine ve bir sezon oynamasına rağmen kült olan bir dizidir.

    Derleyen: Nilay Gündüz

     

  • Gelmiş Geçmiş En İyi Pembe Diziler

    Gelmiş Geçmiş En İyi Pembe Diziler

    Dallas

    Dallas (1978-1991) Drama, Romantizm

    Larry Hagman, Ken Kercheval, Patrick Duffy, Victoria Principal, Linda Gray

    Dallas, Teksas’ta petrol sahalarındaki iktidar mücadelesini anlatan, eser miktarda tehlikeli, sarhoş güzel kadının yer aldığı her türlü ahlaksızlığın, yolsuzluğun ve kötülüğün serbest olduğu, melodramın zirve yaptığı bir diziydi. Dizinin kötü adamı J.R. dizinin aynı zamanda kahramanıydı. Southfork çiftliğinin çatısı altında dönen dolapların işlendiği dizide bu petrol zengini aileye ‘’aile’’ demek için bin tanık gerekli. Sue Ellen alkolik bir fahişe, Pamela geçmişi karanlık bir oyunbozan, Lucy 15’inde, yengelerinin yoluna girmiş bir “öğrenci”. Bayan Ellie ağabeyine kazık atarak Southfork çiftliğini almış. Jack ile Bobby bırakın bir petrol imparatorluğunu, at arabasını yönetebilecek yetenekte değil. Üstlendiği görevleri kişisel çıkarları için kullanan ama kimsenin görevden almayı nedense aklından geçirmediği Cliff sürekli yenilmeye mahkûm bir zavallı. Ne yaptığını bilen tek adam JR; kötülük!

    Dynasty

    Hanedan (1981-1989) Drama, Romantizm

    John Forsythe, Linda Evans, Joan Collins, Gordon Thomson

    Denver’ın köklü ailelerinden olan Carrington ailesinin hayatını ele alan pembe dizide eski sekreteri ve yeni eşi Krystle ile eski eşi Alexis dahil olmak üzere petrol kralı Blake Carrington’un ilişkileri işlenirdi. Dallas’a rakip olması için yaratılan Hanedan yine petrol zengini iki ailenin rekabetini, abartılı lüks hayatlarını anlatıyordu. Fakat Dallas’ın ününe erişemedi tabi ki.

    Escrava Isaura

    Köle Isaura (1976-1977) Drama, Romantizm, Tarih

    Rubens de Falco, Lucélia Santos, Gilberto Martinho

    1835 yılında Brezilya, Rio de Janeiro’daki bir çiftlikte Kumandan Almeida’nın ve çiftlik yöneticisi Miguel’in kölesi olarak dünyaya gelen bir kölenin acı dolu hayatını anlatıyor, anlatırken de yürekleri cayır cayır yakıyordu. Beyaz derili siyah bir köle olan güzel, tatlı, naif Isaura’nın yaşamak zorunda kaldığı hayat o dönem herkesi büyüledi, kendini kötü hissettirdi. Dizi sadece nasıl yaşanacağını ve zulümle nasıl baş edilmesi gerektiğini öğretmekle kalmadı, tarihten bir resim de sunmuş oldu topluma. Döneminin gençleri ve yaşlıları dahil olmak üzere kendi seyirci kitlesi, yayınlanan bölümleri büyük bir dikkatle izledi ve yeni bölümlerini sabırsızlıkla bekledi. Diziyi bu kadar popüler ve ilgi çekici yapan üç unsur: gerçek üstü performanslar, güzel kurgulanıp iletilmiş içerik ve onun egzotik kökeni.

    Falcon Crest

    Şahin Tepesi (1981-1990) Drama, Romantizm

    Jane Wyman, Lorenzo Lamas, Chao Li Chi

    Gioberti ailesinin maceralarını konu alan bir dizidir. Üzüm bağlarına sahip olan ve bunu akrabasına kaptırmamak için mücadele veren Angela ile ailesinin çatışması üzerine kurulu ve entrikalarla örülü hikayesini anlatan dizide lüks arabasıyla göz kamaştıran Lorenzo Lamas tarafından canlandırılan torun Lance karakteri de yakışıklı ve çapkın esas oğlan olarak vazifesini layıkıyla yerine getirmiştir. Evin çalışanının olaylara dâhil olup ortada dönen paralardan nasiplenmek için uğraştığı dizideki miras kavgası mahkeme koridorlarından restleşmelere, ustaca planlanmış iftiralardan yumruklaşmalara vararak ilerleme gösterirken aşk da tabi ki eksik edilmemişti.

    Flamingo Road

    Flamingo Yolu (1980-1982) Drama, Romantizm

    John Beck, Woody Brown, Howard Duff, Morgan Fairchild, Mark Harmon, Kevin McCarthy

    Dallas” ile Aşk Gemisi karışımı bir diziydi. Jeneriğinde bir gölette takılan bir sürü pembiş flamingo vardı. Dizinin kötü adamlarından biri Michael Tyron’dı. Dizinin sonlarına doğru yanarak öldüğü gösterilse de ne yapıp edip tekrar dirilmişti! Şerif Titus karakteri ise Dallas’taki JR’a rakipti! Gülümsemesi manalarla yüklü, çirkin, şişman, bıyıklı olan bu adam diziyi seyreden kadınların az bedduasını almamıştır herhalde. Tabi bir de dizide Constance karakterini canlandıran, senatör olan Mark Harmon’un karısını oynayan Morgan Fairchield unutulmazlar arasına girmiştir. Dizide entrikaların baş sebebi de Constance idi.

    Generations

    Hayat Ağacı (1989-1991) Drama, Romantizm

    Kelly Rutherford, Kristoff St. John, Joan Pringle, Robert Torti

    Dizi Whitmore malikanesinde yaşanan entrika dolu olayları konu ediyordu. Yıllar önce Whitmore’ların malikanesinde kahyalık yapan Vivian Potter’ın kızı Ruth, Henry Marshall’la evlendikten sonra üniversiteye girmiş ve kocasının her konuda sağladığı destekle çok zengin olmuştu. Hayatı boyunca kurduğu en büyük hayali gerçekleştirmiş, tıpkı Whitmore malikanesi gibi büyük bir evde yaşamaktaydı. Bu arada Whitmore’ların kızı Rebecca mutsuz bir evlilik ve kendisini terk eden kocasının ardından üç çocuğunun en küçüğü Sam’i yalnız büyütmek zorunda kalmıştı. Sam ve Marshall’ların oğlu Adam aynı kolejde okuyan çok iyi iki arkadaştı filan… Sam ve Kyle aşkı da akıllarda kalanlardan biriydi tabi… Konu pembe dizi olunca…

    Santa Barbara

    Santa Barbara (1984-1993) Drama, Romantizm

    A Martinez, Marcy Walker, Nancy Lee Grahn

    Dizi California Santa Barbara’daki zengin Capwell ailesinin olaylı yaşamları etrafında dönüyor. Her bölüm ayrı bir olaydı. Dizideki her bir karakterin ayrı ayrı fanları vardı o dönem. Robin Wright’ın Kelly adında bir afeti canlandırdığı dizide kardeşi Eden, Cruz adındaki hispanik bir polisle imkansız bir aşk yaşıyordu. Zengin Capwell ailesi ile mavi yakalıların sınıf farkı soslu, uzun yıllar devam eden pembe diziydi.

    The Bold and the Beautiful

    Cesur ve Güzel (1987-Günümüz) Drama, Romantizm

    Katherine Kelly Lang, Ronn Moss, Susan Flannery, John McCook

    Aşk, ihtiras ve entrika üzerine kurulu hikayesi ile milyonlarca izleyicide tiryakilik yarattı ki Dallas gibi halen devam ediyor. Forrester ailesi ile çevresindekilerin ilişkilerinin anlatıldığı dizinin ana karakterleri Brooke Logan Forrester, Ridge Forrester, Eric Forrester ve Doctor Taylor Hayes Forrester. Karakterlerin görkemli hayatları herkese çekici geliyordu. Her pembe dizide olduğu gibi neredeyse herkes güzel, herkes yakışıklıydı. Forrester ve Spectra olmak üzere iki ayrı modaevinin arasındaki acımasız rekabetin yanı sıra karakterlerin aşk hayatları da ön plandaydı. Büyük bir modaevine sahip olan Forrester ailesinin oğlu Ridge, alt tabakadan gelen Brooke Logan ile aşk yaşıyor. Tabi ki annesi Stephanie Forrester bu ilişkiyi onaylamıyor ve Brooke’un hayatı Ridge için savaşmakla geçiyor. Bu arada evlilik dışı çocukları oluyor, evleniyorlar, Brooke Ridge’ten sıkılıp onu babası Eric Forrester ile aldatıyor, kayınpederden de bir çocuğu oluyor, Ridge’den boşanıyor, Eric ile evleniyor, sonra ondan da boşanıyor, başka birilerinden de çocukları oluyor. Dizide iş hayatındaki entrikalara da yer var. Kızıl saçlı kötü kadın Sally Spectra genellikle Forrester ailesinin modellerini çalıp kendi kreasyonuymuş gibi defilelerde gösteriyor…

    The Young and the Restless

    Yalan Rüzgarı (1973-Günümüz) Drama, Romantizm

    Doug Davidson, Eric Braeden, Peter Bergman, Melody Thomas Scott, Kate Linder

    Zengin Amerikalı ailelerin aşk, entrika ve hırs dolu hayatları etrafında gelişen sürükleyici olayları anlatıyordu. Bir zamanlar bu dizi iyi bir tiyatro, iyi bir mizah ve iyi bir illüzyon içeren oldukça eğlenceli bir eserdi ve dünyada olup bitenler hakkında bazı noktalara değinmeye çalışmıştı. Gençlerin maruz kalabilecekleri tehlikeleri, yanlış ve kötü kararların hayatlarına sonsuza kadar sürecek etkisini hikayeleştirmekti. Bunu artık pek yapmıyor. Bugünlerde neredeyse her karakter kusurlu ve artık dizinin verdiği mesaj maalesef ‘’acımasız ol’’a kadar gitmekte. Dizide en çok aklımda kalanlar Lauren Fenmore, Paul Williams, Victor Newman, Victoria Newman, Ashley Abbot, John Abbot, Jack Abbot, Cricket, Danny, Catharine Chandler, Esther, Shawn’dır.
    Bir de Jill !  Aslında Jill’i oynayan oyuncu değişmişti bir ara ve yeni gelen Jilll her zaman eskisini aratmıştır. Televizyon serilerinin en güçlü yapımlarından biriydi ve halen devam etmekte.

    Derleyen: Nilay Gündüz